Yenilenebilir Enerji Teşvikleri ve Uluslararası Ticaret

Dünya her geçen gün konvansiyonel enerji üretim yöntemlerinden yenilenebilir enerji yöntemlerine kaymakta. Elbette bu geçiş şirketler açısından çok yüksek miktarda yatırımlar gerektirdiği için birçok şirket bu geçişi yapmaya olağan ticari koşullar altında yanaşmamaktadır. Hal böyle olunca, devletlerin yenilenebilir enerjiye geçişi desteklemesi bir başka deyişle sübvanse etmesi gerekmektedir. Bu kapsamda ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde yenilenebilir enerji yatırımlarının artması için devlet teşvikleri verilmektedir. Fakat, her ne kadar egemen devletler kendi politikalarını belirlemekte özgür olsa da imza attıkları uluslararası anlaşmalar bazen ellerini kollarını bağlamaktadır. Bu kapsamda, devlet teşvikleri anıldığında akla ilk olarak son günlerde çok ciddi eleştirilere de konu olan Dünya Ticaret Örgütü (“DTÖ”) hukukunun ayrılmaz bir parçası olan Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması (“SCM”), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (“GATT”) ve Ticaretle Bağlantılı Yatırım Önlemleri Anlaşması (“TRIMs”) gelmektedir. Geçtiğimiz günlerde ise tam da bu konuları ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (“ABD”) uygulamasını ele alan bir karar  yayınlandı.

Hindistan’ın talebi üzerine, ABD’nin yenilenebilir enerji sektöründeki uygulamalarını değerlendiren Dünya Ticaret Örgütü (“DTÖ”) nezdinde oluşturulan panel raporunu[1] yayımladı. 9 Eylül 2016’da Hindistan’ın müzakere talebi ile başlayan süreç sonucunda taraflar uzlaşamayınca 24 Nisan 2018 tarihinde oluşturulan panel raporunu bir yılı uzun bir süreden sonra yayınladı. Panel, ABD’nin 7 eyaleti[2] tarafından yenilenebilir enerji üretimini arttırmayı hedefleyen vergi avantajlarını ve devlet teşviklerini ele alarak ABD’nin Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nı ihlal ettiğini tespit etti.

 Uyuşmazlık Konusu Nedir?

ABD’nin uyuşmazlığa konu uygulamalarını özetlemek gerekir ise; yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimine geçen  üreticilere çeşitli devlet yardımları, vergi indirimleri ve geri ödemeleri öngörülmektedir. Ek olarak, yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimine geçişlerde teşviki sağlayan eyalette üretilen veya o eyalette kurulmuş tedarikçilerinden alınan ürünlerin kullanılması durumunda ek avantajlar öngörülmektedir. Örneğin; Michigan’da yenilenebilir enerji üretim santralleri tarafından üretilen her bir megawatt/saat elektrik için bir birim kredi kazanılmaktadır. Fakat enerji üretilen santrali, Michigan’da üretilen ekipmanlarla inşa edildiyse ya da santralde Michigan’da ikamet eden kişiler çalıştırılıyor ise 1/10 oranında ek kredi kazanılmaktadır. Dönem sonuna gelindiğinde ise bu krediler teşvik olarak üreticilere geri dönmektedir. Diğer bir örnekte ise, California eyaletinde yer alan elektrik tüketicilerinin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak elektrik tesislerini kurmaları halinde çeşitli ödemeler öngörülmektedir. Ayrıca bu tesisin kurulmasında “California’lı tedarikçilerin” ya da “California menşeili” malların kullanması durumunda ekstra %20 ek ödeme öngörülmektedir. Tüm eyaletlerde teşvik sağlanan santrallerin ya da ürünlerin üretilmesi durumunda asgari bir teşvik/vergi avantajı öngörülmekte, öte yandan üretim sırasında teşviki sağlayan eyaletin mallarının kullanılması durumunda ekstra avantajlar sağlanmaktadır.

Söz konusu Panel raporuna konu olan uyuşmazlık esasında yenilenebilir enerji konusunda ABD ve Hindistan arasında ilk uyuşmazlık değil. 2016 yılında DTÖ Temyiz Organı India – Solar Cells[3] raporunda Hindistan’ın yenilenebilir enerji pazarındaki uygulamalarının ihlal teşkil ettiğini tespit etmişti. Bu bakımdan iki uyuşmazlığın hem uygulamalar hem de hukuki analizler bakımında benzer olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Yerli Ürün Kullanımı Neden Sorun Teşkil Ediyor?

Uluslararası ticaret sistemi esasında iki temel prensip üzerinde şekillenen karışık bir yapı olarak nitelendirilebilir. Sistem bir yandan iki ülke arasında ayrımcılık yapmayı yasaklarken (en çok kayrılan ulus kuralı) diğer yandan ise üye devletin ithal edilen ürünler ile yerel ürünler arasında ayrımcılık yapmasını (ulusal muamele kuralı) yasaklamaktadır. Bu kapsamda tüm DTÖ anlaşmalarında bu ilkelerin yansımaları niteliğinde hükümler öngörülmektedir.

US – Renewable Enegry uyuşmazlığında tam da yerel ürünler ile ithal ürünler arasında ayrımcılık yapılmasını engelleyecek hükümler (ulusal muamele kuralının yansımaları) olan GATT madde III:4, SCM madde 3.1(b) ve TRIMs madde 2.1 Panel tarafından ele alınmıştır. Belirtmek gerekir ki, Panel usul ekonomisi uygulayarak analizini sadece kapsamı en geniş olan GATT madde III:4 üzerinden gerçekleştirmiştir ve GATT madde III:4 kapsamında incelenmesi gereken üç husus olan (i) uyuşmazlığa konu ürünlerin benzer olup olmadığını, (ii) ürünleri satışını, satışa sürülmesini, alımını, taşınmasını, dağıtılmasını veya kullanılmasını etkileyen yasa, yönetmelik ya da zorunluluk olup olmadığını ve (iii) ithal ürünlere daha kötü muamele yapılıp yapılmadığını incelemiştir. 

İlk olarak ürünlerin farklı yerlerden gelmesinin benzerliklerini etkilemeyeceğini ve bu nedenle EC – Asbestos uyuşmazlığında Temyiz Organı tarafından ürünlerin benzerliğini değerlendirmek için uygulanan dört kriterin[4] incelenmesine hacet olmadığını belirterek söz konusu tüm ürünlerin benzer nitelikte olduğunu tespit etmiştir. İkinci olarak ise, söz konusu uygulamaların doğrudan enerji sektöründeki elektriğin satışını ve dağıtımını etkilediğini tespit etmiştir. Son olarak ise, yerel ürünlerin kullanılması durumunda ek teşvikler öngörülmesinden dolayı ithal ürünlere daha kötü bir muamele uygulandığını tespit etmiş ve söz konusu uygulamaları GATT madde III:4’e aykırı bulmuştur.

Yerel Ürün Kullanma Zorunluluğu Getirilmeseydi Ne Olurdu?

Yukarıda da belirtildiği üzere ABD’nin uygulamaları sadece GATT anlaşması anlamında değerlendirilmiştir. GATT bir yandan ticareti liberalleştirmeyi amaçlarken diğer yandan devletlerin arzu ettiği koruma rejimlerini uygulaması için de açık kapılar bırakmaktadır. Yenilenebilir enerji bakımından getirilen uygulamalar normal şartlarda GATT hükümlerini ihlal etse bile GATT madde XX (b) altında insan, hayvan veya bitki sağlığı veya hayatını korumaya yönelik uygulanıyor ise ve chapeau testi[5] olarak adlandırılan testi geçebiliyor ise GATT ihlali teşkil etmemektedir. TRIMs anlaşması istisna hükümleri[6] için GATT anlaşmasına atıf yaptığı için her benzer bir değerlendirmeyi TRIMs anlaşması altında da yapmak mümkün olacaktır. Fakat, GATT, TRIMS ve SCM anlaşması kıyaslandığında ise en dar hükümlerin SCM anlaşmasında olduğu değerlendirilmektedir.

SCM anlaşması altında devletlerin doğrudan ve dolaylı olarak özel sektöre fayda sağlayacak şekilde kaynak aktarımını yasaklayan hükümler öngörülmektedir ve herhangi bir istisna hükmü halihazırda mevcut değildir. Bu nedenle devletler tamamen ticari çıkarlarını bir kenara bırakıp mümkün olan en çevreci sübvansiyonları sağlasa bile SCM anlaşmasını ihlal etmekten kurtulamamaktadır. Dolayısı ile ABD’nin sağladığı sübvansiyonlarda yerel ürün kullanma zorunluluğu olmasaydı bile SCM anlaşması altında ihlal teşkil[7] edecekti. SCM anlaşmasının mevcut bu yapısı birçok üye devlet ve akademisyen tarafından eleştirilmektedir[8]. Nitekim, DTÖ’nün kuruluşu ile sonuçlanan uluslararası ticaret müzakerelerinin Uruguay ayağı sonucunda ortaya çıkan SCM anlaşması ilk beş yıl için uygulanmak amacıyla geçici hükümler öngörmekteydi. Bu hükümler kapsamında, SCM anlaşmasının 8.maddesinde şirketlerin çevre regülasyonlarına uyum sağlamak amacı ile işyerlerinde yapacakları değişiklilerin davaya konu olamayacağı belirtilmekteydi. 5 yılın sonunda ise üye devletlerin bu hükümleri genişleterek uygulamaya devam edeceği öngörülmekteydi. Fakat o tarihten bu yana, efektif bir müzakere sonucu elde edilemediği için günümüzde 1994 yılında öngörülen hukuki rejimden çok bir uzak noktada yer almaktayız. Haliyle SCM anlaşmasının bu yapısı günümüzde birçok kişi tarafından eleştirilere maruz kalmaktadır.

Sonuç olarak ticaret savaşlarına yön veren fakat hukuki analizler bakımında pek de şaşırtıcı olmayan bir kararın ülkemiz açısından da bazı yansımaları olacağını düşünmekteyiz. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kabul edilmiş temyiz organı ve panel kararları hukuken bağlayıcı olmasa da üye devletler için bir haklı beklenti yaratmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de halihazırda yenilenebilir enerji santrallerine verilen teşviklerin de ABD uygulamasında olduğu üzere yukarıda belirttiğimiz sözleşmelere aykırılık teşkil etme riski bulunmaktadır.

Bu kapsamda DTÖ reformunun ABD’nin Temyiz Organı üyelerini atamasını engellemesi sonucunda gerçekleşeceğini düşündüğümüzde, başlayacak müzakerelerde yenilenebilir enerji ve işçi hakları gibi konuların tekrar gündeme geleceği ve uluslararası ticaret sisteminin kurallarının sosyal değerlere daha da önem verecek şekilde güçleneceğine inancımız tam. 


[1] Panel Raporu, United States – Certain Measures Relating to the Renewable Energy Sector, WT/DS510/R, yayın tarihi 27 Haziran 2019

[2] Söz konusu eyaletler; Washington, California, Montana, Connecticut, Michigan, Delaware, Minnesota’dan oluşmaktadır.

[3] Temyiz Organı Raporu, India – Certain Measures Relating to Solar Cells and Solar Modules, WT/DS456/AB/R, kabul tarihi 14 Ekim 2016

[4] Herhangi bir uyuşmazlıkta ürünlerin benzer olup olmadığı; ürüne ilişkin tüketici zevkleri ve alışkanlıkları, ürünlerin fiziksel karakterlerinden kaynaklanan farklılıklar, ürünün son kullanım amaçları ve ürünlerin tarife sınıflandırması incelenerek değerlendirilmektedir.

[5] Chapeau testi altında bir önlemin uygun bulunabilmesi için o önlemin uygulanmasının aynı koşulların mevcut olduğu ülkeler arasında keyfi ya da gereksiz ayrımcılığa sebebiyet vermemesi ya da uluslararası ticareti gizli şekilde kısıtlama amacı gütmemesi gerekir. Bkz. Temyiz Organı Raporu, United States – Standards for Reformulated and Conventional Gasoline, WT/DS2/AB/R, kabul tarihi 20 Mayıs 1996.

[6] Bkz. TRIMs madde3.

[7] Bu değerlendirmede ABD’nin davaya konu olan uygulamalarının SCM madde 5 altında olumsuz etkiler yarattığı ve madde 2 altında spesifik olduğu kabul edilmiştir.

[8] Daha detaylı analiz için Luca Rubini, ‘Ain’t Wastin’ Time No More: Subsidies for Renewable Energy, The SCM Agreement, Policy Space, and Law Reform’, 2012, 15 Journal of International Economic Law, 525.

Rüzgarın Bol Olsun Türkiyem

Rüzgar enerjisi santrali (“RES”) kurulu gücü yaklaşık 7,4 GW olan ülkemizde 2018 yılında üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 6.8’i rüzgar santrallerinden sağlandı. Enerjide dışa bağımlılık ile karbon izinin azaltılmasında ve enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik önemi haiz rüzgar enerjisine ilişkin yatırımlar hız kesmiyor. 2017 yılında yapılan RES’lere yönelik ilk YEKA ihalesinden sonra 250 MWe kapasiteli Balıkesir, Çanakkale, Aydın, Muğla bağlantı bölgeleri için YEKA-2 ihalesi de 30.05.2019 tarihinde yapıldı. Bir milyar dolarlık yatırım anlamına gelen bahse konu RES’ler tamamlandığında yaklaşık 1 milyon 200 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması öngörülüyor. YEKA RES-2 ihalesi kapsamında kurulacak tesislerin lisans süresinin 49 yıl olacağını belirtmekte fayda var.

YEKA-2 kapsamında yapılan Aydın Bağlantı Bölgesi ihalesini 4,56 dolar/cent’lik teklifiyle ve Çanakkale bağlantı Bölgesi ihalesini 3,67 dolar/cent’lik teklifiyle Enerjisa Üretim Santralleri A.Ş. kazandı. Diğer yandan, Muğla Bağlantı Bölgesi için yapılan ihaleyi 4,00 dolar/cent’lik teklifiyle ve Balıkesir Bağlantı Bölgesi için yapılan ihaleyi 3,53 dolar/cent’lik teklifiyle  Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd.Şti., kazandı.

İlk YEKA için yapılan açık eksiltmenin 3,48 dolar/centlik teklif ile kazanıldığını göz önüne aldığımızda YEKA-2’deki fiyatlar görece yüksek olduğu belirtilebilir.  Elbette ki,  bunun temel sebebi yatırımların ölçeklerindeki farklılık anımsanacağı üzere YEKA-1 ihalesi bin MWe için yapılmıştı.) ve döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar. Ancak, son dönemde yaşanan ekonomik gelişmelere rağmen ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin göstergesi olması nedeniyle bu ihalenin çok önemli olduğunu söylemek mümkün. Keza, yerli ve milli enerji söyleminin meyvelerinin yeşerdiği de aşikar. Yatırımların hız kesmemesi temennisiyle: Rüzgarın bol olsun Türkiyem…

YEKDEM’den yararlanacaklar dikkat: Zaman daralıyor!

Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretiminin teşvik edilmesi amacıyla getirilen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) yeniden enerji piyasasının gündeminde. 2020 sonrasında uygulanacak teşvik mekanizmasının nasıl şekilleneceği de merak konusu. Bununla birlikte, geçtiğimiz Şubat ayında 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un (“YEK Kanunu”) 6/C maddesine eklenen fıkra ile kapasite artışı lisans tadili Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (“EPDK”) tarafından uygun görülen üretim tesislerinde bahse konu kapasite artışları için YEKDEM’den yararlanılmayacağını hatırlatmakta fayda var.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesisleri için zaman daralıyor. YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim tesislerinin işletmeye girmeleri için son tarih 31 Aralık 2020. Oysa, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim 2019. Hal böyle olunca uygulamada YEKDEM’den faydalanmak isteyen tesislerin akıllarında soru işaretleri oluşabiliyor. Bu yazımızda, uygulamanın son senesi olan 2020 yılında ilgililerin karşılaşması muhtemel birtakım problemlere ve bunlara ilişkin EPDK’nın yaklaşımlarına değineceğiz.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesislerini nasıl bir süreç bekliyor?

Yerli aksam kullanan tesisler için süreç 1 Ağustos’ta Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik’te (“YEKDEM Yönetmeliği”) yer alan belgelerin Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne sunulması ile başlıyor. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim.

Başvuru evraklarının sunulmasını takiben Kasım ayının ilk on günü içerisinde EPDK internet sitesinde yayınlanacak ön YEK listesi için yapılacak itirazlar ise bu listenin yayınlanmasını takip eden beş gün içerisinde EPDK’ya yazılı olarak bildirilecek. 30 Kasım’da nihai YEK listesinin EPDK’nın internet sitesinde yayınlanması üzerine nihai listede yer alan üretim lisansı sahipleri için bir senelik YEKDEM’de yer alma zorunluluğu başlayacak.

10 yıllık süre ne zaman başlayacak?

YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık süre ne zaman başlayacağı, uygulamada özellikle kurulu gücünün bir kısmı için geçici kabul yaptırmış tesisler için merak konusu. Burada altını çizmek istediğimiz husus YEKDEM’den faydalanabilmek için kısmen dahi olsa 31 Aralık 2020 öncesinde işletmeye girilmesi suretiyle YEKDEM mekanizmasına dahil olunması. 10 yıllık süre ise, geçici kabul yapılmış kısmın YEKDEM’den faydalanmaya başladığı tarih esas alınarak hesaplanmakta.

YEKDEM Yönetmeliği’nin 8.maddesi uyarınca 31 Aralık 2020’ye kadar kısmen veya tamamen işletmeye girmiş veya girecek olan üretim tesisler için 10 yıllık süre, lisansına derç edilen ilk kurulu gücün;

  • Tamamının işletmeye giriş tarihinden,
  • Tamamı işletmeye girmeden YEKDEM’e katılması halinde, YEKDEM’e ilk katıldığı tarihten

itibaren işlemeye başlayacaktır.

Bu halde geçici kabul tarihi aslen, üretim tesisinin YEKDEM’e başvuracağı tarihin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Ancak, YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık sürenin başlangıç tarihine esas teşkil etmemektedir. Zira, mezkur sürenin başlangıç tarihi YEKDEM’e ilk katıldığı tarihtir. Bu noktada önem arz eden ayrım tesisin tamamının işletmeye girmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 15 MW’lık kurulu gücünün 10 MW’ı için kısmi geçici kabul alan ve bu dönemde YEKDEM’e katılan bir tesis, 10 yıllık yararlanma süresinin başlaması için YEKDEM’e ilk ünitesinin katıldığı tarihi esas almalıdır. Bu örnekte 15 MW’ın tamamının işletmeye giriş tarihinin dikkate alınması isabetsiz olacaktır. Geriye kalan 5 MW’lık kapasite ise, bu kapasite için alınacak geçici kabul ve işletmeye girişini takiben YEKDEM’den faydalanmaya başlayacak, ancak yararlanma süresi bakımından 10 MW’lık kapasite için tanınmış 10 yıllık süreye tabi olacaktır.

Kapasite artışı YEKDEM’den yararlanma süresini etkiler mi?

Üretim tesislerinde kurulu güç artışı uygulamalarının hayata geçirilmesi de YEKDEM’den yararlanma süreleri konusunda soru işaretleri yaratabiliyor. Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir husus, YEKDEM uygulamasının kapasite üzerinden değil, tesis üzerinden işlediğidir. Dolayısıyla, bir üretim tesisinin YEKDEM’den faydalanabilmesi için 31 Aralık 2020 tarihinden önce kısmen de olsa geçici kabulünün yapılması suretiyle kendisini YEKDEM sistemine atması yeterli olacaktır. Bir başka örnekle açıklamak gerekirse, kurulu gücü 5 MW olan üretim tesisi için geçici kabulün 2020 yılında alındığını ve daha sonra tesisin kurulu gücünün 15 MW’a çıkarıldığı (konuya ilişkin tadilin YEK Kanunu 6/C’de yapılan değişiklikten önce olması koşuluyla) ve ek 10 MW’lık bölüm için 2022 yılında geçici kabulün tamamlandığı bir senaryoda, tesisin tamamının YEKDEM’den faydalanacağı zaman aralığı 2021-2030 yılları olacaktır. Çünkü tesisin YEKDEM’e dahil edildiği ilk tarih 2021 olacaktır.

EPDK’dan yeni karar

EPDK’nın 10 Nisan 2019 tarihli ve 30741 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile 2011 yılı YEKDEM uygulamasının kapsamı genişletildi ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den yararlanmasının önü açıldı. EPDK karar kapsamında;

  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılında YEKDEM’den yararlanabileceğine ve
  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer alan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılının 11 ayında YEKDEM’den yararlanabileceğine

hükmetmiştir. İlgili karara buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer yandan, YEKDEM’den faydalanabilmek için son tarihin 31  Aralık 2020 olduğu buna mukabil YEKDEM başvurularının ise en son 31 Ekim 2020 tarihine kadar yapılması gerektiği göz önüne alındığında, 31 Ekim 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında işletmeye girecek tesislerin (Kısmen dahi işletmeye girmeleri yeterlidir.) YEKDEM’den faydalanacaklarına şüphe bulunmamakla birlikte, bunların başvuru süreçlerine ilişkin olarak herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için EPDK tarafından konuya ilişkin olarak düzenleme yapılması yerinde olacaktır.

Son Dönemin Popüler Tartışması: Yenilenebilir Enerjide Yerli Ekipman Kullanımına Bağlanan Teşvik Mekanizmaları

Artan nüfusa bağlı olarak enerjiye olan talep de gün geçtikçe artıyor. Kömür, petrol, doğalgaz, nükleer gibi yenilenemez enerji kaynaklarının hem çok ciddi çevre kirliliğine yol açması hem de sınırlı ve özellikle belirli bölgelerde ulaşılabilir olmaları, maalesef artan enerji ihtiyacını tam olarak karşılayabilir nitelikte görülmüyor.

Bu noktada yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilginin artmasına ise şaşmamak gerekiyor. Nitekim güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik enerjisi, dalga enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları doğaya çok daha az zarar verirken çevre kirliliğini de minimum seviyeye indiriyor. Ek olarak söz konusu kaynakların ‘yenilenebilir’ oluşu ise, bu kaynakların hiçbir zaman tükenmemesi sebebiyle sınırsız kullanım vadediyor.

Tüm bu olumlu özelliklerin varlığına rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarından ‘yeterli’ derecede yararlanılamadığı da aşikar. Aslında bunun birçok sebebi var. Öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğu düzensiz ve dolayısıyla elektrik enerjisine dönüşümü nispeten daha zor. Örneğin rüzgar enerjisinden yararlanabilmek için rüzgara, güneş enerjisini kullanabilmek için güneş ışınlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla doğa şartlarının elverişli olmadığı zamanlarda (örneğin rüzgarın olmadığı veya havanın bulutlu olduğu) söz konusu kaynaklardan elektrik enerjisi kullanabilmek mümkün değil. Diğer bir sebep ise yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanabilmek için kurulması gereken tesis ve ekipmanların oldukça maliyetli olması. Kabaca bir hesaplamayla çoğu zaman özellikle fosil yakıtlardan enerji elde edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasen daha kolay ve az maliyetli olabiliyor.

Yine de yenilenebilir enerji kaynaklarının olumlu ve çevre dostu etkilerinin ağır basması, söz konusu enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretimine ağırlık verilmesi sonucunu doğuruyor. Bu noktada ülkeler, bu kaynaklara dayalı elektrik enerjisi üretimini arttırabilmek amacıyla, çok çeşitli teşvik mekanizmaları uyguluyorlar. Genel olarak bu teşvik mekanizmaları uzun dönemli ve sabit fiyatlı alım garantisi olarak karşımıza çıkıyor.

Son yıllarda yenilenebilir enerjide en çok tartışılan konu ise, yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerli üretim malların kullanılması sonucu verilen teşvikler. Yakın zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Kanada – Temyiz Mahkemesi kararı[1] ile birlikte gündeme gelen ve yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerli ekipman kullanılması şartına bağlanan teşvik mekanizmaları oldukça tartışmalı. Hatırlatmak gerekirse DTÖ’ye şikayette bulunan Japonya ve Avrupa Birliği, Kanada’nın yenilenebilir enerji sektöründe elektrik üreten belirli ekipmanların teşvikten (Feed-in Tariff) yararlanmasına yönelik uygulamanın, Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması (TRIMS), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler (SCM) hükümlerine aykırı olduğunu belirtmişti. Temyiz Mahkemesi de kararında söz konusu uygulamanın Article III:8’de yer verilen ve devlet alımlarına yönelik tanınan muafiyetten yararlanamayacağını belirterek Panel bulgularını onamıştı.

Şimdi ise benzer bir konu Hindistan’ın Amerika’yı şikayeti üzerine Panel önüne geliyor. Hindistan, Amerika’nın Washington, California, Montana, Massachusetts, Connecticut, Michigan, Delaware ve Minnesota eyaletlerinde uygulamaya koyduğu ve yenilenebilir enerji üretiminde yerli ürün kullanımı zorunluluğu ve buna bağlı teşviklerin, TRIMS, GATT ve SCM hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini ifade ederek Panel kurulmasını talep etti. Türkiye’nin de üçüncü taraf olarak katıldığı uyuşmazlık, 21 Mart tarihinde Panel’in kurulmasıyla birlikte devam ediyor[2].

 

[1] https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/412_426abr_e.pdf

[2] https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds510_e.htmr