Giriş
2022 yılında dijital piyasalarda pazar gücünün az sayıda oyuncu bünyesinde yoğunlaşmasına yönelik bir çözüm arayışı olarak Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Dijital Piyasalar Yasası (Digital Markets Act, “DMA”), ilk taslağından bu yana güncelliğini hiç kaybetmeyen bir konu olarak tüm dünyada yankı uyandırmaya devam ediyor. Gündemde bu kez ise Avrupa Birliği Genel Mahkemesi’nin (“Genel Mahkeme”) kısmen iptal ettiği bir geçit bekçisi atama kararı var.
Aslında bu, Genel Mahkeme’nin geçit bekçisi atamalarına yönelik olarak verdiği ilk karar değil. Daha önce ByteDance tarafından açılan iptal davasının teşebbüs aleyhine sonuçlandığına bu yazımızda değinmiştik. Gelinen noktada, Genel Mahkeme’nin Meta’nın Marketplace uygulamasının geçit bekçisi olarak nitelendirilemeyeceğine ilişkin kararı DMA sürecinde alınan kararların daha çok su kaldıracağına işaret ediyor.
Bu yazımızda öncelikle Meta’nın geçit bekçisi olarak tespit edildiği karara, daha sonra ise bu belirlemeyi kısmen iptal eden Genel Mahkeme kararının detaylarını ele alacağız.
Geçit Bekçiliğine Giden Yol: Komisyonun Meta Kararı
Meta için süreç, Komisyon’un Eylül 2023 tarihli atama kararı ile başladı. Komisyon bu kararıyla Meta’nın DMA’in 3. maddesi uyarınca geçit bekçisi olarak belirlemiş ve Meta’nın sunduğu çeşitli hizmetleri temel platform hizmeti olarak değerlendirmişti. Bunlar arasında Meta’nın kullanıcılarına sunduğu Facebook ve Instagram gibi çevrimiçi sosyal ağ hizmetleri, WhatsApp ve Messenger gibi numaradan bağımsız kişiler arası iletişim hizmetleri, Meta Ads’in çevrimiçi reklamcılık ve reklam ağı hizmetleri ile Marketplace’in çevrimiçi aracılık hizmeti yer alıyordu. Komisyon, Meta’nın kullanıcı sayısı, ciro ve pazardaki konumu bakımından DMA’da öngörülen nicel eşikleri karşıladığı sonucuna ulaşmıştı.
Söz konusu nitelendirme, Meta’nın geçit bekçisi kararını takip eden 6 aylık bir süre zarfında DMA’de düzenlenen yükümlülüklerle uyumlu hale gelmesi gerektiği anlamına geliyordu. Tek bir karar ile beş farklı temel platform hizmetinin bu değerlendirmeye konu edilmesi, Meta’nın oldukça kapsamlı ve çeşitli yükümlülükler altına girmesi anlamına geliyordu. Bu yükümlülüklerden birkaçı ise:
- ticari kullanıcıların kendi faaliyetlerinden doğan verilere erişebilmelerini temin etmek,
- kendini kayırma yasağı,
- birlikte çalışabilirlik,
- bağlama ve paketleme yasağı
gibi rekabet hukukunda hâkim durumdaki teşebbüsler bakımından tanıdık önlemlere işaret ediyordu.
Öte yandan Meta, Komisyon nezdinde yürüyen süreçte söz konusu değerlendirmelere ilişkin itirazlarını dile getirmişti. Meta’nın Komisyon’a karşı sunduğu temel argümanlar, Messenger’ın Facebook’tan bağımsız bir hizmet olarak değerlendirilemeyeceği ve Marketplace’in işletmeler ile son kullanıcılar arasında DMA’nın öngördüğü anlamda kritik bir geçit işlevi görmediği yönündeydi. Ancak Komisyon bu argümanların DMA’de öngörülen karineleri açıkça çürütecek ölçüde güçlü olmadığı sonucuna ulaşmıştı. Nitekim Meta’nın daha sonra Genel Mahkeme önüne taşıdığı uyuşmazlık da esas olarak bu değerlendirmelere dayanıyordu.
Direksiyonda Kim Var? Genel Mahkeme Komisyonun Takdir Yetkisini İnceliyor
Bu dava ilk bakışta DMA’deki kriterlere ve bu kriterlerin uygulanmasına ilişkin teknik bir uyuşmazlık gibi görünse de dosyanın merkezinde çok daha temel bir soru yer alıyor: DMA kapsamında direksiyon ne ölçüde Komisyon’un elinde?
Meta’nın davası hem Messenger hem de Marketplace hizmetleri bakımından Komisyon’un nicel kriterleri uygulama yöntemini ve yorumlama sürecinde dikkate aldığı parametreleri Genel Mahkeme’nin denetimine sunmuş oldu. Kararı incelediğimizde ise ne Komisyon ne de Meta için mutlak bir kazanç olduğunu ileri sürmek güç. Bununla birlikte karar, Komisyon’un DMA’yı uygularken sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını ve ne şekilde kullanılacağının anlaşılabilmesi için önemli değerlendirmeler içeriyor.
Messenger için Komisyon’a Yeşil Işık
Messenger hizmeti bakımından Meta’nın temel argümanı bu hizmetin Facebook’un ayrılmaz bir parçası olduğu ve tek başına bir hizmet olarak değerlendirilemeyeceği yönündeydi. Meta’ya göre kullanıcılar Messenger’ı esas olarak Facebook deneyiminin bir unsuru olarak kullanmakta, dolayısıyla hizmetin tek başına ve ayrı bir hizmet gibi nitelendirilmesi hukuka aykırıydı.

Genel Mahkeme ise burada Meta’nın savunmalarını haklı bulmadı. Kullanıcıların Messenger’ı yalnızca Facebook üzerinden değil, kendine özgü bir uygulama üzerinden de kullanabildiğini, Messenger’ın Facebook’tan ayrı fonksiyonlara sahip olduğunu ve Meta’nın yalnızca Messenger’a yönelik birtakım araçlar geliştirdiğini dikkate alan Genel Mahkeme, hizmetlerin entegre olmasının tek başına bu tespitleri çürütmeye yeterli olmadığına hükmetti.
Genel Mahkeme ayrıca, Meta’nın bir diğer itirazına ilişkin olarak yaptığı değerlendirmede, DMA’nın nicel eşiklerinin değerlendirmesinde Komisyon’un kullandığı metodolojinin de hukuka uygun olduğuna kanaat getirdi. Meta, kullanıcı sayısı hesaplanırken Messenger ile Facebook arasında bir ayrıştırmaya gidilmesi ve yalnızca Messenger kullanan (eş zamanlı olarak Facebook kullanmayan) kullanıcıların dikkate alınması gerektiğini savunurken, Genel Mahkeme DMA kapsamında yapılacak değerlendirmede bu yönde bir ayrıştırmaya gidilmesinin zorunlu olmadığına hükmederek Komisyon’un yaklaşımını hukuka uygun buldu.
Marketplace’e Kırmızı Işık Yandı: Komisyon Hız Sınırını Aştı!
Marketplace hizmeti bakımından ise Meta’nın itirazları öncelikle söz konusu hizmetin bir çevrimiçi aracılık hizmeti teşkil etmediği, aksi yönde bir kanaat oluşsa dahi bu hizmetin önemli bir geçit görevi görmediği yönündeydi. İtirazların en temel dayanağı ise, Meta’nın 2023 yılının ortasında Marketplace hizmetinde gerçekleştirdiği köklü değişikliklerdi. Yapılan yeniden düzenleme ile Marketplace hizmetinde ticari kullanıcı sayısında (ve dolayısıyla Marketplace üzerinden gerçekleşen ticari faaliyetlerde) büyük bir düşüş gözlemlenirken, bir kullanıcının yayınlayabileceği ilan sayısına da sınırlama getirildi.
Bahse konu itirazlar Genel Mahkeme kararında kendine olumlu bir karşılık buldu. Nitekim Genel Mahkeme, Komisyon’un Marketplace’i bir temel platform hizmeti olarak (çevrimiçi aracılık hizmeti) sınıflandırmasını hukuka aykırı buldu. Bu hukuka aykırılığın temelindeki tespit ise, Komisyon’un değerlendirmesinin yalnızca karar tarihinden önceki son üç yıla ilişkin verilere dayanarak verilmiş olması ve Meta’nın Marketplace hizmetinde Temmuz 2023 sonunda yaptığı değişiklikleri dikkate almaması oldu.
Genel Mahkeme ayrıca, Komisyon kararında söz konusu değişikliklere ilişkin somut bir analiz sunulmamış olmasını ve söz konusu değişikliklerin varlığında Marketplace hizmetinin ticari kullanıcıların tüketicilere mal veya hizmet sunumuna nasıl imkân sağladığı hususunda bir değerlendirmeye yer verilmemiş olmasını usuli bir eksiklik olarak değerlendirdi ve kararın gerekçe yönünden yeterli olmadığına hükmetti.
Aslında Genel Mahkeme’nin Marketplace’e ilişkin kararı tamamen beklenmedik bir sonuca ulaşmıyor. Zira Komisyon, Meta’nın yeniden değerlendirme başvurusu üzerine Nisan 2025’te verdiği kararında Marketplace özelindeki önceki tespitlerini gözden geçirmiş ve bu hizmetin artık DMA kapsamında çevrimiçi aracılık hizmeti niteliğinde bir temel platform hizmeti olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştı.
Bu yönüyle bakıldığında Genel Mahkeme’nin kararı ilk bakışta yalnızca Komisyon’un sonradan vardığı sonucu teyit ediyor gibi görünebilir. Ancak Genel Mahkeme’nin ilk kez DMA kapsamında Komisyon’un sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını somut bir uyuşmazlık üzerinden ortaya koyduğu düşünüldüğünde, kararın Marketplace’in bugün DMA kapsamında olup olmamasından çok daha önemli sonuçları olduğu söylenebilir.
Bilindiği üzere DMA ardıl değil öncül bir düzenleme olduğundan, klasik rekabet hukuku araçlarından farklı olarak Komisyon’a oldukça erken aşamada ve geniş kapsamlı bir müdahale imkânı tanıyor. Ancak Genel Mahkeme kararı, dijital piyasaların hızla değişen yapısı karşısında Komisyon’un soyut bir düzlemde takdir yetkisine dayanarak karar almakla yetinemeyeceğini ve teşebbüsler tarafından ileri sürülen somut değişiklikleri ve vardığı sonucun gerekçelerini kararında tartışmak zorunda olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Dijital Piyasaların Yol Haritası Yeniden Çizilirken…
Kararın bir diğer ve belki de en uzun vadeli etkisi, Avrupa Birliği dışında dijital piyasalara yönelik olarak düzenlenen regülasyon tartışmaları bakımından ortaya çıkıyor. Son yıllarda Birleşik Krallık, Japonya, Brezilya, Hindistan ve Türkiye gibi birçok ülke dijital piyasalara yönelik öncül düzenleme modellerini tartışıyor. Bu ülkeler açısından Avrupa Birliği adeta bir laboratuvar işlevi görüyor. Bu kapsamda Meta kararı da bu laboratuvardan çıkan ilk önemli bulgulardan biri olarak değerlendirilebilir: Güçlü düzenleyici yetkiler tasarlamak kadar, bu yetkilerin hangi veri setleriyle kullanılacağını, değişen piyasa koşullarının nasıl dikkate alınacağını ve kararların hangi standartta gerekçelendirileceğini belirlemek de en az o kadar önemli.

Türkiye bakımından da kararın dikkat çekici yönü burada ortaya çıkıyor. Rekabet Kurumu’nun son yıllarda dijital piyasalara ilişkin yürüttüğü incelemeler ve dijital platformlara yönelik düzenleme tartışmaları dikkate alındığında, Avrupa Birliği uygulamasında ortaya çıkan güçlü ve zayıf yönlerin yakından takip edilmesi büyük önem taşıyor. Meta kararı dijital piyasalarda etkili müdahale ile hukuki güvenlik arasında hassas bir denge kurulması gerektiğini tüm düzenleyicilere bir kez daha hatırlatıyor.
Sonuç olarak Genel Mahkeme’nin Meta kararı, yalnızca Marketplace’in geçit bekçisi olup olmadığına ilişkin bir uyuşmazlığın çözümü değil. Karar aynı zamanda DMA’nın nasıl uygulanacağına, Komisyon’un ne ölçüde hareket serbestisine sahip olduğuna ve dijital piyasalara yönelik öncül düzenlemelerin hangi kurumsal güvenceler üzerine inşa edilmesi gerektiğine ilişkin ilk önemli yargısal rehberlerden biri niteliğinde. Bu nedenle kararın etkilerinin Marketplace dosyasının çok ötesine uzanacağını söylemek mümkün.