Rekabet Kurumu dahil tüm rekabet otoritelerinden çağrı: Covid-19 salgını süresince tedbiri elinizden bırakmayın, rakiplerle “sosyal mesafeyi” korumaya dikkat edin!


Covid-19 ile mücadelede hem şirketlerin hem de devlet kuruluşlarının ve düzenleyici otoritelerin risk yönetimini daha dikkatli bir şekilde ele alması, şirketlerin ise paniğe kapılıp tedbiri elinden bırakmaması gerekiyor. Bu kapsamda özellikle de, fırsattan istifade edip tüketicileri ve piyasaları olumsuz etkileyen davranışlara başvuranlara yönelik uyanık olunması şart.

Covid-19 salgınının Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” olarak sınıflandırılmasının ardından tüm dünyada farklı seviyelerde alarm durumuna geçildi. Bu kapsamda geliştirilen kamu politikalarının ve bu politikaların ürünü olarak ortaya konan önlemlerin yanı sıra çalışma hayatından sosyal hayata pek çok farklı sosyo-ekonomik tedbir alınmaya başlandı. Bu dönemde, birçok kamu kuruluşu bir yandan salgınla mücadeleye katkıda bulunurken, diğer yandan özel sektör paydaşlarının önleyici tedbirlere uyumlu hareket etmelerini desteklemek suretiyle iktisadi hayatın devamlılığını temin etmeye çalışıyorlar.

Söz konusu tedbirleri alan kuruluşlar arasında rekabet otoriteleri de yer alıyor. Çoğu ülkede salgının “peak” noktasına ulaşarak salgın eğrisinin düzleşmesi beklenirken pek çok rekabet otoritesi çalışma usulünü değiştirse de rekabet kurallarını hatırlatmayı da unutmuyor!

Öncelikle, son birkaç haftaki gelişmelere baktığımızda pek çok rekabet otoritesinin işleri evden takip etmeye başladığını, dönüşümlü çalışma usulüne geçtiğini veya yeni bir düzene geçene kadar kapıya kilit vurduğunu görüyoruz…

Meksika ve Çin rekabet otoritelerinin duyurularına göre otorite nezdinde yüz yüze görüşmeler yasaklanıyor. Yunan rekabet otoritesi ise çalışma saatlerini kısalttığını duyurdu. Diğer taraftan, AB Komisyonu’nun yanı sıra Birleşik Krallık, Polonya, Avusturya, Almanya, Tayvan gibi bazı ülkelerdeki otoriteler evden çalışma modeline geçtiklerini çoktan ilan ettiler.

Türkiye’de Rekabet Kurumu çalışma koşullarını henüz değiştirmedi ancak dün yayınlanan COVID-19 Kapsamında Kamu Çalışanlarına Yönelik İlave Tedbirler ile İlgili Cumhurbaşkanlığı Genelgesi kapsamında tüm kamu kurumu ve kuruluşu çalışanlarının uzaktan veya dönüşümlü çalışmaya geçebilmesi için gereken yetkilerin idari otoritelere tanındığını belirtmek gerekiyor. Bu kapsamda, aranan tek şart, söz konusu kurum ve kuruluşlarda ihtiyacı karşılayacak asgari sayıda personelin hazır bulundurulması. Söz konusu şart haricinde çalışma biçimine dair usul ve esasların her bir kurum tarafından belirlenmesi öngörülüyor.

Rekabet Kurumu’nun söz konusu genelgenin benimsenmesine dair bir resmi açıklaması henüz bulunmuyor. Bu kapsamda, Kurum’un son çıkan genelge sonrası çalışma koşulunda herhangi bir değişikliğe gidip gitmeyeceği, nasıl düzenlemeler yapacağı şimdilik merak konusu.

Bununla beraber, Kurum’un bugüne kadar aktif çalışmalarına devam ettiği ve her türlü dilekçe ve başvuru için kayıt işlemlerini sürdürdüğü gözlemleniyor. Bu kapsamda, Kurum’un özellikle usule ilişkin konulara yönelik genel bir düzenleme yapmaktan ziyade her bir dosya özelinde çözüm arayışına gittiğini, teşebbüsleri zor duruma düşürmemek adına anlayışlı bir tutum sergilediğini görüyoruz.

Peki bu gelişmeler rekabet hukuku bakımından başvuruları ve incelemeleri nasıl etkiliyor?

Rekabet otoriteleri tarafından alınan tedbirler öncelikli olarak birleşme-devralma bildirimlerini ve incelemelerini etkiliyor. Çalışma ortamları eve taşınırken, özellikle birleşme-devralma işlemleri ağırlıklı başvurulara dair incelemeler bakımından dijital araçların kullanımı öne çıkıyor. Bununla birlikte, değişen gündem, geçiş süresinde biriken iş yükü vb. sebebiyle, bazı rekabet otoriteleri tarafından bildirime tabi işlem incelemelerinin askıya alınacağı açıklanıyor, bazı otoriteler ise inceleme süreçlerinde meydana gelebilecek yavaşlamalara dair uyarıda bulunuyor:

  • ABD’ye baktığımızda, FTC’nin ve DOJ’in 17 Mart itibariyle yalnızca elektronik Hart-Scott-Rodino (HSR) başvurularını kabul edeceğini duyurduğunu görüyoruz. Bu kapsamda, HSR başvuruları bakımından erken karar alma süresi talep edilemeyeceği belirtiliyor.
  • AB Komisyonu’nun ise dijital başvuruları kabul edeceğini duyurduğunu ancak bildirilen işlemler bakımından gecikmeler olabileceğini belirterek birleşme-devralma işlem taraflarının başvurularını ötelemelerini rica etiğini görüyoruz.
  • Diğer ülkelerden kısa gelişmeler ise şu şekilde:
    • 16 Mart’tan itibaren dijital başvuru sistemine geçişi araştıran Avusturya rekabet otoritesi 23 Mart itibariyle söz konusu sistemin birleşme-devralma bildirimleri için kullanılabileceğini duyurdu.
    • Filipin rekabet otoritesi, 14 Nisan’a kadar herhangi bir başvuru almayacağını, mevcut başvuruların değerlendirilmesini ise askıya aldığını duyurdu.
    • Finlandiya rekabet otoritesi bu dönemde bildirimlere ara verilmesini rica ediyor.
    • Kapılarını kapatan Belçika rekabet otoritesi de mevcut incelemelerine devam edeceklerini belirterek acil olmayan birleşme devralma işlemlerinin bildirilmemesini talep ediyor.
    • Danimarka rekabet otoritesi de bildirim incelemelerini öteleyen otoriteler arasında yer alıyor.
    • Çin rekabet otoritesi dijital başvuru yollarının açıldığını belirterek, basit işlemler bakımından hızlı karar alınabilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını ancak bildirimlere yönelik incelemelerin birkaç aylık süreyi geçilebileceğini belirtiyor.

Dünyadaki gelişmelere baktığımızda bu dönemde birleşme-devralma işlemlerinin hacminde düşüş beklenmemesi elde değil! Bununla beraber, Rekabet Kurumu’nun tüm dilekçe sunumları ve yazılı başvurular için e-Devlet üzerinden işlettiği Rekabet Kurumu Başvuru Portalı söz konusu bildirimlerin Kurum incelemesi ayağında şirket yöneticilerinin yüreğine su serpecek nitelikte…

Uygulamada zaman zaman çeşitli bağlantı ve dosya yükleme sorunları ile karşılaşılsa da portaldaki teknik sorunlar çözülerek, çevrimiçi dosya işlemelerinin yapılması mümkün kılınabilir.

Bu kapsamda, teşebbüslerin çalışma düzenlerinde meydana gelen değişiklikler dolayısıyla Rekabet Kurulu tarafından tanınan sürelere uymakta güçlük çekebileceği, dosyaya giriş ve sözlü savunma toplantılarına katılım gibi fiziki mevcudiyeti gerektiren birtakım uygulamaların teşebbüs ve teşebbüs temsilcileri nezdinde endişe yaratabileceği gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu portalın işleyişi en azından birleşme-devralma bildirimleri bakımından kurtarıcı olabilir.

Covid-19 mücadelesinde dikkat çeken en önemli konulardan biri rekabetçi endişe yaratan davranışların nasıl ele alınacağı…

Süregelen uygulamalara baktığımızda, tıbbi maske, dezenfektan, kolonya, alkol gibi ürünler bakımından artan fiyatların ve söz konusu ürünlere dair bağlama uygulamalarının inceleme altında olduğunu görüyoruz. Zira bu uygulamalar, hakim durumun kötüye kullanılması, fiyat birlikteliği ve pazar paylaşımı gibi rekabeti kısıtlayıcı uygulamalara dayalı endişeleri de beraberinde getiriyor. Şirketler, söz konusu fiyat artışlarını, bu fiyat artışlarına sebebiyet veren davranışlarını, günlük hayatta karşılaşılmayan ancak talebin hızla artış gösterdiği olağanüstü hal koşullarındaki arz-talep dengesine dayandırılarak açıklayabileceklerini düşünse de pek çok ülkenin rekabet otoritesi aynı fikirde değil. Bu doğrultuda, dünya çapındaki farklı rekabet otoritelerinin konuyla ilgili tutumlarına ve ilk açıklamalarına ilişkin olarak, küresel çapta faaliyet gösteren hukuk bürosu Dentons ile işbirliği içerisinde toparladığımız bilgileri yol gösterici olması adına sizler için aşağıda derledik:

  • Çin rekabet otoritesi, (online) piyasa fiyatının 6 katına tıbbi maske satışı yapan bir mağazaya 434.530 Amerikan Doları tutarında ceza kesmesiyle öne çıkan düzenleyicilerden biri. Bu noktada, söz konusu otoritenin fiyat incelemelerini tıbbi maskenin yanı sıra salgınla mücadele kapsamında önemli görülen tüm tıbbi ürünlerin yan ürünleri ve ham maddeleri de içerecek şekilde genişlettiği görülüyor. Öyle ki, Çin’de 24 Şubat itibariyle tıbbi maske fiyatlarında artışa giden 4.500 civarında teşebbüs ile diğer önemli ürünlerin fiyatında artışa giden 11.000 civarında teşebbüse yönelik “aşırı fiyat uygulaması” incelemesi yürütülüyor.
  • Güney Kore rekabet otoritesi, ilaç şirketlerinin ve tüketici ürünleri satan bazı şirketlerin tıbbi maske ile başkaca ürünleri bağlayarak satıp satmadıklarını anlamak adına pek çok baskın ve yerinde inceleme gerçekleştiriyor. Bununla beraber, ülkede artan stoklama davranışlarına karşı idari para cezalarının yanı sıra hapis cezası uygulamasının benimsenmesi de dikkat çekiyor.
  • İtalya rekabet otoritesi ise e-ticaret platformları üzerinden olağan dışı fiyat artışı ve yanıltıcı bilgilendirme yoluyla gerçekleştirilen satışları soruşturduğunu duyurdu[1].
  • Birleşik Krallık[2] ve Fransa rekabet otoriteleri ise, her türlü hukuka aykırı sömürücü davranışın cezalandırılacağını, gerektiği takdirde belirli ürünlere ilişkin fiyat regülasyonu yapılması için harekete geçileceğini açıklayan otoriteler arasında. Özellikle tıbbi kullanım amaçlı maskeler ve el dezenfektanlarında gözlenen fiyat artışlarının İtalya ile birlikte, Birleşik Krallık ve Fransa’da da rekabet otoritelerinin radarına girdiği gözlemleniyor. Öyle ki, Birleşik Krallık’ta farklı sektörlerdeki incelemeleri daha yakından incelemek adına COVID-19 taskforce adlı bir çalışma grubu oluşturulmuş durumca.
  • ABD’de ise salgının ilk günlerinde, DOJ tarafından yapılan bir açıklamada[3] kamu sağlığına yönelik tıbbi maske, tanı-teşhis ürünleri gibi kamu sağlığı ürünlerinin üretimi, dağıtımı ve arzına yönelik de olsa rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaların hukuka aykırılık çerçevesinde incelenmeye devam edileceği, bunun salgınla mücadele kapsamında önemli bir tutum olduğu açıklandı. Fiyat anlaşmalarının yanı sıra, kamu sağlığı ürünlerinin satışına ilişkin bölge ve müşteri paylaşımlarına yönelik anlaşmaların da yakından takip edileceğinin ifade edildiği açıklamada, kamu sağlığı ürünlerinin satışı ile ilgili her türlü ihalenin de İhale Usulsüzlükleri ile Mücadele Birimi tarafından dikkatle izleneceği belirtiliyor. Bununla yanı sıra, salgının yüksek seyrettiği Washington, California ve New York eyaletlerinde yapılan duyurularda fahiş fiyatlamaların rekabet incelemelerini de beraberinde getireceği yer alıyor.
  • Japonya rekabet otoritesi de özellikle tıbbi maskelere yönelik bağlama uygulamalarından dolayı endişeli ve söz konusu davranışlara dair teşebbüsleri uyarıyor.
  • Polonya rekabet otoritesi ise, toptan seviyesindeki teşebbüslerin hastane ve diğer ilgili tıp merkezleri ile yapılan sözleşmeleri feshederek yüksek fiyatlar üzerinden bu sözleşmeleri yenileme taleplerini inceleme altına almış durumda. Öte yandan otorite, Polonya’daki en büyük iki e-ticaret platformu üzerinden kişisel koruyucu ekipmanlara ve hijyen ürünlerine dair satışların yasaklanmasını talep etti. Bununla beraber, Polonya hükümeti geçtiğimiz haftasonundan bu yana salgın ile mücadele kapsamında Krizle Mücadele Kalkanı (Anti-Crisis Shield) düzenlemeleri oluşturmak için kolları sıvadı. Bu kapsamda, temel ihtiyaç ürünleri, sağlık ve korunma ürünleri bakımından ilgili bakanlıklara azami fiyat belirleme, fiyat-kar marjı belirleme yetkisi verilmesi, bu düzenlemelere uymayanlara idari para cezası uygulanması gündemde. Buna ek olarak, söz konusu öneriler faizsiz tüketici kredilerinin masrafları bakımından azami seviyenin belirlenmesini de kapsıyor.

Tüm bu gelişmelere bakıldığında özellikle Covid-19 salgını ile mücadele kapsamında ilgili görülen ürünlere ve bu ürünlerin fiyatlarına ilişkin rekabet hukuku hassasiyetlerinin tüm dünyada arttığını ve rekabet otoritelerinin bu olağanüstü dönemde rekabet hukuku ihlallerine karşı belirli tutumlar geliştirmeye çalıştığını gözlemliyoruz. Tüm dünyadan örnekleri sıraladığımız yukarıdaki rekabet hukuku sorunlarının Türkiye’de çıkma potansiyeli de oldukça yüksek!

Rekabet Kurumunun da bu durumu vurgulayarak dün yaptığı bir duyuru ile Covid-19 salgını ile bağlantılı ortaya çıkan ve çıkabilecek davranışlar bakımından hatırlatma yaptığını görüyoruz. Kurum, dün akşam (23 Mart -Pazartesi)) yayınladığı basın duyurusu ile küresel COVID-19 salgınının yaşandığı bugünlerde, yaş meyve ve sebze piyasası başta olmak üzere ülkemiz gıda piyasasında fırsatçı bir yaklaşımla fahiş fiyat artışları yapıldığı gözlenmektedir” diyerek “söz konusu fiyat artışlarını ve bu artışa katkı sağlayan tüm aktörleri yakından takip (ettiğini)” belirtiyor ve üreticiden aracıya, taşımacıdan nihai satıcıya özellikle gıda sektöründeki her türlü aktörü uyarıyor!

Diğer otoritelerin aksine Kurum’un Türkiye’de de fiyat artışı gösteren tıbbi maske, yüksek alkollü el dezenfektanı ve kolonya sağlayıcıları bakımından bir aksiyon almadığı gözlemleniyor. Bunun sebebi, konuya Rekabet Kurumu’ndan önce Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın el atmış olması olabilir. Zira geçtiğimiz haftalarda, tıbbi maske, el dezenfektanı ve kolonya fiyatlarındaki olağan dışı artış ve piyasadaki arzın bir anda azalması durumlarının Tüketici Kanunu ve Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği kapsamında aldatıcı ticari uygulamalar olarak değerlendirildiği Bakanlık tarafından ifade edilmişti. Bu yönden Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından soruşturmalar başlatılmış, Reklam Kurulu cezalar için olağanüstü toplanma kararı almış, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç duyurularında bulunulmuş, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Ticaret İl Müdürlükleri ekiplerince tıbbi maske ve diğer sağlık hizmetleri ve gıda ürünlerine yönelik eş zamanlı denetimler başlatılmıştı… Aynı zamanda, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de haksız ticari uygulamalara yönelik harekete geçmiş ve bünyesinde bulunan oda ve borsaya yazı göndererek haksız fiyat artışında bulunan üyeleri hakkında disiplin işlemi başlatılacağını duyurmuştu. Ancak hemen belirtmek gerekiyor ki, diğer merciler tarafından alınan tedbirlerin varlığı Rekabet Kurumunun aksiyon almayacağı anlamına gelmiyor!

Görüleceği üzere, hem Türkiye’deki idari otoriteler hem de dünyadaki önde gelen rekabet otoriteleri Covid-19 salgını sebebiyle ortaya çıkan mağduriyet ve ihtiyaçları fırsat bilip fahiş fiyat ve stokçuluk uygulamaları ile hukuka aykırı yollardan ticari kazanç elde etmeye çalışanlara karşı mücadele başlatmış durumda. Bu doğrultuda, rekabet otoriteleri tarafından da açıkça ortaya konduğu üzere, salgın ve salgınla mücadele kapsamında alınan önleyici tedbirler hiçbir şekilde rekabet hukuku kurallarının uygulamasını askıya almıyor. Aksine, bu konuda bir alarm durumuna geçildiği de görülüyor.

Bununla birlikte özellikle market ve medikal başta olmak üzere bazı sektörlerde arz devamlılığının sağlanabilmesi ve nakliye sorunlarının çözülebilmesi için teşebbüslerce ortak hareket edilmesi ihtiyacı belirtiliyor. Üretim faaliyetleri ile iştirak eden şirketler hariç birçok şirketin uzaktan çalışma veya dönüşümlü çalışma gibi geçici çalışma düzenlerine geçmesi de verilen hizmetlerde önemli yavaşlamalara sebebiyet verebiliyor.

Peki mevcut koşullar altında rekabet hukuku uygulamasında bir istisna öngörülebilir mi?

Türk rekabet hukukunda olduğu gibi mehaz Avrupa Birliği rekabet hukukunda da “kamu yararı” tek başına bir hukuka uygunluk sebebi ve/veya rekabet hukuku kurallarının uygulanması bakımından bir istisna teşkil etmiyor. Zira “kamu yararı” gözetilerek hükümetler tarafından alınabilecek bir takım istisnai örnekler esas itibarı ile bir rekabet hukuku uygulaması konusundan ziyade rekabet politikası konusu teşkil ediyor. Bu bağlamda, hükümet tarafından alınacak böyle bir önlem hukuken mümkün olsa bile, istisnai nitelikte bir önleme güvenilerek iş hayatına devam edilmesi riskli… Bunun yerine gerek AB gerekse de Türk rekabet hukuku bakımından bireysel muafiyet mekanizmalarının işletilmesi gündeme gelebilecek araçlardan biri olarak görülüyor. Ancak söz konusu muafiyet incelemeleri salgın karşısında etkinsiz kalabilir. Bu kapsamda, rekabet otoriteleri tarafından yapılan açıklamaların önem kazandığı gözleniyor:

  • Örneğin; Birleşik Krallık’ta hükümetin istisnai nitelikte kamu politikalarının uygulanabilmesi adına rekabet hukuku kurallarının daha esnek bir şekilde uygulanmasına yönelik talimat yayınlama yetkisi bulunuyor. Bugüne kadar bu yetki, üçü savunma sanayiine yönelik olmakla birlikte yalnızca dört kere kullanılmış görünüyor. Örneğin, 2012 yılındaki yakıt krizi ile mücadele kapsamında hükümet, yayınladığı bir karar ile yakıt sağlayıcılarının kendi aralarında işbirliği yapıp, bilgi paylaşmak suretiyle dağılım etkinliğini sağlamalarına izin vermiş. Bu dönemde yakıt sektöründe yapılan rakipler arası işbirlikleri, rekabet hukuku ihlali olarak nitelendirilmemiş. Şimdi ise benzer bir esnekliğin süpermarketler bakımından benimsendiği dikkat çekiyor. Bu kapsamda, Birleşik Krallık rekabet otoritesinin tüketiciler korunduğu takdirde, stok vs. bilgileri paylaşması, çalışma saatlerinin ayarlanması, depo kullanımı, taşımacılık gibi konularda işbirliğinde bulunulması gibi davranışlara izin vereceği açıklanıyor.
  • Öte yandan, Yunan rekabet otoritesi ise azami yeniden satış fiyatının belirlenmesi veya dikey arz sözleşmeleri ve dağıtım anlaşmaları bakımından tavsiye satış fiyatlarından doğan endişelere yönelik harekete geçmeyeceğini teyit ediyor.
  • Norveç Ticaret, Endüstri ve Balıkçılık Bakanlığı da havayolları hizmetlerinin devamlılığının sağlanabilmesi adına SAS ve Norwegian havayollarının 3 ay süreyle kendi aralarında işbirliği yapabileceklerini, bu sürede ilgili teşebbüslere rekabet hukuku kurallarının uygulanmayacağını, böylelikle tüketicilerin gerekli mal ve hizmetlere sorunsuz bir şekilde erişebilmesi sağlanabileceğini açıklamış durumda[4].
  • Bununla beraber, Avrupa’da piyasaların süreçten olumsuz etkilenmelerinin önüne geçebilmek ve özellikle sağlayıcı konumunda bulunan teşebbüslerin ticari faaliyetlerini kriz döneminde sürdürülebilir kılmaları adına devlet yardımları rejimin işletilmesi gündeme gelmiş ve belirli miktara kadarki yardımlar için kolaylaştırıcı usuller tespit edilmiş durumda.

Dönemimizin en zorlu zamanında elbette kamu sağlığı, tüketici faydası, inovasyon gibi konuların desteklenmesi önemli. Ancak bu noktada fırsatçılara yer vermemek, sosyo-ekonomik açıdan daha büyük sorunların önünü açmamak adına rekabet otoritelerine önemli bir görev düşüyor. Pek çok rekabet otoritesinin gardını düşürmediği göz önüne alındığında, şirketlerin panikle tedbiri bırakmadan rekabet kurallarına uygun bir şekilde hareket etmesi önem kazanıyor. Bu kapsamda, birkaç kilit noktayı hatırlatmak faydalı olabilir:

  1. Fiyat değişimlerine dikkat!: Bu dönemde ortaya çıkan olağanüstü koşullar sebebiyle gerçek anlamda iktisadi temele dayandırılamayan ve bir piyasadaki teşebbüslerin çoğu tarafından uygulamaya sokulan paralel fiyat değişimlerinin rekabet hukukunun radarında kalmaya devam ettiğini dikkate almak gerekiyor. İlaveten, hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecek olan aşırı fiyat, yıkıcı fiyat gibi rakipleri dışlayıcı veya sömürücü davranışlara karşı da tüm yetkili idari otoriteler gibi rekabet otoritelerinin de hassasiyet artırdığını göz önünde bulundurmak gerekiyor.  Bu kapsamda, dönemin dinamik yapısı da dikkate alınarak olası dar yada geniş pazar tanımlamaları kapsamında hakim durum endişesi taşıyabilecek teşebbüslerin yukarı ya da aşağı yönlü fiyat değişimlerine daha çok dikkat etmesi gerekiyor!
  2. Bağlama, paketleme uygulamaları gündemde: Arz-talep dengesinin özellikle bazı ürünler bakımından olağan dışı değişiklik gösterdiği günümüzde, hâkim durumun kötüye kullanılması kapsamında sıkıntılı değerlendirilen bağlama, paketleme uygulamaları bakımından dikkatli olmak gerekiyor. Bu noktada, mevcut koşullar altında hâkim durum değerlendirmesinin farklılık gösterebileceğinin, süregelen gelişmeler göz önüne alındığında ilgili pazar bakımından daha dar ya da geniş tanımlamalar yapılabileceğinin altını çizmekte fayda var!
  3. Rakip ile herhangi bir iletişime, işbirliğine doğrudan muafiyet yok: Dernek bünyesinde, rakip çalışanlarıyla doğrudan ya da sağlayıcı/müşteri vasıtasıyla gerçekleştirilen konuşmalar, mesajlaşmalar, video konferanslar salgın ile mücadele ile alakalı olsa, inovasyona dayalı olsa, stokların sağlanması ve fiyatların düşmesine yönelik olsa dahi sıkıntılı olabilir! Söz konusu pandeminin ne sorunlara yol açtığını, söz konusu sorunların nasıl üstesinden gelinebileceği, kurulabilecek olası işbirlikleri vb. konuları konuşmadan önce tekrar düşünmek ve söz konusu davranışların rekabet kurallarına uygunluğunu tartmak oldukça önemli – bu kapsamda rakiplerle de sosyal mesafeyi korumak önem kazanıyor!

[1] İtalya rekabet otoritesinin konuyla ilgili bir açıklamasına şu link üzerinden ulaşabilirsiniz: https://en.agcm.it/en/media/press-releases/2020/3/ICA-Coronavirus-the-Authority-intervenes-in-the-sale-of-sanitizing-products-and-masks

[2] Birleşik Krallık rekabet otoritesinin (“CMA”) konuyla ilgili açıklamasına şu link üzerinden ulaşabilirsiniz: “CMA statement on sales and pricing practices during Coronavirus outbreak” (March 5, 2020), available at: https://www.gov.uk/government/news/cma-statement-on-sales-and-pricing-practices-during-coronavirus-outbreak 

[3] U.S. Department of Justice – Press Release of March 9th, 2020: https://www.justice.gov/opa/pr/justice-department-cautions-business-community-against-violating-antitrust-laws-manufacturing

[4] Daha fazla bilgi için ilgili habere şu linkten ulaşabilirsiniz: https://news.bloomberglaw.com/mergers-and-antitrust/norway-temporarily-suspends-competition-regulation-for-airlines

Google Kararına Bir de Usul Yönünden Bakalım! Rekabet Kurulu Nezdinde Google Soruşturması Nasıl İlerledi?

Hatırlamamız gerekirse, Rekabet Kurulu 2018 yılında Yandex’in başvurusu üzerine açtığı soruşturma sonucunda verdiği kararında,[1] Google LLC, Google International LLC ve Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti’den oluşan ekonomik bütünlüğün (“Google”), “lisanslanabilir mobil işletim sistemleri” piyasasında hâkim durumda olduğuna karar vermişti. Kararın devamında da, Google’ın cihaz üreticileri ile imzaladığı Mobil Uygulama Dağıtım Sözleşmeleri’nde yer alan Google arama motorunun sözleşme ile belirtilen noktalarda varsayılan olarak atanması, Google arama parçacığının ana ekranda konumlandırılması, Google Webview bileşeninin ilgili işlev için varsayılan ve tek bileşen olarak atanması uygulamaları ile Gelir Paylaşımı Sözleşmeleri’nde yer verilen ve Google aramanın cihazlara münhasıran yüklenmesini temin eden hükümler yoluyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“Rekabet Kanunu”) 6. maddesini ihlal ettiğine karar vermiş ve bu nedenle, 2017 gayrisafi gelirleri baz alınarak Google’a 93.083.422,30 TL idari para cezası vermişti.

Aynı kararla Google’a para cezasının dışında, tüm Mobil Uygulama Dağıtım Sözleşmelerine,  rakip uygulamaların cihaza önyüklemesinin engellenmediğine ilişkin açık bir hükmün eklenmesine ilişkin olarak görüş yazısı gönderilmesine, bununla birlikte yine ihlali sonlandırmak ve pazardaki etkin rekabetin tesisi için Türkiye’de satışa sunulmak üzere üretilen cihazlarında Ticari Android İşletim Sistemi kullanmak isteyen cihaz üreticileriyle yaptığı sözleşmelere birtakım hükümler eklemesi ve birtakım hükümleri çıkarması yönünde yükümlülükler getirilmesine karar verilmiş ve bu değişikliklerin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6 ay içerisinde yerine getirilerek Rekabet Kurumuna tevsik edilmesine karar verilmişti.

Kısaca sürecin öncesinden söz edersek, Yandex’in başvurusu üzerine açılan önaraştırma sonucunda, Rekabet Kurulunca soruşturma açılmamasına ancak 9. maddenin 3. fıkrasına göre münhasırlığa yönelik Mobil Hizmetler Dağıtım Sözleşmesinde yer alan hükümlerin kaldırılması yönünde görüş gönderilmişti. Bunun üzerine Yandex, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca kararın değiştirilmesi talebiyle başvurmuş, talebinin reddi üzerine de dava konusu Kurul kararının iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesi nezdinde dava açılmış ve yürütmenin durdurulması talep edilmişti. Davada, önce Ankara 5. İdare Mahkemesince[2] yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiş, ancak bu karara yapılan itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi[3] itirazı kabul ederek yürütmenin durdurulmasının reddine ilişkin kararı kaldırmış ve dava sonuna kadar yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Bunun üzerine Rekabet Kurulu soruşturma açılmasına karar vererek soruşturma sürecini başlatmıştır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz altı aylık sürenin sonunda, Kurum’a söz konusu yükümlülüklerle ilgili bir uyum paketi sunan Google’ın, yapılan inceleme sonucunda söz konusu uyum paketinin Rekabet Kurulu’nun getirdiği yükümlülükleri karşılamadığı sonucuna varıldı. Bu tespitin üzerine Rekabet Kanunu’nun 17. maddesinin 1-a bendine göre, 07.11.2019 tarihinde başlamak üzere, Kurul kararında yerine getirilmesine karar verdiği hususların tam olarak yerine getirildiği tarihe kadar geçen süre için Google’a 2018 yılı Türkiye cirosunun on binde beşi olmak üzere süreli para cezası verdi. Rekabet Kanunu uyarınca, para cezasının kararın yerine getirilmediği tarihten itibaren işlemesi gerekirken, Kurul’un başlangıç tarihi olarak neden 07.11.2019’un belirlendiğine yönelik bir açıklama ise getirilmedi.

Gelelim Süreli Para Cezasının Belirlenmesine…

Rekabet Kurulu’nun Google’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesine ilişkin süreli para cezasının başlangıç tarihi 07.11.2019 iken, kararın yayımlanma tarihi ise 22.11.2019 olarak karşımıza çıkıyor. Bu tarihten sonra, konu ile ilgili gelişmelere baktığımızda ise karşımıza öncelikle 17.12.2019 tarihinde yapılan Google basın açıklaması ve hemen akabindeki gerçekleşen 18.12.2019 tarihli Rekabet Kurumu basın açıklaması çıkıyor. Yapılan açıklamalara göre, bu tarih itibariyle Google’ın yükümlülükleri yerine getirme konusunda bir uyum başvurusu olmadığı anlaşılıyor. Bu tarih itibariyle, nispi para cezasına temel alınacak gün sayısının tespit ederken, Kasım ayından 23 gün ve Aralık ayından da 17 gün geçtiğinden, cezaya esas alınacak gün sayısı toplam 40 günü buluyor. Bu durumda Google’a verilen bir günlük ceza, cironun on binde 5’ine tekabül ettiğinden, 40 günlük ceza cironun %2’si seviyesine geliyor.

Rekabet Kurulu’nun ilk kararında 6. madde ihlali nedeniyle verdiği cezanın 93 milyon TL’den biraz daha fazla olduğunu hatırlayalım. Her ne kadar ticari sır nedeniyle bu cezanın Google’ın gayri safi gelirinin yüzde kaçına tekabül ettiği açıklanmasa da bu konuda bir yaklaşık bir tahmin yürütmek mümkün.

Söz konusu ceza, karardan anlaşıldığı üzere Rekabet Kanunu’nun 16. maddesi ve Ceza Yönetmeliği’nin 5. Maddesi uyarınca verilmiştir. Ceza Yönetmeliği’nin 5/1-a maddesi diğer ihlaller için temel ceza belirlenmesine ilişkin olup, bu ihlallere ilişkin temel para cezası binde 5 ile yüzde 3 arasındaki bir makas içinde belirlenmektedir. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre Kurul temel para cezasını belirlerken, Google’ın piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları da dikkate almalıdır. Kararda da belirtildiği gibi ihlal süresi 5 yılı aştığından cezaya bir kat artırım yapılmıştır.

Bu bilgiler ışığında bir tahmin yürütürsek eğer temel para cezası cironun %0,5’i olarak belirlenmiş ise, 5 yıldan fazla sürdüğünden bir kat artarak %1, eğer temel para cezası %1 olarak belirlenmiş ise yine bir kat artarak %2 olarak karar tesis edildiğini tahmin ediyoruz.

Yukarıda yaptığımız tahmini hesaplamaya baktığımızda, asıl ceza yani ihlalden dolayı verilen cezanın cironun %1’i olması halinde ise süreli para cezasının 20. gününe; %2’si olması halinde ise 40. gününe denk geldiğini anlıyoruz. Süreli para cezasının geçen süreç içerisinde, Rekabet Kurulu’nun yerine getirilmesini istediği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde daha da artması ise mümkün.

Süreli Para Cezasının Hukuki Dayanağı Ne?

Rekabet Kanunu’nun değişik 17. maddesi uyarınca Kurulun, teşebbüs ve teşebbüs birliklerine, 16. maddenin birinci fıkrasında belirtilen cezalar saklı kalmak kaydıyla, nihai karar veya geçici tedbir kararı ile getirilen yükümlülüklere ya da verilen taahhütlere uyulmaması durumunda uyulmayan her gün için,  ilgili teşebbüsler ile teşebbüs birlikleri ve/veya bu birliklerin üyelerinin karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan, bunun hesaplanması mümkün olmazsa karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin on binde beşi oranında idari para cezası vereceği, bu fiile ilişkin idari para cezasının yükümlülük getirilen kararda herhangi bir süre belirlenmemiş ise, bu kararın tebliğini takip eden günden itibaren verilebileceği hükme bağlanmıştır.

Anılan 17. maddenin değiştirilmesinden önceki halinde ise; Kurul’un teşebbüs ve teşebbüs birliklerine kararda belirtilecek tarihten başlamak üzere, ihlale son verilmesi ve diğer tedbirlere ilişkin karara uyulmaması halinde her gün için elli milyon lira (bugünkü rakamlarla 50 TL) süreli idari para cezası verme yetkisi bulunuyordu. 

Bu hükmün değiştirilmesi ile ilgili olarak Rekabet Kurumu’nda bir eski olaya göre, Kurum’un faaliyete geçtiği yıllarda, dönemin önemli iş adamlarından birinin işyerine yerinde inceleme yapılması üzerine iş adamı, yerinde incelemeye engel olunmasının cezasının ne olduğunu sormuş ve günlük 20 milyon lira (bugünün rakamları ile 20 TL) olduğunu öğrenmesi üzerine bir yıllık cezayı ödemeye ve yerinde incelemeyi engellemeye karar vermiştir. Günlük para cezası limitlerinin kaldırılmasına ilişkin hükümlerin de bu olay ve uygulamadaki diğer deneyimler sonucu değiştirildiği konuşulur.

Süreli Para Cezasının İhlale İlişkin Cezadan Daha Fazla Olduğu Başka Örnekler…

Konya ilinde faaliyette bulunan Mosaş Akıllı Ulaşım Sistemleri A.Ş. hakkında yerinde incelemeyi engellediği gerekçesiyle 2017 yılında oluşan gayri safi gelirinin binde beşi oranında olmak üzere 81.500,87 TL idari para cezası verilmiştir.[4] Aynı teşebbüs hakkında yerinde teşebbüsün engellendiği 05.06.2018 gününden başlayan ve Rekabet Kurumu uzmanlarının davet edildiği teşebbüs yazısının Rekabet Kurumu kayıtlarına girdiği 22.06.2018 günü arasında 17 gün geçtiği için ayrıca 8.150,09 x 17 = 138.551,53 TL süreli para cezası uygulanmıştır.[5] Görüleceği üzere yerinde incelemenin engellenmesi nedeniyle verilen idari para cezası yaklaşık 10 günlük süreli para cezasının karşılığıdır. Bir başka deyişle her 10 günde, süreli para cezası asıl cezanın katlarına ulaşacaktır.

Google kararı bağlamında, yukarıda da belirttiğimiz gibi, maddenin bugünkü hali ile nihai karar veya geçici tedbir kararı ile getirilen yükümlülüklere ya da verilen taahhütlere uyulmaması, durumunda geçecek her yirmi gün teşebbüsün cirosunun %1’ine tekabül edecek, 40 günde %2, 60 günde %3 şeklinde artacaktır. Tahminlerimize göre Google’a rekabet ihlalinden dolayı verilen asıl idari para cezanın %2 olduğunu düşünürsek, verilen süreli para cezası 80. günde iki katına ulaşacak ve her geçen gün de artmaya devam edecektir.

SONUÇ

Rekabet Kanunu’nda düzenlenen süreli para cezalarının, her ne kadar günlük hesabı ciroya göre olmakta ise de, cezanın ucunun açık olması ve azami sınır bulunmamasının fiil ile ceza arasında ölçülülük unsurunu ne denli sağlayacağı, hakkaniyete ne ölçüde uygun olacağı belli değildir. Rekabet Kanunu’na göre verilen usuli cezalarda haksızlık içeriğinin dikkate alınmayarak fiili işleyen teşebbüse, fiiller arasındaki işleniş biçimi ve dolayısıyla haksızlık içeriği dikkate alınmayarak kanunda belirlenen yüzdenin her olaya aynı şekilde uygulanarak ceza verilmesi artık rekabet hukukçularınca tartışılır bir noktaya gelmiştir. Rekabet Kanunu’nun usuli cezalarla ilgili hükümlerinin tüm paydaşlarla birlikte gözden geçirilmesinin, günün şartlarına göre adalet ve hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde yeniden düzenlenmesinin zorunlu olduğu kanaatindeyiz.


[1] Rekabet Kurulu’nun 19.09.2018 gün ve 18-33/555-273

[2] 31.082016 gün ve E.2016/2625 sayılı karar

[3] 09.11.2016 gün ve 2016/134 Y.D itiraz kararı.

[4] Rekabet Kurulu’nun 21.06.2018 gün ve 18-20/356-176 sayılı kararı.

[5] Rekabet Kurulu’nun 05.07.2018 gün ve 18-22/378-185 sayılı kararı.

Avrupa’da Yaz Sert Geçiyor: Rekabette Veri Güvenliği Fırtınasına Dikkat!

Avrupa rekabet soruşturmalarında hâkim durumdaki şirketlerin veri toplama ve işleme süreçleri rekabet otoritelerinin odak noktası haline geldi. Bu sert rüzgârdan en çok etkilenecek teşebbüsler ise teknoloji devleri olacak gibi görünüyor.

Almanya’nın rekabet otoritesi Bundeskartellamt’ın Facebook hakkında yürüttüğü soruşturmayla başlayan değişim rüzgârı, tüm Avrupa Birliği’ni etkisi altına almaya başladı. Facebook, Apple ve Microsoft gibi teknoloji devleri ulusal rekabet otoritelerince mercek altına alındıkça, rekabet hukuku soruşturmalarında veri güvenliği kurallarının incelenmesi yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, çeşitli evrelerde rekabet soruşturmalarında veri güvenliği kurallarının devreye girmesi tartışılıyor.

Avrupa Komisyonu Genel Sekreteri Martin Selmayr, son dönemde hem birleşme devralma hem de hâkim durumun kötüye kullanılması dosyalarında rekabet hukuku ve kişisel verilerin korunması kurallarının iç içe geçtiğini belirtti.[1] Aynı zamanda Avrupa Birliği veri koruma kurallarının da mimarlarından biri olan Selmayr, Brüksel’de gerçekleşen bir konferansta yaptığı konuşmada iki alanın da insan onuru, tercihler ve özgürlükler üzerine kurulduğunun altını çizerek, düzenlemelerde yeknesaklığın kaçınılmaz olduğuna işaret etti. Selmayr’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer nokta ise, rekabet soruşturmalarında kişisel verilerin korunmasına ilişkin endişelerin de incelenmesine kimsenin engel olamayacağını açıkça belirtmesi oldu.

Değişim rüzgârının öncüsü Bundeskartellamt başkanı Andreas Mundt da aynı konferansta yaptığı konuşmada Avrupa rekabet otoritelerinin hâkim durumun kötüye kullanılıp kullanılmadığının değerlendirirken Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ni (“GDPR”) dikkate alması gerektiğini vurguladı. Rekabet hukukuna ilişkin yeni bir GDPR yaratmaktansa, var olan düzenlemenin uygulanmasının daha mantıklı olduğunu savunan Mundt, teknoloji devlerinin sahip olduğu pazar gücünün endişe verici olduğunu belirtti.

Bu süreç nasıl başladı?

Bundeskartellamt 2019’un başlarında sonuçlandırdığı soruşturmada, Almanya’da sosyal ağ pazarında hâkim durumda olan Facebook’un veri toplama ve işleme süreçlerinin hâkim durumun kötüye kullanılması teşkil ettiğine karar vermişti.[2] Facebook, kendi uygulamasının yanı sıra, Instagram, Whatsapp ve beğen-paylaş özelliği gömülü olan üçüncü taraf internet sitelerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın kullanıcı verisi toplamakta, daha sonra bu verileri Facebook kullanımı için bir şart olarak ileri sürmekteydi. Kullanıcılar rıza göstermeksizin uygulamayı kullanamadığından, kişisel verilerin işlenmesinin bir mal ve/veya hizmet sunumunun şartı olarak ileri sürülmemesi kuralına aykırılık söz konusuydu.

Başta veri koruma otoritelerinin yetki alanında görülebilecek bu konuya, Bundeskartellamt tarafından söz konusu verilerin hâkim durumun korunması ve güçlendirilmesi hususunda teşebbüslere önemli bir avantaj sağladığı gerekçesiyle müdahale etti ve Facebook’a iş yapış modelini düzeltmesi için toplamda 12 aylık bir süre tanıdı.

Fransa’dan işbirliği çağrısı

Fransız rekabet otoritesi Autorite de la Concurrence’in başkanı Isabelle de Silva, otoritenin geçtiğimiz yıla ilişkin yıllık raporunu sunduğu toplantıda rekabet soruşturmalarında veri toplama ve veri güvenliği konularına daha fazla ağırlık vereceklerinin sinyallerini verdi.[3] Teşebbüslerin veri işleme olduğu gibi, veri toplama yöntemlerinin de hakim durumun kötüye kullanılması teşkil edebileceğinin altını çizen de Silva, Bundeskartellamt’ın Facebook kararına atıf yaparak, kendilerinin de dijital platformları mercek altına aldığına işaret etti.

Hâlihazırda Autorite de la Concurrence ve Bundeskartellamt algoritmalar üzerine ortak bir çalışma hazırladığı biliniyor. Önümüzdeki Ekim ayında Mundt ve de Silva tarafından sunulması beklenen raporun algortimaların rekabet hukukundaki yerinin belirlenmesinin yanı sıra benzer işbirliklerinin devamını getireceği de öngörülüyor. Fransız rekabet otoritesinin Fransız telekomünikasyon otoritesi ARCEP ve veri koruma otoritesi CNIL ile veri gözetim ve denetimi alanlarında güçlerini birleştireceğini açıklayan de Silva, teknoloji devlerinin hâkim durum soruşturmalarında da Avrupa’da benzer bir iş birliğine ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Türkiye’de ne noktadayız?

Aslında rekabet kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki yakın ilişki ve işbirliğini görmek için fazla uzağa gitmemize gerek yok. Nisan ayında Rekabet Kurumu eski başkanı Ömer Torlak ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanı Faruk Bilir arasında gerçekleşen toplantıda Avrupa’daki rüzgârların Türkiye’yi de etkisi altına alacağının sinyalleri verilmişti. Kurum başkanları dosyalarda bilgi alışverişinde bulunacaklarını ve mevzuat uyumluluğunun şirketlerin uluslararası rekabet gücünü arttıracağını düşündüklerini belirtirken, iki Kurum arasında bir de İşbirliği Protokolü imzalandı.[4]

İşbirliği rüzgârlarının Avrupa’da ve ülkemizdeki rekabet hukuku iklimini ne şekilde değiştireceğini ise zaman gösterecek. 


[1] Newman, Matthew. “Facebook, Microsoft antitrust cases show convergence with data-privacy rules, EU officials say.” MLex Global Antitrust, MLex, 10 July 2019, 14:47.

[2] https://www.bundeskartellamt.de/SharedDocs/Entscheidung/EN/Fallberichte/Missbrauchsaufsicht/2019/B6-22-16.pdf?__blob=publicationFile&v=4

[3] Yaiche, Arezki. “Data-Collection Abuses among Priorities of French Competition Authority.” MLex Global Antitrust, MLex, 9 July 2019, 14:05.

[4] https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/5431/-Kurumumuz-ile-Rekabet-Kurumu-Arasinda-Isbirligi-Protokolu-Imzalandi

Ne Yaptığın Kadar Nasıl Yaptığın da Önemli: ICN Prosedürel Adaleti Sağlamak İçin Rekabet Otoritelerini Bir Araya Getirdi!

Daha önce pek çok mecrada dile getirdiğimiz üzere, usul hukuku kuralları ve bu kuralların tam adalet içerisinde uygulanması, hukuki süreçlerin etkinliği ile normatif hukuk düzeninden beklenen öngörülebilirliğin sağlanabilmesi için olmazsa olmaz nitelik taşıyor. Yasama siyasetinin, mukayeseli hukukun uluslararası kaynaklarını takip (ve zaman zaman iktibas) etmek suretiyle koruma altına aldığı yasal menfaatler üzerine inşa edilen hukuk kuralları, neyi korudukları ile olduğu kadar nasıl korudukları ile de günlük hayatın her safhasını etkiliyor. Etkileri günlük hayat ilişkileri ve birel hukuki işlemler ile de sınırlı kalmayan usul kuralları, normatif hukuk sistemine duyulan kümülatif güveni de temin etmektedir. Rekabet hukukuna hâkim usul kurallarının geliştirilmesini hedefleyen Uluslararası Rekabet Ağı – International Competition Network (“ICN”) de bu hedefi doğrultusunda farklı yetki alanlarından uygulayıcı otoriteleri bir araya getirerek daha etkin ve şeffaf prosedürler oluşturmak için çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda, rekabet süreçlerinde usul kurallarının önemi ile ICN’in bu alandaki güncel çalışmalarını aşağıda değerlendiriyoruz.

Prosedürel adalet ve rekabet hukuku

İnsanın, günlük hayat ilişkilerini kurallar ile düzenleme güdüsünün bir uzantısı olarak ortaya çıkan usul hukukunun temel gayesi, düzeni sağlayan kuralların işleyişini de yine birtakım öngörülebilir kurallara bağlamak oluyor. Hukuk eliyle tesis edilen adaletin, uygulama hayatının tüm unsurları tarafından ulaşılabilir olmasını sağlayan usul kurallarının, bu hedeflerini gerçekleştirebilmeleri için her bir hukuk işlemi açısından, her defasında ve herkes için eşit, adil ve yeknesak biçimde uygulanması gerektiği değerlendiriliyor.

Prosedürel adaletin en üst seviyede tutulması gereken hukuki süreçlerin başında ise yine adli veya idari bir ceza tesis etmeden evvel yürütülen soruşturmalar geliyor. Süreç sonunda kesilebilecek cezaların ağırlığının, bahse konu sürecin önemini de tayin ettiği bu ekosistem içerisinde ise en önemli yeri rekabet soruşturmaları tutuyor. Gerçekten de, soruşturmaya tabi şirketlerin ticari itibarları, iş stratejileri, mali durumları ve pazardaki davranışları üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilen rekabet soruşturmalarının, bu sonuçlara giden yolda tabi oldukları usul kuralları da bir o kadar önem kazanıyor. Ayrıca, bir rekabet ihlali olup olmadığının tespiti için yürütülen süreçler kapsamında rekabet otoritelerine oldukça soruşturma yetkileri tanınıyor ve sistemin doğru işleyebilmesi için bu yetkilerin de birtakım sağlam prosedürlere bağlı şekilde kullanılması gerekiyor.

Rekabet otoritelerinin görevleri, bağlı oldukları devletin egemen yetki alanı ile sınırlı olduğundan, bu görev kapsamında tabi olacakları usul ve prosedürler de öncelikli olarak kendi iç hukuklarında düzenleniyor. Öte yandan, teknolojik gelişmeler ve dijitalleşen pazarlar karşısında ortak bir uygulama dili arayışına giren rekabet hukuku çevreleri, hem pan-avrupai düzlemde hem de okyanusun diğer yakasındaki anglo-amerikan ekolünü de dâhil eden daha geniş platformlarda çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor. Dünyanın her köşesinden rekabet otoritelerinin ve uygulayıcı kurumların katılım gösterdiği bir platform olan Uluslararası Rekabet Ağı – International Competition Network (“ICN”) de bu alanda katma değer üreten oluşumların başında geliyor. Rekabet hukuku çevrelerinde yakından takip edilen ve yüksek profilli çalışmaları ile pek çok uygulamanın gelişimine yön veren ICN’in en son girişimi ise rekabet kurallarının uygulanmasında prosedürel adaletin sağlanmasını konu alıyor.

ICN’in rekabet otoriteleri arası prosedürel adalet prensipleri (CAP)

Yukarıda da açıkladığımız üzere ICN, uluslararası bir organizasyon olarak katılımcılarının kaynaklarının bir kısmını da usul kurallarının etkinleştirilmesine kanalize etmesini destekliyor ve bu yönde çeşitli girişimler yapıyor. Tüm uygulama dünyasının kullanımına açılan birtakım prosedürel kılavuzlar ve benzeri yol gösterici metinler oluşturarak bu alanda mukayeseli hukuk kaynakları da üreten ICN’in, usuli adalet konusundaki en güncel girişimi ise Haziran başında Paris’te açılış toplantısını gerçekleştirdiği Rekabet Otoriteleri Prosedür Çerçevesi – Framework for Competition Agency Procedures (“CAP”) çalışmalarıdır.

ICN bünyesinde yürütülen bir çalışma olan CAP, tüm ICN üyelerinin ve diğer rekabet otoritelerinin katılımına açık bir platform niteliği taşıyor. Rekabet kurallarının uygulanması ve icra edilmesi konusunda çerçeve çalışmaları (implementation framework) gerçekleştiren oluşum, öncelikli olarak uygulayıcı kurumların sunacağı katma değerin işlenmesi imkânı sunuyor.

Oluşumun yapacağı çalışmalar çeşitli dönemlere ayrılmak suretiyle düzenlenirken, her bir dönem için dünyanın farklı kesimlerinden rekabet otoritelerinin ortak başkanlık görevi (co-chair) yürütmelerine karar veriliyor. Bu çalışma usulü altında Paris’te bir toplantı gerçekleştiren CAP’ın birinci dönem ortak başkanları ise Avusturalya Rekabet ve Tüketici Komisyonu (Australian Competition and ConsumerCommission), Alman Rekabet Otoritesi (Bundeskartellamt) ve Amerika Birleşik Devletleri (“ABD”) Adalet Bakanlığı’nın Anti-tröst Birimi (Department of Jurstice Antitrust Division) olarak belirleniyor.

Ortak başkan konumundaki uygulayıcı kurum temsilcilerinin, bir yandan CAP’ın vazifeleri açısından idari ve yönetsel bir işlev icra ederken diğer yandan da oluşum tarafından üretilecek katma değerli içeriklere yoğun olarak katılıp yön verecekleri düşünülüyor. Alman rekabet otoritesinin Avrupa uygulama hayatı üzerinde belirleyici etkisi olan saygın pozisyonu ile usul hukuku konularında Kıta Avrupası’ndan farklı refleks ve mekanizmalara sahip anglo-amerikan uygulayıcılarını bir araya getiren oluşumun, bu kombinasyon üzerinden katma değeri yüksek bir sinerji oluşturması ve her iki uygulamanın da iyi yanlarını bütünleyen ortak bir gelişim zemini teşkil etmesi bekleniyor.

İçerik açısından incelendiğinde usuli adaletin temel prensiplerini kapsama aldığı görülen CAP’ın, bu prensipler üzerinden küresel rekabet hukuku camiasında oluşan kapsamlı bir fikir birliğini yansıttığı görülüyor. Farklı hukuk sistemlerinden gelen ve farklı kurumsal kültürlere dayanan fikirleri bir araya getiren CAP üyelerinin, bu çerçeve çalışma kapsamındaki prensiplere bağlı kalarak bunların uygulanmalarını sağlamak için işbirliği yapacakları belirtiliyor.

Yukarıda açıkladığımız faaliyetlerini iki temel prosedür üzerinden yürüteceğini belirten oluşum, bu prensipleri aşağıdaki şekilde tayin ediyor:

(i) Kurumlar arası diyalog kanalları oluşturan ve buradan fikir teatisi imkânı sunan CAP İşbirliği Prosedürü ve

(ii) Katılımcılara kendi sistemleri hakkında önemli gördükleri özellikleri paylaşma ve açıklama imkanı sunarak uygulamalar arası şeffaflık sağlayan CAP İnceleme Prosedürü

Değerlendirme

Yukarıdaki açıklamalarımız da göstermektedir ki, herhangi bir rekabet hukuku süreci kapsamında usul kurallarının layığı ile uygulanması, yalnızca o sürecin taraflarını değil, sisteme tabi tüm unsurları alakadar eder. Unutulmamalıdır ki usul kuralları, insanın özgülüğünü sistematik kurallar eliyle ençoklaştırmayı hedefleyen normatif hukukun ortak paydasıdır. Bu kapsamda sistemden beklenen hukuki kesinlik ve öngörülebilirlik ise ancak ve ancak sistemi oluşturan kuralların da -tıpkı sistemin kendisi gibi- birtakım usul ve prosedür kurallarına bağlanması ile gerçekleştirilebilecektir.

Uygulayıcı kurumların, özellikle de rekabet otoritelerinin, usul kuralları ve prosedürel hukuk üzerindeki belirleyici etkisinin farkında olan ICN, bu bilinç üzerine inşa ettiği CAP oluşumu ile okyanusun farklı her iki kıyısından öncü rekabet otoriteleri arasındaki bilgi asimetrisini gidermeyi ve işbirliğini artırmayı hedefliyor. Farkı sistemler arasında ekin bir diyalog ve şeffaflık sağlayan CAP, aynı kapsamda rekabet otoriteleri arasında bir ortak kültür ve uygulama dili geliştirilmesi açısından da fayda sağlıyor.

Özellikle Alman rekabet otoritesinin, bazı konularda Avrupa uygulayıcılarının ana akım görüşlerinden ayrılmaktan korkmayan ve yer yer katı duruşlar sergileyen yapısı ile öne çıktığı düşünüldüğünde, CAP kapsamındaki çalışmalarda etkin bir rol oynayacağı ve bir yandan Avustralya otoritesinin katkılarını yükseltirken bir yandan da ABD kurumlarının prosedürel reflekslerinin ortak entegrasyonuna katkı sunacağı değerlendiriliyor. Küresel rekabet çevrelerinde gittikçe yükselen bir trend olan usul kurallarının etkin uygulanmasına önemli bir yatırım yapan ICN’in, CAP üzerinden uzun vadede gittikçe yeknesaklaşacak bir “ileri usul hukuku” sisteminin doktrinsel temellerini oluşturmaya başladığı da değerlendiriliyor.

İlk olarak, 04.07.2019 tarihinde Lexpera Blog’da yayınlanmıştır.

Sahada yeni hakem? : Futbolcu transferleri Rekabet Kurumu radarında

Türk futbolu yalnız biz taraftarların değil, Rekabet Kurumu’nun da gündeminde. Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak geçtiğimiz hafta verdiği bir röportajda, rekabet hukuku açısından futbolcu transferlerinin teorik boyutunun incelendiğini belirtti.

Uzun zamandır taraftarların ve tüm ilgililerin dilinden düşmeyen konu: Ne olacak bu Türk futbolunun hali? Geçtiğimiz hafta basında yer bulan haberlerden[1] gördüğümüz kadarıyla Rekabet Kurumu’nun da Türk futboluna ilgisi artıyor. Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak basına verdiği röportajda, futbolcuların ve teknik heyetin transferine yönelik teorik bazda çalışmalar yürütüldüğünü ifade ediyor. Başkan’ın ifadelerine göre söz konusu teorik çalışma futbolcular ve teknik heyet ile sınırlı değil, yürütülen inceleme esasen futbolcuların ya da CEO’ların da dâhil olduğu nitelikli iş kaynağının transferine yönelik. Transfer sürecinde sözleşmelerde yer alan ve rekabeti kısıtlayıcı olduğu değerlendirilebilecek hükümler özelinde bir değerlendirme yapıldığı anlaşılıyor. Yine ifade edildiği üzere mesele yalnız rekabet hukukunu değil, iş hukukundan borçlar hukukuna çok geniş bir hukuki yelpazeyi ilgilendiriyor.

Bilindiği üzere dünya genelinde futbol sporu, FIFA’nın (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) belirlediği kurallar ve direktifler doğrultusunda icra edilir. FIFA’nın düzenlemeleri futbol maçlarının gerçekleşmesinden futbol kulüpleri arasında gerçekleşen transferlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Nitekim ülkemizde de futbol sporunun icrasını gözeten TFF’nin (Türkiye Futbol Federasyonu) transferlere ilişkin kuralları FIFA’nın kuralları ile aynı doğrultudadır ve bu kurallara gönderme yapar. Futbolcu transferleri ile rekabet hukukunun yollarının kesişimi Türkiye bakımından yeni bir gündem olsa da esasen Türkiye’yi de ilgilendirecek şekilde Avrupa’da tartışma konusu olmuştu. Avrupa Adalet Divanı Bosman kararında[2]işçilerin serbest seyahat özgürlüğü” kapsamında futbolcuların transferlerini ve kulüpler arası transfer bedellerini incelemiş, eski kulübü tarafından sözleşmesi sona eren futbolcu üzerinde bir kontrol kurulmasını yasaklamıştı. Her ne kadar Bosman kararı rekabet hukuku ekseninde bir değerlendirme yapmamış olsa da konu rekabet hukuku çevrelerinde de tartışılmış, sözleşmesi sona eren futbolcunun üzerinde kulübün devam eden etkisinin rekabeti olumsuz etkileyen yönleri değerlendirilmişti. Bununla birlikte Bosman kararının etkisi FIFA kurallarında az hissedilmiştir. Uygulamada kulüplerin futbolcu transferlerindeki esas aktörlerden olmaya devam ettikleri gözlenmektedir. Nitekim Başkan Torlak’ın açıklamasına göre Kurum’da yapılan teorik çalışmalar da söz konusu dikey nitelikteki anlaşmalara yöneliktir.

Borçlar hukukunda olduğu gibi iş hukukunda da işçinin işverene karşı bir sadakat borcu bulunmakta ve iş akdi süresince işvereniyle rekabeti yasaklanmaktadır. Bununla birlikte bazı hallerde hizmet/iş akdinin sonlanması sonrasında da rekabet yasağı söz konusu olabilmektedir. Futbol dünyasında futbolcular ya da iş dünyasında CEO’lar bakımından da gündeme gelebilen bu rekabet yasakları rekabet hukukunda bir dikey kısıtlama olarak nitelenebilmektedir. Ancak her halükarda rekabet hukukunun yasakları kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu tip kısıtlamaların yatay anlaşmalardaki ayartma yasakları (no-poaching) ile desteklenmesi durumunda ise rekabetin kısıtlandığı yönündeki endişeler artabilmektedir. Rekabet Kurumu nezdinde yürütülen bu teorik çalışmaların ayrıntıları konusunda bilgi bulunmamakla birlikte, bu değerlendirmeler ekseninde Kurum’un Türk futboluna ilgisinin farklı boyutlarının olduğu tahmin edilebilir.

Başkan Torlak’ın belirttiğine göre Rekabet Kurumu’nun teorik çalışmaları, ilgililerden gelebilecek bir şikâyet ile uygulamaya dökülebilir. Bununla birlikte yapılacak bir incelemede Kurum’un kırmızı kart çıkarıp çıkarmayacağı dosya özelinde değişiklik gösterecektir.


[1] Hazal Ateş, Futbolcu Transferine Rekabet Ayarı, Sabah Gazetesi, 6.6.2019, https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2019/06/06/futbolcu-transferine-rekabet-ayari (Erişim tarihi: 16.6.2019)

[2] Union Royale Belge des Sociétés de Football Association ASBL v Jean-Marc Bosman (1995) C-415/93.

Etkinlik: Türkiye’de Rekabet Hukuku Perspektifinden 2018 Yılı ve 2019 Yılı ve Sonrası için Öngörüler

Geçtiğimiz hafta, BASEAK Rekabet ve Regülasyon departmanı bünyesinde, Türkiye’de 2018 yılının rekabet hukuku açısından nasıl geçtiğine ve önümüzdeki dönemde rekabet politikası ve rekabet hukuku uygulaması adına bizleri neler beklediğine ilişkin bir etkinlik düzenledik.

Farklı sektörlerde faaliyet gösteren çeşitli şirketlerin hukuk departmanlarından avukatların katılımıyla gerçekleştirdiğimiz panelin ilk bölümünde departmanımız bünyesinde “counsel” olarak görev yapan Av. Bora İkiler ile Evren Sesli, “Rekabet Hukukunda Öne Çıkan Başlıklar: 2018’e Bakış” adlı bir sunum gerçekleştirdiler. Bu oturumda, Rekabet Kurumu’nun 2018 yılındaki faaliyetlerine ilişkin yayınladığı Yıllık Rapor’da sunulan veriler, (i) rekabet savunuculuğu, (ii) birleşme ve devralmaların kontrolü, (iii) rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar, (iv) hakim durumun kötüye kullanılması ve (v) usul olmak üzere beş ayrı alt başlık altında değerlendirildi. Rekabet Kurulu’nun teşekkülündeki değişikliklerin rekabet hukuku uygulamasına etkisinden, Kurul’un son zamanlarda verdiği tartışmalı kararlara, Kurul’un ortak girişimlerde tam işlevselliğe yaklaşımından, teknoloji yoğun pazarlardaki rekabet hukuku ihlallerine karşı reaksiyonlarına kadar geniş yelpazede değerlendirmeler katılımcılarla paylaşıldı.

Bu bölümün sonunda ise avukat sayısı bazında Dünya’nın en büyük uluslararası “elit” hukuk bürosu olan Dentons’ın Brüksel ofisi bünyesindeki ortak avukatı Yves Botteman, 2018 yılını Avrupa rekabet hukuku açısından ortaya koyan bir sunum gerçekleştirdi. 2018 yılının genel değerlendirmesinin yanında 2019 yılına ilişkin öngörülerin de paylaşıldığı bu bölümde Avrupa Komisyonu’nun dijital piyasalara yaklaşımı, yoğunlaşmaların kontrolünde inovasyon güdüsü ve imkanının önemindeki artış ve Brexit’in özellikle İngiltere’de halihazırda açılmış olan rekabet hukuku ihlallerinden kaynaklanan tazminat davalarına potansiyel etkisi gibi konular öne çıkan başlıklar olarak dikkat çekti.

Etkinliğin ikinci bölümünde BASEAK Rekabet ve Regülasyon departmanının ortak avukatı Av. Şahin Ardıyok moderatörlüğünde, Türkiye’de rekabet politikasına ve rekabet hukukuna yönelik 2019 yılı ve sonrası için öngörülerin paylaşıldığı bir panel gerçekleştirildi. Panelin katılımcıları arasında Bahçeşehir Üniveritesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emin Köksal, geçmişte Danıştay tetkik hakimliği ve idare mahkemesi başkanlığı da yapmış olan eski Rekabet Kurulu üyesi ve başkan vekili Av. Reşit Gürpınar ve Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Muzaffer Eroğlu bulunmaktaydı. Rekabet Kurulu’nun idarî yapısında yapılması gereken değişikliklerden, halihazırda üzerinde çalışılmakta olan kanun taslağına; teknoloji yoğun pazarlara ilişkin rekabet politikalarından, yeniden satış fiyatının belirlenmesine ilişkin güncel Rekabet Kurulu kararlarına kadar birçok farklı konu üzerinden Türkiye’de rekabet hukukunun geleceğine ilişkin deneyimli panelistlerin öne sürdüğü düşünceler, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.

Türkiye’de rekabet hukukunun güncel problemlerini ve geleceğini farklı sektör temsilcileri ile paylaşıp tartıştığımız etkinliğin bir yenisini yapmak için sabırsızlanıyoruz!

ICN’den hodri meydan: Rekabet otoriteleri daha şeffaf bir işleyişe hazır mı?

Uluslararası Rekabet Ağı (International Competition Network – ICN), 3 Nisan 2019’da yaptığı açıklama ile üyesi olsun olmasın tüm rekabet otoritelerini daha adil ve daha güçlü bir rekabet hukuku uygulaması için hazırlanan prosedürlere yönelik çerçeve anlaşmayı imzalamaya davet etti.

Rekabet hukukunun daha iyi anlaşılması ve dünya genelinde daha uyumlu ve etkili bir rekabet uygulamasının oluşması amacıyla 15 rekabet otoritesi öncülüğünde Ekim 2001’de kurulan ICN, bugün 125 ülkeden toplam 138 üyesi ile rekabet politikası alanındaki gelişmelerde en belirleyici aktörlerden biri. Bu belirleyici ve öncü rolün son yansıması ise ICN tarafından 3 Nisan 2019’da duyurusu yapılan “Rekabet Otoriteleri Prosedürlerine Yönelik Çerçeve Metin”. Geçtiğimiz yıllarda, ICN üyesi rekabet otoriteleri ve bu alanda çalışan rekabet danışmanlık şirketleri tarafından başarılı bir şekilde hayata geçirilen kartel ve devralma uygulamalarına yönelik çerçeve metinlerinin ardından ICN, kendi üyesi olan ve olmayan tüm rekabet otoritelerini “Rekabet Otoriteleri Prosedürlerine Yönelik Çerçeve Metni” imzalamaya davet ediyor.

Ülke uygulamalarındaki hukuki veya yapısal farklılıklardan bağımsız olarak güçlü bir prosedürel veya usule yönelik işleyişin, etkin bir rekabet hukuku uygulamasının en önemli unsurlarından biri olduğunu belirten ICN, duyurusunda geniş katılımın önemine vurgu yapıyor. Gönüllü katılım esasıyla işlemesi planlanan uygulama kapsamında Çerçeve Metin, 1 Mayıs 2019’dan itibaren ICN’nin internet sayfasında imzaya açıldı. Yine bu sayfadan belirli aralıklarla metne imza atan katılımcı rekabet otoritelerinin duyurulması planlanıyor.

ICN’nin büyük önem atfettiğini gördüğümüz “Rekabet Otoriteleri Prosedürlerine Yönelik Çerçeve Metnin” hayata geçmesi ile başta soruşturmalar olmak üzere rekabet otoriteleri tarafından uygulanan çeşitli işlemler sırasında şeffaflığın ve öngörülebilirliğin arttırılması, taraflar arasındaki çıkar çatışmalarının en aza indirgenmesi, tüm tarafların süreçlere zamanında ve etkin şekilde dâhil olması, savunma hakkının kısıtlanmaması, gizlilik hükümlerine dikkat edilmesi, otoriteler tarafından alınan kararlara erişimin sağlanması ve kararların bağımsız denetiminin işlerlik kazanması gibi çeşitli hedefler öngörülüyor.  ICN’nin internet sayfasında yer verilen ve rekabet otoritelerinin farklı konulardaki işleyişine ve yasal düzenlemelerine ilişkin on alt başlıktan oluşan şablon metinlerin en geç altı ay içinde, uygulamayı hayata geçirmeyi planlayan rekabet otoriteleri tarafından doldurulması planlanıyor. ICN, etkin bir rekabet otoritesinin en önemli unsurlarından biri olarak gördüğü uygulamanın işlerliğini sağlamak adına yıllık olarak düzenlediği konferanslarda Çerçeve Metin ile ilgili oturumlar yapmayı düşündüğünü de açıkladı. Böylelikle, rekabet otoritelerinin deneyimleri ile mevcut metnin iyileştirilmesi ve daha çok rekabet otoritesinin Çerçeve Metni imzalamak için teşvik edilmesi amaçlanıyor. Yine bu toplantılar sonunda hazırlanacak raporlar ile ülke rekabet otoriteleri özelindeki bilgi ve deneyimlerin anonimleştirilerek aktarılması ve genel eğilimin ortaya konulması ve böylelikle tecrübelerin daha geniş kitlelere yayılması gündemde.

ICN’nin 15 Mayıs 2019’da Cartagena’daki (Kolombiya) yıllık konferansında lansmanı yapılacak “Rekabet Otoriteleri Prosedürlerine Yönelik Çerçeve Metnin” ortaya koyduğu gerçek ise birçok kamu otoritesi ve düzenleyici kuruluşa kıyasla daha şeffaf ve öngörülebilir usuli kurallara sahip rekabet otoriteleri için hala gidilebilecek yollar var. Değişen ve daha da önemlisi dijitalleşen ekonominin piyasadaki tüm oyuncular ve düzenleyiciler için daha fazla şeffaflık ve öngörülebilirlik ihtiyacını beraberinde getirdiği çok açık. ICN’nin davetine rekabet otoritelerinin katılımının nasıl olacağını biz de merak ve ilgiyle takip ediyor olacağız.