Elektrik ve internetin birlikte satışı: Türkiye için bir fırsat, tedarikçiler için yeni bir gelir kaynağı

Şahin Ardiyok, Emin Köksal

Şimdiye kadar Türkiye’de perakende elektrik pazarında arzu edilen düzeyde ne rekabetin ne de etkinlik artışının sağlandığını söylemek mümkün. Düzenleyici otorite EPDK’nın rekabetin sağlanmasına yönelik düzenlemelerine, Rekabet Kurumu’nun yerleşik şirketlere yönelik açtığı soruşturmalara rağmen, bugün geldiğimiz noktada serbest tüketici limiti çok düşük olmasına rağmen sınırlı sayıda perakende elektrik tedarikçisinin sınırlı sayıda serbest tüketiciye hizmet verdiğini görüyoruz. Ortaya çıkan bu sonucun birçok sebebi olabilir. Merak edenler bu konuya dair yeni yayınladığımız makaleye[1] bakabilir. Fakat, biz bu yazıda perakende elektrik pazarına hareket getirebilecek bir imkânı -elektrik ve internet hizmetlerinin birlikte satılmasını- tartışacağız.

Elektrik ve telekom şirketlerinin iş birliği

Birkaç yıl önce, perakende elektrik pazarında alternatif tedarikçilerin faaliyet göstermesinin görece mümkün olduğu zamanlarda, Turkcell ve Türk Telekom gibi telekom şirketlerinin elektrik tedarik lisansları alarak perakende elektrik pazarına girmeye çalıştığını görmüştük. Ancak, perakende elektrik pazarındaki koşullar sebebiyle pek de varlık gösteremediklerine şahit olduk. Şu an ise sözü edilen telekom şirketlerinin, asıl işi elektrik tedarik etmek olan görevli tedarik şirketleri ile internet erişim hizmetlerinin pazarlanmasına aracılık etmeye yönelik iş birliklerine girdiğini görüyoruz.

Örneğin bu yılın başında CK Boğaziçi Elektrik’in Türk Telekom ile yaptığı işbirliğinin dikkatimizi çeken ilk örnek olduğunu söylemek mümkün[2]. Söz konusu işbilirliğine göre CK Boğaziçi Elektrik’e ait müşteri hizmetleri merkezlerinde Türk Telekom’un internet ürünleri satılabilecek, serbest tüketici niteliğindeki tüketiciler elektrik ile birlikte internet hizmetlerini de bir paket olarak satın alabilecekler. Türk Telekom bu tür işbirliklerini sadece CK Boğaziçi Elektrik gibi yerleşik tedarikçilerle değil, Aksa gibi alternatif tedarikçiler ile de gerçekleştirdiğini de görüyoruz[3].

Türkiye için bir fırsat

Esasında bu tür iş birliklerinin veya doğrudan paket satış uygulamalarının yaygınlaşması Türkiye’de internetin yayılımın arttırılması için de büyük bir fırsat gibi duruyor. Arz tarafında, hizmet bazlı rekabetin hayata geçirilemediği ve sadece altyapı sahibi internet servis sağlayıcıların ayakta kaldığı bir piyasada halen kat edilecek çok mesafe olduğu görünüyor[4].  Zira, OECD ülkeleri içerisinde Meksika’dan sonra, sabit internet penetrasyonu oranı[5] açısından en geride yer alan ülke konumundayız[6]. Her hanede elektrik olmasına rağmen, hanelerin ancak %40’nın sabit internet bağlantısı var[7]. Teknik olarak hanelerin nerdeyse tümünün sabit internet erişimi imkânı varken bağlı olmamalarının birçok sebebi olabilir[8]. Ancak, bu hizmetin elektik ile birlikte avantajlı bir şekilde verilmesinin penetrasyon oranının olumlu yönde etkileyeceğini söylemek mümkündür.

Öte yandan asıl etkinin, bu tür uygulamaların perakende tedarikçiler tarafından serbest tüketicileri cezbetmek için kullanılmasıyla pazarda meydana gelebilecek canlanmayla ortaya çıkması mümkündür. Elektriğin homojen bir ürün olması, özellikle mesken ve küçük ticarethane gibi tüketim düzeyi düşük olan tüketicilerin serbest portföylere geçmesini zorlaştıran bir unsurdur. Daha açık bir ifadeyle, bulundukları düzenlenen tarifeler üzerinden sağlanan %5-6 gibi sınırlı fiyat indirimleri bu tür tüketicileri hareketlendirmeye yetmemektedir. Ancak, paket satışların sağladığı sadece fiyata dayalı olmayan avantajların bu ataleti yenebileceğinden bahsetmek mümkündür. Ayrıca, tüketicilerin iki (ve doğalgazın da katılımı ile üç) ihtiyacının tek bir noktadan karşılanabiliyor olması da işlem maliyetlerini düşürücü bir etkiye sahiptir.

Elektrik tedarik şirketleri için yeni bir gelir kaynağı

Elektrik tedarik şirketleri açısından ise -uygulayacakları iş modeline bağlı olarak- ilave bir gelir kaynağından veya daha çok aboneye sahip olmak yoluyla elde edilebilecek ilave bir kazançtan bahsetmek olasıdır. Görevli tedarik şirketleri için sabit bir marjın, serbest tüketicilere hizmet veren tedarik şirketleri için ise kısıtlı ve görece riskli bir kazanç döngüsünün olduğu bir pazarda bu tür uygulamaların gelirleri arttırma konusunda yardımı dokunacağını söylemek mümkündür.

Düzenlemeler ve rekabet açısından olanaklı

Ağır denebilecek regülasyonlara tabi olan iki sektörden bahsettiğimiz için, hemen akıllara tedarik şirketlerinin bu tür uygulamaları gerçekleştirmesinin önünde yasal engeller olup olmadığı gelebilir. Bu blogta daha önce yayınlanan yazıya atıfla şunu söylemek mümkün; alternatif tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesine yönelik herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Ancak, görevli tedarik şirketleri için konunun incelenmesi ve piyasada etkinlik yaratıp yaratmadığının değerlendirilmesi gerekebilir. Gerek görülmesi halinde de Rekabet Kurumu’na “bireysel muafiyet başvurusu” yapılabilir[9].

Diğer ülkelerdeki başarılı örnekler

Peki diğer ülkelerde elektrik ile internet ürünlerinin paket olarak satıldığı uygulamalar var mıdır? Bu yazıyı hazırlarken yaptığımız kısa araştırmada, bu tür uygulamaların daha çok ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde başarılı örnekleri olduğunu gördük.

Örneğin ABD’nin Kentucky eyaletinde, yerel yönetimlerin inisiyatif almasıyla ortaya çıkan ve esin kaynağı olabilecek bir uygulamadan bahsetmek mümkündür[10]. Bu uygulamada gerek fiyat gerekse kalitesi konusunda yerel halkın memnuniyetsizlik duyduğu internet hizmetlerinin yerel yönetimlerin inisiyatif almasıyla, telekomünikasyon firmaları ile de mücadele edilerek örnek gösterilebilecek seviyeye taşındığını görüyoruz.

Öte yandan yine ABD’de, özellikle akıllı ev sistemlerinin elektrik ve internetin birlikte satılması yönünde bir talep yarattığını görüyoruz[11]. Ülkedeki hanelerin yarısına yakınında bulunan akıllı ev sistemlerinin, nesnelerin interneti (IoT) teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak artış göstereceği ve bunun da elektrik ve internetin birlikte sunulması yönünde yeni ihtiyaçları doğurabileceği düşünülüyor.

Avusturalya ve Yeni Zelenda örneklerinde ise[12], hali hazırdaki perakende elektrik şirketlerinin, bütçe dostu hesaplı internet hizmetlerini geniş kitlelere yaymak amacıyla paket satış yöntemini tercih ettiklerini görüyoruz. Tüketicilerin bilinç düzeyinin de bu sayede arttığı bir diğer not olarak düşülebilir.

 

 

[1] Köksal, E. & Ardıyok, Ş. (2018). Regulatory and Market Disharmony in the Turkish Electricity Industry. Utilities Policy, 55, 90-98. https://doi.org/10.1016/j.jup.2018.10.001

[2] Anadolu Ajansı (2 Şubat 2018). CK Boğaziçi Elektrik ile Türk Telekom iş birliği. Erişim tarihi 18.10.2018, https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/bilisim/ck-bogazici-elektrik-ile-turk-telekom-is-birligi/643466.

[3] Türk Telekom Aksa Kampanyası. Erişim tarihi 18.10.2018, https://kurumsal.turktelekom.com.tr/ozel-avantajlar/kampanyalar/sayfalar/aksa-kampanyasi.aspx.

[4] Köksal, E. & Ardıyok, Ş. (2015). Reviewing regulatory policy for broadband in Turkey: The failure of service-based competition and the prospect of facility-based competition. Competition and Regulation in Network Industries, 16(4), 354-377https://doi.org/10.1177/178359171501600403

[5] Penetrasyon oranı: 100 kişi başına düşen internet bağlantısı.

[6] OECD, Broadband Portal. Erişim tarihi 18.10.2018, http://www.oecd.org/sti/broadband/broadband-statistics/.

[7] TÜİK (2017). Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması. Erişim tarihi 18.10.2018, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24862.

[8] Bknz. Köksal, E. & Anıl, B. (2015). The Determinants of Broadband Access and Usage in Turkey: Do Regions Matter? Topics in Middle Eastern and African Economies, 17 (1), 114- 133.  Erişim tarihi 18.10.2018, http://meea.sites.luc.edu/volume17/pdfs/Anil-Koksal.pdf.

[9] Kıl, İ. F. (4 Ekim 2018). Perakende Elektrik Satışlarında Paket Satış Uygulamaları. Erişim tarihi 18.10.2018, http://www.rekabetregulasyon.com/perakende-elektrik-satislarinda-paket-satis-uygulamalari/.

[10] Wood, E. (June 25, 2018). Bundling broadband with electricity: A Kentucky pioneer’s story. The American Public Power Association. Erişim tarihi 18.10.2018, https://www.publicpower.org/periodical/article/bundling-broadband-with-electricity-kentucky-pioneers-story.

[11] Nhed, N. (November 28, 2017). US homeowners show interest in bundling smart home services. Smart Energy International. Erişim tarihi 18.10.2018, https://www.smart-energy.com/regional-news/north-america/energy-services-us-broadband/.

[12] Astbury, H. (March 9, 2018). The telcos doubling up as energy companies. Erişim tarihi 18.10.2018,  https://www.canstarblue.com.au/electricity/telco-energy-companies/.

Daha Hızlı, Daha Güçlü: ECN+ Direktifi Avrupa Rekabet Otoritelerinin Etkinliğini Artıracak

2015 yılında AB Komisyonu yeni bir direktif taslağı hazırlayarak bu taslağı kamuoyunun görüşlerine açmıştı. Adını Avrupa Rekabet Ağı’ndan (European Competition Network) alan ve Avrupa’daki yerel rekabet otoritelerinin daha etkin bir işleyişe kavuşmalarını amaçlayan ECN+ Direktifi’nin taslak metni bu yılın Mayıs ayında Avrupa Parlementosu ile Avrupa Konseyi’nin geçici onayını aldı. ECN+ Direktifi’nin yıl sonuna doğru resmi şekilde onaylanıp AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanması bekleniyor.

ECN+ Direktifi’nin yöneldiği amaç, diğer rekabet düzenlemelerinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (“ABİHA”) 101. ve 102. maddelerinin etkin şekilde uygulanabilmesini kolaylaştırmak. Bu amacın gerçekleştirilmesi için ECN+ Direktifi, yerel rekabet otoritelerinin bağımsızlık ve kaynak kullanımı alanlarında güçlendirilmesine, yetkilerinin artırılmasına ve pişmanlık programlarının daha etkin hale getirilmesine ilişkin çeşitli  yöntemler benimsiyor.

Bağımsızlık ve Kaynak Kullanımı

ECN+ Direktifi’nde yer alan en önemli konulardan biri yerel rekabet otoritelerinin tam bağımsız bir işleyişe sahip olmalarının sağlanması. Üye devletler, rekabet otoritelerinin çalışanlarının ve karar organlarının politik ya da dışsal etkilerden bağımsız şekilde karar alabiliyor olmasını temin etmekle yükümlüler. Bağımsızlığın temin edilebilmesi amacıyla ECN+ Direktifi, rekabet otoritelerinin çalışanlarının ve karar organlarının devlet kademesinden talimat almıyor olmaları, bu kişilerin görevden alınmalarının objektif kriterlere bağlanması ve ayrıca rekabet otoritelerinin iç işleyişlerini kendilerinin tayin ediyor olmaları gibi şartlar belirliyor.

Yine rekabet otoritelerinin bağımsızlığı ile ilişkili  bir diğer önemli husus ise yerel rekabet otoritelerinin yeterli kaynağa erişimlerinin temin edilmiş olması. ECN+ Direktifi’ne göre üye devletler, rekabet otoritelerinin insan kaynağı, finansal ve teknik kaynaklar bakımından yeterli donanıma sahip olduklarından emin olmalılar.

Yetkiler

ECN+ Direktifi ile yerel rekabet otoritelerinin rekabet ihlallerini incelerken kullanabilecekleri asgari yetkiler de belirleniyor. Buna göre rekabet otoriteleri, teşebbüslere ait her türlü mülkte yerince inceleme yapma ve bunları mühürleyerek geçici süreliğine kapatma, teşebbüslerin ticari defterlerini ve her türlü kayıtlarını inceleme ve bunlardan kopya alma, teşebbüslerin yönetici ve çalışanlarını sorgulama gibi yetkileri kullanabilecekler. Üye devletler, rekabet otoritelerinin bu yetkilerini kullanırken herhangi bir güçlükle karşılaşmaları halinde bu engellerin bertaraf edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüler.

Bu noktada teşebbüslerin incelenecek kayıtlarının ne tür ortamda depolanıyor olduğuna önem atfedilmediğini belirtmekte fayda var. Yani teşebbüslerin kayıtları fiziki ortamda da saklansa, dijital ortamda da depolansa bunlar yerel rekabet otoritesinin incelemesine tabi olacak. Nitekim ECN+ Direktifi’nin açıklama bölümünde dijital çağda rekabet otoritelerinin dijital verileri de inceleyebileceğine özellikle vurgu yapılıyor. Ayrıca her türlü bilgi ve belgenin rekabet ihlallerinin tespitinde delil olarak kullanılabileceği de öngörülüyor.

Teşebbüslerin kendi mülklerinde inceleme yapılması haricinde, ECN+ Direktifi ile teşebbüse ait olmayan ancak teşebbüsle ilgisi bulunan diğer yerlerde de inceleme yürütülmesi konusunda yerel rekabet otoritelerine yetki tanınması öngörülüyor. Düzenlemeye göre teşebbüse ilişkin bilgi ve belgelerin başka bir mülkte bulunması halinde, mahkeme kararıyla bu mülkte de yerinde inceleme yürütülebilmesi ve incelenen kayıtlardan örnek alınabilmesi mümkün. ECN+ Direktifi’nde, özellikle teşebbüsün yöneticilerinin ve çalışanlarının mülklerinin inceleme yapılabilecek yerlere örnek verildiğini belirtmekte fayda var.

ECN+ Direktifi ile yerel rekabet otoritelerinin, teşebbüslerden bilgi ve belge talep etmek, rekabetin korunması için aciliyet gerektiren hallerde geçici tedbirler almak ve rekabetin korunması için teşebbüslerden çeşitli taahhütler almak gibi yetkileri de düzenleniyor.

Para Cezaları

ECN+ Direktifi, ABİHA’nın 101. ve 102. maddelerini ihlal eden teşebbüslerin para cezasına çarptırılması hususunu da düzenleme altına alıyor. Üye ülkelerdeki farklı uygulamaları yeknesaklaştırmak ve cezaları daha caydırıcı hale getirmek için ECN+ Direktifi, teşebbüslere ciroları üzerinden verilecek en yüksek para cezası oranına ilişkin bir düzenleme yapıyor. Buna göre rekabet ihlalleri nedeniyle teşebbüslere verilecek cezalardaki en yüksek sınırın yıllık cironun %10’unun altında olamayacağını  belirtiliyor. Böylelikle, üye devletler tarafından bir teşebbüse verilecek en yüksek ceza oranının %10’un altında olmaması güvence altına alınırken üye devletlerin %10’un üzerindeki mevcut eşiklerini koruması veya buna yönelik yeni düzenleme yapması önünde herhangi bir engel olmadığı ifade ediliyor.

Öte yandan rekabet otoritelerince, ECN+ Direktifi’nin düzenlemelerine aşağıda sayılan şekillerde aykırı davranan teşebbüslere para cezası verilmesi öngörülüyor:

i) Rekabet otoritelerinin yerinde inceleme yapmasına engel olunması,

ii) Rekabet otoritelerince mühürlenerek kapatılmış mülk ya da kayıtların mühürlerinin bozulması,

iii) Rekabet otoritelerince teşebbüs yöneticilerinin ve çalışanlarının sorgulanması sırasında bu kimselerce yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesi,

iv) Rekabet otoritelerince bilgi ve belge talebinde bulunulması halinde, cevaben yanlış ve yanıltıcı bilgi ve belge sunulması,

v) Rekabet otoritelerince uygulanan geçici tedbirlere aykırı davranılması,

vi) Rekabet otoritelerine verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi.

ECN+ Direktifi’ne göre teşebbüsler, yukarıda i, iv, v ve vi maddelerinde saydığımız aykırılıkları giderene kadar günlük ciroları üzerinden belirlenen para cezası ile cezalandırılabilecek.

Pişmanlık Programları

ECN+ Direktifi’ne göre üye devletlerce, teşebbüslerin para cezasından muaf tutulmalarını ya da para cezalarında indirim almalarını sağlayacak pişmanlık programlarının düzenlenmiş olması gerekiyor. Gerek cezadan bağışıklık gerek cezada indirim için pişmanlık başvurusunda bulunan teşebbüsün çeşitli şartları sağlıyor olması gerekiyor.

  • Teşebbüs, pişmanlık başvurusunun ardından kartelle ilişiğini kesmiş olmalıdır. Bu durumun tek istisnası rekabet otoriteleri tarafından soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için teşebbüsün kartel içerisinde kalması gerektiğine karar verilmesidir.
  • Teşebbüs, pişmanlık başvurusunu yaptığı andan soruşturma kapanana kadarki süre boyunca rekabet otoritesiyle eksiksiz bir işbirliği yapmalıdır.
  • Teşebbüs, pişmanlık başvurusu yaptığı ana kadar, kartele ilişkin hiçbir bilgi ve belgeyi imha etmemiş olmalı ve pişmanlık başvurusu yapacağına ilişkin bilgiyi gizli tutmalıdır.

ECN+ Direktifi’ne göre pişmanlık programına başvuran ve yukarıdaki şartları sağlayan bir teşebbüsün verdiği bilgiler soruşturma bakımından önemli nitelikteyse, bu teşebbüse uygulanacak para cezasında indirim yapılması gerekir.

Cezadan bağışıklık için pişmanlık programına başvuran bir teşebbüsün, yukarıda sayılanların yanında gizli bir kartele katılımını ifşa ederek rekabet otoritesinin soruşturma başlatmasını sağlayacak ilk delili de temin etmesi gerekiyor. Üye devletlerin yapacakları düzenlemelerle şartları sağlayan her teşebbüsün cezadan bağışık tutulabilmesini temin etmesi öngörülüyor. Bu durumun tek istisnası ise başvuruda bulunan teşebbüsün aynı zamanda  diğer teşebbüsleri kartele katılmaya zorlamış olması. Bu durumda söz konusu teşebbüs bağışıklıktan yararlanamıyor.

ECN+ Direktifi ve Türk Rekabet Uygulaması

Türkiye’deki rekabet düzenlemelerine ve Rekabet Kurumu’nun uygulamalarına bakıldığı zaman, ECN+ Direktifi ile büyük farklılıklar olduğunu söyleyemiyoruz. Ancak özellikle yerinde inceleme konusunda ECN+ Direktifi’nin düzenlemelerinin daha açık olduğunu söylemek mümkün.

Türk rekabet hukukunda Rekabet Kurumu’nun yerinde inceleme konusunda geniş yetkileri bulunuyor. Ancak Rekabet Kurumu’nun bu inceleme yetkisinin içeriği tam açıklıkla düzenlenmediğinden hangi bilgi ve belgelerin incelenebileceği konusunda çeşitli tereddütler bulunuyor. Örneğin Türk ceza hukukunda dahi dijital verilerin incelenebilmesi için ayrı bir usuli prosedür gerekirken Rekabet Kurumu dijital verileri genel inceleme yetkisi çerçevesinde inceleyebileceği görüşünde. ECN+ Direktifi ise hangi ortamda saklandığı önemli olmaksızın teşebbüsün tüm kayıtlarının incelenebileceğini düzenleyerek dijital verilerin incelenmesi noktasında açık bir hüküm öngörüyor.

Öte yandan, Türk rekabet hukukunda yerinde incelemenin teşebbüsler nezdinde yürütüleceği, teşebbüslerin yerinde incelemeyi engellemeleri halinde ya da ihtimalinde ise sulh ceza hakiminin kararıyla yerinde inceleme yapılabileceği düzenlenmiş durumda. Ancak ECN+ Direktifi ile bilindik yerinde incelemenin ötesinde mahkeme kararıyla, teşebbüs yöneticisi ya da çalışanlarının mülklerinde de inceleme yapılabileceği ayrıca düzenlenmiş durumda.

Bilindiği üzere Türk rekabet hukukunda yerinde incelemenin engellenmesi ya da bilgi taleplerine verilen cevapların yanlış ve yanıltıcı beyan içermesi, Rekabet Kurumu’na verilmiş taahhütlere uyulmaması ya da geçici tedbir kararlarına aykırı davranılması hallerinde çeşitli idari para cezaları öngörülüyor. ECN+ Direktifi’nde ise bu tip aykırılıkların sınıflandırılmasında ve bunlar için öngörülecek para cezasının hesaplanmasında bazı farklılıklar söz konusu.

Teşebbüslere verilecek en yüksek para cezasının belirlenmesi bakımından ise Türk rekabet hukuku ile ECN+ Direktifi arasında paralel bir seyir olduğunu söylemek mümkün. Türk rekabet hukukunda rekabet ihlalinde bulunan teşebbüslere ciroları üzerinden en fazla %10 oranında ceza verilebilmekte. ECN+ Direktifi ise söz konusu en yüksek ceza oranının %10’dan  daha az olamayacağını düzenliyor. Bu noktada, ECN+ Direktifi’nin verilecek en yüksek ceza oranının tabanını %10 olarak belirlerken tavan bakımından bir düzenleme getirmediğini ve dolayısıyla, yerel rekabet düzenlemelerinde daha yüksek oranların belirlenebileceğini hatırlatmakta fayda var.

ECN+ Direktifi’nin resmi olarak kabulünün ardından üye devletlerin kendi iç düzenlemelerini uyumlaştırmaları için iki yıllık süreleri olacak. Büyük farklılıklar barındırmamakla birlikte, Türk rekabet hukukunun ECN+ Direktifi’ne uyum sürecinin nasıl gelişeceğini ise ilerleyen süreç gösterecek.

Danıştay Karar Verdi; Rekabet Kurulu’nun Soruşturma Açılması Kararları da Dava Edilebilir

Daha önceki yazımızda, rekabet hukuku alanında ender görülebilecek bir olaydan söz etmiştik. İşte bu olay kapsamında rakipleri hakkında yaptığı başvuru üzerine başlatılan önaraştırma sonucunda verilen soruşturma açılmaması kararına karşı açtığı davada,  anılan kararın iptal edildiğini ve İptal kararının uygulanması zımnında, Rekabet Kurulunun davanın davacısı konumundaki teşebbüse diğer teşebbüslerle birlikte soruşturma açtığını belirtmiştik.

Açtığı dava sonucunda Şikâyetçisi olduğu konuda verilen ret kararının iptalini sağlayan teşebbüs bir anda davacı konumunda iken, bu konumundan hakkında soruşturma yapılan taraf konumuna gelmişti. Bunun üzerine teşebbüsün Rekabet Kuruluna yaptığı itirazın 2.toplantıda 2/3 oy oranı ile reddedilmesi üzerine açtığı dava sonucunda 14. İdare Mahkemesi, konuyu klasik anlamda değerlendirerek, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 42/2 maddesinde, ilgililerce soruşturmanın açılmasına ve açılmamasına ilişkin kararlardan sadece soruşturma açılmaması doğrultusundaki kararlara karşı yargı yoluna başvurulabileceğinin düzenlendiği,  bu nedenle soruşturma açılması kararının yürütülen soruşturmanın ayrılmaz bir halkası olduğu, bu nedenle kesin ve yürütülebilir nitelikte bir işlem olmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesince yapılan istinaf başvurusunun reddi ve mezkûr kararının onanması üzerine teşebbüs tarafından Danıştay nezdinde yapılan temyiz başvurusu üzerine adı geçen Daire temyiz talebini kabul ederek, İstinaf Mahkemesi kararını usul yönünden bozmuş ve yeniden karar verilmek üzere, ilgili İdari Dava Dairesi Başkanlığı’na göndermiştir.

Danıştay’ın Bozma gerekçesinde, idari İşlemlerin unsurlarının;

  • idari makamlarca yapılmış olmaları,
  • tek yanlı olmaları,
  • icrailik nitelik

taşımaları olduğu belirtilmiştir.  Öğretide ve yargı kararlarında, idari karar alma sürecindeki işlemlerden sadece nihai işlemin iptal davasına konu olabileceği kabul edilse de, ”Ayrılabilir İşlemler Kuramı” gereği idari süreç içinde yer alan işlemlerin hukuki sonuçlar doğurması halinde, bu süreçten bağımsız olarak dava edilebileceği savunulmaktadır. Olayda rekabet ihlalinin saptanması amacıyla diğer teşebbüslerle birlikte davacı teşebbüse de soruşturma açılması ile ciddi boyutlara varan yaptırım tehdidinin ekonomik ve hukuki anlamda açık etkilerin bulunduğunun olduğu belirtilmiştir

Bunun dışında kanunun 43.maddesine göre soruşturma açılması kararlarının kesin olduğu belirtilerek bu haliyle dava konusu soruşturma açılması kararının teşebbüsün hukuki durumunu etkileyen ve niteliği itibariyle kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olduğu ve bu nedenle idari davaya konu olabileceği sonucuna vararak kararı bozmuş ve yeniden karar verilmek üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesi ilgili İdari Dava Dairesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Bu karar Türk Rekabet Hukukunun 20 yıllık tarihinde; “Soruşturma açılması kararları kesin ve yürütülmesi gerekli işlem değildir, bu nedenle açılan soruşturmanın sonucunda verilen nihai karar dava edilebilir” yargısını değiştiren,  soruşturma açılması kararlarının hukuki sonuçlar doğurması bir başka deyişle işlemin teşebbüsler üzerinde ekonomik ve hukuki yaptırım tehdidi altında etkilerin bulunması gerçeğini göz önüne alarak dava açılabileceğini kabul eden devrim niteliğinde bir karardır.

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Tanıştıralım; Rekabet Hukuku ve Uygulamalar

Çevirimiçi mevzuat ve içtihat ağı Kanunum ile hukuki veri analiz sağlayıcısı LexisNexis’in ortak yürüttüğü ve bizim de katkılarımızla hazırlanan “Rekabet Hukuku ve Uygulamalar” platformu yayın hayatına başladı. Rekabet hukuku ile ilgili hemen her konuya değinen platform, tecrübeli uzmanların birikim ve tecrübelerini bir kaynak olarak kullanıcıların erişimine sunuyor.

Rekabet Hukuku ve Uygulamalar platformunda kullanıcıları, rekabet hukukunun temel kavramlarından yoğunlaşmaların denetimi gibi ayrıntılı konulara kadar geniş bir içerik yelpazesi bekliyor. Elbette bu kapsamlı içeriğin hazırlanmasında bizim de desteğimiz oldu.  Rekabet ve Regülasyon Ekibimizin yöneticileri Şahin Ardıyok ile Bora İkiler’in bilgi birikimleri ve uygulamaya dönük tecrübeleriyle doğrudan katkı yaptıkları platformun, rekabet hukukuna ilişkin soruları olan herkes için yararlı olacağını ümit ediyoruz. Rekabet Hukuku ve Uygulamalar platformuna buradan erişebilirsiniz.

Avrupa’da İhbar Sistemi: Komisyon’a Bırakılacak Anonim Bir Mesajla Hakkınızda Soruşturma Açılabilir

Rekabet hukuku ihlalleri nasıl ortaya çıkarılır? Rekabet otoriteleri tarafından test edilen fiyat modelleri ile mi, yoksa teşebbüslere ansızın  yapılan şafak baskınlarıyla mı? Her ne kadar rekabet otoriteleri herhangi bir pazarda rekabet ihlali olup olmadığı hakkında kendiliğinden inceleme yürütebilseler de rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasında rekabet otoriteleri tarafından halen kullanılan en önemli iki araç; pişmanlık programları ve ihbarlar.

Pişmanlık programları halihazırda Avrupa’da kartellerin tespitinde büyük faydalar sağladı. Öte yandan, ihbarcıların rekabet ihlallerini Avrupa Komisyonu’na (“Komisyon”) bildirmeleri ise elbette zorlu bir süreç. Teşebbüs içerisinde tespit edilebilme ihtimali ya da kendi kimliğini Komisyon’dan gizleme ihtiyacı, çoğu zaman potansiyel ihbarcıların ihlali bildirme niyetlerinden vazgeçmelerine neden olabiliyor. Bu durum Komisyon’un da dikkatini çekmiş olacak ki geçtiğimiz yılın Mart ayında Komisyon tarafından yeni bir ihbar sistemi tanıtıldı. Peki, nedir bu yeni sistem ve nasıl işliyor?

Avrupa’nın rekabet hukuku ihlallerinin ortaya çıkarılması için öngördüğü yeni ihbar sisteminin en önemli özelliği, ihbarcıların anonimliğini koruması. Bu sayede ihbar motivasyonunun önünde duran en büyük engel, yani tespit edilme korkusu bertaraf edilmiş oluyor.

Özel olarak tasarlanmış şifreli mesajlaşma sistemi, iki yönlü iletişimi sağlamanın yanında ihbarcıların anonimliğini sağlıyor. Sistem Komisyon’un kontrolünde değil, harici bir servis sağlayıcı, aracı sıfatıyla sistemin yönetimini sağlıyor. İhbarcının, Komisyon’un edinmesini istediği mesajı sisteme yüklemesinin ardından, servis sağlayıcı ilgili mesajdaki tüm tanımlayıcı verileri temizliyor ve ardından mesajı Komisyon’a iletiyor. Tanımlayıcı verilerin sistem üzerinde temizlenmesi sayesinde ihbarcının kimliğinin tespit edilebilmesinin önüne geçiliyor.

Yeni ihbarcılık sisteminin bir diğer önemli özelliği, ihbarcının tercihine bağlı olarak Komisyon’un ihbar mesajına cevap verebilmesi. Yani ihbarcı ilk mesajını gönderirken, daha ayrıntılı bilgi gerekmesi halinde Komisyon’un kendisi ile iletişime geçmesini istiyorsa bu yönde tercih yapabiliyor. Bu karşılıklı mesajlaşabilme imkanı da yine sistem üzerinde yürütüldüğünden ihbarcı Komisyon’un sorularını cevaplamaya devam ederken anonimliğini de korumuş oluyor.

Avrupa Komisyonu’nun rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager de yeni sistemi tanıtırken; “Eğer yanlış olduğunu düşündüğünüz ticari uygulamalar varsa, bunların düzeltilmesi için yardım edebilirsiniz, gelin rekabet ihlallerini gün yüzüne çıkarmamızda bize yardımcı olun” demişti. Anonim ihbarcılık sisteminin rekabet hukuku ihlallerinin ortaya çıkarılmasında pişmanlık programları kadar etkili olup olmayacağını ise ilerleyen zamanda göreceğiz.

Duymayan kalmasın: gun jumping’e ilişkin kriter açıklandı!

Duymayan kalmasın: gun jumping’e ilişkin kriter açıklandı!

Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız yazımız ile Avrupa Komisyonu’nun Altice kararı hakkındaki basın açıklamasını ve bu açıklama kapsamında hangi davranışların gun jumping olarak değerlendirildiğini aktarmıştık. Komisyon’un gerekçeli kararı ise geçtiğimiz günlerde yayınlandı ve karar gun jumping ihlallerine ilişkin olarak son derece bilgilendirici nitelikte.

İzinden/bildirimden önceki süreçte devralan şirketin, devralınan şirket tarafından verilen kararlarda veto hakkına sahip olmasının, şirketin pazarlama faaliyetleri ve bilgi değişimine yönelik politikaları hakkında söz sahibi olmasının Komisyon tarafından gun jumping olarak değerlendirildiğinden bahsetmiştik. Söz konusu kararı incelediğimizde ise, ihlal teşkil eden davranışların tespitine ilişkin bir kriter belirlendiğini ve davranışların Komisyon tarafından bu doğrultuda değerlendirildiğini görüyoruz.

Komisyon kriterini belirliyor, ona göre değerlendiriyor!

Bahsettiğimiz kriter ise devralınan şirket üzerinde “kontrol sağlayan davranışların” bu şirketin değerini korumak için kesinlikle gerekli olup olmadığı şeklinde karşımıza çıkıyor. Başka bir deyişle, devralan şirkete sağlanan yetkilerin, devre konu şirketin işlemin tamamlandığı tarihte değer kaybetmemiş olması için ne derece gerekli olduğu inceleniyor.

Bu kapsamda Komisyon Altice’in, PT Portugal’ın (i) yöneticilerine, (ii) fiyatlandırma politikasına ve (iii) sözleşmeye girme, sözleşmeyi feshetme ve değiştirme serbestine müdahalesini, söz konusu yetkilerin PT Portugal’ın değerinin korunması için ne kadar gerekli olduğu süzgecinden geçiriyor. Komisyon, devre konu şirketin faaliyetleri için vazgeçilmez olan bir çalışanın şirket bünyesinde muhafaza edilmesi için yapılan genel nitelikli gözetimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak herhangi bir çalışanın sözleşmesinde yer alan şartlara ilişkin veto hakkına sahip olmak gibi geniş yetkilerin “kontrol sağlayan davranış” olarak değerlendirileceğini söylüyor. Benzer şekilde Komisyon, teşebbüslerin, belirlediği ticari koşullar açısından bağımsız olmasına yönelik en önemli koşulun fiyatlandırma politikalarına yönelik bağımsızlık olduğunu vurguluyor. PT Portugal’ın, Altice’in onayı olmaksızın bu politikalarda değişikliğe gidemiyor olması, Altice’e bu konularda da veto hakkı tanınmış olmasını devre konu şirketin ticari bağımsızlığının sınırlanması olarak değerlendiriyor ve bu tür bir yetkinin şirketin değerinin korunması açısından zaruri olmadığını vurguluyor. Son olarak Komisyon, devre konu şirketin imzalayacağı anlaşmalar ve vereceği taahhütlere ilişkin olarak genel bir gözetim yetkisini orantılı bulurken, Altice’in düşük olduğu değerlendirilen bir eşiğin üzerindeki her türlü ticari işlemde veto yetkisine sahip olmasını şirketin değerinin korunması için gerekli olandan geniş bir yetki olarak değerlendiriyor. PT Portugal’ın değerinin, imza tarihinden kapanışın gerçekleştiği tarihe kadar korunması için elzem olmayan bu tür yetki transferleri ise gun jumping olarak değerlendiriliyor.

Bilgi değişimine ilişkin önemli tespitler!

Soruşturma sürecinde Altice’in düzenli olarak PT Portugal’dan hassas ticari bilgi talebinde bulunduğunu tespit eden Komisyon, devralma işlemleri açısından taraflar arasında belirli ölçüdeki bilgi paylaşımının işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli olabileceğini vurguluyor. Ancak burada da söz konusu bilgi paylaşımının devralan şirkete izinden/bildirimden önce devre konu şirkete ilişkin konularda karar alma yetkisi tanıyıp tanımadığını değerlendiriyor. Bu doğrultuda Altice tarafından düzenli olarak bilgi talep edilmesinin ve PT Portugal tarafından bu tür stratejik bilgilerin güncel ve detaylı olarak paylaşılmasının rekabeti, işlem açısından gerekli olandan fazla sınırladığına karar veriyor.

Kararda yer verilen önemli bulgulardan bir tanesi ise Komisyon’un yerinde incelemelerde elde ettiği dokümanlardan, Altice’in gun jumping ihlallerine yönelik bilince sahip olduğunu tespit etmiş olması. Söz konusu dokümanlarda gun jumping’in ne olduğu, gun jumping teşkil edebilecek davranışlar ve bunlardan kaçınmanın ne kadar önemli olduğu ve aksi takdirde yüksek miktarda para cezalarının söz konusu olabileceğine ilişkin ifadeler yer alıyor. Komisyon bu belgeleri de dikkate alarak Altice’in söz konusu ihlali en azından ihmali davranışlarla işlediğine karar veriyor.