Bu terazi (!) bu sıkleti çeker mi? : Teknoloji şirketlerinin finansal piyasalara girişi

Facebook’un yakın zamanda duyurduğu kripto para Libra uluslararası finans düzleminde tartışıladursun, Uluslararası Ödemeler Bankası’na göre konu regülasyon ve rekabeti de içerecek şekilde geniş bir perspektiften ele alınmalı.

Klasik iktisatta paranın üç fonksiyonunun olduğu kabul edilir: (i) mübadele aracı olma (medium of exchange), (ii) değer saklama aracı olma (store of value), (iii) hesap birimi olma (unit of account). Son dönemlerde dillerden düşmeyen blokzincir teknolojisine dayalı kripto paraların bu fonksiyonları sağlayıp sağlayamadığı tartışma konusu. Kripto paraların en yaygını Bitcoin’in dahi bu fonksiyonları karşılayamadığı konusunda iktisatçılar neredeyse hemfikir. Bu nedenle kripto paraların piyasada yaygınlaşmadığı ve yaygınlaşmalarının da güç olduğu ifade ediliyor. Ancak piyasaya yeni bir oyuncu geliyor ve bu oyuncu terazinin (!) dengesini kendi lehine değiştirebilir. Facebook’un yakın zamanda tanıttığı Libra adlı kripto para, Big Tech olarak anılan büyük teknoloji şirketlerinin diğer piyasalara doğru yayılmacı politikalarının son örneklerinden biri. Visa, Mastercard, PayPal ve PayU gibi ödeme sistemi devlerinin de ortak olduğu Libra, diğer kripto paraların sağlayamadığı üç temel fonksiyonu sağlama yolunda ise hızlı bir çıkış yapabilecekmiş gibi görünüyor.

Teknoloji devlerinin regülasyon ve rekabet çevrelerinde yakından takip edildiği bir dönemde tanıtılan Libra, ülkelerin merkez bankalarının üye olduğu global düzenleyici otorite Uluslararası Ödemeler Bankası’nın da (BIS – Bank for International Settlements) dikkatini çekmiş durumda. BIS tarafından Libra’nın tanıtımının hemen ardından yapılan açıklama[1], Libra’nın global finansal istikrarda olumsuz etkiler doğurabileceğine yönelik çekinceler barındırıyor. Basel’li düzenleyici otorite tarafından yayımlanan yakın tarihli rapor da konuya daha geniş bir perspektiften yaklaşarak teknoloji devlerinin finansal piyasalara girişinin olası sonuçlarını ve olumsuzluklara karşı erkenden alınabilecek önlemleri değerlendiriyor[2].

Henüz on yılını tamamlamış olan 2008 yılındaki uluslararası finans krizinin ardından finansal piyasaların yerleşik oyuncuları bankalar, global ölçekte düzenleyici otoritelerin sıkı regülasyonları ile karşılaştılar. Krizlerin önüne geçilmesini ve finansal istikrarın teminini amaçlayan bu düzenlemeler bankalar bakımından ciddi uyum maliyetleri yaratıyor. Teknoloji devlerinin ise finansal piyasalarda boy gösterirken bu düzenlemelere tabi olmamaları ve uyum maliyetlerinden kurtulmaları, bankaların eşit olmayan bir oyun alanında rekabet edemedikleri algısının güçlenmesine ve şikayetlerin doğmasına yol açıyor. Buradaki endişelerin başında ise bu şirketlerin teknolojik üstünlüklerini ve geniş kullanıcı portföylerini kullanarak bankaları gelecekte kadük teşebbüsler haline getirmeleri var. Bu şekilde halihazırda problemler görülen finansal piyasalarda çok daha dar oligopollerle karşılaşılabileceği yönünde çekinceler var. Tüm bu çekincelere karşın BIS’in sloganı; aynı faaliyet için aynı regülasyon. Yakın zamanda finansal piyasaların yeni oyuncuları teknoloji devleri de finansal piyasaların kurallarına hızlı bir uyum sağlamak zorunda kalabilir.

BIS’in bu noktada yaptığı bir diğer önemli değerlendirme ise global ve yerel düzlemdeki birbirinden farklı konuları düzenleyen regülasyonların iç içe çalışma gerekliliği üzerine. BIS’in değerlendirmesine göre finansal piyasaların düzenleyici kurumlarının, kişisel verileri koruma kurumlarının ve rekabet otoritelerinin yakın temas içinde ortak bir politika izlemeleri gerekiyor. Nitekim BIS’in raporunda teknoloji devlerinin farklı piyasalarda varlık göstermeye başlamalarının analizi yapılırken farklı otoritelerin aksiyonlarının bu şirketleri ne yönde etkileyebileceği konusu bir pusula alegorisiyle değerlendiriliyor. Bu kapsamda Almanya rekabet otoritesi Bundeskartellamt’ın yakın zamanda verdiği Facebook kararının kişisel verilerin kullanımı bakımından teknoloji devlerine bir kısıtlama getirdiği değerlendirilirken, Çin’in yakın zamanda Baihang adlı dijital platforma kredi puanlaması lisansı vermesinin ve Hindistan’ın yeni Birleşik Ödemeler Arayüzü sisteminin ise piyasalara girişin önünü açan gelişmeler olduğu kabul ediliyor.

BIS’in yaptığı değerlendirmelerden en önemlisi ise düzenleyici otoritelerin rekabet değerlendirmesi konusundaki yetkinliklerine ilişkin. Zira belirtildiği şekilde teknoloji devlerinin mevcut avantajlarından yararlanarak çeşitli piyasalara giriyor olması öncelikli olarak bu piyasalardaki rekabeti ilgilendiriyor. Bu doğrultuda BIS’in de belirttiği üzere bu piyasaların düzenleyici otoritelerinin hızlı bir şekilde rekabet ve rekabet hukuku alanında yetkinliklerini artırmaları gerekiyor. BIS’e göre geç olmadan regülasyon ve rekabet politikalarının global düzlemde teknoloji devlerinin ilerleyişine adapte edilmesi gerekiyor. Regülasyon ve rekabet dünyasındaki tartışmalar Facebook’un Libra’sı sayesinde yakında şiddetlenecek gibi görünüyor.


[1] BIS Araştırma Dairesi Başkanı Hyun Song Shin’in Libra’ya dair açıklamaları için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=QC8spl8u6Lg

[2] BIS Annual Economic Report 2019, s. 55-80.

TÜSİAD’ın üçüncü e-ticaret raporu çıktı!

Şahin ARDIYOK, Emin KÖKSAL

TÜSİAD’ın 2014 yılında yayınladığı e-ticaret konulu ilk rapor, Türkiye’deki e-ticaret için durum tespiti yapan bir çalışmaydı[1]. E-ticareti dijital pazarların odak noktasına koyan bu raporda Türkiye için atılması gereken adımlar da yer almıştı. 2017 yılında çıkan ikinci rapor ise e-ticaretteki gelişmelerin yanında, perakende olarak nitelendirilebilecek B2C e-ticarete odaklanan bir rapor olarak hazırlanmıştı[2]. TÜSİAD’ın geçtiğimiz günlerde yayınladığı üçüncü rapor ise B2C’nin yanında B2B e-ticarete, e-ihracata ve tamamen dijital olarak verilen hizmetlere odaklanmış bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor[3].

E-ticaretin gelişiminin birçok faktöre bağlı olduğunu, bunların içerisinde internet kullanımının yaygınlığının, lojistik olanakların, ödeme sistemlerinin, tüketici algısının vb. koşulların önemli olduğunu biliyoruz. TÜSİAD’ın ilk iki raporu bu faktörler konusunda iyi birer referans kaynağı olurken, söz konusu üçüncü raporun e-ticaretteki gelişmelere e-ihracat, sosyal medya ve B2B e-ticaret konusunda ilave boyutlar kattığını söylemek mümkün.

Rapor yapısal olarak, önce dünyada ve sonra Türkiye’de (1) e-ticaret hacmi üzerinde etkili olan faktörlerdeki gelişmeleri, (2) e-ticaret ekosistemindeki değişimi inceliyor. Ekosistem içerisindeki değişimi ele alırken yasal düzenlemelerdeki (regülasyon) değişikliklere önemli bir yer ayrıldığı görülüyor. Bu blogu okuyanların ilgi alanını düşünerek, rapordaki diğer konuları bir kenara bırakıp yasal düzenlemeler alanındaki tespitlere kısa kısa değinmek isteriz.

Bazıları bu blogda da yer alan düzenlemelerin başında, Hindistan’da yerel e-ticaret oyuncularını küresel oyuncuların rekabetinden korumak amacıyla Amazon, Flipkart gibi önemli pazaryeri oyuncularına getirilmesi düşünülen kısıtlayıcı düzenlemeler yer alıyor[4].

Yine Asya kıtasından devam edersek, e-ticaretin en gelişmiş olduğu ülkelerden biri olan Çin’de son dönemde önemli yasal düzenlemelerin gündemde olduğu tespiti yapılıyor. E-ticaret platformlarının rekabeti engelleyici fiillerine cezalar gelirken, kullanıcıların ürün ve hizmetler konusundaki deneyimlerini yansıtan kullanıcı yorumlarına dair yeni düzenlemelere dikkat çekiliyor.

ABD’de ise firmaların ürünlerinin satışının gerçekleştirdiği eyalette fiziksel bir ofisi veya mağazası olmasa dahi çevrimiçi satışlardan ilgili vergilerin alınmasına ilişkin düzenlemeler getirildiğine değiniliyor.

Avrupa kıtasına geldiğimizde ise e-ticareti ilgilendiren en önemli gelişme olarak, 2018 yılı ortasında Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün (General Data Protection Regulation – GDPR) yürürlüğü girmesi ortaya konuyor. Söz konusu tüzüğün 3. maddesinde öngörüldüğü şekliyle, GDPR’nin AB üyesi ülkelerde kurulu olan veya AB pazarına ürün veya hizmet sunan firmalara uygulanıyor olması, e-ticareti doğrudan etkileyecek bir faktör olarak sunuluyor[5].

Türkiye için yapılan değerlendirmelerde e-ticaret alanındaki düzenlemelere dair gelişmelerin başında 2016’da yasallaşan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) geliyor[6]. Raporda özel bir bölüm ayrılan KVKK düzenlemeleri için iki tespit dikkati çekiyor. Bunlardan ilki KVKK’nın B2B e-ticaret paydaşları için nasıl uygulanacağına dair bir kılavuzun gerekliliğine, ikincisi ise kişisel verilerin saklanması için bulut bilişim kullanımına dair belirsizliğe işaret ediyor.

Raporda, Türkiye’deki düzenlemelere dair yer alan diğer konulara baktığımızda ise iki konunun gözümüze çarptığını söyleyebiliriz. Bunlardan ilki, internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin gelir/kurumlar vergisi stopajı kapsamına alınması. Diğeri ise yurt dışındaki e-ticaret platformlarından yapılan satın alma işlemlerinde bedeli 22 Avroyu aşmayan ürünlere tanınan vergi muafiyetinin yürürlükten kaldırılması.

Raporda değinilmeyen, fakat Türkiye’deki e-ticaret hacmi üzerinde etkili olabilecek son dönemde gerçekleştirilen bir diğer değişikliği de biz ekleyelim. Rekabet Kurulu, geçtiğimiz Nisan ayında Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’da bir revizyona gitmişti. Hatırlatmak gerekirse bu revizyonla, marka sahiplerinin internet satışlarına getirdiği kısıtlamalar ve çeşitli e-ticaret platformlar tarafından kullanılan “en çok kayrılan müşteri” (EKM) şartları konusunda önemli tespitlerde bulunulmuştu[7].


[1] TÜSİAD. (2014). Dijital Pazarın Odak Noktası e-Ticaret: Dünya’da Türkiye’nin Yeri, Mevcut Durum ve Geleceğe Yönelik Adımlar. Erişim tarihi 03.07.2019, https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/download/8575_2aa6e4ca543c2375304fd4d4edf532a5.

[2] TÜSİAD. (2017). Dijitalleşen Dünyada Ekonominin İtici Gücü: E-Ticaret. Erişim tarihi 03.07.2019, https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/download/8595_8e317197ef6a8179195e319a5668a7a0.

[3] TÜSİAD. (2019). E-Ticaretin Gelişimi, Sınırların Aşılması ve Yeni Normlar. Erişim tarihi 03.07.2019, https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/download/9228_dd99423af3c375774e32203b5a3e6daa.

[4] Bkz. ÇINAR, G. (4 Nisan 2019). Hindistan’da doğrudan yabancı yatırımın kuralları değişiyor: Çevrimiçi platformların başı yine dertte! Rekabet Regülasyon. Erişim tarihi 25.04.2019, http://www.rekabetregulasyon.com/hindistanda-dogrudan-yabanci-yatirimin-kurallari-degisiyor-amazonun-basi-yine-dertte/.

[5] Bkz. CANBEYLİ, A. (20 Mayıs 2019). Kişisel Verilerin Korunması Alanında Yol Gösterici Gelişmeler: İngiltere Ses Kaydı ve Diğer Biyometrik Verilerin İşlenmesi Konusunda GDPR’ı Nasıl Uyguluyor?. Erişim tarihi 25.04.2019, http://www.rekabetregulasyon.com/kisisel-verilerin-korunmasi-alaninda-yol-gosterici-gelismeler-ingiltere-ses-kaydi-ve-diger-biyometrik-verilerin-islenmesi-konusunda-gdpri-nasil-uyguluyor/.

[6] Bkz. SÜTLÜ, S. (4 Nisan 2018). Kişisel Verileri Koruma Kurumu’ndan İki Yeni Tebliğ! Erişim tarihi 25.04.2019, http://www.rekabetregulasyon.com/kisisel-verileri-koruma-kurumundan-iki-yeni-teblig/.

[7] Bkz. YEŞİLYAPRAK, D. (14 Mayıs 2018). “Yeni Kılavuz Çıktı Hanım” – Evet de Yeni Kılavuz Neden Bahsediyor? Erişim tarihi 25.04.2019 http://www.rekabetregulasyon.com/yeni-kilavuz-cikti-hanim-evet-de-yeni-kilavuz-neden-bahsediyor/.

Ne Yaptığın Kadar Nasıl Yaptığın da Önemli: ICN Prosedürel Adaleti Sağlamak İçin Rekabet Otoritelerini Bir Araya Getirdi!

Daha önce pek çok mecrada dile getirdiğimiz üzere, usul hukuku kuralları ve bu kuralların tam adalet içerisinde uygulanması, hukuki süreçlerin etkinliği ile normatif hukuk düzeninden beklenen öngörülebilirliğin sağlanabilmesi için olmazsa olmaz nitelik taşıyor. Yasama siyasetinin, mukayeseli hukukun uluslararası kaynaklarını takip (ve zaman zaman iktibas) etmek suretiyle koruma altına aldığı yasal menfaatler üzerine inşa edilen hukuk kuralları, neyi korudukları ile olduğu kadar nasıl korudukları ile de günlük hayatın her safhasını etkiliyor. Etkileri günlük hayat ilişkileri ve birel hukuki işlemler ile de sınırlı kalmayan usul kuralları, normatif hukuk sistemine duyulan kümülatif güveni de temin etmektedir. Rekabet hukukuna hâkim usul kurallarının geliştirilmesini hedefleyen Uluslararası Rekabet Ağı – International Competition Network (“ICN”) de bu hedefi doğrultusunda farklı yetki alanlarından uygulayıcı otoriteleri bir araya getirerek daha etkin ve şeffaf prosedürler oluşturmak için çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda, rekabet süreçlerinde usul kurallarının önemi ile ICN’in bu alandaki güncel çalışmalarını aşağıda değerlendiriyoruz.

Prosedürel adalet ve rekabet hukuku

İnsanın, günlük hayat ilişkilerini kurallar ile düzenleme güdüsünün bir uzantısı olarak ortaya çıkan usul hukukunun temel gayesi, düzeni sağlayan kuralların işleyişini de yine birtakım öngörülebilir kurallara bağlamak oluyor. Hukuk eliyle tesis edilen adaletin, uygulama hayatının tüm unsurları tarafından ulaşılabilir olmasını sağlayan usul kurallarının, bu hedeflerini gerçekleştirebilmeleri için her bir hukuk işlemi açısından, her defasında ve herkes için eşit, adil ve yeknesak biçimde uygulanması gerektiği değerlendiriliyor.

Prosedürel adaletin en üst seviyede tutulması gereken hukuki süreçlerin başında ise yine adli veya idari bir ceza tesis etmeden evvel yürütülen soruşturmalar geliyor. Süreç sonunda kesilebilecek cezaların ağırlığının, bahse konu sürecin önemini de tayin ettiği bu ekosistem içerisinde ise en önemli yeri rekabet soruşturmaları tutuyor. Gerçekten de, soruşturmaya tabi şirketlerin ticari itibarları, iş stratejileri, mali durumları ve pazardaki davranışları üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilen rekabet soruşturmalarının, bu sonuçlara giden yolda tabi oldukları usul kuralları da bir o kadar önem kazanıyor. Ayrıca, bir rekabet ihlali olup olmadığının tespiti için yürütülen süreçler kapsamında rekabet otoritelerine oldukça soruşturma yetkileri tanınıyor ve sistemin doğru işleyebilmesi için bu yetkilerin de birtakım sağlam prosedürlere bağlı şekilde kullanılması gerekiyor.

Rekabet otoritelerinin görevleri, bağlı oldukları devletin egemen yetki alanı ile sınırlı olduğundan, bu görev kapsamında tabi olacakları usul ve prosedürler de öncelikli olarak kendi iç hukuklarında düzenleniyor. Öte yandan, teknolojik gelişmeler ve dijitalleşen pazarlar karşısında ortak bir uygulama dili arayışına giren rekabet hukuku çevreleri, hem pan-avrupai düzlemde hem de okyanusun diğer yakasındaki anglo-amerikan ekolünü de dâhil eden daha geniş platformlarda çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor. Dünyanın her köşesinden rekabet otoritelerinin ve uygulayıcı kurumların katılım gösterdiği bir platform olan Uluslararası Rekabet Ağı – International Competition Network (“ICN”) de bu alanda katma değer üreten oluşumların başında geliyor. Rekabet hukuku çevrelerinde yakından takip edilen ve yüksek profilli çalışmaları ile pek çok uygulamanın gelişimine yön veren ICN’in en son girişimi ise rekabet kurallarının uygulanmasında prosedürel adaletin sağlanmasını konu alıyor.

ICN’in rekabet otoriteleri arası prosedürel adalet prensipleri (CAP)

Yukarıda da açıkladığımız üzere ICN, uluslararası bir organizasyon olarak katılımcılarının kaynaklarının bir kısmını da usul kurallarının etkinleştirilmesine kanalize etmesini destekliyor ve bu yönde çeşitli girişimler yapıyor. Tüm uygulama dünyasının kullanımına açılan birtakım prosedürel kılavuzlar ve benzeri yol gösterici metinler oluşturarak bu alanda mukayeseli hukuk kaynakları da üreten ICN’in, usuli adalet konusundaki en güncel girişimi ise Haziran başında Paris’te açılış toplantısını gerçekleştirdiği Rekabet Otoriteleri Prosedür Çerçevesi – Framework for Competition Agency Procedures (“CAP”) çalışmalarıdır.

ICN bünyesinde yürütülen bir çalışma olan CAP, tüm ICN üyelerinin ve diğer rekabet otoritelerinin katılımına açık bir platform niteliği taşıyor. Rekabet kurallarının uygulanması ve icra edilmesi konusunda çerçeve çalışmaları (implementation framework) gerçekleştiren oluşum, öncelikli olarak uygulayıcı kurumların sunacağı katma değerin işlenmesi imkânı sunuyor.

Oluşumun yapacağı çalışmalar çeşitli dönemlere ayrılmak suretiyle düzenlenirken, her bir dönem için dünyanın farklı kesimlerinden rekabet otoritelerinin ortak başkanlık görevi (co-chair) yürütmelerine karar veriliyor. Bu çalışma usulü altında Paris’te bir toplantı gerçekleştiren CAP’ın birinci dönem ortak başkanları ise Avusturalya Rekabet ve Tüketici Komisyonu (Australian Competition and ConsumerCommission), Alman Rekabet Otoritesi (Bundeskartellamt) ve Amerika Birleşik Devletleri (“ABD”) Adalet Bakanlığı’nın Anti-tröst Birimi (Department of Jurstice Antitrust Division) olarak belirleniyor.

Ortak başkan konumundaki uygulayıcı kurum temsilcilerinin, bir yandan CAP’ın vazifeleri açısından idari ve yönetsel bir işlev icra ederken diğer yandan da oluşum tarafından üretilecek katma değerli içeriklere yoğun olarak katılıp yön verecekleri düşünülüyor. Alman rekabet otoritesinin Avrupa uygulama hayatı üzerinde belirleyici etkisi olan saygın pozisyonu ile usul hukuku konularında Kıta Avrupası’ndan farklı refleks ve mekanizmalara sahip anglo-amerikan uygulayıcılarını bir araya getiren oluşumun, bu kombinasyon üzerinden katma değeri yüksek bir sinerji oluşturması ve her iki uygulamanın da iyi yanlarını bütünleyen ortak bir gelişim zemini teşkil etmesi bekleniyor.

İçerik açısından incelendiğinde usuli adaletin temel prensiplerini kapsama aldığı görülen CAP’ın, bu prensipler üzerinden küresel rekabet hukuku camiasında oluşan kapsamlı bir fikir birliğini yansıttığı görülüyor. Farklı hukuk sistemlerinden gelen ve farklı kurumsal kültürlere dayanan fikirleri bir araya getiren CAP üyelerinin, bu çerçeve çalışma kapsamındaki prensiplere bağlı kalarak bunların uygulanmalarını sağlamak için işbirliği yapacakları belirtiliyor.

Yukarıda açıkladığımız faaliyetlerini iki temel prosedür üzerinden yürüteceğini belirten oluşum, bu prensipleri aşağıdaki şekilde tayin ediyor:

(i) Kurumlar arası diyalog kanalları oluşturan ve buradan fikir teatisi imkânı sunan CAP İşbirliği Prosedürü ve

(ii) Katılımcılara kendi sistemleri hakkında önemli gördükleri özellikleri paylaşma ve açıklama imkanı sunarak uygulamalar arası şeffaflık sağlayan CAP İnceleme Prosedürü

Değerlendirme

Yukarıdaki açıklamalarımız da göstermektedir ki, herhangi bir rekabet hukuku süreci kapsamında usul kurallarının layığı ile uygulanması, yalnızca o sürecin taraflarını değil, sisteme tabi tüm unsurları alakadar eder. Unutulmamalıdır ki usul kuralları, insanın özgülüğünü sistematik kurallar eliyle ençoklaştırmayı hedefleyen normatif hukukun ortak paydasıdır. Bu kapsamda sistemden beklenen hukuki kesinlik ve öngörülebilirlik ise ancak ve ancak sistemi oluşturan kuralların da -tıpkı sistemin kendisi gibi- birtakım usul ve prosedür kurallarına bağlanması ile gerçekleştirilebilecektir.

Uygulayıcı kurumların, özellikle de rekabet otoritelerinin, usul kuralları ve prosedürel hukuk üzerindeki belirleyici etkisinin farkında olan ICN, bu bilinç üzerine inşa ettiği CAP oluşumu ile okyanusun farklı her iki kıyısından öncü rekabet otoriteleri arasındaki bilgi asimetrisini gidermeyi ve işbirliğini artırmayı hedefliyor. Farkı sistemler arasında ekin bir diyalog ve şeffaflık sağlayan CAP, aynı kapsamda rekabet otoriteleri arasında bir ortak kültür ve uygulama dili geliştirilmesi açısından da fayda sağlıyor.

Özellikle Alman rekabet otoritesinin, bazı konularda Avrupa uygulayıcılarının ana akım görüşlerinden ayrılmaktan korkmayan ve yer yer katı duruşlar sergileyen yapısı ile öne çıktığı düşünüldüğünde, CAP kapsamındaki çalışmalarda etkin bir rol oynayacağı ve bir yandan Avustralya otoritesinin katkılarını yükseltirken bir yandan da ABD kurumlarının prosedürel reflekslerinin ortak entegrasyonuna katkı sunacağı değerlendiriliyor. Küresel rekabet çevrelerinde gittikçe yükselen bir trend olan usul kurallarının etkin uygulanmasına önemli bir yatırım yapan ICN’in, CAP üzerinden uzun vadede gittikçe yeknesaklaşacak bir “ileri usul hukuku” sisteminin doktrinsel temellerini oluşturmaya başladığı da değerlendiriliyor.

İlk olarak, 04.07.2019 tarihinde Lexpera Blog’da yayınlanmıştır.

Asya Pasifik’ten gelişmeler!

Geçtiğimiz hafta Dentons Singapur ofisindeki rekabetçilerden Nicole Teo ile birlikte Tokyo’da gerçekleştirilen Uluslararası Barolar Birliği’nin (International Bar Association – IBA) sene ortası rekabet konferasında; Japonya, Kore, Çin, Hong Kong, Singapur, Filipinler, Avustralya, Hindistan rekabet dünyasının önemli isimlerinin yanı sıra Avrupa ve Amerika’dan pek çok düzenleyici, hukukçu ve ekonomistin deneyimlerini tartışma fırsatını yakaladık.

Konferansta rekabet dünyasının yakından takip ettiği online pazarlar, teknoloji devleri ve dijital platformlara yönelik rekabet hukuku değerlendirmeleri, uluslarası ticaret politikaları ile rekabet politikalarının etkileşimi, hâkim durumun özellikle fiyatlama yoluyla kötüye kullanılması, karteller ve pişmanlık başvuruları bakımından trendler ile karmaşık bildirim yükümlülüğü analizleri ve bildirimlere yönelik izlenimler paylaşıldı.

Oldukça bilgilendirici ve heyecanlı geçen konferansta edindiğimiz değişik bazı bilgileri ve dünya genelindeki rekabet eğilimlerine dair gerçekleştirilen tartışma özetlerini sizlere de aktarmazsak olmaz.

Biraz genel bilgi…

Rekabet politikaları ve kurallarının uygulanması bakımından özelllike otoriteler arasında uluslararası ve bölgesel işbirliklerinin önemi gün geçtikçe artıyor. Buna karşın, ülkeler arası uygulamalar farklılık gösterebiliyor. Örneğin; Asya Pasifik bölgesinde nispeten uzun süredir rekabet mevzuatına sahip olan ülkelerden biri olan Japonya’da, henüz düne kadar avukat-müvekkil gizliliği kabul edilmiyordu. Geçen hafta Japonya Rekabet Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrasında kartel dosyalarıyla sınırlı olmak üzere Japonya da avukat-müvekkil gizliliği ilkesini benimsemiş oldu.

Karteller ve pişmanlık başvuruları trendleri

Kartellere uygulanan cezalar sıkılaştırılırken ve pek çok farklı ülke idari para cezası yanı sıra cezai yaptırım da öngörürken, kartellerin deşifresinde en önemli mekanizmalardan biri olan pişmanlık başvurularının ve dolayısıyla kartel bulgularının dünya genelinde düşüşte olduğu gözlemleniyor. Bu düşüşün temel sebepleri arasında pişmanlık protokollerine ve prosedürlerine yönelik şeffaflığın gittikçe azalması, kartel davranışının tespitine yönelik standartların değişmesi, uzun soluklu – yüksek maliyetli ve belirsiz nitelikteki tazminat davalarında artışlar gibi unsurlar sıralanıyor.

Öyle ki, Japonya’da pişmanlık başvuruları 110’lardayken 70’lere düşmüş durumda. Singapur gibi daha çok uluslararası kartellere yönelik pişmanlık başvurularının gerçekleştirildiği ve bu kapsamda uluslarası kartel soruşturmalarının yürütüldüğü ülkelerde ise global trendin etkilerini görmek mümkün. Bu noktada, dünya genelinde hâkim olan düşüş eğiliminin tersine Avustralya’da pişmanlık başvurularının ve kartel soruşturmalarının gün geçtikçe arttığı gözlemleniyor.

Dünya genelindeki seyre karşılık ise pişmanlık başvuruları yanı sıra ihbar mekanizmaları geliştirilmesi, piyasanın yakından takibini sağlamak adına yatırımlar yapılması gibi konular önem kazanan noktalar olarak öne çıkıyor. Avrupa’da uygulamaya konulan ve online olarak anonim bir şekilde kartel uygulamalarının ihbar edilmesini kolaylaştıran whistleblowing toolu yanı sıra özellikle Asya Pasifik ülkelerinde ihbarcılara yönelik yüksek ödüller öngören mekanizmaların geliştirilmesi dikkat çeken noktalardan biri! Örneğin; Singapur’da kartel uygulamalarını ihbar eden kişilerin yüz bin dolara kadar ödüllendirilmesi mümkün. Söz konusu araçlar dışında rekabet otoritelerinin gün geçtikçe veri analizi gerçekleştiren uzmanlara, iktisatçılara ve yapay zekâya yatırım yaptığı gözlemleniyor.

Online pazarlar, teknoloji devleri, dijital platformlar

Rekabet alanında pek çok ülkenin gözü özellike e-ticaret alanına ilişkin kısıtlamalarda.

Avrupa’da gerçekleştirilen sektör incelemesinde de gözlemlendiği üzere, online dünyanın gelişimiyle dikey kısıtlamalar öne çıkıyor. Online dünyaya penetrasyonun artışı ile beraber fiyatlarda şeffaflığın hızla arttığı ve bu bakımdan hem tüketici hem farklı seviyelerdeki piyasa oyuncuları nezdindeki fiyat takibinin kolaylaştığı aşikâr. Söz konusu gelişmelere karşın özellikle, yeniden satış fiyatının tespiti ve bölgesel kısıtlar gibi konuların uzun bir süreden sonra tekrar gündeme oturduğu gözlemleniyor. Bu doğrultuda, online algoritma kullanımları, online trafiği şekillendiren markalara yönelik keyword kullanımı, websitesi yönlendirmeleri gibi konular Avrupa ve Amerika yanı sıra Asya-Pasifik bölgesinde de revaçta.

Bu noktada önem kazanan bir başka konu ise özellikle hızla güç kazanan ve hakim duruma gelen, hakim durumunu güçlendiren teşebbüslerin davranışlarına yönelik incelemeler. Sadece Amerika’da değil  Avrupa genelinde de pek çok incelemeye konu Amazon, Google gibi teknoloji devleri, Japonya, Hindistan gibi ülkelerde de incelemeye tabi!

Hakim durumun kötüye kullanılması ve fiyatlamalar

Hakim durumda olan teşebbüsler bakımından önem kazanan konulardan biri bedavaya sunulan hizmetler. İnternet kullanımındaki artış ile dijital dünyanın çehresinin genişlediği günümüzde, tüketicilerin pek çok bilgi vererek bedava ve anında elde edilen hizmetlere erişim sağladığı gözlemleniyor. Ancak, elde edilen bilgiler ile karşılaştırıldığında sunulan hizmetin ne kadar dengeli olduğu tartışmalı – işte bu noktada acaba hâkim durumdaki teşebbüsler bakımından sömürücü ya da dışlayıcı stratejiler mi benimseniyor konusu rekabet dünyasında kafaları kurcalıyor.  Bu bakımdan; veri ticareti, verinin maliyeti, kullanımı ve sunulan hizmet karşısında ilişkisi, zamanlama gibi hususların fiyatlamalar bakımından orantılı mı yoksa orantısız mı olduğu ve haksız bir uygulamanın benimsenip benimsenmediği ve davranışların rekabetçi mi yoksa rekabeti kısıtlayıcı mı olduğunun değerlendirilmesinde önemli olduğu belirtiliyor.

Karmaşık birleşme-devralmalar ve bildirim analizi

Birleşme-devralmalar ile ilgili olarak pek çok farklı ülkede tartışılan başlıklar ise şu şekilde sıralanıyor:

  • Bildirim analizi nasıl yapılacak?
  • Bildirime tabi karmaşık birleşme-devralma işlemleri bakımından  bildirim zorunluluğu olmayan ülkeler için  doğru adımlar nasıl belirlenecek?
  • Gun jumping uygulamaları etkin şekilde nasıl engellenecek?
  • Kontrol kavramının net bir şekilde anlaşılması ve süreçlerde kullanımı,
  • Geçerli taahhüt mekanizmalarının belirlenmesi,
  • Korunan sektörler hakkında bilinçli olarak hareket etme ve
  • tüm bu hususları göz önüne alarak strateji belirleme.

 Bu noktada, özellikle farklı ülkeleri etkileyen işlemlerde işlemin ilk aşamalarından itibaren rekabet hukuku analizini gerçekleştirmek önemli. Örneğin; tarafların büyüklükleri ve işlemden beklentileri doğrultusunda, işlem için öngörülen süreleri de dikkate alarak  carve out teknikleri konuşulabilir – ancak Çin gibi carve out uygulamalarına izin verilmeyen ülkeler bakımından bilgi sahibi olmak önemli!

Bu noktada, farklı ülkelerde farklı süreçlerin ve analizlerin gerçekleştiğini bilip  işlemleri bu gözle değerlendirmek ve işleme ilişkin sözleşmelerde, rekabet hukuku bakımından işlemin değerini dahi etkileyebilecek unsurları göz önüne alarak ilgili hükümlere yer vermek önem kazanıyor.

Uluslarası ticaret politikaları ile rekabet politikalarının etkileşimi

Rekabet hukuku bakımından ticaret savaşlarının etkilediği alanlar ilgili pazar analizi, birleşme-devralma incelemeleri ve taahhüt sistemleri olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda, özellikle korumacı ve ulusalcı bir yaklaşımın globalleşme ile çakıştığı, çok taraflı politikalar karşısında tek taraflı politikalara ağırlık yüklendiği durumlarda, piyasaların bazı oyunculara ve oyunlara ne derece serbest ve hoşgörülü yaklaştığı rekabet politikalarını da doğrudan etkiliyor.

Amerika-Çin arasındaki ticaret savaşları ortamında özellikle, Amerika’da Çin menşeili şirketlere yönelik uygulamalar yanı sıra söz konusu gelişmelerin Avrupa’daki işleyişi de etkilediği gözlemleniyor. Bu bakımdan, yakın zamanda Avrupa Komisyonu’nun Siemens-Alstom Kararı ses getiren bir örnek! Öyle ki, söz konusu kararda ilgili pazarın Avrupa sınırlarını aşarak dünya olarak tanımlanması gerektiği, zira ulusal şampiyonların esasen Çin menşeili şirketler olduğu ve dünya genelinde rekabet ettiği argümanları öne sürülmüştü. Buna karşın Çin’in pazar lideri olmasının sebebinin ülkenin coğrafi olarak oldukça büyük olması ve Avrupa’daki ulusal şampiyonların teknoloji bakımından avantajlı olması gibi unsurlar ele alınarak işleme izin verilmemişti.  Bu karar ise Çin pazarının hafife alındığı ve bu bakımdan rekabetçi etkilerin tekrar revize edilmesi gerektiği yönündeki pek çok yorumu da beraberinde getirdi. Katıldığımız konferansta gördük ki Japonya gibi ülkeler de söz konusu yoruma katılan ülkeler arasında yer alıyor.

Avrupa Birliği Dikey Anlaşmalar Tebliğ’ini güncelliyor: YSFB, EKM ve seçici dağıtım gündemde!

Emin Köksal

Avrupa Birliği’nin (AB) Dikey Anlaşmalar Tebliği’ne ilişkin Ekim 2018 tarihinde başlayan değişiklik sürecinde yeni gelişmeler yaşandı. On yıla yakın bir süredir uygulanan mevcut tebliğ, Mayıs 2022 itibari ile yürürlükten kaldırılacak. Komisyon, grup muafiyeti eşikleri, internet satışları gibi konuları ele alarak yeni tebliği dijital çağa uygun hale getirmeyi hedefliyor.

Geçtiğimiz ay, tedarik ve üretim zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında yapılan dikey anlaşmalara AB rekabet kurallarının nasıl uygulanacağını düzenleyen Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin revize edilmesine dair kamuoyundan görüş alınmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise, ERA Avrupa Hukuku Akademisi’nde “Dikey Sınırlamalar: Güncel Konular ve Zorluklar” başlıklı bir konferans düzenlendi. mlex’de haber olan bu konferans kapsamında, yeniden satış fiyatının belirlenmesi (YSFB), seçici dağıtım sistemleri ve en çok kayrılan müşteri (EKM) koşulu olmak üzere dağıtım faaliyetini ilgilendiren tartışmalı konular ele alındı. Konferansa ayrıca, Komisyon’un rekabet politikası yetkilisi Mariele Scholz da katkı sağladı.

Scholz’un yorumlarından ilki EKM koşulu ile ilgiliydi. Scholz, EKM koşulunun önemli ve tartışmalı konular arasında yer aldığını belirtti. Hatırlatma yapmak gerekirse, EKM koşulu, sağlayıcı tarafından, diğer alıcılara önerilen en uygun fiyat ve sözleşme koşullarının, sözleşme tarafı alıcıya da önerilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir. AB içinde en önemli görüş ayrılığı, EKM koşuluna ilişkin yaklaşımlarda görülüyor. Özellikle Booking.com ve Expedia gibi seyahat siteleri, ‘geniş EKM’ koşulu uygulayarak otellerin başka platformlara daha uygun koşullar sunmasını engelliyor. Ancak, bu uygulama, birçok ulusal otorite tarafından ihlal olarak kabul ediliyor. Öte yandan otellerin kendi web sitelerinde sundukları koşulları platformlar için de sunmalarına dair ‘dar EKM’ koşuluna ise daha sıcak bakılıyor. Fakat yakın tarihte, benzer bir koşul, Alman rekabet otoritesi tarafından ihlal olarak kabul edilmişti. Tüm bu gelişmeler, “tartışmada hareketliği” göstermekle birlikte, EKM koşulunun uyumlu şekilde uygulanma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.

Konferansta ayrıca, küçük ve orta ölçekli işletmeler için dağıtım kurallarının karmaşıklığına ilişkin endişeler de dile getiriliyor ve bunların uygulanabilir bir şekilde düzenlenmesi gerektiği belirtiliyor. Scholz, birçok teşebbüsün, seçici dağıtım sistemlerinde uyguladığı kuralların gidişatının endişe verici olduğunu söylüyor. Söz konusu kurallar marka sahiplerinin mağazaların görünümünden, müşteri hizmetlerine, hangi ürünlerin çevrimiçi ve çevrimdışı satılacağına kadar birçok konuda kontrol imkânı veriyor. Buradaki temel eleştiri, mevcut kuralların serbestliğinin marka sahiplerinin koşulları belirlerken çok kısıtlayıcı olmalarına yol açtığı yönünde.

Öte yandan, YSFB uygulamalarının bütüncül bir yaklaşımla yasaklanmasının günümüz ekonomisinde hala geçerli olup olmadığı da konferansta sorgulan konular arasında yer alıyor. Scholz ise, Komisyon’un bu konudaki takdir yetkisinin önceki içtihat ve emsaller ile sınırlı olduğunu belirtiyor.

Hatırlatmak gerekirse, Türkiye’de Mart 2018’de hazırlıkları iki yıla yakın süren ve yukarda tartışılan konuları içeren “Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz” güncellenmişti. Yeni kılavuz, özellikle internet üzerinden yapılan satışlar bakımından ve EKM koşuluna ilişkin değerlendirmeler bakımından AB’deki bazı uygulamalara kıyasla yenilikler barındırmasıyla ön plana çıkmıştı.

Son olarak, AB’de değişiklikler için öngörülen takvim ise şu şekilde: 2020 yılının ikinci çeyreğinde yeni tebliğe ilişkin çalışma belgesi yayınlanacak ve mevcut tebliğin yürürlükten kaldırılmasına kadar geçen zamanda ise etki analizi yapılacak.

Maysan Mando incelemesinde yeni perde: Mal vermeme iddiaları ile başlayan soruşturma YSFB’ye evrildi

Yaklaşık üç yıl önce Rekabet Kurumu tarafından yapılan önaraştırma, ardından gelen iptal kararı ve bu karar üzerine açılan soruşturma ile devam eden Maysan Mando incelemesinde Rekabet Kurulu karar aşamasına geldi. 11 Haziran 2019’da sözlü savunma toplantısı yapılan soruşturmada, kararın en geç 26 Haziran 2019 Çarşamba günü açıklanması bekleniyor.

Rekabet Kurulu’nun 28.11.2017’de başlattığı soruşturma[1] ile Maysan Mando Otomotiv Parçaları San. ve Tic. A.Ş.’nin (“Maysan Mando”) şikâyetçiye (“Tok Otomotiv”) mal vermeyi reddettiği ve şikâyetçinin rakipleriyle ortak hareket ederek şikâyetçiyi pazar dışına itmeye çalıştığı iddiaları çerçevesinde Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddelerinin ihlal edilip edilmediği incelemeye alınmıştı. Aslında aynı iddialar, Rekabet Kurulu tarafından ilk olarak 2016 yılında yapılan bir önaraştırma[2] ile incelenmiş ve soruşturma açılmamasına karar verilmişti. Bu karara şikâyetçi tarafından yapılan itiraz üzerine konuyu görüşen Ankara 15. İdare Mahkemesi ise Rekabet Kurulu’nun önaraştırma kararını iptal etmiş[3] ve söz konusu iddialar, bu kez açılan bir soruşturma ile yeniden Rekabet Kurumu tarafından mercek altına alınmıştı. İşte Maysan Mando hakkında Rekabet Kurulu tarafından yürütülen bu soruşturmanın son aşaması olan sözlü savunma toplantısı[4] geçtiğimiz hafta Ankara’da gerçekleştirildi.

Bu toplantıda yapılan açıklamalar çerçevesinde Soruşturma Heyeti’nin, şikâyetçinin mal vermeme ve Maysan Mando’nun şikâyetçinin rakipleriyle anlaşarak kendilerini pazardan dışladığı yönündeki iddiaları hakkında tıpkı 2016 yılındaki önaraştırma kararında olduğu gibi herhangi bir ihlal tespitinde bulunmadığını ve buna ilişkin idari para cezası talep etmediğini görüyoruz. Bununla birlikte, soruşturma sürecinde yapılan yerinde incelemelerde elde edilen bilgilerle söz konusu iddialar ile başlatılan soruşturmanın yeniden satış fiyatının belirlenmesine (“YSFB”) yönelik uygulamalar ekseninde devam ettiği ve hatta Soruşturma Heyeti’nin YSFB tespiti ile Maysan Mando aleyhine idari para cezası talebinde bulunduğu anlaşılıyor. Bir başka deyişle, önaraştırma ve iptal davası süreçlerinde incelenen mal vermeme ve rakiplerle anlaşarak bir başka rakibi dışlama iddialarına ilişkin olarak başlatılan soruşturmada da ihlal tespiti yapılmazken soruşturma sürecinde, elde edilen bilgi ve belgelerle farklı bir cephede ihlal iddiasının gündeme geldiği görülüyor.

YSFB tespitine ilişkin Soruşturma Heyeti tarafından talep edilen idari para cezası ile ilgili bir başka dikkat çekici nokta ise bu cezanın Maysan Mando’nun pazar gücü nedeniyle üst sınırdan verilmesi talebi. Şikâyetçi aleyhine Maysan Mando tarafından YSFB uygulamasında bulunulduğu tespitini yapan Heyet, Maysan Mando’nun pazardaki konumu nedeniyle Kurul’un ceza takdirinde binde beşlik alt sınır yerine %3’lük üst sınırı dikkate alabileceği yönündeki görüşünü soruşturma sürecinde dile getirmiş.

Soruşturmanın başlangıcında olmasa da süreç içerisinde ortaya çıkan bilgilerle bir YSFB soruşturmasına dönüşen Maysan Mando incelemesi ile ilgili öne çıkan bir diğer husus da yakın zamandaki Sony[5] ve Henkel[6] kararları ile yeniden gündeme gelen YSFB kararlarındaki amaç ve etki tartışmaları. Sözlü savunma toplantısındaki değerlendirmelerden YSFB tespitinin sadece şikâyetçi için geçerli olduğu ve Maysan Mando’nun diğer bayilerine ilişkin bu yönde bir tespitin yapılmadığı anlaşılıyor. Ayrıca uygulamanın kısa bir süre zarfı için hayata geçirildiği ve şikâyetçinin hem Maysan Mando satışları hem de tüm Türkiye satışlarındaki payının oldukça sınırlı olduğu ifade ediliyor.

2016 yılının ilk aylarından itibaren devam eden incelemede, rekabet hukuku açısından sonuçları merakla beklenen tüm bu tartışmalı konulara ilişkin şikâyetçinin, Maysan Mando’nun ve Soruşturma Heyeti’nin sunmuş olduğu bilgi ve belgeler artık Rekabet Kurulu’nun önünde ve tüm bu bilgileri değerlendiren Rekabet Kurulu’nun nasıl bir karara varacağını en geç önümüzdeki hafta öğreneceğiz.  


[1] Rekabet Kurulu’nun 28.11.2017 tarih ve 17-39/630-M sayılı Maysan Mando hakkında soruşturma açılmasına ilişkin kararı.

[2] Rekabet Kurulu’nun 18.02.2016 tarih ve 16-05/107-48 sayılı Maysan Mando önaraştırma kararı.

[3] Ankara 15. İdare Mahkemesi’nin 25.10.2017 tarih, 2016/3742 E. ve 2017/2794 K. sayılı iptal kararı.

[4] Maysan Mando Sözlü Savunma Toplantısı’na ilişkin Rekabet Kurumu’nun internet sayfasındaki duyuru: https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/maysan-mando-otomotiv-parcalari-san-ve-t-6fbcc58a7962e91180f400505694b4c6 (Son Erişim Tarihi: 16.6.2019).

[5] Rekabet Kurulu’nun 22.11.2018 tarih ve 18-44/703-345 sayılı kararı.

[6] Rekabet Kurulu’nun 19.09.2018 tarih ve 18-33/556-274 sayılı kararı.

Sahada yeni hakem? : Futbolcu transferleri Rekabet Kurumu radarında

Türk futbolu yalnız biz taraftarların değil, Rekabet Kurumu’nun da gündeminde. Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak geçtiğimiz hafta verdiği bir röportajda, rekabet hukuku açısından futbolcu transferlerinin teorik boyutunun incelendiğini belirtti.

Uzun zamandır taraftarların ve tüm ilgililerin dilinden düşmeyen konu: Ne olacak bu Türk futbolunun hali? Geçtiğimiz hafta basında yer bulan haberlerden[1] gördüğümüz kadarıyla Rekabet Kurumu’nun da Türk futboluna ilgisi artıyor. Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak basına verdiği röportajda, futbolcuların ve teknik heyetin transferine yönelik teorik bazda çalışmalar yürütüldüğünü ifade ediyor. Başkan’ın ifadelerine göre söz konusu teorik çalışma futbolcular ve teknik heyet ile sınırlı değil, yürütülen inceleme esasen futbolcuların ya da CEO’ların da dâhil olduğu nitelikli iş kaynağının transferine yönelik. Transfer sürecinde sözleşmelerde yer alan ve rekabeti kısıtlayıcı olduğu değerlendirilebilecek hükümler özelinde bir değerlendirme yapıldığı anlaşılıyor. Yine ifade edildiği üzere mesele yalnız rekabet hukukunu değil, iş hukukundan borçlar hukukuna çok geniş bir hukuki yelpazeyi ilgilendiriyor.

Bilindiği üzere dünya genelinde futbol sporu, FIFA’nın (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) belirlediği kurallar ve direktifler doğrultusunda icra edilir. FIFA’nın düzenlemeleri futbol maçlarının gerçekleşmesinden futbol kulüpleri arasında gerçekleşen transferlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Nitekim ülkemizde de futbol sporunun icrasını gözeten TFF’nin (Türkiye Futbol Federasyonu) transferlere ilişkin kuralları FIFA’nın kuralları ile aynı doğrultudadır ve bu kurallara gönderme yapar. Futbolcu transferleri ile rekabet hukukunun yollarının kesişimi Türkiye bakımından yeni bir gündem olsa da esasen Türkiye’yi de ilgilendirecek şekilde Avrupa’da tartışma konusu olmuştu. Avrupa Adalet Divanı Bosman kararında[2]işçilerin serbest seyahat özgürlüğü” kapsamında futbolcuların transferlerini ve kulüpler arası transfer bedellerini incelemiş, eski kulübü tarafından sözleşmesi sona eren futbolcu üzerinde bir kontrol kurulmasını yasaklamıştı. Her ne kadar Bosman kararı rekabet hukuku ekseninde bir değerlendirme yapmamış olsa da konu rekabet hukuku çevrelerinde de tartışılmış, sözleşmesi sona eren futbolcunun üzerinde kulübün devam eden etkisinin rekabeti olumsuz etkileyen yönleri değerlendirilmişti. Bununla birlikte Bosman kararının etkisi FIFA kurallarında az hissedilmiştir. Uygulamada kulüplerin futbolcu transferlerindeki esas aktörlerden olmaya devam ettikleri gözlenmektedir. Nitekim Başkan Torlak’ın açıklamasına göre Kurum’da yapılan teorik çalışmalar da söz konusu dikey nitelikteki anlaşmalara yöneliktir.

Borçlar hukukunda olduğu gibi iş hukukunda da işçinin işverene karşı bir sadakat borcu bulunmakta ve iş akdi süresince işvereniyle rekabeti yasaklanmaktadır. Bununla birlikte bazı hallerde hizmet/iş akdinin sonlanması sonrasında da rekabet yasağı söz konusu olabilmektedir. Futbol dünyasında futbolcular ya da iş dünyasında CEO’lar bakımından da gündeme gelebilen bu rekabet yasakları rekabet hukukunda bir dikey kısıtlama olarak nitelenebilmektedir. Ancak her halükarda rekabet hukukunun yasakları kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu tip kısıtlamaların yatay anlaşmalardaki ayartma yasakları (no-poaching) ile desteklenmesi durumunda ise rekabetin kısıtlandığı yönündeki endişeler artabilmektedir. Rekabet Kurumu nezdinde yürütülen bu teorik çalışmaların ayrıntıları konusunda bilgi bulunmamakla birlikte, bu değerlendirmeler ekseninde Kurum’un Türk futboluna ilgisinin farklı boyutlarının olduğu tahmin edilebilir.

Başkan Torlak’ın belirttiğine göre Rekabet Kurumu’nun teorik çalışmaları, ilgililerden gelebilecek bir şikâyet ile uygulamaya dökülebilir. Bununla birlikte yapılacak bir incelemede Kurum’un kırmızı kart çıkarıp çıkarmayacağı dosya özelinde değişiklik gösterecektir.


[1] Hazal Ateş, Futbolcu Transferine Rekabet Ayarı, Sabah Gazetesi, 6.6.2019, https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2019/06/06/futbolcu-transferine-rekabet-ayari (Erişim tarihi: 16.6.2019)

[2] Union Royale Belge des Sociétés de Football Association ASBL v Jean-Marc Bosman (1995) C-415/93.