İçeriğe geç

Tarafından getirildi

logo

Rekabet ve Regülasyon

En yeni haberler, değişiklikler, kararlar, değerlendirmeler…

open menu close menu

Rekabet ve Regülasyon

  • Anasayfa
  • Hakkımızda

Dünya Ticaret Örgütü’nde Kartlar Yeniden Dağıtılıyor: Kural Temelli Ticaret Düzeninde Yapısal Revizyon mu, Norm Erozyonu mu?

Yazar Armanç Canbeyli and Öykü Gürses
17 Şubat 2026
  • Uluslararası Ticaret
Share on Facebook Share on Twitter Share via email Share on LinkedIn

II. Dünya Savaşı’na doğru ilerleyen günlerde, ülkeler için izolasyon ve korumacılık baskın refleks hâline gelmiş, tarifeler yükselmiş, piyasalar içeriye kapanmıştı. Ticaret hacmi ve karşılıklı ticari menfaat bağları zayıfladıkça devletlerin birbirleriyle iş birliği yapma motivasyonu da gitgide erimiş ve siyasi gerilim tırmandığında devreye girecek “fren mekanizmaları” zayıflamıştı. Kollektif belleğimizde yer edinen bu hafıza, savaş sonrası kurulan düzenin ticareti yalnızca bir refah yayma aracı olarak değil, uluslararası siyaseti daha az ılımlı kılacak bir bağ kurma ve çıkar birleştirme aracı olarak da görmesinin temel nedeniydi. Nitekim Dünya Ticaret Örgütü (“DTÖ”) de savaş sonrasındaki dünya düzeni içerisinde ticari ve siyasi dengeleri regüle edecek bir örgüt olarak ortaya çıkmıştı.

DTÖ mimarisinin yapı taşlarından, En Çok Kayrılan Ulus (“Most Favored Nation” veya “MFN”) ilkesi de bir üyeye tanınan tarife indirimi veya ticari kolaylığının kural olarak herkese yayılması, ayrımcı bloklaşmaların ve seçilmiş ortaklara ayrıcalık üzerinden yürüyen pazarlık siyaseti alanını daraltan bir sistem olarak tam da bu muhafaza hedefine hizmet ediyor. Bu yapının ikinci temel ayağı olan Ulusal Muamele (“National Treatment”) ilkesi ise, ithal ürünlerin iç piyasaya girdikten sonra yerli ürünlere kıyasla daha olumsuz bir muameleye tabi tutulmamasını güvence altına alarak eşit rekabet koşullarının yalnızca sınırda değil iç pazarda da korunmasını amaçlar. II. Dünya Savaşı sonrası DTÖ’nün bu iki kurucu ilke etrafında şekillendirdiği yolda oluşturulan uluslararası ticari ve siyasi dengeler ise MFN’in tarihsel savunucularından Avrupa Birliği’nin (“AB”), ilkenin esnetilmesine (hatta rafa kaldırılmasına) yönelik açmış olduğu tartışma ile ciddi bir dönüm noktasına ulaşmış olabilir.

Bu kapsamda, AB’nin MFN ilkesini esnetmeye/kaldırmaya dönük yaklaşımının DTÖ’nün varlığını sürdürebilmesi bakımından yarattığı soru işaretlerini, kural temelli ticaret düzenini temelinden sarsma ihtimalini ve özellikle 2024’ten beri ivmelenmekte olan korumacı-izolasyoncu eğilimlerin MFN’nin zayıflamasıyla daha da güçlenerek küresel ticaret ağlarını aşındırıp siyasi gerilimleri besleyebileceği riskini, rekabet hukuku perspektifinden ele alıyoruz.

DTÖ’nün DNA’sı: MFN ile Kural Temelli Düzen Nasıl İnşa Edildi?

Savaş sonrası ticaret düzeni, serbestleşmeyi “kendiliğinden” işleyecek bir piyasa refleksi olarak değil kurumsal tasarımla ayakta tutulması gereken bir hedef olarak gördü. Temel fikir şuydu: Ülkeler arası ticaret ilişkileri ne kadar genişlerse genişlesin, asıl mesele bu ilişkinin öngörülebilir, kural temelli ve keyfî tarife sıçramalarına kapalı bir zeminde yürütülmesiydi. Bu yüzden sistem, uzun yıllar boyunca GATT şemsiyesi altında “deneyimle” olgunlaştı; ticaretin günlük pazarlıklarla değil, ortak ilkelerle yönetilmesi fikri bu dönemde yerleşti[1]. Zamanla tarifelerle sınırlı bir çerçevenin yetmediği, ticaretin hizmetler ve fikri mülkiyet gibi alanlara taşındığı ve anlaşmazlıkların daha kurumsal bir şekilde yönetilmesi gerektiği daha görünür hale geldi. Uruguay Turu’nun sonunda DTÖ’nün kurulması da bu ihtiyacın cevabıydı: Yalnızca gümrük vergilerini konuşan bir platform değil, daha geniş bir alanı kapsayan ve uyuşmazlıkları daha kurumsal bir mimari içinde ele alan bir yapı. Bu yönüyle DTÖ, teknik bir “ticaret kulübü” olmanın ötesinde, ticaret üzerinden kurulan karşılıklı bağımlılığı kural temelli kılarak uluslararası sistemde “sürpriz maliyetini” yükselten bir örgüt olarak karşımıza çıkıyor. Yani, ticari uygulamalarda kuralsız sertleşmeyi daha pahalı hale getirerek istikrar üretmeyi amaçlayan bir çerçeve olarak da yorumlanabilir.

Bu çerçevenin merkezindeki En Çok Kayrılan Ulus ve Ulusal Muamele ilkeleri, DTÖ’nün ayakta tuttuğu “kural temelli düzen” fikrini en sade ve güçlü biçimde somutlaştıran unsurlardır. Bunlardan MFN ilkesi uyarınca, DTÖ üyesi herhangi bir ülkeye bir ticari avantaj tanıyorsa (örneğin daha düşük gümrük vergisi oranı veya bir ticari kolaylık), bu avantajın derhal ve koşulsuz olarak diğer tüm üyelere de yayılması beklenir[2]. Böylece “en iyi muamele”, ikili ilişkilerde pazarlık gücüne göre şekillenmez; sistem, herkes için geçerli olan genel kurallarla işler. DTÖ’nün “ayrımcılık yapmama” ilkesini anlatan temel metinler, MFN’i bu nedenle sistemin omurgası olarak konumlandırır. Bu “altın kural” yalnızca mallar için değil, hizmetler ve fikri mülkiyet alanında da (farklı teknik kurgularla) temel bir referans noktasıdır[3].

Elbette DTÖ sistemi MFN’i mutlaklaştırmaz; serbest ticaret anlaşmaları, gelişmekte olan ülkelere tanınan tercihli rejimler veya haksız ticaret uygulamalarına karşı belirli araçlar gibi istisnalar da bizzat aynı çerçeve içinde tanımlanmıştır[4]. Tam da bu nedenle, bugün AB’nin MFN’i “esnetme/koşullulaştırma” başlığını gündeme getirmesi, yalnızca tarife tekniğine ilişkin bir ayar değil DTÖ’nün rules-based karakterinin ve istikrar üretme kapasitesinin bundan sonra hangi yöne evrileceğine dair daha büyük bir soru işaretini da beraberinde getirmektedir.

MFN “deli gömleği” mi, yoksa sistemin son güvenlik supabı mı?

Avrupa Birliği’nin MFN’i yeniden tartışmaya açması, tek başına bir “tarife ayarı” değil DTÖ’nün kurucu mantığıyla doğrudan temas eden bir meydan okuma. AB’nin tezi özetle şu: MFN, üyeler arasında eşit muamele ve öngörülebilirlik sağlar ancak piyasa açıklığı, devlet yardımları ve müdahaleleri ve şeffaflık bakımından derinleşen asimetriler karşısında “şartsız eşitlik” ilkesi giderek adil sonuç üretmeyen bir statükoya dönüşebilir. Bu nedenle AB, DTÖ üyelerine tarifeleri yükseltme/ayarlama konusunda daha geniş bir hareket alanı tanınmasını ve MFN statüsü ile “karşılıklılık” arasındaki bağın açıkça tartışılmasını savunuyor. Bu çıkışın zamanlaması da dikkat çekici: Davos’ta bakanlar düzeyindeki temasların ve Yaoundé’de yapılacak MC14’ün hemen öncesinde sistemin merkezine bir “MFN – reciprocity” tartışması bırakılıyor[5].

Bu pozisyon, AB’nin 22 Ocak 2026 tarihli DTÖ reform vizyonuyla da aynı eksene oturuyor: “öngörülebilirlik, adalet, esneklik” üçlüsü. AB, DTÖ’nün 1995’te donmuş hak ve yükümlülük dengesinin günümüz ticaret gerçeklerini yansıtmadığını; devlet müdahaleleri, sübvansiyonlar ve bunların yarattığı kapasite fazlaları/ dengesizlikler (imbalance) gibi “level playing field” sorunlarını mevcut kural kitabının yeterince yakalayamadığını savunuyor. “Esneklik” ayağında ise, oybirliği/tek-üstlenim mantığının kilitlediği müzakereyi açmak için değişken geometriler ve plürilateraller gibi araçlara alan açılmasını savunuyor[6].

Tam bu noktada, 2024’ten itibaren belirginleşen “geri dönüş” eğilimi, kısacası korumacılığın ve izolasyoncu ticaret reflekslerinin yeniden güç kazanması, AB’nin argümanını besleyen en somut arka planı oluşturuyor. Tarifelerde yukarı yönlü ayarlamaların yaygınlaştığı bu dönemde, küresel ticaretin MFN şemsiyesi altında, yani “herkese eşit muamele” mantığıyla işleyen kısmının da %80’ler seviyesinden %72’ye gerilediği görülüyor[7]. Bu tablo tartışmayı berraklaştırıyor: MFN zaten fiilen aşınıyor; asıl soru, bu aşınmanın kurala bağlanmış bir güncellemeyle yönetilip yönetilemeyeceği mi, yoksa “istisnaların kural hâline geldiği” kural dışı bir normalleşmeye mi dönüşeceği.

ABD boyutu ise iki nedenle kritik. Birincisi, Washington’un son dönemde DTÖ reform tartışmalarında MFN’nin yeniden düşünülmesi gerektiğini daha açık tonda gündeme taşıması, MFN’nin “artık geçerli olmayan bir varsayıma” dayandığını ileri sürmesi ve daha vaka bazlı, tek taraflı tarife yaklaşımını savunması olarak karşımıza çıkıyor. Bu çizgi, MFN’nin “eşit yayılım” mantığına yapısal olarak ters düşüyor[8]. İkincisi, ve daha da fazla önem arz edeni, DTÖ’nün “kural temelli” karakterinin yaptırım/uygulama ayağındaki zayıflama. Bu bakımdan AB’nin “biz kurala uyuyoruz ama zarar görüyoruz” hissiyatı daha anlaşılır bir hal alıyor.

Kurallara uyum gösteren aktörler için öngörülebilirlik tek başına yeterli değil, ihlal karşısında etkin bir uyuşmazlık çözümü yoksa “level playing field” retoriği boşa düşüyor. Bu tür bir ortamda, rekabetin bozulması yalnızca piyasa aktörleri arasındaki davranışlardan değil, doğrudan devletlerin stratejik ticaret tercihleri ve “uygulanabilirliği zayıf kurallar” kombinasyonundan besleniyor. Sonuç ise DTÖ’nün kurulduğu tarihsel çerçeveye, her şeyin başladığı noktaya geri bağlanıyor: ticaret bağları zayıfladıkça yalnız ticaret değil, siyasi gerilimi frenleyen çıkar birlikleri de zayıflıyor. “Kural temelli düzen”in caydırıcılığı azaldıkça, ülkeler daha kolay bloklaşma ve karşı önlem reflekslerine kayabiliyor.

Denklemin üçüncü ayağında ise Çin, Hindistan’la ve Rusya gibi büyük ama demokrasinin ve piyasa ekonomisinin temel kurumlarının sağlam olmadığı ekonomiler yer alıyor. AB’nin “eşit erişim yok” eleştirisinin muhatapları arasında (isim verilse de verilmese de) Çin ve Hindistan’ın anılması tesadüf değil; AB, piyasa açıklığı ve devlet müdahalesi asimetrilerinin “serbest sürüş/free riding” etkisi yarattığını savunuyor. Buna karşılık Çin, kendisini çok taraflı düzenin savunucusu olarak konumlandırırken, devlet desteklerinin küresel ölçekte yarattığı kapasite taşmaları eleştirisini reddediyor ve tartışmayı “ayrımcılık yapmama” ilkesinin aşındırılması riskine çekiyor; ayrıca ABD’nin tek taraflı tarifelerinin sistemi zayıflatan ana unsur olduğu tezini öne çıkarıyor. Hindistan ise, hem büyük bir ticaret aktörü olarak “karşılıklılık” testlerinin hedefinde kalma riski taşıyor, hem de gelişmekte olan ülke refleksiyle “özel ve farklı muamele” alanının daralmasına kapı aralayacak her adımı temkinle karşılıyor. Rusya örneği ise tartışmanın jeopolitik boyutunu görünür kılıyor: Son yıllarda ticaretin yaptırımlar, kısıtlamalar ve karşı önlemler üzerinden yeniden siyasallaşması, MFN’nin “eşit muamele” iddiasının pratikte ne kadar kolay aşınabildiğini gösteriyor; bu da Moskova’nın perspektifinden “kural temelli” düzenin giderek seçici ve güç siyasetinin gölgesinde işlediği tezini besliyor. Sonuçta AB’nin MFN’i koşullulaştırma hamlesi, yalnız AB – ABD hattındaki bir “sertleşme” değil; Çin, Hindistan ve Rusya’nın kendi ekonomik model ve egemenlik alanlarını koruma refleksleriyle de şekillenen çok taraflı düzenin en hassas fay hattına temas eden bir tartışmaya dönüşüyor.

İşte bu tablo, AB’nin MFN’i “koşullulaştırma/esnetme” arayışını, bir yanıyla rekabetçi eşitlik arayışı gibi gösterebilir: Düşük tarifeye erişim “hak edilecek” ve piyasa açıklığı/şeffaflık/adil rekabet taahhütleri karşılığında verilecek. Ne var ki aynı tablo başka bir risk kanalını da büyütüyor: MFN’nin erozyonu, plürilaterallerin yaygınlaşması ve uyuşmazlık çözümünün zayıflaması birlikte düşünüldüğünde, “tek bir küresel oyun sahası”ndan çok katmanlı ve parçalı bir düzene geçiş hızlanabilir. Bu parçalanma, tanıdık bir ikilem yaratır: Daha fazla esneklik kısa vadede “haksız rekabet” kaynaklı dışsallıkları kontrol etme aracı gibi görünse de uzun vadede farklı blokların farklı kurallar ürettiği bir evrende uyum maliyetlerini, hukuki belirsizliği ve jeopolitik ticaret riskini artırabilir.

Sonuç: “MFN’i Onarmak mı, Düzeni Temelden Revize Etmek mi?”

AB’nin MFN hamlesi, bir tarife ayarının çok ötesinde. Bu, DTÖ’nün “kural temelli düzen” iddiasının günümüz ekonomik ve siyasi dengeleri karşısında yetersiz kalıp kalmadığını masaya yatıran bir test olarak karşımıza çıkıyor. AB bir yandan “şartsız eşitlik” ile fiili asimetriler arasındaki uçurumu kapatmak istiyor. Fakat bu arayış, sistemin temel güvenlik supaplarından olan MFN’nin daha da etkisizleşmesine neden olabilir. Nitekim koşulluluk ve plürilateraller büyürse, sistem tek bir oyundan ziyade “çok sahalı” bir düzene dönüşebilir. Bu da öngörülebilirliği azaltırken uyum maliyetini ve siyasi pazarlık payını artırabilir.

En kritik soru ise şu: Süreç, kuralları güçlendirerek MFN’i “onaracak” mı yoksa istisnaları çoğaltıp bu temel prensibi zayıflatarak DTÖ’yü yok olmaya mı itecek? Tarihsel hafıza burada devreye girerek ticaret bağları inceldiğinde, yalnız ticaret değil, siyaseti frenleyen ortak çıkarların da azalması riskini öne çıkartıyor.

Dijitalleşmenin etkisi ile ticaret küreselleşirken, sosyal platformlar sayesinde toplumlar arasındaki etkileşim de hiç olmadığı kadar yükseliyor. Tüketicileri satıcılarla ve toplumları birbirleri ile yakınlaştıran bu gelişmelere karşın, DTÖ’nün kural temelli sisteminde yeniden korumacı rüzgarlar esiyor. Bu durum, küresel ilişkilerin fiili durumu ile sistem arasında bir çelişki oluşturabilir. Siyasi gerilim ve savaş risklerinin tırmanışta olduğu bu dönemde, serbest dolaşım esasına dayanan sağlıklı bir küresel ticaret sisteminin varlığı kritik önem taşıyor. Bu yazımızın tarihi itibariyle MFN ilkesinin akıbeti belli değil. Çok uluslu bu müzakerelerin, küresel ekonominin (ve bunun bir uzantısı olarak sosyoekonomik düzenin) tüm paydaşları açısından öngörülebilir ve adilane bir sonuç çıkması umuduyla gelişmeleri takip edeceğiz.


[1] World Trade Organization. “The History of the Multilateral Trading System.”

[2] World Trade Organization. “The General Agreement on Tariffs and Trade (GATT 1947): Article I — General Most-Favoured-Nation Treatment.”

[3] World Trade Organization. “Understanding the WTO: Principles of the Trading System.”

[4] World Trade Organization. “Understanding the WTO: Principles of the Trading System.”

[5] Financial Times. “EU seeks to reform WTO ‘most favoured nation’ trade rules.”

[6] European External Action Service (EEAS), Permanent Mission of the European Union to the WTO, “EU Submission on WTO Reform,” 22 January 2026.

[7] Reuters. “WTO chair rules out reform deal at next major meeting, document shows.” December 17, 2025. https://www.reuters.com/business/finance/wto-chair-rules-out-reform-deal-next-major-meeting-document-shows-2025-12-17/.

[8] Reuters. “WTO chair rules out reform deal at next major meeting, document shows.” December 17, 2025. https://www.reuters.com/business/finance/wto-chair-rules-out-reform-deal-next-major-meeting-document-shows-2025-12-17/.

Share on Facebook Share on Twitter Share via email Share on LinkedIn
Şimdi kayıt olun
Son blog yazılarımızı e-posta ile alın.
Gönder
AB MFN reformu, DTÖ reform vizyonu, Dünya Ticaret Örgütü’nün MFN ilkesi, En Çok Kayrılan Ulus kuralı, jeopolitik ticaret, karşılıklılık (reciprocity), korumacılık-izolasyonculuk politikaları, kural temelli ticaret düzeni (rules-based system), küresel ticaret ağları, level playing field, plürilateraller, tarife esnekliği
Armanç Canbeyli

Armanç Canbeyli

Armanç Canbeyli rekabet hukuku, birleşme ve devralmalar ile uyum programlarının hazırlanması ve uygulanması konularında müvekkillere danışmanlık sunmakta ve söz konusu müvekkilleri ilgili otoriteler nezdinde temsil etmektedir. Armanç, aralarında perakende enerji, sigorta, otomotiv hızlı tüketim malları, telekomünikasyon, üretim, çimento ve sağlık sektörlerinin de yer aldığı geniş bir endüstri yelpazesinde bilgi birikimi ile ön plana çıkmaktadır. Rekabet hukuku uzmanlığıyla Armanç, Türk ve uluslararası firmaları Rekabet Kurumu ve diğer düzenleyici kurumlar ile resmi otoriteler nezdinde temsil etmektedir.

Bütün makaleler Tam biyografi

Öykü Gürses

Öykü Gürses

İLGILI MAKALELER

  • Uluslararası Ticaret

AB Çelik Sektörüne Yeni Koruma Teklifi: Post-Safeguard Dönemi

Yazar Şahin Ardıyok, Armanç Canbeyli, and Gökçe Çetinkaya
  • Uluslararası Ticaret
  • Uyum

Dersimiz: İhracat Kontrolleri – ABD’nin Yaptırım Rejimine Uyum Konusunda Hazırlıklar Ne Düzeyde?

Yazar Armanç Canbeyli
  • Uluslararası Ticaret

Avrupa’da Yeni Bir Düzenleyici Çerçeve: Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR)

Yazar Şahin Ardıyok, Gökçe Çetinkaya, and Furkan Kaya

Balcıoğlu Selçuk Eymirlioğlu Ardıyok Keki

Balcıoğlu Selçuk Eymirlioğlu Ardıyok Keki (“BASEAK”) İstanbul’da kurulmuş, hukukun tüm alanlarında hizmet vermekte olan bir hukuk bürosudur. 2007’den beri müvekkillerimize Türkiye’de yürüttükleri faaliyetlerinde ve büyüme planlarında titiz ve güvenilir hukuki çözümler sunmaktayız.

Özel kişilerden, girişimcilere, kuruluş aşamasındaki küçük şirketlerden, devlet kuruluşlarına, orta ve büyük ölçekli özel ve halka açık şirketlerden uluslararası ve küresel holdinglere varıncaya kadar her ölçekten şirketin hukuki ihtiyaçlarına yönelik hizmet vermekteyiz.

Şimdi kayıt olun

Blog yazılarımızı e-posta ile alın.

Kayıt ol

Kategori̇ler

  • Bankacılık
  • Birleşme ve Devralma ve Ortak Girişim
  • Diğer Endüstriler
  • E-Ticaret
  • Elektrikli Araçlar
  • Enerji
  • Finansal Regülasyon
  • Genel
  • Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
  • Hızlı Tüketim Malları
  • Hukuk ve İktisat
  • İdare Hukuku
  • Ilac ve Sağlık
  • İnovasyon
  • Kişisel Verilerin Korunması
  • Maden Hukuku
  • Muafiyet ve Menfi Tespit
  • Otomotiv
  • Pişmanlık Uygulamaları
  • Regülasyonlar
  • Rekabet Hukuku
  • Rekabet İktisadı
  • Rekabet Uyum Programı
  • Rekabete Aykırı Anlaşmalar
  • Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı
  • Telekomünikasyon, Teknoloji ve Medya
  • Uluslararası Ticaret
  • Usul Kuralları ve Cezalar
  • Uyum
  • Yapay Zeka
  • Yerinde İncelemeler
  • Yolsuzluk

© 2026 Dentons

  • © BASEAK 2024
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Kuralları