Rekabet otoritelerinin en güçlü delil toplama aracı olan yerinde incelemeler (dawn raids), dijitalleşmenin de etkisiyle uzunca bir süredir hem uygulayıcıların hem de savunma tarafının gündemini meşgul eden bir tartışmanın merkezine konumlandı. Tartışma konularının arasında başı “Aynı cihaz üzerinden hem işin hem de özel hayatın yürütüldüğü bir dünyada, incelemenin sınırı nerede başlar, nerede biter?” sorusu çekiyor demek mümkün. Avrupa Birliği Adalet Divanı (“ABAD” veya “Divan”) da Portekiz’den gelen bir başvuru üzerine verdiği güncel tarihli kararıyla[1] bu tartışmaya dahil oldu. Divan bir taraftan, yerinde incelemelerde iş e-postalarına el konulması için önceden hâkim onayı alınmasının AB hukuku bakımından zorunlu olmadığını teyit ederek rekabet otoritelerinin önünü açtı. Diğer taraftan ise, yöneticilere ve çalışanlara ait kişisel cihazlara erişim söz konusu olduğunda, önceden bağımsız bir denetim mekanizmasının “vazgeçilmez” olduğunu vurgulayarak incelemelerin kapsamına ilişkin önemli bir çekince ortaya koydu. Bu yazımızda öncelikle kararın detaylarını, ardından Divan’ın iş e-postaları ve kişisel cihazlar bakımından yaptığı ayrımı ele alacağız. Ayrıca, kararı son aylarda AB yargısının önüne gelen benzer dosyalar ve Türkiye uygulaması bakımından değerlendireceğiz.
Portekiz’den Lüksemburg’a: Uyuşmazlığın Arka Planı
Karara konu uyuşmazlık, Portekiz Rekabet Otoritesi’nin sağlık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslere yönelik yürüttüğü soruşturmalar kapsamında gerçekleştirdiği yerinde incelemelerden ortaya çıktı. Bu incelemeler sırasında, teşebbüs çalışanlarına ait iş e-postası kayıtlarına el konulmuş, incelemelerin dayanağını ise bir mahkeme kararı değil, Portekiz Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği izin oluşturmuştu. İncelemelere muhatap olan teşebbüsler, el koyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla ulusal mahkemeye başvurdu. Teşebbüslere göre, e-posta yazışmaları, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’nde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ve haberleşme hakkı kapsamında korunuyordu ve bu nitelikteki verilere ancak önceden alınmış bir hâkim kararıyla el konulabilirdi.
Uyuşmazlığı gören Portekiz mahkemesi, dosyanın çözümlenmesi için, AB hukukunun bu konuda nasıl yorumlanması gerektiği sorusunu, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 267. maddesinde düzenlenen ön karar (preliminary ruling) usulü aracılığıyla ABAD’a yöneltti. Bu noktada hatırlatmak isteriz ki, bu usulde Divan uyuşmazlığın esasını kendisi çözmez. Divan’ın görevi AB hukukunun ilgili hükümlerini yorumlamakla sınırlıdır ve ulusal mahkeme, önündeki davayı bu yorum ışığında karara bağlar. Bununla birlikte Divan’ın yaptığı yorum yalnızca başvuran mahkemeyi bağlamakla kalmaz, aynı hukuki sorunla karşılaşan tüm üye devlet mahkemeleri ve dolayısıyla ulusal rekabet otoriteleri bakımından da yol gösterici bir nitelik taşır. Dolayısıyla Divan’ın bu kararda ortaya koyduğu ilkeler, Portekiz özelinde verilmiş olsa da AB genelindeki yerinde inceleme uygulamalarının tamamını yakından ilgilendiriyor.

İş E-postaları: Mahkemeden Ön İzin Kararı Şart Değil, Ancak Uygun Güvencelerin Sağlanması Şart
Divan’ın ilk ve rekabet otoriteleri açısından en kritik tespiti, AB hukukunun, yerinde inceleme sırasında iş e-postası kayıtlarının kopyalanıp götürülmesi için önceden hâkim onayı alınmasını zorunlu kılmadığı yönünde oldu. Bununla birlikte Divan, bu sonucun koşulsuz bir serbesti anlamına gelmediğinin de altını çizdi. Kararda, iş e-postalarının dahi özel hayatın gizliliği hakkından ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin kurallardan yararlandığı açıkça kabul ediliyor. Ancak Divan’a göre rekabet hukukunun etkin biçimde uygulanmasındaki kamusal menfaat, gerekli güvencelerin öngörülmüş olması kaydıyla, bu haklara yönelik müdahaleleri haklı kılabilir. Aranan güvenceler ise özetle şöyle sıralanabilir:
- El koymanın kanuni bir dayanağının bulunması,
- El koyma tedbirlerinin sıkı sınırlar içinde tutulması ve
- El koymanın, sonrasında her yönüyle denetlenebileceği bir yargı yolunun açık olması.
Divan bu noktada, e-postalara el koyulmasının zaten birtakım usuli güvencelerle çevrili olduğunu da hatırlatıyor. Verilerin güvenliğinin, bütünlüğünün ve gizliliğinin korunması bu güvencelerin başında geliyor. Ayrıca otoriteler e-posta içeriklerine diledikleri gibi, sınırsız biçimde erişemiyor ele geçirilen veriler de yalnızca soruşturma konusu ihlalin ortaya çıkarılması amacıyla kullanılabiliyor.
Bunun yanında, somut olayda incelemelere ve el koymalara izin veren merci, bağımsız bir adli makam olan Portekiz Cumhuriyet Başsavcılığı’ydı. Divan’a göre bu izin, incelemelerin yerindeliğinin, süresinin ve kapsamının belirlenmesine hizmet ettiği ölçüde, aranan sıkı hukuki çerçevenin kurulmasına katkı sağlayabilecek nitelikte. Kısacası Divan ön hâkim onayında ısrarcı değil. Bunun yerine, böyle bir onayın yokluğunda kişileri keyfîliğe ve yetkinin kötüye kullanılmasına karşı koruyacak bir düzen sağlamak için el koymanın hukuki bir çerçeveye oturtulması, belirli sınırlar içinde kalması ve inceleme tamamlandıktan sonra eksiksiz bir yargısal denetimden geçirilebilmesi bekleniyor.
Kişisel Cihazlarda Fren: Divan’ın “Çekincesi”
Kararın asıl dikkat çekici kısmı ise sonda geliyor. Divan, incelemeler sırasında erişilen veri ortamları arasında yönetici ve çalışanlara ait cep telefonlarının, bilgisayarların veya başka veri saklama araçlarının bulunmuş olabileceğinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek bir çekince koyuyor. Bu cihazlar aynı anda hem özel hem de iş amaçlı kullanılabildiğinden, içlerindeki verilere erişilmesi temel haklara ciddi, hatta ağır bir müdahale oluşturabilir; zira bu verilerin bütünü, cihaz sahibinin özel hayatı hakkında son derece isabetli çıkarımlar yapılmasına imkân verir. Divan’a göre böyle bir durumda bu verilere erişim, ancak bir mahkemenin veya bağımsız bir idari otoritenin ön denetiminden geçtikten sonra mümkün olmalı. Üstelik bu denetimi yapacak merci, karşı karşıya gelen meşru menfaat ve hakları bağdaştırabilmek için gerekli bütün yetki ve güvencelere sahip olmalı.
Böylece ortaya iki katmanlı bir yapı çıkmış oldu. Şirkete ait iş e-postaları bakımından sonradan yargısal denetim yeterli görülürken, kişisel cihazlar bakımından çıta yükseliyor ve erişimden önce bağımsız bir denetim aranıyor. Bu ayrım, “iş cihazı-kişisel cihaz” sınırının giderek bulanıklaştığı günümüz uygulamasında, yazının başında sorduğumuz sorunun bundan sonra hangi zeminde tartışılacağını da büyük ölçüde belirleyecek.
Uygulamada Ne Değişebilir?
Kararın pratikte neye tekabül edeceği, büyük ölçüde her üye devletin kendi inceleme rejimine bağlı olacak. Zira yerinde incelemelere ilişkin ulusal kurallar arasında önemli farklılıklar bulunuyor. Örneğin Fransa ve Almanya’da yerinde incelemeler kural olarak önceden alınan bir mahkeme kararına dayanıyor. Fransa’da bu izni “özgürlükler hâkimi” olarak adlandırılan özel bir hâkim veriyor ve izin, arama ve el koyma yetkisi içeren işlemlerin ön şartını oluşturuyor. Almanya’da ise arama kararını mahkeme veriyor ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde rekabet otoritesi mahkeme kararı olmaksızın da harekete geçebiliyor. Buna karşılık Komisyon, 1/2003 sayılı Tüzük uyarınca yürüttüğü incelemelerde AB düzeyinde bir ön hâkim onayına ihtiyaç duymuyor. Ulusal mahkemeler ise ancak teşebbüsün incelemeye karşı koyması hâlinde devreye giriyor. Böyle bir durumda incelemenin kolluk yardımıyla zorla gerçekleştirilebilmesi için ilgili üye devlet hukuku mahkeme izni arıyorsa, bu iznin alınması gerekiyor. Avukat-müvekkil yazışmaları, gazetecilerin haber kaynaklarıyla iletişimi veya çalışanların sağlık bilgileri gibi hassas içerikler bakımından da Komisyon uygulamasında birtakım güvenceler halihazırda mevcut. Bu nitelikte olduğu ileri sürülen belgeler mühürlü zarfa alınıyor ve uyuşmazlık halinde ayrıca karara bağlanıyor yahut hassas veriler, erişimi sınırlandırılmış bir sanal veri odasında inceleniyor.
Kişisel cihazlara erişimin ön denetime bağlanması şartı ise Divan’ın açıkça dile getirmesi bakımından önemli. Buna göre incelemede kişisel bir cihazla karşılaşıldığında cihaz gerektiğinde mühürlenecek ve içeriğine erişilmeden önce bir mahkeme veya bağımsız bir idari merci, cihaz üzerinde yapılması planlanan incelemenin ölçülü olup olmadığını somut olayın koşulları çerçevesinde değerlendirecek. Rekabet otoritelerinin bu şartı, soruşturmaların hızını yavaşlatan yeni bir engel olarak görmesi kuvvetle muhtemel. Kaldı ki kişisel cihazlardaki verilerin soruşturma araçlarının kapsamına girip girmeyeceği sorusu, son aylarda AB yargısının önüne başka usul kanallarından da gelmeye devam ediyor. Divan’ın çekincesinin taşıdığı anlamı tam olarak kavrayabilmek için bu gelişmelere de yakından bakmakta fayda var.
Lüksemburg’da Son Dönemde Yaşanan Gelişmeler
Divan’ın bu kararı, kişisel cihazlar etrafındaki tartışmanın Lüksemburg’da ele alındığı tek dosya değil. Son aylarda AB yargısı, benzer soruları farklı uyuşmazlıklar vesilesiyle art arda değerlendirme imkânı buldu. Bu kapsamda, bu bölümde, Komisyon’un teşebbüslerden yazılı olarak bilgi ve belge sunmalarını istemesine imkân veren bilgi talepleri bakımından kişisel cihaz ile iş cihazı ayrımında yaptığı değerlendirmeleri ele alacağız. Zira, her iki araçta da tartışma kişisel cihazlardaki verilerin soruşturmanın kapsamına girip girmeyeceği sorusu etrafında şekilleniyor.

Bu gelişmelerin ilki birleşme ve devralma cephesinden geldi. AB Genel Mahkemesi, 3 Haziran 2026 tarihli kararlarıyla[2], Komisyon’un, Vivendi’nin Lagardère’i devralması sürecine ilişkin yürüttüğü gun-jumping soruşturması kapsamında AB Birleşme Tüzüğü’nün 11(3) maddesi uyarınca gönderdiği bağlayıcı bilgi taleplerine karşı her iki şirketin açtığı davaları reddetti. Komisyon bu taleplerle, aralarında gazetecilerin de bulunduğu on beş kişinin yaklaşık dört yıllık bir dönemi kapsayan e-postalarına ve WhatsApp, SMS, Telegram ile Signal üzerinden yaptıkları yazışmalara ulaşmak istemiş, iş amacıyla en az bir kez kullanılmış kişisel cihazları da talebin kapsamına dahil etmişti. Genel Mahkeme, kişisel cihazlarda yer alan yazışma ve belgelerin Komisyon’a sunulmasının zorunlu tutulmasının özel hayata ciddi bir müdahale oluşturduğunu kabul etmekle birlikte, soruşturmanın amacı karşısında bu müdahaleyi ölçülü buldu. Mahkemeye göre bir cihazın veya hesabın iş amacıyla kullanılmış olması, o cihazı talebin kapsamına sokmak için yeterliydi ve anahtar kelime içeren bir yazışma dizisinin, kişisel içerikler barındırsa dahi bütünüyle sunulması gerekiyordu. Öte yandan talebin kapsamındaki kişiler arasında gazeteciler de bulunduğundan şirketler, bu yazışmaların sunulmasının gazetecilerin haber kaynaklarının gizliliğini tehlikeye atacağını da ileri sürmüştü. Genel Mahkeme bu itirazı da kabul etmedi ve hassas içeriklerin ayıklanması için öngörülen sanal veri odası (virtual data room) prosedürünü yeterli bir güvence olarak değerlendirdi. Vivendi, 9 Haziran 2026 tarihli açıklamasıyla kararı temyiz edeceğini duyurdu.
İkinci gelişme ise Meta dosyalarında yaşandı. Komisyon, 2020 yılında Meta’dan, belirlenen anahtar kelime kombinasyonlarını içeren şirket içi yazışma ve kayıtların sunulmasını talep etmiş, Meta ise bu belgeler arasında yoğun miktarda kişisel veri bulunduğu gerekçesiyle talepleri Genel Mahkeme önüne taşımıştı. Genel Mahkeme 2023 yılında verdiği kararlarla talepleri gerekli ve ölçülü bulmuş[3], Meta da bu kararları temyiz etmişti. Hukuk sözcüsü Rantos, 26 Şubat 2026 tarihinde açıkladığı görüşünde[4], Genel Mahkeme’nin değerlendirmelerinde hukuka aykırılık bulunmadığını belirterek her iki temyizin de reddedilmesi gerektiği yönünde görüş bildirdi ve hassas kişisel veriler için öngörülen sanal veri odası mekanizmasını yeterli bir güvence olarak nitelendirdi. Divan’ın nihai kararı henüz açıklanmadı. Bununla birlikte hukuk sözcüsü görüşleri, bağlayıcı olmamakla birlikte Divan tarafından çoğunlukla takip edildiğinden, bu dosyada da sonucun Komisyon lehine şekillenmesi sürpriz olmayacaktır.
Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, AB yargısının, bir soruşturma aracı olarak yazılı bilgi talepleri bakımından, sanal veri odası gibi sonradan devreye giren güvenceleri yeterli bularak Komisyon’a geniş bir hareket alanı tanıdığı görülüyor. Yerinde incelemeler bakımından ise Divan, ele aldığımız bu kararıyla, kişisel cihazlara erişimi ön denetime bağlayarak daha yüksek bir standart getirdi. İki usul arasındaki bu farklılaşmanın bilinçli bir tercih mi, yoksa henüz oturmamış bir içtihadın yansıması mı olduğu, Vivendi temyizi ile Meta dosyalarında verilecek nihai kararlarla birlikte önümüzdeki dönemde netleşecek.
Türkiye Bakımından Bir Değerlendirme
Karar, Türk rekabet hukuku uygulamasında da yakından bilinen bir tartışmayı doğrudan ilgilendiriyor. Bilindiği üzere, Rekabet Kurumu’nun yerinde inceleme yetkisi 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesinde düzenleniyor ve bu yetkinin dijital verilere nasıl uygulanacağı, Kurum’un 2020 tarihli Yerinde İncelemelerde Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuzu ile somutlaştırılmış durumda[5]. Kılavuz uyarınca meslek personeli, çalışanlara ait taşınabilir iletişim araçlarını hızlı bir gözden geçirmeye tabi tutuyor. Bu gözden geçirme sonucunda tamamen şahsi kullanıma özgülendiği tespit edilen cihazlar inceleme konusu yapılmıyor, işe ilişkin veri içerdiği anlaşılan cihazlar ise incelemeye dahil edilebiliyor. Uygulamada bu çerçeve, çalışanların kişisel telefonlarındaki WhatsApp yazışmalarının incelenmesini de kapsıyor ve bu yöndeki incelemeler artık yerleşik hale gelmiş durumda. Görüldüğü üzere, cihazın şahsi nitelikte olup olmadığına ilişkin tespitin bizzat inceleme sırasında ve incelemeyi yürüten personel tarafından yapılıyor olması, ABAD’ın işaret ettiği erişim öncesi bağımsız denetim modelinden farklı bir yaklaşımı yansıtıyor.

Güncel tarihli kararlarda da Kurul’un bu konudaki hassasiyetinin giderek arttığı görülüyor. Yerinde inceleme başladıktan sonra WhatsApp yazışmalarının silinmesi[6], sektörel yazışma gruplarından çıkılması[7], ikinci bir telefonun incelemeye sunulmaması[8] veya cihazlara ve hesaplara erişimin geciktirilmesi[9] gibi davranışlar, Kurul’un yerleşik içtihadı uyarınca incelemenin engellenmesi olarak nitelendiriliyor ve teşebbüslere gayri safi gelirlerinin binde beşi oranında idari para cezası uygulanmasıyla sonuçlanıyor. Üstelik silinen verilerin adli bilişim araçlarıyla geri getirilebilmiş olması dahi cezayı bertaraf etmiyor[10].
Yerinde incelemelerin temel haklarla ilişkisi Türkiye’de anayasal düzeyde de tartışıldı. Anayasa Mahkemesi, Ford Otomotiv başvurusunda verdiği 23.03.2023 tarihli kararında, hâkim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemenin Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştı[11]. Buna karşılık Mahkeme, kısa süre önce Resmî Gazete’de yayımlanan norm denetimi kararında, 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinde düzenlenen yerinde inceleme yetkisinin Anayasa’ya aykırı olmadığına hükmederek, karşı oylarda Ford Otomotiv içtihadına yapılan atıflara rağmen, bu yaklaşımından ayrıldı[12]. ABAD’ın iş verileri ile kişisel cihazlar arasında çizdiği ayrım ve kişisel cihazlar için aradığı ön denetim güvencesi, bu tartışmaların önümüzdeki dönemde Türkiye’de de yeni bir çerçevede sürdürülmesi için elverişli bir mukayese zemini sunuyor.
Sonuç Yerine…
ABAD’ın kararı, ilk bakışta rekabet otoriteleri lehine bir sonuç gibi görünse de madalyonun diğer yüzünde kişisel cihazlara yönelik incelemeler bakımından ciddiye alınması gereken bir uyarı yer alıyor. Son aylardaki gelişmeler ise tablonun henüz tamamlanmadığını gösteriyor. Genel Mahkeme’nin Vivendi/Lagardère kararları ve Meta dosyalarındaki hukuk sözcüsü görüşü, bilgi talepleri cephesinde Komisyon’un elini güçlendirirken, Divan’ın yerinde incelemelere ilişkin bu kararı kişisel cihazlar bakımından ters yönde bir sinyal veriyor. İş ve özel hayatın aynı cihazlarda iç içe geçtiği bir dönemde, soruşturmaların etkinliği ile temel haklar arasındaki dengenin nasıl kurulacağı sorusu hem Lüksemburg’da hem Ankara’da bir süre daha gündemde kalacağa benziyor. Vivendi temyizi ve Meta dosyalarında beklenen nihai kararlar bu dengenin ilk büyük sınavları olacak. Gelişmeleri takip etmeye ve yazımızı güncellemeye devam edeceğiz.
[1]Avrupa Birliği Adalet Divanı, C-258/23, Imagens Médicas Integradas; C-259/23, Synlabhealth II; C-260/23, SIBS – Sociedade Gestora de Participações Sociais ve diğerleri birleşik dosyaları.
[2]AB Genel Mahkemesi’nin 03.06.2026 tarihli kararları, T-1097/23, Vivendi SE / Komisyon ve T-1119/23, Lagardère SA / Komisyon. Genel Mahkeme’nin 83/26 sayılı basın bülteni için bkz. https://curia.europa.eu/site/upload/docs/application/pdf/2026-06/cp260083en.pdf; Vivendi’nin 09.06.2026 tarihli temyiz duyurusu için bkz. https://www.vivendi.com/en/press-release/vivendi-will-lodge-an-appeal-before-the-court-of-justice-of-the-european-union/
[3]AB Genel Mahkemesi’nin 24.05.2023 tarihli kararları, T-451/20 ve T-452/20, Meta Platforms Ireland / Komisyon.
[4]Hukuk Sözcüsü Rantos’un 26.02.2026 tarihli görüşü, C-496/23 P, Meta Platforms Ireland / Komisyon (Facebook Marketplace) ve C-497/23 P, Meta Platforms Ireland / Komisyon (Facebook Data). ABAD’ın 24/26 sayılı basın bülteni için bkz. https://curia.europa.eu/site/upload/docs/application/pdf/2026-02/cp260024en.pdf
[5]Rekabet Kurumu, Yerinde İncelemelerde Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuz (2020).
[6]Rekabet Kurulu’nun 20.05.2021 tarihli ve 21-26/327-152 sayılı Unmaş kararı, güncel bir örnek olarak Kurul’un 30.04.2025 tarihli ve 25-17/408-189 sayılı kararı.
[7] Rekabet Kurulu’nun 23-21/407-138 sayılı Altun Gıda kararı.
[8]Rekabet Kurulu’nun 25-34/800-470 sayılı Erkal kararı.
[9]Danıştay 13. Dairesi’nin E. 2008/5890, K. 2013/847 sayılı kararı.
[10]Rekabet Kurulu’nun 12.08.2021 tarihli ve 21-38/544-265 sayılı İGSAŞ kararı; anılan Unmaş kararı.
[11]Anayasa Mahkemesi, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. Başvurusu, B. No: 2019/40991, 23.03.2023 (RG 20.06.2023, S. 32227).
[12] Anayasa Mahkemesi’nin 06.11.2025 tarihli ve E. 2023/174, K. 2025/224 sayılı kararı (RG 17.02.2026, S. 33171).