Hepsine hükmedecek tek bir Kanun! : AB’de Dijital Hizmetler Kanunu tartışmaları

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, önümüzdeki beş yıl için öngördüğü hedeflerden biri Avrupa Tek Pazarı (European Single Market) kavramının dijital pazarlara uygulanmasını içeriyor. Bu girişim kapsamında Avrupa Birliği düzeyinde bir Dijital Hizmetler Kanunu (EU Digital Services Act) çıkarılması öngörülüyor. AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun telif haklarından ifade hürriyetine, platformlardan e-ticarete pek çok konuyu düzenlemesi bekleniyor.

Bilindiği üzere, Avrupa Birliği’nin temelinde yatan esas kavramlardan biri Avrupa Tek Pazarı. Avrupa Tek Pazarının garanti altına alınmasıyla malların, hizmetlerin, sermayenin ve emeğin AB içinde herhangi bir sınıra takılmadan serbestçe hareket etmesi hedeflenmekte. Ancak, üye devletlerin kanunları ve düzenlemeleri birbirinden farklılaştıkça, bu düzenlemelerden doğan soyut veya dolaylı sınırlar malların, hizmetlerin, sermayenin ve emeğin serbest dolaşımını zora sokmakta, bunun neticesinde “tek piyasa” sağlanamamakta.

Dijital pazarlar bu aksamanın ciddi oranda hissedilebildiği pazarlardan biri. Gerek dijital piyasalardaki teşebbüsler, gerek bu dijital oyuncuların hizmetlerinden yararlanan tüketiciler, Tek Dijital Pazarın (Digital Single Market) tam anlamıyla sağlanamamasından olumsuz etkilenebilmekte. Avrupa Komisyonu da Tek Dijital Pazarın tesisini gündeminde üst sıralara yerleştiren, bu misyonun gerçekleştirilmesi için somut adımlar atan bir kuruluş olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 2019 yılının ikinci yarısında göreve gelmesi sonrasında sözünü verdiği AB Dijital Hizmetler Kanunu da bu misyonun gerçekleştirilmesinde önemli adımlardan biri.

Düzenlemenin ardında yatan değerlendirmeler

AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun esas düzenleme alanı adından da anlaşılacağı üzere dijital piyasalar; bununla birlikte düzenleme tek bir hukuki rejimi değil, dijital piyasalarla yakından ilişkili birden fazla hukuku rejimi ilgilendiriyor[1]. Nitekim düzenlemenin bir amacı da Tek Dijital Pazarı tamamlayıcı şekilde dijital piyasa oyuncuları için tek bir sektörel regülasyon oluşturmak. Bu bakımdan AB Dijital Hizmetler Kanunu çeşitli alanlarda düzenlemeler içeriyor; zira arka planda yatan gerekçeler de birbirinden farklı alanları ilgilendiriyor.  Düzenlemenin gerekçeleri genel olarak şu şekilde sayılabilir:

  • Çevrimiçi hizmetlere yönelik yerel düzenlemeler farklılık gösteriyor.
  • AB’deki mevcut düzenlemeler yeni ortaya çıkan dijital hizmetlere cevap verebilecek güncellikte değil.
  • Çevrimiçi zararı ortadan kaldıracak ve hukuka uygun içeriği koruyacak mekanizmalar AB düzenlemelerinde yeterince yer almıyor.
  • Kamu denetimi yeterli seviyede değil.
  • Yenilikçi ve inovasyon yoğun piyasalara giriş engelleri yüksek.

Ursula von der Leyen’e göre AB Dijital Hizmetler Kanunu Tek Dijital Pazarı tamamlayacak; dijital platformlara, dijital hizmetlere ve mallara ilişkin güvenliği ve sorumluluk rejimini bir üst seviyeye taşıyacak[2].

Düzenlemenin yöneleceği alanlar

Bu çeşitli sorunları çözmeye yönelen AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun esasen bir yandan AB’nin mevcut E-Ticaret Direktifinin[3] kurallarını değiştirmesi, diğer yandan dijital platformlara yönelik yeni düzenlemeler getirmesi öngörülüyor:

  • Halihazırda pek çok dijital hizmetin (sosyal medya, çevrimiçi reklamcılık, bulut depolama hizmetleri), e-Ticaret Direktifinin düzenleme alanı dışında kaldığı değerlendirildiğinde, bu hizmetleri düzenlemenin kapsamına alınması.
  • Blokzincir teknolojisi ile birlikte anılan distributed ledger teknolojisine dayalı sözleşmelerin hukuki rejiminin netleştirilmesi.
  • Rekabet hukukundaki hâkim durum değerlendirmesine ve elektronik haberleşme regülasyonundaki etkin piyasa gücü analizine benzer şekilde, dijital servis piyasalarında etkin piyasa gücüne sahip dijital oyuncuların belirlenmesine yönelik kuralların geliştirilmesi.
  • Aracı konumundaki dijital platformların hukuki sorumluluklarının genişletilmesi.
  • İçeriklerin algoritmalar üzerinde otomatik filtrelendiği hallere yönelik şeffaflığı sağlayacak kuralların getirilmesi.
  • İnternet üzerindeki hukuka aykırı içeriklerin düzenlenmesine yönelik tavsiye niteliğindeki AB düzenlemelerinin bağlayıcı hale getirilmesi; hukuka aykırı olmamakla birlikte zararlı olan içeriklerin düzenlenmesinin de gündeme alınması.
  • Çevrimiçi reklamcılık hizmetlerine yönelik özel kurallar getirilmesi.
  • Tüketicilerin sağlayıcı değiştirmelerine izin verecek şekilde rakip sağlayıcıların birbirine ikame ürünlerinin interoperability özelliğine sahip olmasına yönelik kurallar getirilmesi.
  • Dijital piyasalara yönelik kurallar ihdas edecek ve uygulayacak özel bir düzenleyici kurumun oluşturulması.
  • Özellikle çifte vergilendirme sorunu gibi sorunları çözmek üzere kamu kurumları arası işbirliğini geliştirilmesi.

AB Dijital Hizmet Kanunu öngörüleri ile ilişkili yorumlar

AB Dijital Hizmetler Kanununun bu öneriler doğrultusunda şekillenmesi, dijital piyasalardaki oyuncuların tek bir regülasyona tabi olmaları sonucunu doğuracak. Bununla birlikte söz konusu düzenleme, rekabet hukukundan veri koruma hukukuna geniş bir hukuki yelpazeyi ilgilendiriyor. Dolayısıyla sektör özelinde bir düzenlemenin dijital dünyanın oyuncularının genel hukuki yükümlülüklerini azaltmaktan ziyade artırabileceğinin göz önüne alınması gerekiyor. Öte yandan düzenleme, AB’de şiddetle hissedilen teknoloji devleri ile mücadele politikasıyla yakından ilişkili görünüyor. Bununla beraber, düzenlemenin amaçlandığı şekilde teknoloji devleriyle mücadele etmekten ziyade küçük işletmelerin uyum maliyetlerini artırabileceği de göz ardı edilmemesi gereken noktalardan biri. Her halde Avrupa’da (ve Avrupa’yı yakından takip eden Türkiye’de) dijital piyasaların geleceğinin belirlenmesinde Dijital Hizmetler Kanununun önemli rol oynayacağı aşikar.


[1] Henüz hazırlık aşamasında da olsa yapılan açıklamalar, AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun kapsamı hakkında genel bir fikir veriyor. Öte yandan Avrupa Komisyonu Dijital Tek Pazar Strateji Grubu’ndan (Digital Single Market Strategic Group – DSM SG) sızan Tartışma Notu düzenlemenin sınırları hakkında değerlendirmeler içeriyor. Bkz. https://cdn.netzpolitik.org/wp-upload/2019/07/Digital-Services-Act-note-DG-Connect-June-2019.pdf (Son erişim tarihi: 03.01.2020)

[2] A Union that strives for more: My agenda for Europe – Political Guidelines for the Next Europen Commission 2019-2023, Ursula von der Leyen, s.13, https://ec.europa.eu/commission/sites/beta-political/files/political-guidelines-next-commission_en.pdf (Son erişim tarihi: 03.01.2020)

[3] Directive 2000/31/EC of the European Parliament and of the Council of 8 June 2000 on certain legal aspects of information society services, in particular electronic commerce, in the Internal Market (‘Directive on electronic commerce’), https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=CELEX%3A32000L0031 (Son erişim tarihi: 03.01.2020)

Geleneksel Bilgi Üniversitesi Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerlerine Hazır Mısınız?

Türkiye’de rekabet hukuku alanındaki usta isimlerin katkılarıyla 2011 yılından bu yana süren Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Seminerleri, 19 Şubat’ta başlıyor!

Piyasa ekonomisinin rekabet hukuku kuralları çerçevesinde nasıl evirildiğini deneyimler üzerinden anlatan ve 12 hafta sürecek seminerlere, BASEAK Rekabet ve Regülasyon ekibinden tanıdık simalar 8. ve 9. haftalarda konuşmacı olarak katılacak.

8. haftada ekibimizin lideri Av Şahin Ardıyok yanı sıra ekibimizin iktisatçılarından Evren Sesli, “Rekabet Hukuku Bakımından Elektrik Tedarik Piyasalarında Davranışsal Ekonomi ve Kamu Politikaları: Rekabet Kurulu’nun Son Dönemdeki Soruşturmaları” konusunu ele alacak. Uzun yıllardır “Regülasyon Ekonomisi ve Hukuk” ile “Enerji Hukuku ve Politikası” derslerini veren Ardıyok ve son dönemde Enerjisa ile Bereket Soruşturmalarında hem hukuki hem iktisadi savunmalar sunan ekipte bulunan ve Rekabet Kurumu geçmiş olan Evren Sesli elektrik piyasalarına dair tüketici menfaati ile yatırımcı motivasyonunu kamu yararı ve davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirecek. Sunumda halihazırda yeni başlatılan Sektör Araştırmasına yönelik düşüncelere de yer verilecek.

9. haftada ise ekibimizin Of-Counsel iktisatçısı Doç Dr. Emin Köksal ile Counsel’ı Av. Bora İkiler, son zamanlarda rekabet hukuku camiasında en dikkat çekici alanlardan biri olarak öne çıkan dijital platformları inceleyecek. Platform ekonomisi alanında oldukça önemli bir bilgi birikimine ve know-how’a sahip Köksal ve İkiler, bu konuyu “Dünyada ve Türkiye’de Platformlara Yönelik Güncel Rekabet Politikaları: ABD’de Amex, AB’de Google Shopping ve Türkiye’de Sahibinden Kararları” adlı sunumlarında hem hukuki hem de iktisadi bakış açısıyla irdeleyecek.

19 Şubat -14 Mayıs tarihlerinde her Salı saat 19:00 -21:30 arasında Bilgi Üniversitesi Santral Kampüs’te gerçekleşecek olan seminerlere herhangi bir ücret ödemeden genel katılım sağlayabilir ya da sertifika programına kayıt olabilirsiniz. Aman sertifikalı katılım için erken indirim tarihini kaçırmayın, sonrasında pişman olursunuz – 25 Ocak 2019 tarihine kadar %40 oranında erken kayıt indiriminden yararlanabilirsiniz!

Daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Tanıştıralım; Rekabet Hukuku ve Uygulamalar

Çevirimiçi mevzuat ve içtihat ağı Kanunum ile hukuki veri analiz sağlayıcısı LexisNexis’in ortak yürüttüğü ve bizim de katkılarımızla hazırlanan “Rekabet Hukuku ve Uygulamalar” platformu yayın hayatına başladı. Rekabet hukuku ile ilgili hemen her konuya değinen platform, tecrübeli uzmanların birikim ve tecrübelerini bir kaynak olarak kullanıcıların erişimine sunuyor.

Rekabet Hukuku ve Uygulamalar platformunda kullanıcıları, rekabet hukukunun temel kavramlarından yoğunlaşmaların denetimi gibi ayrıntılı konulara kadar geniş bir içerik yelpazesi bekliyor. Elbette bu kapsamlı içeriğin hazırlanmasında bizim de desteğimiz oldu.  Rekabet ve Regülasyon Ekibimizin yöneticileri Şahin Ardıyok ile Bora İkiler’in bilgi birikimleri ve uygulamaya dönük tecrübeleriyle doğrudan katkı yaptıkları platformun, rekabet hukukuna ilişkin soruları olan herkes için yararlı olacağını ümit ediyoruz. Rekabet Hukuku ve Uygulamalar platformuna buradan erişebilirsiniz.

Avrupa’da İhbar Sistemi: Komisyon’a Bırakılacak Anonim Bir Mesajla Hakkınızda Soruşturma Açılabilir

Rekabet hukuku ihlalleri nasıl ortaya çıkarılır? Rekabet otoriteleri tarafından test edilen fiyat modelleri ile mi, yoksa teşebbüslere ansızın  yapılan şafak baskınlarıyla mı? Her ne kadar rekabet otoriteleri herhangi bir pazarda rekabet ihlali olup olmadığı hakkında kendiliğinden inceleme yürütebilseler de rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasında rekabet otoriteleri tarafından halen kullanılan en önemli iki araç; pişmanlık programları ve ihbarlar.

Pişmanlık programları halihazırda Avrupa’da kartellerin tespitinde büyük faydalar sağladı. Öte yandan, ihbarcıların rekabet ihlallerini Avrupa Komisyonu’na (“Komisyon”) bildirmeleri ise elbette zorlu bir süreç. Teşebbüs içerisinde tespit edilebilme ihtimali ya da kendi kimliğini Komisyon’dan gizleme ihtiyacı, çoğu zaman potansiyel ihbarcıların ihlali bildirme niyetlerinden vazgeçmelerine neden olabiliyor. Bu durum Komisyon’un da dikkatini çekmiş olacak ki geçtiğimiz yılın Mart ayında Komisyon tarafından yeni bir ihbar sistemi tanıtıldı. Peki, nedir bu yeni sistem ve nasıl işliyor?

Avrupa’nın rekabet hukuku ihlallerinin ortaya çıkarılması için öngördüğü yeni ihbar sisteminin en önemli özelliği, ihbarcıların anonimliğini koruması. Bu sayede ihbar motivasyonunun önünde duran en büyük engel, yani tespit edilme korkusu bertaraf edilmiş oluyor.

Özel olarak tasarlanmış şifreli mesajlaşma sistemi, iki yönlü iletişimi sağlamanın yanında ihbarcıların anonimliğini sağlıyor. Sistem Komisyon’un kontrolünde değil, harici bir servis sağlayıcı, aracı sıfatıyla sistemin yönetimini sağlıyor. İhbarcının, Komisyon’un edinmesini istediği mesajı sisteme yüklemesinin ardından, servis sağlayıcı ilgili mesajdaki tüm tanımlayıcı verileri temizliyor ve ardından mesajı Komisyon’a iletiyor. Tanımlayıcı verilerin sistem üzerinde temizlenmesi sayesinde ihbarcının kimliğinin tespit edilebilmesinin önüne geçiliyor.

Yeni ihbarcılık sisteminin bir diğer önemli özelliği, ihbarcının tercihine bağlı olarak Komisyon’un ihbar mesajına cevap verebilmesi. Yani ihbarcı ilk mesajını gönderirken, daha ayrıntılı bilgi gerekmesi halinde Komisyon’un kendisi ile iletişime geçmesini istiyorsa bu yönde tercih yapabiliyor. Bu karşılıklı mesajlaşabilme imkanı da yine sistem üzerinde yürütüldüğünden ihbarcı Komisyon’un sorularını cevaplamaya devam ederken anonimliğini de korumuş oluyor.

Avrupa Komisyonu’nun rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager de yeni sistemi tanıtırken; “Eğer yanlış olduğunu düşündüğünüz ticari uygulamalar varsa, bunların düzeltilmesi için yardım edebilirsiniz, gelin rekabet ihlallerini gün yüzüne çıkarmamızda bize yardımcı olun” demişti. Anonim ihbarcılık sisteminin rekabet hukuku ihlallerinin ortaya çıkarılmasında pişmanlık programları kadar etkili olup olmayacağını ise ilerleyen zamanda göreceğiz.

Android Savaşları vizyonda: Avrupa Komisyonu’ndan Google’a rekor ceza!

Avrupa Komisyonu, yaklaşık iki yıl önce Google aleyhine başlattığı soruşturmasını 18 Temmuz günü tamamladı. Kaliforniya merkezli teknoloji devi, Android temelli cihazlarda kendi uygulamalarını teşvik etmesi sebebiyle 4,34 milyar Euro tutarında rekor bir cezaya çarptırıldı.

Yaptığı değerlendirmede üç temel kısıtlayıcı uygulama üzerine yoğunlaşan Komisyon, öncelikle Google’ın aplikasyon marketinin (Google Play) ve web tarayıcısının (Google Chrome), Android kullanan cihazlara önceden yüklenmesi (pre-install) ve bu cihazların standart arama motorunun Google olarak tanımlanması için cihaz üreticilerine kısıtlamalar getirdiğini tespit etti.

Google’ın, Android’in resmi olmayan versiyonlarının kullanımını önlemek için aldığı tedbirler ise Komisyon değerlendirmesinin bir diğer kolunu oluşturuyor. Google, Android altyapısını açık kaynak (open-source) usulüyle ücretsiz olarak kullanıma sunduğundan, pek çok şirket bu altyapı üzerinden alternatif işletim sistemleri geliştiriyor. Komisyon, Google’ın Android’in bu gayri resmi sürümlerinde çalışan uygulamaların satılmasına kısıtlamalar getirdiğini belirtirken aynı zamanda kendisi tarafından onaylanmayan Android sürümlerinin de cihaz üreticileri tarafından kullanılmasına engel olduğunu tespit etti.

Komisyon’un değerlendirdiği üçüncü ve son ihlal kalemi ise Google’ın, kendi arama hizmetlerinin cihazlara münhasıran önceden yüklenmesi karşılığında cihaz üreticilerine çeşitli mali teşvikler sağlaması yönündeki uygulama. Google’ın bu sayede arama motorları ve web tarayıcıları alanındaki gücünü artırarak rakip teknolojiler karşısında avantaj sağladığı değerlendiriliyor.

Komisyon, Google’ın yukarıda açıklanan kısıtlayıcı eylemler üzerinden Android işletim sisteminin hakim durumunu kötüye kullandığını tespit ederek şirketin ihlale konu uygulamalarının da sona erdirileceğini belirtti.

Verilen ceza teknoloji devi açısından soğuk duş etkisi yaratırken, kararın içeriğinde yer alan değerlendirmeler Google’ı mevcut iş modelini değiştirmek zorunda bırakacak nitelikte. Google’ın, soruşturma sürecindeki savunması ise incelenen uygulamaların akıllı telefon üreticileri arasındaki rekabeti artırıp fiyatların düşmesini sağlayarak esasen tüketicilerin lehine hareket ettiği yönündeydi. Cihaz üreticilerinin rakip aplikasyonlar için de ön-yükleme yapabildiği ve ön-yükleme sayesinde cihaz ile birlikte sunulmasa bile tüm aplikasyonların tüketiciler tarafından kolaylıkla yüklenebildiği önermeleri de Google’ın savunmaları arasında yer alıyor.

Bir başka argüman ise Google’ın uygulamalarının; cihaz üreticileri, yazılım geliştiricileri, şebeke operatörleri ve tüketicilerin de aralarında bulunduğu çok taraflı bir yapı (internet ekosistemi) içerisinde menfaat dengesini gözeterek belirlenmesi. Burada Google, açık-kaynak bir yazılım açısından en önemli özelliğin cihazlar arası yeknesaklık olduğunu belirterek Android’in resmi olmayan sürümlerine alınan önlemlerin, yazılımların tüm Android cihazlarında ortak standartlarda çalışmasını sağlayarak maliyetleri düşüreceğini savunuyor. Android’i açık-kaynak olarak sağlamanın piyasadaki rekabeti artırarak tüketicilerin seçeneklerini çeşitlendirdiğini öne süren şirketin bu karar sonucunda Android’i ücretli hale getirmek zorunda kalabileceği ve Komisyon’un kısıtlamaları sebebiyle cihazlar-arası yeknesaklığın da zarar görebileceği yapılan değerlendirmeler arasında.

Konuya ilişkin Google cephesinden gelen açıklamalardan çıkan sonuç ise; buradaki savunmaların Komisyon’un Android’in yukarıda bahsedilen faydalarını göz ardı etmesi ve bu faydaların atıf yapılan zararları dengeleyebileceğini dikkate almadan karar vermesi yönünde olacağını düşündürüyor.

Komisyon’un iddialarını reddeden Google yetkilileri, kararın duyurulmasını takiben temyize gideceklerini de açıkladı. İş modelini Komisyon’un getirdiği sınırlamalar ile uyumlu hale getirmek için 90 günü olan Google, temyiz süreci esnasında kararın icrasının askıya alınmasını talep edebilir. AB’nin Lüksemburg’da bulunan Genel Mahkemesi nezdinde yürütülecek temyiz süreci, Google-Komisyon mücadelesinde yeni bir savaş alanı olacağa benziyor. Komisyon’un argümanlarının, Google’ın stratejilerinin zararlı yanlarını detaylı şekilde ortaya koymakla beraber, bu uygulamalardan elde edilebilecek katma değerleri ve teknolojik gelişmeleri yeterince ele almadığı savunmasının ise temyizde gündeme getirileceği değerlendiriliyor.

Dolayısıyla, temyiz sürecinde halatın bir tarafına Google’ın kısıtlayıcı eylemleri asılırken diğer tarafına da bu uygulamaların teknolojik inovasyonu kolaylaştırarak müşterilere ve rekabete katkı sunduğu yaklaşımı asılacağa benziyor. Cihaz üreticilerinin, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmamaları önemli bir kazanım olmakla birlikte, Android’in sağladığı sürdürülebilir ve bütüncül ekosistemin, yazılımcılara sağladığı imkanlar da bu değerlendirmede önem kazanıyor.

Yüksek tutarlı para cezasını bir köşeye bırakacak olursak, kararın asıl etkilerinin ise ilerleyen süreçlerde kendisini göstermesi bekleniyor. Google aplikasyonlarının Android cihazlarının beraberinde sunulmasının, Google’ın bu ürünlerin pazarlanmasındaki temel stratejisi olduğunu düşünürsek, bu yöntemin yokluğunda izlenecek strateji ve bu gelişme karşısında rakiplerin alacakları pozisyon daha çok tartışmaya konu olacağa benziyor. Komisyon’un Google’a getirdiği bu kısıtlamaların, teknoloji devinin hakimiyetini zayıflatabileceği de AB rekabet hukuku çevrelerinde konuşulanlar arasında. Bahse konu uygulamalar ile rakiplerin cihaz üreticileri nezdindeki hareket alanlarını kısıtladığı belirtilen Google’ın bu yolla pazardaki inovatif motivasyonu düşürerek tüketicileri yeni aplikasyonların gelişiminden mahrum bıraktığı da değerlendiriliyor.

Amerika merkezli teknoloji devleri ile Avrupa’lı düzenleyici kurumlar arasında bir süredir devam eden çekişmenin son perdesi olan ceza, Komisyon’un Google’a kestiği ilk rekabet cezası değil. Hatırlayacağınız üzere Komisyon, geçtiğimiz yıl Haziran ayında Google’ın kendi fiyat karşılaştırma hizmetine avantaj sağlayarak arama motorları pazarındaki hakim durumunu kötüye kullandığını tespit etmiş ve online alışveriş şirketlerini yakından ilgilendiren bir karar ile Google’a 2,4 milyar Euro tutarında bir para cezası kesmişti. Hem geçen Haziran’daki cezanın hem de güncel cezanın, Silikon Vadisi şirketlerinin teknolojik gelişmeler neticesi elde ettikleri gücü; rekabet, vergi ve veri koruma gibi düzenleyici uygulamalar eliyle dizginlemek ve disipline etmek yönünde yükselen trendin bir parçası olduğu değerlendiriliyor.

Kararın açıklanması üzerine kararı destekleyen ve eleştiren farklı açıklamalar yapıldı. Google hakkında daha önce AB’ye şikayette bulunan Open Internet Project (OIP) ve FairSearch ile tüketici birliklerini temsil eden European Consumer Organization (BEUC) Komisyon’a destek açıklamaları yaparken küresel bir yazılım geliştirme ağı olan Developers Allience ise kararın internet ekosistemi ve yazılım geliştiricileri açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını belirtti.

Hakim durumun kötüye kullanılması konusunda Avrupa’daki güncel yaklaşımı yansıtan karar, özellikle Komisyon’un akıllı cihazlar ve mobil işletim sistemleri özelinde sergilediği katı duruşa ışık tutması açısından önem taşıyor. Akıllı cihazların, modern dünya insanının sosyal ve profesyonel yaşantısında köşe-taşı bir konuma sahip olduğu düşünülürse, karardaki değerlendirmeler gerek tüketiciler gerekse teknoloji geliştirenler açısından uzun vadeli sonuçlar doğuracaktır. Komisyon’un gerekçeli kararı henüz yayınlanmadığı için tespit ve değerlendirmelere ilişkin daha detaylı bir analiz gerçekleştiremiyoruz. Öte yandan, gerek çarpıştırılan argümanlar gerekse yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde, Komisyon-Google mücadelesi daha uzunca bir süre gündemimizden düşmeyeceğe benziyor.

 

Vitol-OMV POAŞ işiyle BASEAK ödülü kaptı!

Hollandalı Vitol’ün Petrol Ofisi’ni OMV’den devralmasına ilişkin işleme yönelik süreçte OMV’yi temsil eden BASEAK, Şirketler Ekibi ile Rekabet ve Regülasyon Ekibi’nin katkılarıyla bir başarıya daha imza attı ve geçtiğimiz günlerde CEE Legal Matters’ın 2017’de Türkiye’deki “Yılın İşi” (Deal of the Year) ödülünü aldı.

Ekibimizin hem enerji regülasyonu hem de rekabet alanındaki deneyimlerini pekiştirdiği ve beauty contest şeklinde başlayan bu projede, olası alıcıların özellikleri detaylı bir şekilde incelenerek özellikle rekabet tarafında oldukça gelişmiş bir gun jumping önleme sistemi kurgulandı. Sistem due diligence gerçekleştirirken yatay ve dikey nitelikteki potansiyel alıcıların rekabet hukuku bakımından hassas olarak değerlendirilemeyecek bilgileri haiz olacağı şekilde kurgulandı.

Aklınızda “Gun jumping neydi?”, “Bu tür işlerde gun jumping neden önemli?” gibi sorular varsa, şöyle buyrun …