Avrupa Birliği Dikey Anlaşmalar Tebliğ’ini güncelliyor: YSFB, EKM ve seçici dağıtım gündemde!

Emin Köksal

Avrupa Birliği’nin (AB) Dikey Anlaşmalar Tebliği’ne ilişkin Ekim 2018 tarihinde başlayan değişiklik sürecinde yeni gelişmeler yaşandı. On yıla yakın bir süredir uygulanan mevcut tebliğ, Mayıs 2022 itibari ile yürürlükten kaldırılacak. Komisyon, grup muafiyeti eşikleri, internet satışları gibi konuları ele alarak yeni tebliği dijital çağa uygun hale getirmeyi hedefliyor.

Geçtiğimiz ay, tedarik ve üretim zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında yapılan dikey anlaşmalara AB rekabet kurallarının nasıl uygulanacağını düzenleyen Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin revize edilmesine dair kamuoyundan görüş alınmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise, ERA Avrupa Hukuku Akademisi’nde “Dikey Sınırlamalar: Güncel Konular ve Zorluklar” başlıklı bir konferans düzenlendi. mlex’de haber olan bu konferans kapsamında, yeniden satış fiyatının belirlenmesi (YSFB), seçici dağıtım sistemleri ve en çok kayrılan müşteri (EKM) koşulu olmak üzere dağıtım faaliyetini ilgilendiren tartışmalı konular ele alındı. Konferansa ayrıca, Komisyon’un rekabet politikası yetkilisi Mariele Scholz da katkı sağladı.

Scholz’un yorumlarından ilki EKM koşulu ile ilgiliydi. Scholz, EKM koşulunun önemli ve tartışmalı konular arasında yer aldığını belirtti. Hatırlatma yapmak gerekirse, EKM koşulu, sağlayıcı tarafından, diğer alıcılara önerilen en uygun fiyat ve sözleşme koşullarının, sözleşme tarafı alıcıya da önerilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir. AB içinde en önemli görüş ayrılığı, EKM koşuluna ilişkin yaklaşımlarda görülüyor. Özellikle Booking.com ve Expedia gibi seyahat siteleri, ‘geniş EKM’ koşulu uygulayarak otellerin başka platformlara daha uygun koşullar sunmasını engelliyor. Ancak, bu uygulama, birçok ulusal otorite tarafından ihlal olarak kabul ediliyor. Öte yandan otellerin kendi web sitelerinde sundukları koşulları platformlar için de sunmalarına dair ‘dar EKM’ koşuluna ise daha sıcak bakılıyor. Fakat yakın tarihte, benzer bir koşul, Alman rekabet otoritesi tarafından ihlal olarak kabul edilmişti. Tüm bu gelişmeler, “tartışmada hareketliği” göstermekle birlikte, EKM koşulunun uyumlu şekilde uygulanma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.

Konferansta ayrıca, küçük ve orta ölçekli işletmeler için dağıtım kurallarının karmaşıklığına ilişkin endişeler de dile getiriliyor ve bunların uygulanabilir bir şekilde düzenlenmesi gerektiği belirtiliyor. Scholz, birçok teşebbüsün, seçici dağıtım sistemlerinde uyguladığı kuralların gidişatının endişe verici olduğunu söylüyor. Söz konusu kurallar marka sahiplerinin mağazaların görünümünden, müşteri hizmetlerine, hangi ürünlerin çevrimiçi ve çevrimdışı satılacağına kadar birçok konuda kontrol imkânı veriyor. Buradaki temel eleştiri, mevcut kuralların serbestliğinin marka sahiplerinin koşulları belirlerken çok kısıtlayıcı olmalarına yol açtığı yönünde.

Öte yandan, YSFB uygulamalarının bütüncül bir yaklaşımla yasaklanmasının günümüz ekonomisinde hala geçerli olup olmadığı da konferansta sorgulan konular arasında yer alıyor. Scholz ise, Komisyon’un bu konudaki takdir yetkisinin önceki içtihat ve emsaller ile sınırlı olduğunu belirtiyor.

Hatırlatmak gerekirse, Türkiye’de Mart 2018’de hazırlıkları iki yıla yakın süren ve yukarda tartışılan konuları içeren “Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz” güncellenmişti. Yeni kılavuz, özellikle internet üzerinden yapılan satışlar bakımından ve EKM koşuluna ilişkin değerlendirmeler bakımından AB’deki bazı uygulamalara kıyasla yenilikler barındırmasıyla ön plana çıkmıştı.

Son olarak, AB’de değişiklikler için öngörülen takvim ise şu şekilde: 2020 yılının ikinci çeyreğinde yeni tebliğe ilişkin çalışma belgesi yayınlanacak ve mevcut tebliğin yürürlükten kaldırılmasına kadar geçen zamanda ise etki analizi yapılacak.

Maysan Mando incelemesinde yeni perde: Mal vermeme iddiaları ile başlayan soruşturma YSFB’ye evrildi

Yaklaşık üç yıl önce Rekabet Kurumu tarafından yapılan önaraştırma, ardından gelen iptal kararı ve bu karar üzerine açılan soruşturma ile devam eden Maysan Mando incelemesinde Rekabet Kurulu karar aşamasına geldi. 11 Haziran 2019’da sözlü savunma toplantısı yapılan soruşturmada, kararın en geç 26 Haziran 2019 Çarşamba günü açıklanması bekleniyor.

Rekabet Kurulu’nun 28.11.2017’de başlattığı soruşturma[1] ile Maysan Mando Otomotiv Parçaları San. ve Tic. A.Ş.’nin (“Maysan Mando”) şikâyetçiye (“Tok Otomotiv”) mal vermeyi reddettiği ve şikâyetçinin rakipleriyle ortak hareket ederek şikâyetçiyi pazar dışına itmeye çalıştığı iddiaları çerçevesinde Rekabet Kanunu’nun 4. ve 6. maddelerinin ihlal edilip edilmediği incelemeye alınmıştı. Aslında aynı iddialar, Rekabet Kurulu tarafından ilk olarak 2016 yılında yapılan bir önaraştırma[2] ile incelenmiş ve soruşturma açılmamasına karar verilmişti. Bu karara şikâyetçi tarafından yapılan itiraz üzerine konuyu görüşen Ankara 15. İdare Mahkemesi ise Rekabet Kurulu’nun önaraştırma kararını iptal etmiş[3] ve söz konusu iddialar, bu kez açılan bir soruşturma ile yeniden Rekabet Kurumu tarafından mercek altına alınmıştı. İşte Maysan Mando hakkında Rekabet Kurulu tarafından yürütülen bu soruşturmanın son aşaması olan sözlü savunma toplantısı[4] geçtiğimiz hafta Ankara’da gerçekleştirildi.

Bu toplantıda yapılan açıklamalar çerçevesinde Soruşturma Heyeti’nin, şikâyetçinin mal vermeme ve Maysan Mando’nun şikâyetçinin rakipleriyle anlaşarak kendilerini pazardan dışladığı yönündeki iddiaları hakkında tıpkı 2016 yılındaki önaraştırma kararında olduğu gibi herhangi bir ihlal tespitinde bulunmadığını ve buna ilişkin idari para cezası talep etmediğini görüyoruz. Bununla birlikte, soruşturma sürecinde yapılan yerinde incelemelerde elde edilen bilgilerle söz konusu iddialar ile başlatılan soruşturmanın yeniden satış fiyatının belirlenmesine (“YSFB”) yönelik uygulamalar ekseninde devam ettiği ve hatta Soruşturma Heyeti’nin YSFB tespiti ile Maysan Mando aleyhine idari para cezası talebinde bulunduğu anlaşılıyor. Bir başka deyişle, önaraştırma ve iptal davası süreçlerinde incelenen mal vermeme ve rakiplerle anlaşarak bir başka rakibi dışlama iddialarına ilişkin olarak başlatılan soruşturmada da ihlal tespiti yapılmazken soruşturma sürecinde, elde edilen bilgi ve belgelerle farklı bir cephede ihlal iddiasının gündeme geldiği görülüyor.

YSFB tespitine ilişkin Soruşturma Heyeti tarafından talep edilen idari para cezası ile ilgili bir başka dikkat çekici nokta ise bu cezanın Maysan Mando’nun pazar gücü nedeniyle üst sınırdan verilmesi talebi. Şikâyetçi aleyhine Maysan Mando tarafından YSFB uygulamasında bulunulduğu tespitini yapan Heyet, Maysan Mando’nun pazardaki konumu nedeniyle Kurul’un ceza takdirinde binde beşlik alt sınır yerine %3’lük üst sınırı dikkate alabileceği yönündeki görüşünü soruşturma sürecinde dile getirmiş.

Soruşturmanın başlangıcında olmasa da süreç içerisinde ortaya çıkan bilgilerle bir YSFB soruşturmasına dönüşen Maysan Mando incelemesi ile ilgili öne çıkan bir diğer husus da yakın zamandaki Sony[5] ve Henkel[6] kararları ile yeniden gündeme gelen YSFB kararlarındaki amaç ve etki tartışmaları. Sözlü savunma toplantısındaki değerlendirmelerden YSFB tespitinin sadece şikâyetçi için geçerli olduğu ve Maysan Mando’nun diğer bayilerine ilişkin bu yönde bir tespitin yapılmadığı anlaşılıyor. Ayrıca uygulamanın kısa bir süre zarfı için hayata geçirildiği ve şikâyetçinin hem Maysan Mando satışları hem de tüm Türkiye satışlarındaki payının oldukça sınırlı olduğu ifade ediliyor.

2016 yılının ilk aylarından itibaren devam eden incelemede, rekabet hukuku açısından sonuçları merakla beklenen tüm bu tartışmalı konulara ilişkin şikâyetçinin, Maysan Mando’nun ve Soruşturma Heyeti’nin sunmuş olduğu bilgi ve belgeler artık Rekabet Kurulu’nun önünde ve tüm bu bilgileri değerlendiren Rekabet Kurulu’nun nasıl bir karara varacağını en geç önümüzdeki hafta öğreneceğiz.  


[1] Rekabet Kurulu’nun 28.11.2017 tarih ve 17-39/630-M sayılı Maysan Mando hakkında soruşturma açılmasına ilişkin kararı.

[2] Rekabet Kurulu’nun 18.02.2016 tarih ve 16-05/107-48 sayılı Maysan Mando önaraştırma kararı.

[3] Ankara 15. İdare Mahkemesi’nin 25.10.2017 tarih, 2016/3742 E. ve 2017/2794 K. sayılı iptal kararı.

[4] Maysan Mando Sözlü Savunma Toplantısı’na ilişkin Rekabet Kurumu’nun internet sayfasındaki duyuru: https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/maysan-mando-otomotiv-parcalari-san-ve-t-6fbcc58a7962e91180f400505694b4c6 (Son Erişim Tarihi: 16.6.2019).

[5] Rekabet Kurulu’nun 22.11.2018 tarih ve 18-44/703-345 sayılı kararı.

[6] Rekabet Kurulu’nun 19.09.2018 tarih ve 18-33/556-274 sayılı kararı.

Sahada yeni hakem? : Futbolcu transferleri Rekabet Kurumu radarında

Türk futbolu yalnız biz taraftarların değil, Rekabet Kurumu’nun da gündeminde. Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak geçtiğimiz hafta verdiği bir röportajda, rekabet hukuku açısından futbolcu transferlerinin teorik boyutunun incelendiğini belirtti.

Uzun zamandır taraftarların ve tüm ilgililerin dilinden düşmeyen konu: Ne olacak bu Türk futbolunun hali? Geçtiğimiz hafta basında yer bulan haberlerden[1] gördüğümüz kadarıyla Rekabet Kurumu’nun da Türk futboluna ilgisi artıyor. Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak basına verdiği röportajda, futbolcuların ve teknik heyetin transferine yönelik teorik bazda çalışmalar yürütüldüğünü ifade ediyor. Başkan’ın ifadelerine göre söz konusu teorik çalışma futbolcular ve teknik heyet ile sınırlı değil, yürütülen inceleme esasen futbolcuların ya da CEO’ların da dâhil olduğu nitelikli iş kaynağının transferine yönelik. Transfer sürecinde sözleşmelerde yer alan ve rekabeti kısıtlayıcı olduğu değerlendirilebilecek hükümler özelinde bir değerlendirme yapıldığı anlaşılıyor. Yine ifade edildiği üzere mesele yalnız rekabet hukukunu değil, iş hukukundan borçlar hukukuna çok geniş bir hukuki yelpazeyi ilgilendiriyor.

Bilindiği üzere dünya genelinde futbol sporu, FIFA’nın (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) belirlediği kurallar ve direktifler doğrultusunda icra edilir. FIFA’nın düzenlemeleri futbol maçlarının gerçekleşmesinden futbol kulüpleri arasında gerçekleşen transferlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Nitekim ülkemizde de futbol sporunun icrasını gözeten TFF’nin (Türkiye Futbol Federasyonu) transferlere ilişkin kuralları FIFA’nın kuralları ile aynı doğrultudadır ve bu kurallara gönderme yapar. Futbolcu transferleri ile rekabet hukukunun yollarının kesişimi Türkiye bakımından yeni bir gündem olsa da esasen Türkiye’yi de ilgilendirecek şekilde Avrupa’da tartışma konusu olmuştu. Avrupa Adalet Divanı Bosman kararında[2]işçilerin serbest seyahat özgürlüğü” kapsamında futbolcuların transferlerini ve kulüpler arası transfer bedellerini incelemiş, eski kulübü tarafından sözleşmesi sona eren futbolcu üzerinde bir kontrol kurulmasını yasaklamıştı. Her ne kadar Bosman kararı rekabet hukuku ekseninde bir değerlendirme yapmamış olsa da konu rekabet hukuku çevrelerinde de tartışılmış, sözleşmesi sona eren futbolcunun üzerinde kulübün devam eden etkisinin rekabeti olumsuz etkileyen yönleri değerlendirilmişti. Bununla birlikte Bosman kararının etkisi FIFA kurallarında az hissedilmiştir. Uygulamada kulüplerin futbolcu transferlerindeki esas aktörlerden olmaya devam ettikleri gözlenmektedir. Nitekim Başkan Torlak’ın açıklamasına göre Kurum’da yapılan teorik çalışmalar da söz konusu dikey nitelikteki anlaşmalara yöneliktir.

Borçlar hukukunda olduğu gibi iş hukukunda da işçinin işverene karşı bir sadakat borcu bulunmakta ve iş akdi süresince işvereniyle rekabeti yasaklanmaktadır. Bununla birlikte bazı hallerde hizmet/iş akdinin sonlanması sonrasında da rekabet yasağı söz konusu olabilmektedir. Futbol dünyasında futbolcular ya da iş dünyasında CEO’lar bakımından da gündeme gelebilen bu rekabet yasakları rekabet hukukunda bir dikey kısıtlama olarak nitelenebilmektedir. Ancak her halükarda rekabet hukukunun yasakları kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu tip kısıtlamaların yatay anlaşmalardaki ayartma yasakları (no-poaching) ile desteklenmesi durumunda ise rekabetin kısıtlandığı yönündeki endişeler artabilmektedir. Rekabet Kurumu nezdinde yürütülen bu teorik çalışmaların ayrıntıları konusunda bilgi bulunmamakla birlikte, bu değerlendirmeler ekseninde Kurum’un Türk futboluna ilgisinin farklı boyutlarının olduğu tahmin edilebilir.

Başkan Torlak’ın belirttiğine göre Rekabet Kurumu’nun teorik çalışmaları, ilgililerden gelebilecek bir şikâyet ile uygulamaya dökülebilir. Bununla birlikte yapılacak bir incelemede Kurum’un kırmızı kart çıkarıp çıkarmayacağı dosya özelinde değişiklik gösterecektir.


[1] Hazal Ateş, Futbolcu Transferine Rekabet Ayarı, Sabah Gazetesi, 6.6.2019, https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2019/06/06/futbolcu-transferine-rekabet-ayari (Erişim tarihi: 16.6.2019)

[2] Union Royale Belge des Sociétés de Football Association ASBL v Jean-Marc Bosman (1995) C-415/93.

Rüzgarın Bol Olsun Türkiyem

Rüzgar enerjisi santrali (“RES”) kurulu gücü yaklaşık 7,4 GW olan ülkemizde 2018 yılında üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 6.8’i rüzgar santrallerinden sağlandı. Enerjide dışa bağımlılık ile karbon izinin azaltılmasında ve enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik önemi haiz rüzgar enerjisine ilişkin yatırımlar hız kesmiyor. 2017 yılında yapılan RES’lere yönelik ilk YEKA ihalesinden sonra 250 MWe kapasiteli Balıkesir, Çanakkale, Aydın, Muğla bağlantı bölgeleri için YEKA-2 ihalesi de 30.05.2019 tarihinde yapıldı. Bir milyar dolarlık yatırım anlamına gelen bahse konu RES’ler tamamlandığında yaklaşık 1 milyon 200 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması öngörülüyor. YEKA RES-2 ihalesi kapsamında kurulacak tesislerin lisans süresinin 49 yıl olacağını belirtmekte fayda var.

YEKA-2 kapsamında yapılan Aydın Bağlantı Bölgesi ihalesini 4,56 dolar/cent’lik teklifiyle ve Çanakkale bağlantı Bölgesi ihalesini 3,67 dolar/cent’lik teklifiyle Enerjisa Üretim Santralleri A.Ş. kazandı. Diğer yandan, Muğla Bağlantı Bölgesi için yapılan ihaleyi 4,00 dolar/cent’lik teklifiyle ve Balıkesir Bağlantı Bölgesi için yapılan ihaleyi 3,53 dolar/cent’lik teklifiyle  Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd.Şti., kazandı.

İlk YEKA için yapılan açık eksiltmenin 3,48 dolar/centlik teklif ile kazanıldığını göz önüne aldığımızda YEKA-2’deki fiyatlar görece yüksek olduğu belirtilebilir.  Elbette ki,  bunun temel sebebi yatırımların ölçeklerindeki farklılık anımsanacağı üzere YEKA-1 ihalesi bin MWe için yapılmıştı.) ve döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar. Ancak, son dönemde yaşanan ekonomik gelişmelere rağmen ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin göstergesi olması nedeniyle bu ihalenin çok önemli olduğunu söylemek mümkün. Keza, yerli ve milli enerji söyleminin meyvelerinin yeşerdiği de aşikar. Yatırımların hız kesmemesi temennisiyle: Rüzgarın bol olsun Türkiyem…

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan dört yeni karar!

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) tarafından son dönemde uygulamayı yakından ilgilendiren kararlar yayınlandı. Bu yazımızda, Kurul’un, kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve korunması, Kurul kararlarına uyulması ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgili olan kararlara ilişkin bilgilendirmemizi bulabilirsiniz.

I. Teknik Servis Hizmeti Veren Veri Sorumlusunun Kurul Kararına Uymaması

Teknik servis hizmeti veren veri sorumlusu firma hakkında kişisel verileri ihlal ettiği gerekçesi ile Kurul’a gelen ihbar neticesinde, Kurul firmanın internet sitesinde servise bırakılan cihazlar için kişilere verilen sorgu numaralarının son iki hanesinin değiştirilerek başka cihaz sahiplerine ait cihaz kod numaralarına ulaşılabildiğini ve bunu takip eden linklerde ise ilgili kişilere ait kimlik bilgileri ile sahip oldukları cihazlara ilişkin kod numaralarına erişilebildiğini tespit etmişti. Kurul bu tespiti üzerine, veri sorumlusu tarafından söz konusu linklerin kullanımının durdurulmasına ve kişisel verilerin güvenliğine ilişkin gerekli idari ve teknik tedbirleri almaması sebebi ile veri sorumlusu firmanın 150.000 TL idari para cezası ödemesine karar vermişti.[1]

Kurul’un bu kararının şirkete tebliğinden sonra, Kurul tarafından veri sorumlusu firmanın internet sitesinde yapılan sorgulamada, internet sitesi üzerinden yönlendirilen çeşitli linkler aracılığı ile halen teknik servis hizmeti alan ilgili kişilerin sahip oldukları cihazların kod numaralarına ulaşılabildiği, kargo gönderileri sorgulama linki aracılığı ile firma tarafından ilgili kişilere gönderilen kargoları teslim alan kişilerin ad ve soyad bilgilerine açık bir şekilde erişilebildiği tespit edilmiş olup; veri sorumlusu firmanın Kurul Kararı’na uymadığı tutanağa bağlandı. Bunun üzerine Kurul, Kurul kararına uymama sebebi ile veri sorumlusu firmaya 50.000 TL idari para cezası uygulanmasına ve söz konusu sorgulama sistemine erişimin tamamen engellenmesine karar verdi.[2]

II. Sadakat kartları hizmet alımına engel mi? [3]

Tüketici şikayetleri ve Kurum’a intikal eden ihbarlar sonucunda Kurum bir marketi mercek altına aldı. Şikayetlerde marketin bazı alışveriş/hizmet alımlarında indirim ve puan biriktirme avantajı sağlayan sadakat kartlarının açık rızanın bir ürün veya hizmetin sunulmasına ilişkin koşul olarak ileri sürüldüğü, ihbarlarda ise marketin kart kullanımına ilişkin açık rıza alma esnasında “Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında 0,01 TL’lik bir hizmet bedeli alındığı iddia edildi.

Yapılan incelemede, müşterilerin sadakat karta ilişkin açık rıza vermemeleri halinde kendilerine hizmet sunulmaması gibi bir durumun ortaya çıkmadığı, dolayısıyla hizmet veya ürün sunumunun açık rıza şartına bağlanmadığı anlaşıldı. Marketin savunmasından müşterilere çeşitli kanallardan yapılan duyuruların hukuka uygun olmayan şekilde elde edilen kişisel verilere meşruiyet kazandırılması için değil, aksine önceden alınan rızalara ilişkin matbu formdaki bazı eksiklik veya tahrifatların giderilmesi amacıyla alındığı anlaşıldığından konuya ilişkin bir işlem tahsis edilmedi.

“Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında alınan hizmet bedelinin ise alışveriş kasalarına kurulan bilgi teknolojileri sisteminden kaynaklanan ve sehven yansıtılan bir bedel olduğu ve söz konusu bedelin müşteri kartlarına aynı tutarda indirim olarak yüklendiği anlaşıldığından, bu hususta da herhangi bir işlem yapılmamasına hükmedildi.

Bu süreçte marketin Üyelik Rıza metni ile Aydınlatma Metni arasında tutarsızlıklar tespit eden Kurul, bu tutarsızlıkların giderilmesine ve Aydınlatma metninin kanunun temel ilkeleri ile Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’e (“Tebliğ”) uygun hale getirilmesine hükmetti. Bu kararın arkasında yatan sebebin, marketin gıda ve ihtiyaç maddelerinin perakende olarak tüketiciye sunulması faaliyetinin kapsamını ve amacını aşan nitelikteki özel nitelikli kişisel verileri toplaması ve işlemesi olduğu anlaşıldı.

III. Siz siz olun başvurulara zamanında cevap verin![4]

İlgili kişinin hakları kapsamındaki taleplerini veri sorumlusu T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’ye (“Banka”) bildirmesi ile başlayan süreç, Kurum’un önüne geldi. Kuruma yapılan şikayet başvurusunda Banka’nın kanuni yükümlülüğü olan 30 günlük sürede ilgili kişinin başvurusuna yanıt vermediği anlaşıldı.

Kurum’un konuya ilişkin açıklama talebini içeren yazısı Banka’ya teslim edilmekle beraber, Banka’dan herhangi bir dönüş yapılmamasını takiben Kurum, Kanun’un 18/3. maddesi çerçevesinde sorumlular ile gerekli tedbirleri almak ve denetimleri yapmakla yükümlü kişiler hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılmasına karar verdi.

İlgili kişi başvurusuna ilişkin ise Banka tarafından cevap verilmesine ve Banka’nın kanuni yükümlülüklerine uyum konusunda azami dikkat ve özen göstermesi konusunda talimat verilmesi kararlaştırıldı. Son olarak Banka’nın internet sitesinde yer alan Aydınlatma Metni’ne ilişkin görüşlerini bildiren Kurul, ilgili metinde işlenen verilerin hangi hukuki sebebe dayandırıldığı belirtilmediği ve veri işleme amaçları ifadesinin belirsizlik yarattığı gerekçesiyle metnin gözden geçirilmesine ve Tebliğ’e uygun hale getirilmesine hükmetti.

IV. Kurul’a Yapılan Şikayet

İlgili kişi, bir şahsın kendisi ve ailesine ait kişisel verilere hukuk dışı yollar ile erişerek bu verileri ilgili kişinin rızası olmaksızın üçüncü kişiler ve İcra Müdürlükleri ile paylaştığı iddiası ile Kurul’a şikayette bulundu.

Kurul tarafından yapılan inceleme neticesinde, şikayet edilen şahsın kısmen veya tamamen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla gerçekleştirdiği bir veri işleme faaliyetinin olmadığı, dolayısıyla kendisinin veri sorumlusu olarak değerlendirilemeyeceği belirtildi.

Ek olarak, Kurul, şikayet edilenin eylemlerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç niteliği taşıyabileceğini belirtmiş ve konunun ceza yargılaması konusu olabileceğini açıkladı. Bu nedenlerle, ilgili kişinin iddiası bakımından Kurul tarafından yapılabilecek bir işlem olmadığına karar verildi.[5]

Sonuç

Kurum kararlarınında veri sorumluları için önemli mesajlar içerdiği kanaatindeyiz. Bu kapsamda Kurul kararlarının yerine getirilmesinin önemi ve gerekliliğini ve Kurul’a yapılan şikayetlerde ortaya konan iddiaların ispat yükünün başvurucuda olduğunu hatırlatır, başkalarına ait kişisel verilerin ilgili kişilerin rızası olmadan elde edilmesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edeceğini dikkatinize sunarız. Ayrıca kararlardan Kurul’un veri sorumlularının aydınlatma metinlerini mercek altına aldığı anlaşılmakla, aydınlatma metinlerinizi Kanun’un temel ilkeleri ve Tebliğ kapsamında yeniden gözden geçirmenizin faydalı olabileceğini belirtmek isteriz.


[1] Kurul’un 14/02/2019 Tarihli ve 2019/23 Sayılı Kararı

[2] Kurul’un 05/03/2019 Tarihli ve 2019/52 Sayılı Kararı

[3] Kurul’un 25.03.2019 Tarihli ve 2019/82 Sayılı Kararı

[4] Kurul’un 02.05.2019 Tarihli ve 2019/122 Sayılı Kararı

[5] Kurul’un 01/03/2019 Tarihli ve 2019/47 Sayılı Kararı

Bu sefer FX piyasasında bir değil iki kartel!

Avrupa Komisyonu aralarında Barclays, RBS, Citigroup, JPMorgan, MUFG ve UBS’in bulunduğu bankalara yönelik rekabet soruşturması başlatmıştı. UBS’in pişmanlık başvurusu üzerine başlayan incelemeler sonucunda Komisyon, söz konusu bankaların FX piyasasında toplam 11 döviz kurunu etkileyecek şekilde iki farklı grupta kartel kurduğuna karar verdi.

Bu kapsamda, 2007-2013 yılları arasında üç mecrada gerçekleştirilen bilgi değişimleri sonucunda “Forex – Three Way Banana Split” kartelinde rol oynayan Barclays, RBS, Citigroup ve  JPMorgan’a toplamda € 811 197 000 miktarında ceza verilirken; 2009-2012 yılları arasında iki mecrada gerçekleştirilen bilgi değişimleri sonucunda “Forex- Essex Express” kartelinde rol oynayan Barclays, RBS ve MUFG’ye € 257 682 000 tutarında ceza verildi. Pişmanlık başvurusunda bulunan UBS ise idari para cezasından muaf tutulurken, diğer bankalar Komisyon’a incelemelerinde yardımcı olduğundan ötürü belirli oranlarda indirimlerden faydalandı.

FX karteli hangi tür bilgilerin değişimi üzerine kuruldu?

Komisyon, bulgularında ilgili banka çalışanlarının trading planlarının yanı sıra, döviz kuru seviyesi, hacmi ve işlem sayısı gibi rekabet bakımından hassas bilgiler özelinde müşteri talimatları, işlem özelinde teklifler, risk poziyonları vb. konularında bilgi değişiminde bulunarak piyasayı etkilediklerini değerlendirdi.  Komisyon, çalışanların bu kapsamda ilgili banka portföyüne ne zaman döviz alacağı ve ilgili banka portföyünden ne zaman döviz çıkaracağına yönelik kararlar alırken piyasadan edindiği bilgilere göre hareket ettiği ve söz konusu bilgi değişimlerinin koordinasyona yol açtığını belirtti. Banka çalışanlarının aralarında çatışmamak üzere bazı dönemlerde işlem gerçekleştirmekten imtina etmesi söz konusu davranışlara örnek olarak gösterildi.

Söz konusu bilgi değişimleri nasıl gerçekleşti?

Bilgi değişiminde bulunan çalışanların birbiriyle yakın olduğu ve gün içerisinde chat odalarında yazışarak piyasaya yönelik paylaşımlarda bulunduğu gözlemlendi. Bu noktada özellikle Bloomberg sohbet sistemi üzerinden gerçekleştirilen konuşmaların rekabet bakımından hassas nitelikte olması dikkat çekti.

Bankaların dikkatine!

Komisyon başkanı Margarethe Vestager bankaları ciddi bir şekilde eleştirerek özellikle finansal piyasaları etkileyen davranışlara taviz vermeyeceklerinin altını çizdi.

Hatırlayacağımız üzere, yaklaşık 3 yıl önce AB’deki dalgalanmaların da etkisiyle Türkiye FX piyasası Rekabet Kurulu’nun başlattığı önaraştırma kapsamında incelenmişti. Barclays ve RBS’in yanı sıra HSBC, Deutsche Bank, Goldman Sachs, Credit Suirsse , Standard Chatered, Citibank, Ünlü, Societe Generale, BAML, Odeabank, Akbank, Şekerbank gibi banka ve finansal kuruluşları inceleme altına alan Kurul, söz konusu bankaların traderları arasında 5 yıllık süre içerisinde gerçekleşen bilgi değişimlerinin aşağıdaki nitelikte olması sebebiyle soruşturma açılmasına gerek olmadığı sonucuna varmıştı:

  • bilgi değişiminin farklı zamanlamalarda farklı traderlar tarafından sistematik olmayan bir şekilde yapılması
  • paylaşılan bilgilerin esasen spekülatif olduğu ve diğer traderları manipüle etmek amacıyla olması
  • yanıltıcı nitelikte paylaşılan hassas bilgilerin rekabetçi sürece zarar vermemesi

Söz konusu önaraştırma döneminde de chat odalarındaki konuşmalar dikkate alınmış ve söz konusu konuşmalar yerinde incelemelerle desteklenmeye çalışılmıştı. Ancak bilgilerin spekülatif olması ve sistematik bir bilgi değişimine rastlanmaması sebebiyle chat odalarında gerçekleştirilen konuşmalar tehlikeli olarak değerlendirilmemişti.

Rekabet Hukuku Aleminde 2018 Nasıl Geçti, Hep Birlikte Bakalım

2018’i arkada bırakmamızla birlikte Türkiye’de rekabet hukuku pratiği yirmi birinci yılını kutluyor. 2018 yılı, rekabet politikasında görülmeye başlayan değişimler ve Rekabet Kurumu’nun dijital platformlara gitgide daha çok yönelmesi bakımından renkli bir yıldı. Rekabet hukuku gibi dinamik ve sıkça değişim yaşayan bir alanda, 2019 ve sonrası için öngörü oluşturabilmek açısından 2018 yılının analiz edilmesinin yararlı olduğunu düşünüyoruz. BASEAK Kamu Politikaları, Regülasyon ve Rekabet Hukuku ekibi olarak bizler de bu amaca yönelik olarak “Antitrust Review 2018 Turkey” raporunda altı başlık altında Türkiye’nin 2018 yılı rekabet hukuku pratiğini inceledik: rekabet savunmanlığı, birleşme ve devralmaların kontrolü, tek taraflı davranışlar, karteller, dikey ilişkiler, kurum etkinliği. Bu başlıklar vasıtasıyla da Türk rekabet hukuku uygulaması hakkında bilinmesi gereken tüm konuları kapsayan çok yönlü bir rapor hazırladık.

Antitrust Review 2018 Turkey” raporuna buradan ulaşabilirsiniz.