Perakende Elektrik Satışlarında Paket Satış Uygulamaları

Geçtiğimiz günlerde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından ilk olarak, 1 Ağustos 2018 tarihinden geçerli olmak üzere mesken tüketicileri için yüzde 9 diğer tüketiciler için ise yüzde 14 oranında daha sonra ise, 1 Eylülden itibaren geçerli olmak üzere mesken tüketicileri için yüzde 9, diğer tüketiciler için ise 14.6 ile yüzde 16.2 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Burada dikkat çeken husus EPDK’nın uygulanacak elektrik tarifelerini üç ayda bir yenilemekte iken, Eylül ayı fiyatlarına alışık olmadığımız şekilde müdahale etme zorunluluğunda kalmış olmasıdır. Esasen, elektrik üretim maliyetlerinin döviz kuru ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, son dönemde para piyasalarında yaşanan dalgalanmalar nedeniyle elektrik fiyatlarında artışa gidilmesi zaten kaçınılmazdı. Bununla birlikte, elektrik piyasasındaki problemlerden başat olanı fiyatların maliyetleri yansıtmaktan uzak olmasıdır. Elektriğin sanayi üretiminde de önemli bir maliyet kalemi olması metanın stratejik önemini daha da arttırmakta. Dış ekonomik gelişmeler ve bilhassa dünyada yaşanan “ticaret savaşları” da denklemde yerini aldığında önümüzdeki günlerde ekonomik anlamda hiç de kolay günlerin yaşanmayacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Bu durumda her halde elektrik maliyetlerini düşürebilecek uygulamalara yönelmek ya da bir diğer ifade ile, gerekirse sinekten yağ çıkarmak hiç şüphesiz toplumsal faydayı arttırmaya hizmet edecektir. Elektriğin paket satışlar ile satılması konusunu bu perspektiften ele almak gerektiği kanaatindeyiz.

Elektriğin kural olarak homojen bir ürün olduğu ve elektrik perakende satışında rekabetin temelde fiyat üzerinden gerçekleştiği üstelik, küçük tüketicilerin tüketimlerinin de küçük olması nedeniyle fiyat rekabetinin dahi tüketiciyi tedarikçi değiştirmeye motive etmekte yetersiz kalma ihtimalin de bulunduğu göz önüne alındığında, elektriğin paket satışlara konu edilmesi gerek maliyet etkinliği yaratmak gerekse tüketicileri tedarikçi değişimine itmek açısından faydalı sonuçlar çıkarabilecektir. Hakikaten, elektriğe ilişkin olarak pazarlama maliyetlerini düşürmek adına elektriğin kendisi gibi şebeke endüstrilerinde ticarete konu edilen “internet”, “telefon”, “tv yayınları”, “doğal gaz” vb. ürünler ile paket olarak satılmasının söz konusu endüstriler arasında “yakınsama” olduğu dagöz önüne alındığında, piyasada etkinlik yaratabilme ihtimali bulunmaktadır. Diğer yandan, paket satış uygulamalarının piyasada, rekabeti kısıtlama, bozma ya da engelleme amacıyla kullanılabilme ihtimali de bulunmaktadır[1]. Hazır bahsi geçmişken “yakınsamanın” bölgeler, ülkeler, endüstriler ve aktiviteler arasındaki farklılıkların azalması ve benzerliklerin artması olarak tanımlanabileceğini ifade etmek gerek[2]. Yakınsama; hukuki, ekonomik ve teknolojik etmenlere bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur[3]. Burada değinmek istediğimiz bir diğer kavram ise, “birlikte sunum” kavramıdır. Birlikte sunum temel olarak bağlama (tying) ve paket satış (bundling) olarak ikiye ayrılmaktadır. “Bağlama” uygulaması bir ürünün satışının başka bir ürününün alınmasına şartına bağlı olmayı ifade ederken “paket satış” uygulaması ise birden fazla ürünün bir arada sunulması anlamına gelmektedir[4]. Bu meyanda paket satış uygulamaları, ürünlerin ayrı ayrı satılma seçeneğinin sunulmadığı sadece paket halinde satıldığı saf paket satışlar ile ürünlerin hem paket hem de ayrı ayrı alternatif olarak sunulduğu karma paket satışlar olarak ikiye ayrılmaktadır[5]. Elbette, elektriğin paket satışlara konu edilmesi ile ortaya çıkması muhtemel etkinliğin yaratılıp yaratılmayacağı ve paket satışların rekabet üzerindeki etkileri iktisat konusu olmakla birlikte, biz elektriğin paket satışlara konu edilmesi hususunu ülkemizdeki elektrik regülasyonları kapsamında hukuk perspektifinden ele almaya çalışacağız. Ancak, konuya ilişkin hukuki değerlendirmelere geçmeden önce teşebbüsleri paket satış uygulamalarına iten sebeplerin özetle; maliyetleri azaltma ve performansı koruma, fiyatlamada etkinliği arttırma, rakipleri dışlama ve piyasayı kapatma ve piyasaları bölmek olarak ifade edilebileceğini belirtelim[6].

Ayrıca, paket satışlar; satıcı için, verimlilik artışı ve sinerji yaratabilmekte iken, tüketici için ise, fiyat avantajı yaratmaktadır. Paket satışların tüketiciler açısından olumsuz olabilecek yönleri de bulunmaktadır. Bunlar; gerekli olmayan mal veya hizmetin alınması, fiyatın şeffaf olmaması, uygulanacak tüketici hukuku kuralları açısından belirsizlik yaratması, iki farklı üründen kaynaklanabilecek hukuki problemlerin birleşmesi ve rekabetin kısıtlanması ihtimali şeklinde özetlenebilir. Ayrıca, paket satış uygulamalarının şirketleri birleşmeye itme yönünde etkilerinin de bulunduğu bilinmektedir[7].

Ülkemizde elektrik perakende satışları Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan alınan tedarik lisansı kapsamında yapılmaktadır. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (hh) bendinde “tedarik şirketi” “Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin toptan ve/veya perakende satılması, ithalatı, ihracatı ve ticareti faaliyetleri ile iştigal edebilen tüzel kişi,” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı fıkranın (i) bendinde ise “görevli tedarik şirketi”, “Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin hukuki ayrıştırması kapsamında kurulan veya son kaynak tedariki yükümlüsü olarak Kurul tarafından yetkilendirilen tedarik şirketi,” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, tedarik şirketleri kategorik olarak “görevli tedarik şirketleri” ve diğer “bağımsız tedarik şirketleri” olarak ikiye ayrılabilir. Görevli tedarik şirketleri bağımsız tedarik şirketlerinden farklı olarak ya dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin hukuki ayrıştırması kapsamında kurulan ya da son kaynak tedariki yükümlüsü olarak Kurul tarafından yetkilendirilen şirketlerdir ve bunlar, serbest olmayan tüketicilere elektrik tedariki yapmakla yükümlü olduklarından dolayı, diğer tedarik şirketlerine karşı rekabet avantajını haizdirler.

Elektriğin perakende satışını yapma yetkisine sahip tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesinin önünde 6446 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatı kapsamında herhangi bir engel olup olmadığının değerlendirilmesinde Kanunun “toptan ve perakende satış faaliyetlerinin” düzenlendiği 10 uncu maddesi belirleyici olacaktır. Buna göre, 10 uncu maddenin altıncı fıkrasında tedarik şirketlerinin üretim ve ithalat şirketlerinden satın alacağı elektrik enerjisi miktarı, bir önceki yıl ülke içerisinde tüketilen elektrik enerjisi miktarının yüzde yirmisini geçemeyecektir. Ayrıca, nihai tüketiciye satışı gerçekleştirilen elektrik enerjisi miktarının da bir önceki yıl ülke içerisinde tüketilen elektrik enerjisi miktarının yüzde yirmisini geçemeyeceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, tedarik şirketleri için yüzde yirmilik pazar payı sınırlamasının dışında elektrik satışını paket satışlara konu etmelerini engelleyecek bir düzenleme bulunmamaktadır.

Öte yandan, Kanunun 10 uncu maddesinin yedinci fıkrasında görevli tedarik şirketlerinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkilerinin tespiti hâlinde ilgili tedarik şirketi, Kurulca öngörülecek tedbirlere uymakla yükümlü oldukları düzenlenmektedir. Buna göre, görevli tedarik şirketlerinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkilerde bulunmasının yasak olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, hangi davranış veya ilişkilerin rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkiler olarak kabul edilmesi gerekeceği konusunda bir açıklık yoktur. EPDK’nın da konuya netlik kazandırıcı genel düzenleyici bir kararı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, düzenleyici yaklaşımın konuya ilişkin genel bir düzenleme yapmak suretiyle olayı kendi içinde değerlendirmek suretiyle çözüm ürettiği, teknik tabirle bu hususta somut norm denetimini benimsediğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda EPDK bugüne kadar, “gerçeğe aykırı belgelerle veya tüketicilere yanlış veya yanıltıcı bilgiler vermek veya ilgili mevzuata aykırı olarak temin edilen bilgilerin kullanılması neticesinde sözleşme yapılmış olmasını”, “tüketicilerle ikili anlaşma yapmadan serbest tüketici portföyüne müşteri kaydetmeyi ve tüketicilerin tedarikçi seçme serbestisine ve alternatif tedarikçilerden daha uygun koşullarda elektrik temin etme imkanına engel oluşturmayı” bahse konu yükümlülüğün ihlali olarak değerlendirmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, bunların dışındaki fiillerin de bu yükümlülük kapsamında değerlendirilmesine herhangi bir engel bulunmamaktadır. Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz üzere, elektriğin paket satışlara konu edilmesinin rekabeti kısıtlayıcı bir etkisinin bulunması da ihtimal dahilindedir. Burada altını çizmek istediğimiz husus, görevli tedarik şirketinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkilerine ilişkin tespit bizatihi EPDK tarafından ya da Mahkeme veya Rekabet Kurumu gibi başka kurumlar tarafından da yapılabilmesi mümkündür.

Uluslararası düzeyde yaklaşımın, tüketicilerin korunması için hem tedarikçilere hem de düzenleyici kurumlara sorumluluk yükleme yönünde olduğu ayrıca belirtilmelidir. Nitekim Avrupa Enerji Düzenleyicileri Konseyi[8] 19 Eylül 2018 tarihinde kamuoyu görüşüne sunduğu Kılavuz[9] ile hem tedarikçi şirketlere hem de düzenleyici kurum ve kuruluşlara yönelik birtakım tavsiyelerde bulunmuştur. Mal ve hizmetleri paket olarak satın alacak tüketicileri azami düzeyde korumak amacıyla düzenlenen Taslak Kılavuz’da yer alan tavsiyelerden birkaçı aşağıdaki gibidir:

  • Tüketicinin paket içinde yer alan ürün ve hizmetleri anlayabilmesi için bunların sade bir şekilde açıklanması
  • Paket içindeki mal ve hizmetlerin farklı kişiler tarafından sağlanması halinde tedarikçilerin sorumluluklarının belirlenmesi
  • Tüketicinin kimlere ve hangi koşullarla ödeme yapacağının açıkça belirlenmesi
  • Ulusal düzenleyici kurum ve kuruluşlar tarafından bu ilkelerin uygulandığının ve tüketicilere yeterli koruma sağlandığının etkin şekilde takip edilmesj

Özetle ifade etmek gerekirse, 6446 sayılı Kanunda bağımsız tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesine yönelik herhangi bir kısıtlama bulunmamasına rağmen görevli tedarik şirketleri açısından durum yukarıda da izah ettiğimiz üzere farklılık arz etmektedir. Bu itibarla bağımsız tedarik şirketlerin paket satış veya benzer innovatif yöntemler ile rekabeti arttırmalarının piyasaya olumlu etkilerinin bulunacağı değerlendirilmektedir. Diğer yandan, görevli tedarik şirketlerinin elektriği paket satış yöntemi ile satmaları halinde ise, durumun incelenmesi ve piyasada etkinlik yaratıp yaratmadığının üzerinde durulması gerektiği düşünülmektedir. Buradaki belirsizliğin ise, gerek görülmesi halinde Rekabet Kurumuna konuya ilişkin yapılacak “bireysel muafiyet başvurusu” ile giderilebileceği ve Kurum tarafından muafiyet tanınması halinde bunun EPDK nezdinde de muteber sayılması gerekecektir.

Sonuç olarak, elektriğin paket satışlar yoluyla satılması işlemi bağımsız tedarik şirketleri tarafından yapıldığında kanaatimizce piyasada rekabetin ve etkinliğin artmasına hizmet edecek tüketiciler açısından ise fiyat avantajı oluşturacaktır. Bununla birlikte, bahse konu uygulamanın görevli tedarik şirketleri tarafından yapılması halinde ise uygulamanın incelenerek rekabeti kısıtlayıcı bir etkisinin bulunup bulunmadığı ve böyle bir etki varsa bile bahse konu satışlar ile ortaya koyulacak olan etkinlik ile rekabetin kısıtlanması nedeniyle yaşanacak refah kaybının değerlendirilerek hangisi ağır basarsa ona göre bir aksiyon geliştirmenin gerekeceği değerlendirilmektedir.

[1] Ekdi, Barış: Ürün Bağlama ve Paket Satışlar Yoluyla Hakim Durumun Kötüye Kullanılması”, s.93, Rekabet Dergisi, 2010, 11(3):79-129.

[2] Erek, Hakan: Elektrik, Doğalgaz ve İnternet Hizmetlerinin Birlikte Sunulması Sürecinde Yakınsama, Potansiyel Rekabet Ve Rekabet Hukukunun Rolü, s.5 Uzmanlık Tezleri Serisi, No:149, Rekabet Kurumu, Ankara, 2017.

[3] Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Erek, s.8.

[4] Kavak, Nimet: Telekomünikasyon Sektöründe Birlikte Satış Uygulamaları, s.3 Uzmanlık Tezleri Serisi, No:149, Rekabet Kurumu, Ankara, 2012.

[5] Kavak: s.4. ; Ekdi, Barış: “Ürün Bağlama ve Paket Satışlar Yoluyla Hakim Durumun Kötüye Kullanılması”, s.81, Rekabet Dergisi, 2010, 11(3):79-129.

[6] Ekdi: s.82 vd.

[7] Granuier, Laurent: Podesta Marion: “Bundling and Mergers in Energy Markets”, s.16. 2010.

[8] Council of European Energy Regulators (CEER).

[9] Kılavuz’a ilişkin basın duyurusuna ve taslak Kılavuz metnine buradan ulaşabilirsiniz: https://www.ceer.eu/documents/104400/-/-/e93b5e44-e3b8-93c5-9f01-c486c8104e20

Yine Uber! Bu sefer Data Protection ihlali

Bu yazıda içlerinde 600,000 sürücünün de bulunduğu 57 milyon müşterinin etkilendiği bir siber sızıntıyı ele alacağız. Söz konusu sızıntı dünyaca bilinirliği olan uluslararası ulaşım şebekesi Uber nezdinde gerçekleşti.

Şirket, 2016 yılında, müşterilerin isimleri, e mail adresleri, telefon numaraları, sürücülerin ehliyet bilgileri gibi verilerin de içinde yer aldığı bir veri hırsızlığı olayıyla karşı karşıya kalmıştı. Fakat şirketin o dönemki CEO’sunun, sızıntıdan 2016 Kasım’da haberdar olduktan sonra zarar gören ilgili kişilere bildirimde bulunmadığı anlaşıldı. Bunun yerine verileri çalan hackerlarla olayı gizli tutmaları ve çalıntı verileri silmeleri için $100,000’a anlaştığı ortaya çıktı. Yaklaşık bir yıl boyunca üstü örtülen bu olayı Şirketin yeni CEO’su Dara Khosrowshahi’nin olaydan haberdar olur olmaz açığa çıkardığı haberlere yansıdı.
Bunun üzerine İowa eyaleti yerel mahkemesi Uber’i 50 eyalet ve Washington DC’nin savcılarına ödeme yapmaya hükmetti. Eyalet savcılarının tutar hakkındaki görüşmeleri sonucu ödenecek en büyük meblağ 26 milyon dolarlık talebiyle Kalifornia eyaleti savcısına oldu. Bunu takiben sırasıyla İllinois ve New York eyaletlerinin 8.5 milyon dolar ve 5.1 milyon dolar elde ettikleri, İowa’nın ise 612,950 dolar edindiği biliniyor. Bu farklı tutarların belirlenmesindeki koşulun İowa eyalet savcısı Tom Miller’ın açıklamasına göre etkilenen sürücü sayısıyla alakalı olduğu tespit edildi. Böylelikle verileri korumak adına yeterli tedbirleri alamaması ve yetkili mercilere ihbarda bulunmaması Uber’e 148 milyon dolara mal oldu.

Bu nakit uzlaşmaya ek olarak Uber, daha çetin veri koruma politikaları benimseyerek gelecekte olması imkan dahilindeki sızıntıları engelleme, ayrıca düzenli olarak güvenlik durumları hakkında yetkili mercilere rapor verme yükümlülüğü altında.

Çok yakın zamanda yaşanan bu siber saldırı ve ardından gelen ilgililerin zararlarını tazmin süreçleri gösteriyor ki veri korunma alanı tüm dünyada gittikçe daha da önem kazanıyor. Şirketlerin yeni yasalara yeterli uyumu sağlayamaması hem maddi hem itibari olarak büyük zararlara sebep olmakta. Hızlanan süreç, Türkiye’de de önemli kararları yavaş yavaş görmeye başlayacağımıza bir işaret.

Sare Goluoğlu

Duymayan kalmasın: VERBİS Açıldı

Bugün itibariyle Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik kapsamında VERBİS – Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi açılmıştır. Sicile kayıt sisteminin nasıl işlediğini hatırlayacak olursak VERBİS, veri sorumlularının veri siciline başvurularını ve sicille ilgili diğer işlemlerinde kullanacakları, internet üzerinden erişilebilen bir sistemdir. Kişisel Verilerin Korunması Kurumu’nun sitesinden VERBİS bölümüne tıklanmasıyla sisteme erişilebilmektedir.

Sistemde “Veri Sorumlusu Yönetici Girişi”, “Sicile Kayıt” ve “Sicil Sorgulama” bölümleri bulunmakta, bir de Sistem hakkında hazırlanan detaylı bir kılavuza ulaşılabilmektedir. Bu kılavuz veri sorumluları için Sistem’e giriş, kayıt, yurtiçinde / yurtdışında yerleşik gerçek ve tüzel kişi veri sorumlusu için bilgi formları ve nasıl düzenlenecekleri, veri sorumlusu yöneticisi bakımından irtibat kişisinin nasıl atanacağı ve bu kişinin sisteme nasıl giriş yapabileceği, son olarak da sicil sorgulama işlemleriyle ilgili ayrıntılı bilgilere yer vermektedir.

Sisteme ilişkin daha detaylı bilgileri en kısa sürede sizinle paylaşacağız.

Sare Goluoğlu

 

Çevrimiçi Platformların Rekabet Hukuku’ndaki Yerini Tartışıyoruz

TÜSİAD, Rekabet Hukuku Çalıştaylarına bir yenisi ile devam ediyor. Bu sefer E-Ticaret konusunda değerli konuşmalara ve tartışmalara ev sahipliği yapacak “Nasıl Bir Rekabet Hukuku?” isimli çalıştay, 2 Ekim 2018 tarihinde 13.30- 17.00 saatleri arasında TÜSİAD konferans salonunda gerçekleşecek.

E-ticaret ve perakende sektörünün temsilcileri ile Rekabet Hukuku uzmanlarının bir araya geleceği bu etkinlikte Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı (BASEAK) ortaklarından Av. Şahin Ardıyok, çevrimiçi platformların davranışlarını hâkim durumun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirecek. Ardıyok’un “Platformlara 6. madde İncelemesi : İktisadi ve Hukuki Görüşler” başlıklı sunumunu kaçırmamak için siz de hemen kaydolabilirsiniz.

Program hakkında ayrıntılı bilgi almak ve kayıt yaptırmak için https://etkinlik.tusiad.org/index.php?option=com_eventbooking&view=event&id=195&catid=1&Itemid=101  adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Tanıştıralım; Rekabet Hukuku ve Uygulamalar

Çevirimiçi mevzuat ve içtihat ağı Kanunum ile hukuki veri analiz sağlayıcısı LexisNexis’in ortak yürüttüğü ve bizim de katkılarımızla hazırlanan “Rekabet Hukuku ve Uygulamalar” platformu yayın hayatına başladı. Rekabet hukuku ile ilgili hemen her konuya değinen platform, tecrübeli uzmanların birikim ve tecrübelerini bir kaynak olarak kullanıcıların erişimine sunuyor.

Rekabet Hukuku ve Uygulamalar platformunda kullanıcıları, rekabet hukukunun temel kavramlarından yoğunlaşmaların denetimi gibi ayrıntılı konulara kadar geniş bir içerik yelpazesi bekliyor. Elbette bu kapsamlı içeriğin hazırlanmasında bizim de desteğimiz oldu.  Rekabet ve Regülasyon Ekibimizin yöneticileri Şahin Ardıyok ile Bora İkiler’in bilgi birikimleri ve uygulamaya dönük tecrübeleriyle doğrudan katkı yaptıkları platformun, rekabet hukukuna ilişkin soruları olan herkes için yararlı olacağını ümit ediyoruz. Rekabet Hukuku ve Uygulamalar platformuna buradan erişebilirsiniz.

Avrupa’da İhbar Sistemi: Komisyon’a Bırakılacak Anonim Bir Mesajla Hakkınızda Soruşturma Açılabilir

Rekabet hukuku ihlalleri nasıl ortaya çıkarılır? Rekabet otoriteleri tarafından test edilen fiyat modelleri ile mi, yoksa teşebbüslere ansızın  yapılan şafak baskınlarıyla mı? Her ne kadar rekabet otoriteleri herhangi bir pazarda rekabet ihlali olup olmadığı hakkında kendiliğinden inceleme yürütebilseler de rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasında rekabet otoriteleri tarafından halen kullanılan en önemli iki araç; pişmanlık programları ve ihbarlar.

Pişmanlık programları halihazırda Avrupa’da kartellerin tespitinde büyük faydalar sağladı. Öte yandan, ihbarcıların rekabet ihlallerini Avrupa Komisyonu’na (“Komisyon”) bildirmeleri ise elbette zorlu bir süreç. Teşebbüs içerisinde tespit edilebilme ihtimali ya da kendi kimliğini Komisyon’dan gizleme ihtiyacı, çoğu zaman potansiyel ihbarcıların ihlali bildirme niyetlerinden vazgeçmelerine neden olabiliyor. Bu durum Komisyon’un da dikkatini çekmiş olacak ki geçtiğimiz yılın Mart ayında Komisyon tarafından yeni bir ihbar sistemi tanıtıldı. Peki, nedir bu yeni sistem ve nasıl işliyor?

Avrupa’nın rekabet hukuku ihlallerinin ortaya çıkarılması için öngördüğü yeni ihbar sisteminin en önemli özelliği, ihbarcıların anonimliğini koruması. Bu sayede ihbar motivasyonunun önünde duran en büyük engel, yani tespit edilme korkusu bertaraf edilmiş oluyor.

Özel olarak tasarlanmış şifreli mesajlaşma sistemi, iki yönlü iletişimi sağlamanın yanında ihbarcıların anonimliğini sağlıyor. Sistem Komisyon’un kontrolünde değil, harici bir servis sağlayıcı, aracı sıfatıyla sistemin yönetimini sağlıyor. İhbarcının, Komisyon’un edinmesini istediği mesajı sisteme yüklemesinin ardından, servis sağlayıcı ilgili mesajdaki tüm tanımlayıcı verileri temizliyor ve ardından mesajı Komisyon’a iletiyor. Tanımlayıcı verilerin sistem üzerinde temizlenmesi sayesinde ihbarcının kimliğinin tespit edilebilmesinin önüne geçiliyor.

Yeni ihbarcılık sisteminin bir diğer önemli özelliği, ihbarcının tercihine bağlı olarak Komisyon’un ihbar mesajına cevap verebilmesi. Yani ihbarcı ilk mesajını gönderirken, daha ayrıntılı bilgi gerekmesi halinde Komisyon’un kendisi ile iletişime geçmesini istiyorsa bu yönde tercih yapabiliyor. Bu karşılıklı mesajlaşabilme imkanı da yine sistem üzerinde yürütüldüğünden ihbarcı Komisyon’un sorularını cevaplamaya devam ederken anonimliğini de korumuş oluyor.

Avrupa Komisyonu’nun rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager de yeni sistemi tanıtırken; “Eğer yanlış olduğunu düşündüğünüz ticari uygulamalar varsa, bunların düzeltilmesi için yardım edebilirsiniz, gelin rekabet ihlallerini gün yüzüne çıkarmamızda bize yardımcı olun” demişti. Anonim ihbarcılık sisteminin rekabet hukuku ihlallerinin ortaya çıkarılmasında pişmanlık programları kadar etkili olup olmayacağını ise ilerleyen zamanda göreceğiz.