Elektrik ve internetin birlikte satışı: Türkiye için bir fırsat, tedarikçiler için yeni bir gelir kaynağı

Şahin Ardiyok, Emin Köksal

Şimdiye kadar Türkiye’de perakende elektrik pazarında arzu edilen düzeyde ne rekabetin ne de etkinlik artışının sağlandığını söylemek mümkün. Düzenleyici otorite EPDK’nın rekabetin sağlanmasına yönelik düzenlemelerine, Rekabet Kurumu’nun yerleşik şirketlere yönelik açtığı soruşturmalara rağmen, bugün geldiğimiz noktada serbest tüketici limiti çok düşük olmasına rağmen sınırlı sayıda perakende elektrik tedarikçisinin sınırlı sayıda serbest tüketiciye hizmet verdiğini görüyoruz. Ortaya çıkan bu sonucun birçok sebebi olabilir. Merak edenler bu konuya dair yeni yayınladığımız makaleye[1] bakabilir. Fakat, biz bu yazıda perakende elektrik pazarına hareket getirebilecek bir imkânı -elektrik ve internet hizmetlerinin birlikte satılmasını- tartışacağız.

Elektrik ve telekom şirketlerinin iş birliği

Birkaç yıl önce, perakende elektrik pazarında alternatif tedarikçilerin faaliyet göstermesinin görece mümkün olduğu zamanlarda, Turkcell ve Türk Telekom gibi telekom şirketlerinin elektrik tedarik lisansları alarak perakende elektrik pazarına girmeye çalıştığını görmüştük. Ancak, perakende elektrik pazarındaki koşullar sebebiyle pek de varlık gösteremediklerine şahit olduk. Şu an ise sözü edilen telekom şirketlerinin, asıl işi elektrik tedarik etmek olan görevli tedarik şirketleri ile internet erişim hizmetlerinin pazarlanmasına aracılık etmeye yönelik iş birliklerine girdiğini görüyoruz.

Örneğin bu yılın başında CK Boğaziçi Elektrik’in Türk Telekom ile yaptığı işbirliğinin dikkatimizi çeken ilk örnek olduğunu söylemek mümkün[2]. Söz konusu işbilirliğine göre CK Boğaziçi Elektrik’e ait müşteri hizmetleri merkezlerinde Türk Telekom’un internet ürünleri satılabilecek, serbest tüketici niteliğindeki tüketiciler elektrik ile birlikte internet hizmetlerini de bir paket olarak satın alabilecekler. Türk Telekom bu tür işbirliklerini sadece CK Boğaziçi Elektrik gibi yerleşik tedarikçilerle değil, Aksa gibi alternatif tedarikçiler ile de gerçekleştirdiğini de görüyoruz[3].

Türkiye için bir fırsat

Esasında bu tür iş birliklerinin veya doğrudan paket satış uygulamalarının yaygınlaşması Türkiye’de internetin yayılımın arttırılması için de büyük bir fırsat gibi duruyor. Arz tarafında, hizmet bazlı rekabetin hayata geçirilemediği ve sadece altyapı sahibi internet servis sağlayıcıların ayakta kaldığı bir piyasada halen kat edilecek çok mesafe olduğu görünüyor[4].  Zira, OECD ülkeleri içerisinde Meksika’dan sonra, sabit internet penetrasyonu oranı[5] açısından en geride yer alan ülke konumundayız[6]. Her hanede elektrik olmasına rağmen, hanelerin ancak %40’nın sabit internet bağlantısı var[7]. Teknik olarak hanelerin nerdeyse tümünün sabit internet erişimi imkânı varken bağlı olmamalarının birçok sebebi olabilir[8]. Ancak, bu hizmetin elektik ile birlikte avantajlı bir şekilde verilmesinin penetrasyon oranının olumlu yönde etkileyeceğini söylemek mümkündür.

Öte yandan asıl etkinin, bu tür uygulamaların perakende tedarikçiler tarafından serbest tüketicileri cezbetmek için kullanılmasıyla pazarda meydana gelebilecek canlanmayla ortaya çıkması mümkündür. Elektriğin homojen bir ürün olması, özellikle mesken ve küçük ticarethane gibi tüketim düzeyi düşük olan tüketicilerin serbest portföylere geçmesini zorlaştıran bir unsurdur. Daha açık bir ifadeyle, bulundukları düzenlenen tarifeler üzerinden sağlanan %5-6 gibi sınırlı fiyat indirimleri bu tür tüketicileri hareketlendirmeye yetmemektedir. Ancak, paket satışların sağladığı sadece fiyata dayalı olmayan avantajların bu ataleti yenebileceğinden bahsetmek mümkündür. Ayrıca, tüketicilerin iki (ve doğalgazın da katılımı ile üç) ihtiyacının tek bir noktadan karşılanabiliyor olması da işlem maliyetlerini düşürücü bir etkiye sahiptir.

Elektrik tedarik şirketleri için yeni bir gelir kaynağı

Elektrik tedarik şirketleri açısından ise -uygulayacakları iş modeline bağlı olarak- ilave bir gelir kaynağından veya daha çok aboneye sahip olmak yoluyla elde edilebilecek ilave bir kazançtan bahsetmek olasıdır. Görevli tedarik şirketleri için sabit bir marjın, serbest tüketicilere hizmet veren tedarik şirketleri için ise kısıtlı ve görece riskli bir kazanç döngüsünün olduğu bir pazarda bu tür uygulamaların gelirleri arttırma konusunda yardımı dokunacağını söylemek mümkündür.

Düzenlemeler ve rekabet açısından olanaklı

Ağır denebilecek regülasyonlara tabi olan iki sektörden bahsettiğimiz için, hemen akıllara tedarik şirketlerinin bu tür uygulamaları gerçekleştirmesinin önünde yasal engeller olup olmadığı gelebilir. Bu blogta daha önce yayınlanan yazıya atıfla şunu söylemek mümkün; alternatif tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesine yönelik herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Ancak, görevli tedarik şirketleri için konunun incelenmesi ve piyasada etkinlik yaratıp yaratmadığının değerlendirilmesi gerekebilir. Gerek görülmesi halinde de Rekabet Kurumu’na “bireysel muafiyet başvurusu” yapılabilir[9].

Diğer ülkelerdeki başarılı örnekler

Peki diğer ülkelerde elektrik ile internet ürünlerinin paket olarak satıldığı uygulamalar var mıdır? Bu yazıyı hazırlarken yaptığımız kısa araştırmada, bu tür uygulamaların daha çok ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde başarılı örnekleri olduğunu gördük.

Örneğin ABD’nin Kentucky eyaletinde, yerel yönetimlerin inisiyatif almasıyla ortaya çıkan ve esin kaynağı olabilecek bir uygulamadan bahsetmek mümkündür[10]. Bu uygulamada gerek fiyat gerekse kalitesi konusunda yerel halkın memnuniyetsizlik duyduğu internet hizmetlerinin yerel yönetimlerin inisiyatif almasıyla, telekomünikasyon firmaları ile de mücadele edilerek örnek gösterilebilecek seviyeye taşındığını görüyoruz.

Öte yandan yine ABD’de, özellikle akıllı ev sistemlerinin elektrik ve internetin birlikte satılması yönünde bir talep yarattığını görüyoruz[11]. Ülkedeki hanelerin yarısına yakınında bulunan akıllı ev sistemlerinin, nesnelerin interneti (IoT) teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak artış göstereceği ve bunun da elektrik ve internetin birlikte sunulması yönünde yeni ihtiyaçları doğurabileceği düşünülüyor.

Avusturalya ve Yeni Zelenda örneklerinde ise[12], hali hazırdaki perakende elektrik şirketlerinin, bütçe dostu hesaplı internet hizmetlerini geniş kitlelere yaymak amacıyla paket satış yöntemini tercih ettiklerini görüyoruz. Tüketicilerin bilinç düzeyinin de bu sayede arttığı bir diğer not olarak düşülebilir.

 

 

[1] Köksal, E. & Ardıyok, Ş. (2018). Regulatory and Market Disharmony in the Turkish Electricity Industry. Utilities Policy, 55, 90-98. https://doi.org/10.1016/j.jup.2018.10.001

[2] Anadolu Ajansı (2 Şubat 2018). CK Boğaziçi Elektrik ile Türk Telekom iş birliği. Erişim tarihi 18.10.2018, https://www.aa.com.tr/tr/sirkethaberleri/bilisim/ck-bogazici-elektrik-ile-turk-telekom-is-birligi/643466.

[3] Türk Telekom Aksa Kampanyası. Erişim tarihi 18.10.2018, https://kurumsal.turktelekom.com.tr/ozel-avantajlar/kampanyalar/sayfalar/aksa-kampanyasi.aspx.

[4] Köksal, E. & Ardıyok, Ş. (2015). Reviewing regulatory policy for broadband in Turkey: The failure of service-based competition and the prospect of facility-based competition. Competition and Regulation in Network Industries, 16(4), 354-377https://doi.org/10.1177/178359171501600403

[5] Penetrasyon oranı: 100 kişi başına düşen internet bağlantısı.

[6] OECD, Broadband Portal. Erişim tarihi 18.10.2018, http://www.oecd.org/sti/broadband/broadband-statistics/.

[7] TÜİK (2017). Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması. Erişim tarihi 18.10.2018, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=24862.

[8] Bknz. Köksal, E. & Anıl, B. (2015). The Determinants of Broadband Access and Usage in Turkey: Do Regions Matter? Topics in Middle Eastern and African Economies, 17 (1), 114- 133.  Erişim tarihi 18.10.2018, http://meea.sites.luc.edu/volume17/pdfs/Anil-Koksal.pdf.

[9] Kıl, İ. F. (4 Ekim 2018). Perakende Elektrik Satışlarında Paket Satış Uygulamaları. Erişim tarihi 18.10.2018, http://www.rekabetregulasyon.com/perakende-elektrik-satislarinda-paket-satis-uygulamalari/.

[10] Wood, E. (June 25, 2018). Bundling broadband with electricity: A Kentucky pioneer’s story. The American Public Power Association. Erişim tarihi 18.10.2018, https://www.publicpower.org/periodical/article/bundling-broadband-with-electricity-kentucky-pioneers-story.

[11] Nhed, N. (November 28, 2017). US homeowners show interest in bundling smart home services. Smart Energy International. Erişim tarihi 18.10.2018, https://www.smart-energy.com/regional-news/north-america/energy-services-us-broadband/.

[12] Astbury, H. (March 9, 2018). The telcos doubling up as energy companies. Erişim tarihi 18.10.2018,  https://www.canstarblue.com.au/electricity/telco-energy-companies/.

Elektrikte Depolamaya İlişkin Gelişmeler Oyunun Kurallarını Değiştirecek mi?

Teknolojideki hızlı gelişim ve elektrik depolama faaliyetlerine ilişkin yapılan AR-GE çalışmaları neticesinde elde edilen sonuçlar bugün bizleri, elektrik şebekesinin yönetimine ilişkin olarak bir paradigma değişikliğinin eşiğine getirmiştir. Elektriğin mevcut elektrik piyasasına yön veren en önemli karakteristik özelliklerinden bir tanesi tarihe karışmak üzere: Elektriğin depolanamayan bir mal olması.

Hakikat şu ki, mevcut elektrik sistemlerinin kurgusu elektrik enerjisinin depolanamaması üzerine kurgulanmıştır. Ancak, bu kurgu yakın zamanda değişime mahkum. Zira, elektrik enerjisini uzun vadeli, ekonomik ve yaygın bir şekilde depolamaya imkan verecek Enerji Depolama Sistemlerinin gelişmesinde nefes kesici ilerlemeler kaydedilmekte. Bizim de bu gelişmelere kayıtsız kalmayarak gerekli yasal altyapıyı sağlamamız ve gerekiyorsa bu çalışmaları teşvik ed ecek düzenlemeleri bir an evvel hayata geçirmemiz elzem.

Elektrik talebinin gün içerisinde ve mevsimsel olarak önemli boyutlarda değişkenlik göstermesi toplum üzerinde çok ciddi maliyetler doğurmaktadır. Öyle ki, bazı yazarlar elektrik hizmetinin kamu hizmeti sayılmasının temelinde, piyasanın elektrik üretmeyi çok maliyetli bulduğu marjinal talep anlarında dahi elektriğin üretilme zorunluluğunu görmektedir. Bu bakımdan, elektrik depolama sistemlerinin kuşkusuz en önemli fonksiyonu şebeke yönetilmesinde ihtiyaç duyulacak olan esnekliğin sağlanması olacaktır. Ayrıca şüphesiz elektrik depolama sistemleri arbitraj, mevsimsel depolama imkanı ve arz güvenliği konularında ciddi katkı yapacaktır. Yine, yan hizmetlerin maliyetlerini son derce düşürecek, şebeke yönetiminde önemli tasarruflara yol açabilecek ve tüketiciler için de tüketim zamanını daha esnek hale getirerek ciddi kazanımlar elde etmelerini sağlayabilecektir.

Peki, nedir bu elektrik depolama sistemleri diye bahsettiğimiz sistemler? Mekanik olarak pompaj istasyonları ve sıkıştırılmış hava sistemleri, kimyasal olarak hidrojen sistemleri, elektromanyetik olarak süperkapasitörler ve elektrokimyasal olarak bataryalar elektrik depolama sistemlerine örnek olarak gösterilebilir. Elektrik depolama sistemlerine ilişkin her teknolojide ister istemez enerji kaybı yaşanmaktadır. Bir diğer ifade ile, enerji verimliliği bahse konu sistemlerin değerlendirilmesinde en önemli kriter olarak ön plana çıkmaktadır.

Ülkemizde ise, batarya üretiminde faaliyet gösteren önemli yerli üreticiler bulunmakta ve batarya depolama alanında sanayi ve üniversite işbirlikleri ile AR-GE çalışmaları yürütülmektedir. Yine, kamu kurumları tarafından batarya depolama sistemlerinin, yan hizmet uygulamalarının yanı sıra kesintili elektrik üretimi özelliğinden dolayı yenilenebilir enerji kaynaklarını destekleyecek bir yapıda kullanımı konusunda çalışmalar yürütülmektedir.

Elektrik depolama sistemlerinden beklenen faydanın son derece yüksek olmasına rağmen, bu alanda düzenleme eksikliği olduğu ve teknolojik gelişmelerle birlikte bir takım hukuki problemlerin de ortaya çıktığı görülmektedir. Her şeyden önce, elektrik depolama sistemlerinin tıpkı büyük kapasitörler gibi iletim sisteminin yardımcı ekipmanı mı, dağıtım şebekesindeki trafolara ilave ekipman mı, yoksa nihai tüketici noktasında jeneratör olarak mı değerlendirileceği hususunda hukuki açıdan bir belirsizlik söz konusudur. Bir diğer ifade ile, elektrik depolama faaliyetlerinin iletim, dağıtım ve tüketimde tabii olacağı prosedürler konusunda düzenleme yapılması kaçınılmazdır. Avrupa Birliğinde’de bu konuda genel düzenleyici bir işlem bulunmamaktadır. Bu nedenle, konunun düzenlenmesi Avrupa Birliğinde ülkeden ülkeye farklılık arz etmekle birlikte çoğunlukla elektrik depolama sistemlerinin üretim tesisi olarak kabul edildiği görülmektedir.

Bu kapsamda, son dönemde yaşanan en önemli hukuki gelişmelerin başında 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunda yapılan değişiklik gelmektedir. Hakikaten, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun “lisanssız yürütülecek faaliyetlerin” düzenlendiği 14 üncü maddesine 21.03.2018 tarihli değişiklikle eklenen (e ) bendi ile “Bakanlığın görüşü alınarak Kurulun belirleyeceği limitler ile usul ve esaslar çerçevesinde elektrik depolama ve talep tarafı katılımı kapsamında gerçekleştirilen piyasa faaliyetleri” elektrik depolama faaliyetleri kural olarak lisanssız yürütülebilecek faaliyet olarak düzenlenmiş ve en azından Yasakoyucunun konuya olan yaklaşımının genel çerçevesi çizilmiştir. Bununla birlikte, bahse konu kanun hükmü uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından elektrik depolamasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi gerekmekle birlikte henüz konuya ilişkin bir düzenleme yapılmamış olmakla birlikte, bu hususta çalışmaların devam ettiği bilinmektedir.

Elektrik depolama sistemlerinin gelişmesinin elektrik fiyatları ile yakından ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda ise, ülkemiz gibi elektrik fiyatlarının maliyetleri yansıtmadığı bir piyasanın doğal ortamında elektrik depolama sistemlerinin gelişmesinin kolay olmadığı değerlendirilmektedir. Bu noktada akla üç ihtimal gelmektedir. Birincisi, elektrik piyasasında fiyatların maliyetleri yansıtacak şekilde piyasanın yeniden kurgulanması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, ikincisi elektik depolama sistemlerine ilişkin çalışmaların teşvik sistemlerine dahil edilmesi ve bu suretle sübvansiyon yapılması ve son olarak bahse konu faaliyetler kamu hizmeti olarak değerlendirilerek bizatihi, kamu kurumları tarafından yapılması veya yaptırılması. Ancak, 6446 sayılı Kanunun liberal ruhu göz önünde bulundurulduğunda konuya ilişkin teşvik sistemlerinin geliştirilmesinin en uygun çözüm olduğu açıktır. Konunun ehemmiyeti ve son dönemde dünya çapında yaşanan gelişmeler ışında, ülkemizde de elektrik depolama sistemlerine ilişkin olarak önemli yapısal düzenlemelerin kısa zamanda uygulamaya konulacağını tahmin etmek güç değil. Bununla birlikte, söz konusu düzenlemelerin içeriği ise şimdilik muamma. Bekleyip göreceğiz…

Dünyanın En Büyüğü Olacak: Türkiye’nin İlk Deniz Üstü Rüzgar Santrali Yarışmasına Başvuru İçin Son Günler

Deniz üstü (offshore) rüzgar elektrik santralleri yenilenebilir enerji çevrelerinde en ilgi çekici konulardan biri. Özellikle geçtiğimiz haftalarda dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali Walney Extension’un İrlanda açıklarında faaliyete başlaması, bunun yanında dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali olma iddiasında olan rüzgar santrali için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından yarışma açılması ile birlikte konu gerek global gerek yerel anlamda sıkı takip ediliyor.

Fosil yakıtların tükenebilir özellikte olmaları ve çevreye olan olumsuz etkileri, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan eğilimi artırıyor. Özellikle tükenme ihtimalinin olmaması rüzgarı tercih edilir bir yenilenebilir enerji kaynağı haline getirirken, bakım ve işletme maliyetlerinin düşük olması ve kısa sürede faaliyete başlayabilmesi gibi etkenler de yatırımcıların işletmesel kararlarında rüzgardan yöne karar alma ihtimallerini kuvvetlendiriyor.

Dünya geneli rüzgar elektrik santrali kurulu güç toplam rakamı, 2018 yılının başı itibariyle geçmiş yıla oranla %10,8 artarak 539.291 MW’a ulaştı. Büyük kapasiteli rüzgar tarlalarının elektrik üretimi amacıyla endüstriyel anlamda kullanılmaya başlandığı 20. yüzyılın sonlarından itibaren en düşük dünya geneli kurulu güç artış oranı gözlenen 2017’de Türkiye, geçmiş yıla oranla %14,8’lik bir büyüme göstererek kurulu gücünü 6.981 MW’a çıkardı[1]. Elektrik üretiminin %33’ünü yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayan Türkiye’de hidroelektrik santrallerinin ardından en yüksek oranda enerji üretimi sağlanan yenilenebilir enerji kaynağı %6’lık bir oranla rüzgar[2] olmuştur.

Deniz üstü rüzgarlarının daha güçlü olması ve karasal rüzgar santrallerinin bazı dezavantajlarından dolayı 90’lı yılların başından itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde deniz üstü rüzgar santralleri kurulmaya başlandı[3]. 2017 sonu itibariyle dünya genelinde deniz üstü rüzgar santralleri kurulu gücünün toplam rüzgar santralleri kurulu gücüne oranı %3,4.  Her ne kadar dünya genelinde karasal rüzgar santrallerinin kullanımı deniz üstü rüzgar santrallerine göre çok daha yüksek olsa da, bu durum ilerleyen süreçte değişebilir. 2011 yılında 4.117 MW olan deniz üstü rüzgar santrali kurulu gücü 2017 sonu itibariyle 18.814 MW’a ulaşarak[4] toplam rüzgar içindeki payını artırırken, toplam rüzgar santralleri kurulu gücündeki artış hızı ise yavaşladı. Toplam rüzgar santrali kapasitesindeki artış hızının yavaşlamasıyla deniz üstü rüzgar santrali kapasitesinde yüksek oranlı artış gözlenmesi, deniz üstü rüzgar santrallerinin toplam kapasitedeki payının ilerleyen dönemlerde artabileceğine işaret ediyor.

Dünya genelinde en yüksek deniz üstü rüzgar santrali kurulu gücüne sahip olan ülke %36’lık bir payla Birleşik Krallık. Özellikle deniz üstü rüzgar potansiyelinin yüksek olmasından yararlanan Birleşik Krallık ve Danimarka bu potansiyeli deniz üstü santraller ile enerjiye dönüştürüyor. Dünya genelinde büyük yankı uyandıran Walney Extension deniz üstü rüzgar santrali de bu durumun örneklerinden. Birleşik Krallık’tan SSE ve Danimarka’dan Ørsted’in ortaklığı ile kurulan Walney rüzgar tarlasının son aşaması olan Walney Extension’ın yapımına Şubat 2017’de başlandı ve 659 MW’lık bir kurulu güç ile Haziran 2018’de tamamlandı. Halihazırda Walney Extension, faaliyete alınmış olan dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali ünvanına sahip.

Dünya genelinde deniz üstü rüzgar santralleri ile ilgili olarak bu kadar gelişme yaşanırken, henüz faaliyette deniz üstü rüzgar santrali bulunmayan Türkiye’nin de elbette bu sürece katılması kaçınılmazdı. Bir yıla yakın süredir enerji çevrelerinin gündeminde olan deniz üstü rüzgar santrali projesi için 21 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlık ilanı ile başlayan yarışmaya başvuru süresi 23 Ekim 2018’de sona eriyor. Saros, Kıyıköy ve Gelibolu’nun aday bölgeler olduğu ve Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgar santrali olacak projenin öne çıkan özelliği ise 1.200 MWe ile dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali ünvanına talip olması.

Bakanlığın Resmi Gazete’den yaptığı ilana göre deniz üstü rüzgar santrallerinin kurulacağı yenilenebilir enerji kaynak alanlarının (“YEKA”) tahsisi ve bağlantı kapasitelerinin kullanılması için açılan yarışmaya her türlü gerçek ve tüzel kişiler ile iş ortaklıkları ve konsorsiyumlar başvurabilecek. Başvurucular tarafından öncelikle Bakanlığa 20.000 TL tutarında şartname bedelinin ödenmesi gerekiyor. Şartnameye göre başvurularına devam etmek, YEKA ve bağlantı kapasitesi tahsisi yarışına girmek isteyenler başvuru aşamasında kesin ve 1 yıl süreli, tamamen ve kısmen nakde çevrilebilir, limit dışı 20 milyon USD tutarında teminat mektubu sunmak zorunda. Başvurucunun yarışmayı kazanması halinde ise sözleşme imzalanmadan önce 10 yıl süreli 100 milyon USD tutarında teminat mektubunun Bakanlığa verilmesi gerekecek.

Yarışma başlangıç tavan fiyatı ise kWh başına 8 USD olarak belirlenmiş durumda; başvurucular eksiltme usulüyle yarışmaya katılıyor olacaklar. Yarışmayı kazanarak Bakanlık ile sözleşmeyi imzalayacak olan başvurucuya, deniz üstü rüzgar santralinin ilk geçici kabulü tarihinden itibaren üretilen ilk  50 TWh’ye kadarlık zaman için elektrik alım taahhüdü veriliyor.

Her ne kadar Türkiye’nin rüzgar potansiyeli daha çok kara rüzgarı ağırlıklı olsa da, denizlerin rüzgar potansiyeli de azınsanamayacak ölçüde. Kara rüzgar potansiyeli 131.756,4 MW olan ülkemizde deniz rüzgar potansiyeli 17.393,2 MW ile toplam rüzgar potansiyelinin %11,6’lık bir bölümünü oluşturuyor[5]. Karalardaki rüzgarın yanında denizlerdeki bu rüzgar potansiyelinin kullanımı için oldukça büyük bir ilk adım olacak deniz üstü rüzgar santralimiz için düzenlenen yarışmaya gösterilecek katılım, yatırımcıların yeni deniz üstü rüzgar santrali projelerine ilgisi bakımından da bir projeksiyon oluşturacak. Yenilenebilir enerji ile ilgilenen herkes gibi bizler için de ilk deniz üstü rüzgar santrali projesinin gidişatı, denizlerdeki rüzgar potansiyelimizin realize edilmesi açısından heyecan verici. Deniz üstü rüzgar santralleri için yeni YEKA’ların belirlenmesini dört gözle bekliyoruz.

[1] Wind Power Capacity Reaches 539 GW, 52,6 GW Added in 2017, World Wind Energy Association 2017 Statistics, https://wwindea.org/blog/2018/02/12/2017-statistics/ (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

[2] Turkey – Energy System Overview, International Energy Agency, https://www.iea.org/media/countries/Turkey.pdf (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

[3] Özdilim, Ahmet Mert: Türkiye’de Kurulabilecek Deniz Üstü Rüzgar Santrallerinin Teknik ve Ekonomik Analizi, s. 2, Makine Mühendisliği Anabilim Dalı Enerji Programı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2017.

[4] GWEC Global Wind 2017 Report – A Snapshot of Top Wind Markets in 2017: Offshore Wind, Global Wind Energy Council, sa. 1, http://gwec.net/wp-content/uploads/2018/04/offshore.pdf (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

[5] Dünyada ve Türkiye’de Rüzgâr Enerjisi Durumu – Genel Değerlendirme, Prof. Dr. Erdem Koç, Arş. Gör. Mahmut Can Şenel, Mühendis ve Makina, C. 56, S. 663, sa. 52, https://www.mmo.org.tr/sites/default/files/8453498933681d8_ek.pdf (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

Perakende Elektrik Satışlarında Paket Satış Uygulamaları

Geçtiğimiz günlerde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından ilk olarak, 1 Ağustos 2018 tarihinden geçerli olmak üzere mesken tüketicileri için yüzde 9 diğer tüketiciler için ise yüzde 14 oranında daha sonra ise, 1 Eylülden itibaren geçerli olmak üzere mesken tüketicileri için yüzde 9, diğer tüketiciler için ise 14.6 ile yüzde 16.2 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. Burada dikkat çeken husus EPDK’nın uygulanacak elektrik tarifelerini üç ayda bir yenilemekte iken, Eylül ayı fiyatlarına alışık olmadığımız şekilde müdahale etme zorunluluğunda kalmış olmasıdır. Esasen, elektrik üretim maliyetlerinin döviz kuru ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, son dönemde para piyasalarında yaşanan dalgalanmalar nedeniyle elektrik fiyatlarında artışa gidilmesi zaten kaçınılmazdı. Bununla birlikte, elektrik piyasasındaki problemlerden başat olanı fiyatların maliyetleri yansıtmaktan uzak olmasıdır. Elektriğin sanayi üretiminde de önemli bir maliyet kalemi olması metanın stratejik önemini daha da arttırmakta. Dış ekonomik gelişmeler ve bilhassa dünyada yaşanan “ticaret savaşları” da denklemde yerini aldığında önümüzdeki günlerde ekonomik anlamda hiç de kolay günlerin yaşanmayacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Bu durumda her halde elektrik maliyetlerini düşürebilecek uygulamalara yönelmek ya da bir diğer ifade ile, gerekirse sinekten yağ çıkarmak hiç şüphesiz toplumsal faydayı arttırmaya hizmet edecektir. Elektriğin paket satışlar ile satılması konusunu bu perspektiften ele almak gerektiği kanaatindeyiz.

Elektriğin kural olarak homojen bir ürün olduğu ve elektrik perakende satışında rekabetin temelde fiyat üzerinden gerçekleştiği üstelik, küçük tüketicilerin tüketimlerinin de küçük olması nedeniyle fiyat rekabetinin dahi tüketiciyi tedarikçi değiştirmeye motive etmekte yetersiz kalma ihtimalin de bulunduğu göz önüne alındığında, elektriğin paket satışlara konu edilmesi gerek maliyet etkinliği yaratmak gerekse tüketicileri tedarikçi değişimine itmek açısından faydalı sonuçlar çıkarabilecektir. Hakikaten, elektriğe ilişkin olarak pazarlama maliyetlerini düşürmek adına elektriğin kendisi gibi şebeke endüstrilerinde ticarete konu edilen “internet”, “telefon”, “tv yayınları”, “doğal gaz” vb. ürünler ile paket olarak satılmasının söz konusu endüstriler arasında “yakınsama” olduğu dagöz önüne alındığında, piyasada etkinlik yaratabilme ihtimali bulunmaktadır. Diğer yandan, paket satış uygulamalarının piyasada, rekabeti kısıtlama, bozma ya da engelleme amacıyla kullanılabilme ihtimali de bulunmaktadır[1]. Hazır bahsi geçmişken “yakınsamanın” bölgeler, ülkeler, endüstriler ve aktiviteler arasındaki farklılıkların azalması ve benzerliklerin artması olarak tanımlanabileceğini ifade etmek gerek[2]. Yakınsama; hukuki, ekonomik ve teknolojik etmenlere bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur[3]. Burada değinmek istediğimiz bir diğer kavram ise, “birlikte sunum” kavramıdır. Birlikte sunum temel olarak bağlama (tying) ve paket satış (bundling) olarak ikiye ayrılmaktadır. “Bağlama” uygulaması bir ürünün satışının başka bir ürününün alınmasına şartına bağlı olmayı ifade ederken “paket satış” uygulaması ise birden fazla ürünün bir arada sunulması anlamına gelmektedir[4]. Bu meyanda paket satış uygulamaları, ürünlerin ayrı ayrı satılma seçeneğinin sunulmadığı sadece paket halinde satıldığı saf paket satışlar ile ürünlerin hem paket hem de ayrı ayrı alternatif olarak sunulduğu karma paket satışlar olarak ikiye ayrılmaktadır[5]. Elbette, elektriğin paket satışlara konu edilmesi ile ortaya çıkması muhtemel etkinliğin yaratılıp yaratılmayacağı ve paket satışların rekabet üzerindeki etkileri iktisat konusu olmakla birlikte, biz elektriğin paket satışlara konu edilmesi hususunu ülkemizdeki elektrik regülasyonları kapsamında hukuk perspektifinden ele almaya çalışacağız. Ancak, konuya ilişkin hukuki değerlendirmelere geçmeden önce teşebbüsleri paket satış uygulamalarına iten sebeplerin özetle; maliyetleri azaltma ve performansı koruma, fiyatlamada etkinliği arttırma, rakipleri dışlama ve piyasayı kapatma ve piyasaları bölmek olarak ifade edilebileceğini belirtelim[6].

Ayrıca, paket satışlar; satıcı için, verimlilik artışı ve sinerji yaratabilmekte iken, tüketici için ise, fiyat avantajı yaratmaktadır. Paket satışların tüketiciler açısından olumsuz olabilecek yönleri de bulunmaktadır. Bunlar; gerekli olmayan mal veya hizmetin alınması, fiyatın şeffaf olmaması, uygulanacak tüketici hukuku kuralları açısından belirsizlik yaratması, iki farklı üründen kaynaklanabilecek hukuki problemlerin birleşmesi ve rekabetin kısıtlanması ihtimali şeklinde özetlenebilir. Ayrıca, paket satış uygulamalarının şirketleri birleşmeye itme yönünde etkilerinin de bulunduğu bilinmektedir[7].

Ülkemizde elektrik perakende satışları Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan alınan tedarik lisansı kapsamında yapılmaktadır. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (hh) bendinde “tedarik şirketi” “Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin toptan ve/veya perakende satılması, ithalatı, ihracatı ve ticareti faaliyetleri ile iştigal edebilen tüzel kişi,” şeklinde tanımlanmıştır. Aynı fıkranın (i) bendinde ise “görevli tedarik şirketi”, “Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin hukuki ayrıştırması kapsamında kurulan veya son kaynak tedariki yükümlüsü olarak Kurul tarafından yetkilendirilen tedarik şirketi,” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla, tedarik şirketleri kategorik olarak “görevli tedarik şirketleri” ve diğer “bağımsız tedarik şirketleri” olarak ikiye ayrılabilir. Görevli tedarik şirketleri bağımsız tedarik şirketlerinden farklı olarak ya dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin hukuki ayrıştırması kapsamında kurulan ya da son kaynak tedariki yükümlüsü olarak Kurul tarafından yetkilendirilen şirketlerdir ve bunlar, serbest olmayan tüketicilere elektrik tedariki yapmakla yükümlü olduklarından dolayı, diğer tedarik şirketlerine karşı rekabet avantajını haizdirler.

Elektriğin perakende satışını yapma yetkisine sahip tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesinin önünde 6446 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatı kapsamında herhangi bir engel olup olmadığının değerlendirilmesinde Kanunun “toptan ve perakende satış faaliyetlerinin” düzenlendiği 10 uncu maddesi belirleyici olacaktır. Buna göre, 10 uncu maddenin altıncı fıkrasında tedarik şirketlerinin üretim ve ithalat şirketlerinden satın alacağı elektrik enerjisi miktarı, bir önceki yıl ülke içerisinde tüketilen elektrik enerjisi miktarının yüzde yirmisini geçemeyecektir. Ayrıca, nihai tüketiciye satışı gerçekleştirilen elektrik enerjisi miktarının da bir önceki yıl ülke içerisinde tüketilen elektrik enerjisi miktarının yüzde yirmisini geçemeyeceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, tedarik şirketleri için yüzde yirmilik pazar payı sınırlamasının dışında elektrik satışını paket satışlara konu etmelerini engelleyecek bir düzenleme bulunmamaktadır.

Öte yandan, Kanunun 10 uncu maddesinin yedinci fıkrasında görevli tedarik şirketlerinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkilerinin tespiti hâlinde ilgili tedarik şirketi, Kurulca öngörülecek tedbirlere uymakla yükümlü oldukları düzenlenmektedir. Buna göre, görevli tedarik şirketlerinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkilerde bulunmasının yasak olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, hangi davranış veya ilişkilerin rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkiler olarak kabul edilmesi gerekeceği konusunda bir açıklık yoktur. EPDK’nın da konuya netlik kazandırıcı genel düzenleyici bir kararı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, düzenleyici yaklaşımın konuya ilişkin genel bir düzenleme yapmak suretiyle olayı kendi içinde değerlendirmek suretiyle çözüm ürettiği, teknik tabirle bu hususta somut norm denetimini benimsediğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda EPDK bugüne kadar, “gerçeğe aykırı belgelerle veya tüketicilere yanlış veya yanıltıcı bilgiler vermek veya ilgili mevzuata aykırı olarak temin edilen bilgilerin kullanılması neticesinde sözleşme yapılmış olmasını”, “tüketicilerle ikili anlaşma yapmadan serbest tüketici portföyüne müşteri kaydetmeyi ve tüketicilerin tedarikçi seçme serbestisine ve alternatif tedarikçilerden daha uygun koşullarda elektrik temin etme imkanına engel oluşturmayı” bahse konu yükümlülüğün ihlali olarak değerlendirmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, bunların dışındaki fiillerin de bu yükümlülük kapsamında değerlendirilmesine herhangi bir engel bulunmamaktadır. Nitekim, yukarıda da belirttiğimiz üzere, elektriğin paket satışlara konu edilmesinin rekabeti kısıtlayıcı bir etkisinin bulunması da ihtimal dahilindedir. Burada altını çizmek istediğimiz husus, görevli tedarik şirketinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkilerine ilişkin tespit bizatihi EPDK tarafından ya da Mahkeme veya Rekabet Kurumu gibi başka kurumlar tarafından da yapılabilmesi mümkündür.

Uluslararası düzeyde yaklaşımın, tüketicilerin korunması için hem tedarikçilere hem de düzenleyici kurumlara sorumluluk yükleme yönünde olduğu ayrıca belirtilmelidir. Nitekim Avrupa Enerji Düzenleyicileri Konseyi[8] 19 Eylül 2018 tarihinde kamuoyu görüşüne sunduğu Kılavuz[9] ile hem tedarikçi şirketlere hem de düzenleyici kurum ve kuruluşlara yönelik birtakım tavsiyelerde bulunmuştur. Mal ve hizmetleri paket olarak satın alacak tüketicileri azami düzeyde korumak amacıyla düzenlenen Taslak Kılavuz’da yer alan tavsiyelerden birkaçı aşağıdaki gibidir:

  • Tüketicinin paket içinde yer alan ürün ve hizmetleri anlayabilmesi için bunların sade bir şekilde açıklanması
  • Paket içindeki mal ve hizmetlerin farklı kişiler tarafından sağlanması halinde tedarikçilerin sorumluluklarının belirlenmesi
  • Tüketicinin kimlere ve hangi koşullarla ödeme yapacağının açıkça belirlenmesi
  • Ulusal düzenleyici kurum ve kuruluşlar tarafından bu ilkelerin uygulandığının ve tüketicilere yeterli koruma sağlandığının etkin şekilde takip edilmesj

Özetle ifade etmek gerekirse, 6446 sayılı Kanunda bağımsız tedarik şirketlerinin elektriği paket satışlara konu etmesine yönelik herhangi bir kısıtlama bulunmamasına rağmen görevli tedarik şirketleri açısından durum yukarıda da izah ettiğimiz üzere farklılık arz etmektedir. Bu itibarla bağımsız tedarik şirketlerin paket satış veya benzer innovatif yöntemler ile rekabeti arttırmalarının piyasaya olumlu etkilerinin bulunacağı değerlendirilmektedir. Diğer yandan, görevli tedarik şirketlerinin elektriği paket satış yöntemi ile satmaları halinde ise, durumun incelenmesi ve piyasada etkinlik yaratıp yaratmadığının üzerinde durulması gerektiği düşünülmektedir. Buradaki belirsizliğin ise, gerek görülmesi halinde Rekabet Kurumuna konuya ilişkin yapılacak “bireysel muafiyet başvurusu” ile giderilebileceği ve Kurum tarafından muafiyet tanınması halinde bunun EPDK nezdinde de muteber sayılması gerekecektir.

Sonuç olarak, elektriğin paket satışlar yoluyla satılması işlemi bağımsız tedarik şirketleri tarafından yapıldığında kanaatimizce piyasada rekabetin ve etkinliğin artmasına hizmet edecek tüketiciler açısından ise fiyat avantajı oluşturacaktır. Bununla birlikte, bahse konu uygulamanın görevli tedarik şirketleri tarafından yapılması halinde ise uygulamanın incelenerek rekabeti kısıtlayıcı bir etkisinin bulunup bulunmadığı ve böyle bir etki varsa bile bahse konu satışlar ile ortaya koyulacak olan etkinlik ile rekabetin kısıtlanması nedeniyle yaşanacak refah kaybının değerlendirilerek hangisi ağır basarsa ona göre bir aksiyon geliştirmenin gerekeceği değerlendirilmektedir.

[1] Ekdi, Barış: Ürün Bağlama ve Paket Satışlar Yoluyla Hakim Durumun Kötüye Kullanılması”, s.93, Rekabet Dergisi, 2010, 11(3):79-129.

[2] Erek, Hakan: Elektrik, Doğalgaz ve İnternet Hizmetlerinin Birlikte Sunulması Sürecinde Yakınsama, Potansiyel Rekabet Ve Rekabet Hukukunun Rolü, s.5 Uzmanlık Tezleri Serisi, No:149, Rekabet Kurumu, Ankara, 2017.

[3] Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Erek, s.8.

[4] Kavak, Nimet: Telekomünikasyon Sektöründe Birlikte Satış Uygulamaları, s.3 Uzmanlık Tezleri Serisi, No:149, Rekabet Kurumu, Ankara, 2012.

[5] Kavak: s.4. ; Ekdi, Barış: “Ürün Bağlama ve Paket Satışlar Yoluyla Hakim Durumun Kötüye Kullanılması”, s.81, Rekabet Dergisi, 2010, 11(3):79-129.

[6] Ekdi: s.82 vd.

[7] Granuier, Laurent: Podesta Marion: “Bundling and Mergers in Energy Markets”, s.16. 2010.

[8] Council of European Energy Regulators (CEER).

[9] Kılavuz’a ilişkin basın duyurusuna ve taslak Kılavuz metnine buradan ulaşabilirsiniz: https://www.ceer.eu/documents/104400/-/-/e93b5e44-e3b8-93c5-9f01-c486c8104e20

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Vitol-OMV POAŞ işiyle BASEAK ödülü kaptı!

Hollandalı Vitol’ün Petrol Ofisi’ni OMV’den devralmasına ilişkin işleme yönelik süreçte OMV’yi temsil eden BASEAK, Şirketler Ekibi ile Rekabet ve Regülasyon Ekibi’nin katkılarıyla bir başarıya daha imza attı ve geçtiğimiz günlerde CEE Legal Matters’ın 2017’de Türkiye’deki “Yılın İşi” (Deal of the Year) ödülünü aldı.

Ekibimizin hem enerji regülasyonu hem de rekabet alanındaki deneyimlerini pekiştirdiği ve beauty contest şeklinde başlayan bu projede, olası alıcıların özellikleri detaylı bir şekilde incelenerek özellikle rekabet tarafında oldukça gelişmiş bir gun jumping önleme sistemi kurgulandı. Sistem due diligence gerçekleştirirken yatay ve dikey nitelikteki potansiyel alıcıların rekabet hukuku bakımından hassas olarak değerlendirilemeyecek bilgileri haiz olacağı şekilde kurgulandı.

Aklınızda “Gun jumping neydi?”, “Bu tür işlerde gun jumping neden önemli?” gibi sorular varsa, şöyle buyrun …

TEİAŞ Rüzgar Enerjisi Santrallerine İlişkin Yarışma Takvimini Belirledi

Rüzgar enerjisine dayalı üretim tesislerine ilişkin olarak başvuruları 24-30 Nisan 2015 tarihlerinde alınan toplam 710 MW’lık kapasite için yarışma tarihleri TEİAŞ tarafından belirlendi. TEİAŞ’ın duyurusuna göre yarışma, 21-23.06.2017 tarihlerinde Holiday Inn Ankara Çukurambar Oteli’nde gerçekleşecek.

Yarışmaya katılmak isteyen tüzel kişiler tekliflerini, duyuru ile belirlenen esaslara göre hazırlanmış kapalı zarflar içerisinde her bölge için belirlenen tarihte saat 10:00’a kadar Holiday Inn Ankara Çukurambar Oteli’nde bulunan TEİAŞ yetkililerine teslim edecek. Tüzel kişiler tarafından sunulacak kapalı zarfların içinde bulunması gerekenler ise duyuru metninde ve duyuru eklerinde yer alıyor.

Duyuru ile takvimi belirtilen bölgelere ait yarışmalar ise 13 Mayıs 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Rüzgar Veya Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Önlisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği” uyarınca yapılacak. Yönetmelik uyarınca  bağlantı bölgelerine yönelik geçerli teklifler en düşük tekliften başlamak üzere sıralanacak ve yarışma en düşük fiyatın teklif edilmesi esasına göre yapılacak. Eşit teklif fiyatı verilen projeler için ise kapalı zarf ile eksiltme usulüne göre bağlantı kapasitesi tahsis edilecek.

Yarışmanın toplantının ilk oturumunda ve aynı gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Yarışma sonuçları ise on gün içerisinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na bildirilecek.

TEİAŞ’ın RES Yarışma Duyurusuna ise buradan ulaşılabilir.