Google Kararına Bir de Usul Yönünden Bakalım! Rekabet Kurulu Nezdinde Google Soruşturması Nasıl İlerledi?

Hatırlamamız gerekirse, Rekabet Kurulu 2018 yılında Yandex’in başvurusu üzerine açtığı soruşturma sonucunda verdiği kararında,[1] Google LLC, Google International LLC ve Google Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti’den oluşan ekonomik bütünlüğün (“Google”), “lisanslanabilir mobil işletim sistemleri” piyasasında hâkim durumda olduğuna karar vermişti. Kararın devamında da, Google’ın cihaz üreticileri ile imzaladığı Mobil Uygulama Dağıtım Sözleşmeleri’nde yer alan Google arama motorunun sözleşme ile belirtilen noktalarda varsayılan olarak atanması, Google arama parçacığının ana ekranda konumlandırılması, Google Webview bileşeninin ilgili işlev için varsayılan ve tek bileşen olarak atanması uygulamaları ile Gelir Paylaşımı Sözleşmeleri’nde yer verilen ve Google aramanın cihazlara münhasıran yüklenmesini temin eden hükümler yoluyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“Rekabet Kanunu”) 6. maddesini ihlal ettiğine karar vermiş ve bu nedenle, 2017 gayrisafi gelirleri baz alınarak Google’a 93.083.422,30 TL idari para cezası vermişti.

Aynı kararla Google’a para cezasının dışında, tüm Mobil Uygulama Dağıtım Sözleşmelerine,  rakip uygulamaların cihaza önyüklemesinin engellenmediğine ilişkin açık bir hükmün eklenmesine ilişkin olarak görüş yazısı gönderilmesine, bununla birlikte yine ihlali sonlandırmak ve pazardaki etkin rekabetin tesisi için Türkiye’de satışa sunulmak üzere üretilen cihazlarında Ticari Android İşletim Sistemi kullanmak isteyen cihaz üreticileriyle yaptığı sözleşmelere birtakım hükümler eklemesi ve birtakım hükümleri çıkarması yönünde yükümlülükler getirilmesine karar verilmiş ve bu değişikliklerin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6 ay içerisinde yerine getirilerek Rekabet Kurumuna tevsik edilmesine karar verilmişti.

Kısaca sürecin öncesinden söz edersek, Yandex’in başvurusu üzerine açılan önaraştırma sonucunda, Rekabet Kurulunca soruşturma açılmamasına ancak 9. maddenin 3. fıkrasına göre münhasırlığa yönelik Mobil Hizmetler Dağıtım Sözleşmesinde yer alan hükümlerin kaldırılması yönünde görüş gönderilmişti. Bunun üzerine Yandex, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca kararın değiştirilmesi talebiyle başvurmuş, talebinin reddi üzerine de dava konusu Kurul kararının iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesi nezdinde dava açılmış ve yürütmenin durdurulması talep edilmişti. Davada, önce Ankara 5. İdare Mahkemesince[2] yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiş, ancak bu karara yapılan itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 7. İdari Dava Dairesi[3] itirazı kabul ederek yürütmenin durdurulmasının reddine ilişkin kararı kaldırmış ve dava sonuna kadar yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Bunun üzerine Rekabet Kurulu soruşturma açılmasına karar vererek soruşturma sürecini başlatmıştır.

Yukarıda sözünü ettiğimiz altı aylık sürenin sonunda, Kurum’a söz konusu yükümlülüklerle ilgili bir uyum paketi sunan Google’ın, yapılan inceleme sonucunda söz konusu uyum paketinin Rekabet Kurulu’nun getirdiği yükümlülükleri karşılamadığı sonucuna varıldı. Bu tespitin üzerine Rekabet Kanunu’nun 17. maddesinin 1-a bendine göre, 07.11.2019 tarihinde başlamak üzere, Kurul kararında yerine getirilmesine karar verdiği hususların tam olarak yerine getirildiği tarihe kadar geçen süre için Google’a 2018 yılı Türkiye cirosunun on binde beşi olmak üzere süreli para cezası verdi. Rekabet Kanunu uyarınca, para cezasının kararın yerine getirilmediği tarihten itibaren işlemesi gerekirken, Kurul’un başlangıç tarihi olarak neden 07.11.2019’un belirlendiğine yönelik bir açıklama ise getirilmedi.

Gelelim Süreli Para Cezasının Belirlenmesine…

Rekabet Kurulu’nun Google’ın yükümlülüklerini yerine getirmemesine ilişkin süreli para cezasının başlangıç tarihi 07.11.2019 iken, kararın yayımlanma tarihi ise 22.11.2019 olarak karşımıza çıkıyor. Bu tarihten sonra, konu ile ilgili gelişmelere baktığımızda ise karşımıza öncelikle 17.12.2019 tarihinde yapılan Google basın açıklaması ve hemen akabindeki gerçekleşen 18.12.2019 tarihli Rekabet Kurumu basın açıklaması çıkıyor. Yapılan açıklamalara göre, bu tarih itibariyle Google’ın yükümlülükleri yerine getirme konusunda bir uyum başvurusu olmadığı anlaşılıyor. Bu tarih itibariyle, nispi para cezasına temel alınacak gün sayısının tespit ederken, Kasım ayından 23 gün ve Aralık ayından da 17 gün geçtiğinden, cezaya esas alınacak gün sayısı toplam 40 günü buluyor. Bu durumda Google’a verilen bir günlük ceza, cironun on binde 5’ine tekabül ettiğinden, 40 günlük ceza cironun %2’si seviyesine geliyor.

Rekabet Kurulu’nun ilk kararında 6. madde ihlali nedeniyle verdiği cezanın 93 milyon TL’den biraz daha fazla olduğunu hatırlayalım. Her ne kadar ticari sır nedeniyle bu cezanın Google’ın gayri safi gelirinin yüzde kaçına tekabül ettiği açıklanmasa da bu konuda bir yaklaşık bir tahmin yürütmek mümkün.

Söz konusu ceza, karardan anlaşıldığı üzere Rekabet Kanunu’nun 16. maddesi ve Ceza Yönetmeliği’nin 5. Maddesi uyarınca verilmiştir. Ceza Yönetmeliği’nin 5/1-a maddesi diğer ihlaller için temel ceza belirlenmesine ilişkin olup, bu ihlallere ilişkin temel para cezası binde 5 ile yüzde 3 arasındaki bir makas içinde belirlenmektedir. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre Kurul temel para cezasını belirlerken, Google’ın piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları da dikkate almalıdır. Kararda da belirtildiği gibi ihlal süresi 5 yılı aştığından cezaya bir kat artırım yapılmıştır.

Bu bilgiler ışığında bir tahmin yürütürsek eğer temel para cezası cironun %0,5’i olarak belirlenmiş ise, 5 yıldan fazla sürdüğünden bir kat artarak %1, eğer temel para cezası %1 olarak belirlenmiş ise yine bir kat artarak %2 olarak karar tesis edildiğini tahmin ediyoruz.

Yukarıda yaptığımız tahmini hesaplamaya baktığımızda, asıl ceza yani ihlalden dolayı verilen cezanın cironun %1’i olması halinde ise süreli para cezasının 20. gününe; %2’si olması halinde ise 40. gününe denk geldiğini anlıyoruz. Süreli para cezasının geçen süreç içerisinde, Rekabet Kurulu’nun yerine getirilmesini istediği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde daha da artması ise mümkün.

Süreli Para Cezasının Hukuki Dayanağı Ne?

Rekabet Kanunu’nun değişik 17. maddesi uyarınca Kurulun, teşebbüs ve teşebbüs birliklerine, 16. maddenin birinci fıkrasında belirtilen cezalar saklı kalmak kaydıyla, nihai karar veya geçici tedbir kararı ile getirilen yükümlülüklere ya da verilen taahhütlere uyulmaması durumunda uyulmayan her gün için,  ilgili teşebbüsler ile teşebbüs birlikleri ve/veya bu birliklerin üyelerinin karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan, bunun hesaplanması mümkün olmazsa karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin on binde beşi oranında idari para cezası vereceği, bu fiile ilişkin idari para cezasının yükümlülük getirilen kararda herhangi bir süre belirlenmemiş ise, bu kararın tebliğini takip eden günden itibaren verilebileceği hükme bağlanmıştır.

Anılan 17. maddenin değiştirilmesinden önceki halinde ise; Kurul’un teşebbüs ve teşebbüs birliklerine kararda belirtilecek tarihten başlamak üzere, ihlale son verilmesi ve diğer tedbirlere ilişkin karara uyulmaması halinde her gün için elli milyon lira (bugünkü rakamlarla 50 TL) süreli idari para cezası verme yetkisi bulunuyordu. 

Bu hükmün değiştirilmesi ile ilgili olarak Rekabet Kurumu’nda bir eski olaya göre, Kurum’un faaliyete geçtiği yıllarda, dönemin önemli iş adamlarından birinin işyerine yerinde inceleme yapılması üzerine iş adamı, yerinde incelemeye engel olunmasının cezasının ne olduğunu sormuş ve günlük 20 milyon lira (bugünün rakamları ile 20 TL) olduğunu öğrenmesi üzerine bir yıllık cezayı ödemeye ve yerinde incelemeyi engellemeye karar vermiştir. Günlük para cezası limitlerinin kaldırılmasına ilişkin hükümlerin de bu olay ve uygulamadaki diğer deneyimler sonucu değiştirildiği konuşulur.

Süreli Para Cezasının İhlale İlişkin Cezadan Daha Fazla Olduğu Başka Örnekler…

Konya ilinde faaliyette bulunan Mosaş Akıllı Ulaşım Sistemleri A.Ş. hakkında yerinde incelemeyi engellediği gerekçesiyle 2017 yılında oluşan gayri safi gelirinin binde beşi oranında olmak üzere 81.500,87 TL idari para cezası verilmiştir.[4] Aynı teşebbüs hakkında yerinde teşebbüsün engellendiği 05.06.2018 gününden başlayan ve Rekabet Kurumu uzmanlarının davet edildiği teşebbüs yazısının Rekabet Kurumu kayıtlarına girdiği 22.06.2018 günü arasında 17 gün geçtiği için ayrıca 8.150,09 x 17 = 138.551,53 TL süreli para cezası uygulanmıştır.[5] Görüleceği üzere yerinde incelemenin engellenmesi nedeniyle verilen idari para cezası yaklaşık 10 günlük süreli para cezasının karşılığıdır. Bir başka deyişle her 10 günde, süreli para cezası asıl cezanın katlarına ulaşacaktır.

Google kararı bağlamında, yukarıda da belirttiğimiz gibi, maddenin bugünkü hali ile nihai karar veya geçici tedbir kararı ile getirilen yükümlülüklere ya da verilen taahhütlere uyulmaması, durumunda geçecek her yirmi gün teşebbüsün cirosunun %1’ine tekabül edecek, 40 günde %2, 60 günde %3 şeklinde artacaktır. Tahminlerimize göre Google’a rekabet ihlalinden dolayı verilen asıl idari para cezanın %2 olduğunu düşünürsek, verilen süreli para cezası 80. günde iki katına ulaşacak ve her geçen gün de artmaya devam edecektir.

SONUÇ

Rekabet Kanunu’nda düzenlenen süreli para cezalarının, her ne kadar günlük hesabı ciroya göre olmakta ise de, cezanın ucunun açık olması ve azami sınır bulunmamasının fiil ile ceza arasında ölçülülük unsurunu ne denli sağlayacağı, hakkaniyete ne ölçüde uygun olacağı belli değildir. Rekabet Kanunu’na göre verilen usuli cezalarda haksızlık içeriğinin dikkate alınmayarak fiili işleyen teşebbüse, fiiller arasındaki işleniş biçimi ve dolayısıyla haksızlık içeriği dikkate alınmayarak kanunda belirlenen yüzdenin her olaya aynı şekilde uygulanarak ceza verilmesi artık rekabet hukukçularınca tartışılır bir noktaya gelmiştir. Rekabet Kanunu’nun usuli cezalarla ilgili hükümlerinin tüm paydaşlarla birlikte gözden geçirilmesinin, günün şartlarına göre adalet ve hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde yeniden düzenlenmesinin zorunlu olduğu kanaatindeyiz.


[1] Rekabet Kurulu’nun 19.09.2018 gün ve 18-33/555-273

[2] 31.082016 gün ve E.2016/2625 sayılı karar

[3] 09.11.2016 gün ve 2016/134 Y.D itiraz kararı.

[4] Rekabet Kurulu’nun 21.06.2018 gün ve 18-20/356-176 sayılı kararı.

[5] Rekabet Kurulu’nun 05.07.2018 gün ve 18-22/378-185 sayılı kararı.

Veri Sorumlularına Yeni Yıl Hediyesi!

Veri sorumlularının Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’ndan (KVKK) kaynaklanan bir yükümlülükleri de Veri Sorumluları Siciline (VERBİS) kaydolmak. Yeni yılın sonuna yaklaşırken veri sorumlularının gündeminde son kayıt tarihi 31 Aralık 2019 olan VERBİS başvuruları vardı. Oldukça kapsamlı ve zaman alan bir süreci içeren VERBİS başvuruları için son tarih, bugün yayınlanan Kurul kararı ile ertelendi!

Kurul, yayınladığı kararında VERBİS kayıt süreci aşamalarına ilişkin olarak veri sorumluların yaşadığı sorunlara değinerek, yalnızca VERBİS başvuru formlarının Kurum’a iletilmesi suretiyle VERBİS kayıt yükümlülüğünün yerine getirilmiş sayılmadığını bir kez daha hatırlattı. Bu kapsamda sürecin iki aşamalı olduğunu ve veri sorumlularının öncelikle oluşturdukları VERBİS başvuru formunu Kurum’a iletmeleri gerektiğini, daha sonra ise VERBİS’e giriş yaparak veri işleme bildirimini gerçekleştirmeleri gerektiğini hatırlatmak isteriz.

VERBİS kayıt süresinin uzatılmasının ardında, veri işleme faaliyetlerinde şeffaflık, disiplin ve hesap verilebilirlik gibi amaçların layıkıyla yerine getirilebilmesi saikinin yattığı anlaşılıyor. Öyle ki Kurul birçok veri işleme bildirimini incelediğini ve bunlarda ciddi yanlışlıklar ve mevzuata aykırılıklar tespit ettiğini açıkladı. Kurul’a göre yapılan bildirimlerde; kişisel veriler, işleme amaçları, alıcı grupları, veri konusu kişi grupları, alınan teknik ve idari tedbirler, yurtdışına veri aktarımı ve saklama süreleri gibi unsurlar da kendi içinde örtüşmüyor.

Bu kapsamda eksikliklerin giderilmesi için veri sorumlularına tanınan ek süreler ile VERBİS’e yeni kayıt tarihleri aşağıdaki tablodaki şekilde belirlendi:

Veri Sorumluları Erteleme Sonrası Kayıt için Son Tarih
Yıllık çalışan sayısı 50’den çok veya yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den çok olan veri sorumluları;   Yurtdışında yerleşik veri sorumluları 30 Haziran 2020
Yıllık çalışan sayısı 50’den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den az olup ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olan veri sorumluları 30 Eylül 2020
Kamu kurum ve kuruluşu veri sorumluları 31 Aralık 2020

VERBİS kayıt sürelerinin ikinci kez uzatıldığı dikkate alındığında, KVKK’da öngörülen yaptırımlar ile karşılaşmamak adına veri sorumlularının yeni kayıt sürelerine riayet etmeleri ve kayıt işlemlerini Kurum tarafından sağlanan detaylı kılavuzlar ışığında gerçekleştirmelerinin önem arz ettiği kanaatindeyiz. Bu uzatma kararı ile birlikte Kurul’un da vurguladığı bir hususa parmak basmak gerekiyor. VERBİS, şeffaflığın sağlanması, kişisel verilerin korunması alanında bir kültürün oluşturulması ve disiplinin sağlanması noktalarında önemli bir araç olmakla birlikte, veri sorumlularının VERBİS’e kayıt olmuş olmaları ve veri işleme bildiriminde bulunmaları KVKK’ya uyum yükümlülüğünün tamamen yerine getirildiği anlamına gelmiyor. Bu kapsamda veri sorumlularının VERBİS dışında, KVKK’dan kaynaklanan diğer yükümlülüklerini de ifa etmeleri gerekiyor.

Okumadan Geçmeyin! Regülasyon Kitabımız Ön Siparişe Açıldı!

BASEAK Kamu Politikaları, Regülasyon ve Rekabet ekibimizin lideri Av. Şahin Ardıyok’un yazdığı ve telekomünikasyon, enerji, tarım, medya gibi düzenlenen piyasalarda sahip olduğu tecrübeleri ile Bilkent, Bilgi ve Kadir Has Üniversite’nde verdiği derslerle ilgili bilgi birikimini paylaştığı “Regülasyon Hukuku” isimli kitap ön siparişe açıldı! Regülasyon alanında çalışma yapan herkesin faydalanabileceği bu eser, On İki Levha Yayıncılığın da katkılarıyla 25 Kasım’dan itibaren okuyucuları ile buluşacak.

Ülkemizde özellikle 1980 sonrasında gerçekleşen serbest piyasa modeline geçiş süreci ile ve 2001 krizini takip eden yıllarda gerçekleştirilen özelleştirmeler ile popülerlik kazanan düzenleyici kurumlar ve bu kurumların faaliyet gösterdiği regülasyonlar hayatımızın önemli bir parçası olmaya başladı. Hukukun her alanında etkisini gösteren bu rüzgâra olan büyük ilgiyi gerek profesyonel hayatında gerekse 10 yılı aşkın süredir üniversitelerde verdiği derslerde gözlemleyen Şahin Ardıyok’un bu eserini, söz konusu ilgiye yönelik kapsamlı bir karşılık olarak değerlendirebiliriz.

Regülasyon Hukuku” adı altında toparlanan bu eserde; regülasyonun dünyadaki tarihsel gelişim süreci, serbest piyasa ekonomisi ve hukuksal kaynakları, Şikago Okulu ve hukuk ve ekonomi disiplini ve regülasyon hukukunun ekonomik temelini oluşturan temel fiyat teorisine ilişkin sunulan açıklamaların ardından, piyasalardaki yapısal aksaklıklar ve bu aksaklıkların giderilmesi için sunulan alternatif çözümler, dünyadaki süreç ve Türkiye’deki örnekler üzerinden inceleniyor. Eserde aynı zamanda regülasyonların ne zaman yapısal piyasa aksaklıklarını giderme amacından sapabileceği ve gerek politikacıların gerekse regülasyon uygulayıcılarının amaç fonksiyonu ışığında şekillenip uygulanabileceğine ilişkin kapsamlı değerlendirmelere yer veriliyor.

Şikago Okulu’nun regülasyon alanında önde gelen simalarından olan ve aynı zamanda Şahin Ardıyok’un da öğrencisi olma şansına sahip olduğu Prof. Sam Peltzman’ın ekonomik regülasyon teorisine de kapsamlı bir şekilde yer veren bu eser, bu yönüyle piyasada yer alan diğer kaynaklardan ayrılıyor.

Hukuk ve ekonomi disiplininin temel alındığı bu eserin, ülkemizde regülasyon alanına yönelik özellikle hukuki açıdan önemli bir eksikliği tamamlayacağına inanıyoruz. Eser içeriğine ilişkin detaylı bilgi ve ön sipariş imkânı için bu siteyi ziyaret edebilirsiniz!

BTK, kargo şirketlerine yükümlülüklerini hatırlattı!

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) posta sektörünün önemli oyuncularından Sürat Kargo Lojistik ve Dağıtım Hizmetleri Anonim Şirketi’ni mercek altına aldı. Posta Hizmetleri Kanunu[1], Posta Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği[2] ve Posta Gönderilerine İlişkin Güvenlik Tedbirlerine Yönelik Usul ve Esaslar[3] kapsamında gerçekleştirilen detaylı inceleme sonucunda Sürat Kargo için süreç üç uyarı ve bir de idari para cezası ile sonuçlandı.

İnceleme kapsamında değerlendirilen yükümlülükler aslında kargo şirketi müşterileri tarafından dahi kolaylıkla gözlemlenebilir nitelikte. Bu sebeple söz konusu yükümlülüklerin üzerinden geçmeyi önemli görüyoruz.

Kargonuzu teslim aldığınızda sizden hangi bilgiler isteniyor?

Posta Gönderilerine İlişkin Güvenlik Tedbirlerine Yönelik Usul ve Esaslar’ın 4. maddesinde posta gönderilerinin kabulü ve teslimi aşamalarında yapılacak işlemler düzenleniyor. Bu kapsamda kargo şirketlerinin, posta gönderilerinin alıcıya teslimi aşamasında teslim alanın adı-soyadı ve TC kimlik numarası (kişi yabancıysa pasaport numarası, uluslararası geçerliliği olan muadil bir belge numarası veya Türkiye Cumhuriyeti yetkili mercileri tarafından kimlik tespiti amacıyla verilmiş olan numara) bilgilerini kayıt altına almaları gerekiyor. Bu iki husus posta teslimi için asgari şartları temsil ettiğinden, teslim alan kişinin söz konusu bilgileri vermemesi halinde gönderi kişiye teslim edilmeyip, göndericisine iade ediliyor. Bilgilerin kayıt altına alınması yeterli olmayıp, kargo şirketleri söz konusu bilgilerin gizliliğini sağlamak kaydıyla 2 yıl saklanmasından da sorumlu kılınmış.

BTK, yaptığı inceleme sonucunda Sürat Kargo’nun gönderi teslimi sırasında yalnızca ad-soyad bilgisini alıp kargoları teslim ettiğini tespit etti ve bu sebeple Sürat Kargo’ya bu hususta bir uyarı verdi.

Gönderinizin ağırlığını biliyorsunuz, peki ya hacmini?

Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde posta gönderisi ve posta kolisi veya kargosu iki ayrı tanım olarak yer alıyor ve bu iki unsur birbirinden kilo ve hacim eşikleri ile ayrılıyor. Bu sebeple, kargo şirketlerince bir gönderinin kabulü sırasında ilgili paketin hem ağırlığının hem de hacminin ölçülmesi, gönderi hangi tanıma uyuyor ise o kategoriye ilişkin gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekiyor.

Sürat Kargo nezdinde yürütülen incelemede, her iki parametrenin de ölçülmesi ve kayıt altına alınması gerekirken sadece tek parametrenin ölçülmesi sebebiyle şirkete bir defaya mahsus olmak üzere uyarı verilmesine karar verildi.

Gönderilerinizin içeriği kontrol ediliyor mu?

Karar’ın posta gönderilerinin kabulü ve teslim aşamasında yapılacak işlemlere ilişkin aynı 4. maddesinde bir başka yükümlülük olarak, gönderilerin kabulü esnasında özel hayatın gizliliği korunacak şekilde kontrol edilmesi yer alıyor. Bu yükümlülüğün istisnaları haberleşme gönderileri ve kargo şirketi ile bir sözleşme kapsamında fatura veya irsaliye ile taşıttırılan gönderiler olarak tanımlanıyor.

Bununla birlikte gönderi sayısının 10’dan az olması halinde en az yarısının, 10 ila 100 arasındaki gönderilerin en az %10’unun (asgari 6 gönderi olmak üzere) ve 100’den fazla gönderi bulunması halinde en az %5’inin (asgari 10 olmak üzere) kargo şirketi tarafından rastgele seçilip gönderici huzurunda kontrol edilmesi gerekirken; Sürat Kargo’nun bu yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edildi.

Gönderileri gönderici huzurunda kontrol etmediği tespit edilen Sürat Kargo, bir defaya mahsus olmak üzere uyarı aldı.

Kargo şirketlerinin sizi kayıt altına aldığını biliyor muydunuz?

İnceleme kapsamında değinilen son yükümlülük ise kargo şirketlerinin gönderi kabul merkezlerinde bir kamera kayıt sistemi kurmaları ve ilgili kayıtları gerektiğinde yetkili mercilere sunmak üzere en az 1 ay süreyle saklamaları idi. Her ne kadar Sürat Kargo kamera kayıt sistemi kurma yükümlülüğünü yerine getirmiş olsa da kayıtların ilgili süre boyunca saklanmadığı gerekçesi ile 2018 yılı net satış tutarının on binde beşi oranında idari para cezası aldı. Kararda 2018 yılı için net satış tutarı 457.464.329 TL olarak verilmiş olan Sürat Kargo’nun yalnızca kayıtları gereken süre ile tutmaması gerekçesiyle ödemekle yükümlü olduğu ceza yaklaşık 230 bin TL’ye tekabül ediyor.

BTK’nın söz konusu inceleme kapsamında dört ayrı yükümlülüğe ilişkin yaptığı değerlendirmelerin ve verdiği yaptırım kararlarının hem kargo şirketleri hem de müşterileri açısından yol gösterici nitelikte olduğu kanaatindeyiz. Bu kararın kargo şirketlerinin çalışma prensiplerini ne yönde etkileyeceğini ise zaman gösterecek.


[1] 23.05.2013 tarihli ve 28655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu.

[2] 03.06.2014 tarihli ve 29019 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Posta Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği.

[3] Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nun 27.12.2016 tarihli ve 2016/DK-YED/517 sayılı kararı ile yürürlüğe giren Posta Gönderilerine İlişkin Güvenlik Tedbirine Yönelik Usul ve Esaslar.

Avrupa’da Yaz Sert Geçiyor: Rekabette Veri Güvenliği Fırtınasına Dikkat!

Avrupa rekabet soruşturmalarında hâkim durumdaki şirketlerin veri toplama ve işleme süreçleri rekabet otoritelerinin odak noktası haline geldi. Bu sert rüzgârdan en çok etkilenecek teşebbüsler ise teknoloji devleri olacak gibi görünüyor.

Almanya’nın rekabet otoritesi Bundeskartellamt’ın Facebook hakkında yürüttüğü soruşturmayla başlayan değişim rüzgârı, tüm Avrupa Birliği’ni etkisi altına almaya başladı. Facebook, Apple ve Microsoft gibi teknoloji devleri ulusal rekabet otoritelerince mercek altına alındıkça, rekabet hukuku soruşturmalarında veri güvenliği kurallarının incelenmesi yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, çeşitli evrelerde rekabet soruşturmalarında veri güvenliği kurallarının devreye girmesi tartışılıyor.

Avrupa Komisyonu Genel Sekreteri Martin Selmayr, son dönemde hem birleşme devralma hem de hâkim durumun kötüye kullanılması dosyalarında rekabet hukuku ve kişisel verilerin korunması kurallarının iç içe geçtiğini belirtti.[1] Aynı zamanda Avrupa Birliği veri koruma kurallarının da mimarlarından biri olan Selmayr, Brüksel’de gerçekleşen bir konferansta yaptığı konuşmada iki alanın da insan onuru, tercihler ve özgürlükler üzerine kurulduğunun altını çizerek, düzenlemelerde yeknesaklığın kaçınılmaz olduğuna işaret etti. Selmayr’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer nokta ise, rekabet soruşturmalarında kişisel verilerin korunmasına ilişkin endişelerin de incelenmesine kimsenin engel olamayacağını açıkça belirtmesi oldu.

Değişim rüzgârının öncüsü Bundeskartellamt başkanı Andreas Mundt da aynı konferansta yaptığı konuşmada Avrupa rekabet otoritelerinin hâkim durumun kötüye kullanılıp kullanılmadığının değerlendirirken Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ni (“GDPR”) dikkate alması gerektiğini vurguladı. Rekabet hukukuna ilişkin yeni bir GDPR yaratmaktansa, var olan düzenlemenin uygulanmasının daha mantıklı olduğunu savunan Mundt, teknoloji devlerinin sahip olduğu pazar gücünün endişe verici olduğunu belirtti.

Bu süreç nasıl başladı?

Bundeskartellamt 2019’un başlarında sonuçlandırdığı soruşturmada, Almanya’da sosyal ağ pazarında hâkim durumda olan Facebook’un veri toplama ve işleme süreçlerinin hâkim durumun kötüye kullanılması teşkil ettiğine karar vermişti.[2] Facebook, kendi uygulamasının yanı sıra, Instagram, Whatsapp ve beğen-paylaş özelliği gömülü olan üçüncü taraf internet sitelerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın kullanıcı verisi toplamakta, daha sonra bu verileri Facebook kullanımı için bir şart olarak ileri sürmekteydi. Kullanıcılar rıza göstermeksizin uygulamayı kullanamadığından, kişisel verilerin işlenmesinin bir mal ve/veya hizmet sunumunun şartı olarak ileri sürülmemesi kuralına aykırılık söz konusuydu.

Başta veri koruma otoritelerinin yetki alanında görülebilecek bu konuya, Bundeskartellamt tarafından söz konusu verilerin hâkim durumun korunması ve güçlendirilmesi hususunda teşebbüslere önemli bir avantaj sağladığı gerekçesiyle müdahale etti ve Facebook’a iş yapış modelini düzeltmesi için toplamda 12 aylık bir süre tanıdı.

Fransa’dan işbirliği çağrısı

Fransız rekabet otoritesi Autorite de la Concurrence’in başkanı Isabelle de Silva, otoritenin geçtiğimiz yıla ilişkin yıllık raporunu sunduğu toplantıda rekabet soruşturmalarında veri toplama ve veri güvenliği konularına daha fazla ağırlık vereceklerinin sinyallerini verdi.[3] Teşebbüslerin veri işleme olduğu gibi, veri toplama yöntemlerinin de hakim durumun kötüye kullanılması teşkil edebileceğinin altını çizen de Silva, Bundeskartellamt’ın Facebook kararına atıf yaparak, kendilerinin de dijital platformları mercek altına aldığına işaret etti.

Hâlihazırda Autorite de la Concurrence ve Bundeskartellamt algoritmalar üzerine ortak bir çalışma hazırladığı biliniyor. Önümüzdeki Ekim ayında Mundt ve de Silva tarafından sunulması beklenen raporun algortimaların rekabet hukukundaki yerinin belirlenmesinin yanı sıra benzer işbirliklerinin devamını getireceği de öngörülüyor. Fransız rekabet otoritesinin Fransız telekomünikasyon otoritesi ARCEP ve veri koruma otoritesi CNIL ile veri gözetim ve denetimi alanlarında güçlerini birleştireceğini açıklayan de Silva, teknoloji devlerinin hâkim durum soruşturmalarında da Avrupa’da benzer bir iş birliğine ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Türkiye’de ne noktadayız?

Aslında rekabet kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki yakın ilişki ve işbirliğini görmek için fazla uzağa gitmemize gerek yok. Nisan ayında Rekabet Kurumu eski başkanı Ömer Torlak ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanı Faruk Bilir arasında gerçekleşen toplantıda Avrupa’daki rüzgârların Türkiye’yi de etkisi altına alacağının sinyalleri verilmişti. Kurum başkanları dosyalarda bilgi alışverişinde bulunacaklarını ve mevzuat uyumluluğunun şirketlerin uluslararası rekabet gücünü arttıracağını düşündüklerini belirtirken, iki Kurum arasında bir de İşbirliği Protokolü imzalandı.[4]

İşbirliği rüzgârlarının Avrupa’da ve ülkemizdeki rekabet hukuku iklimini ne şekilde değiştireceğini ise zaman gösterecek. 


[1] Newman, Matthew. “Facebook, Microsoft antitrust cases show convergence with data-privacy rules, EU officials say.” MLex Global Antitrust, MLex, 10 July 2019, 14:47.

[2] https://www.bundeskartellamt.de/SharedDocs/Entscheidung/EN/Fallberichte/Missbrauchsaufsicht/2019/B6-22-16.pdf?__blob=publicationFile&v=4

[3] Yaiche, Arezki. “Data-Collection Abuses among Priorities of French Competition Authority.” MLex Global Antitrust, MLex, 9 July 2019, 14:05.

[4] https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/5431/-Kurumumuz-ile-Rekabet-Kurumu-Arasinda-Isbirligi-Protokolu-Imzalandi

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan dört yeni karar!

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) tarafından son dönemde uygulamayı yakından ilgilendiren kararlar yayınlandı. Bu yazımızda, Kurul’un, kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve korunması, Kurul kararlarına uyulması ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgili olan kararlara ilişkin bilgilendirmemizi bulabilirsiniz.

I. Teknik Servis Hizmeti Veren Veri Sorumlusunun Kurul Kararına Uymaması

Teknik servis hizmeti veren veri sorumlusu firma hakkında kişisel verileri ihlal ettiği gerekçesi ile Kurul’a gelen ihbar neticesinde, Kurul firmanın internet sitesinde servise bırakılan cihazlar için kişilere verilen sorgu numaralarının son iki hanesinin değiştirilerek başka cihaz sahiplerine ait cihaz kod numaralarına ulaşılabildiğini ve bunu takip eden linklerde ise ilgili kişilere ait kimlik bilgileri ile sahip oldukları cihazlara ilişkin kod numaralarına erişilebildiğini tespit etmişti. Kurul bu tespiti üzerine, veri sorumlusu tarafından söz konusu linklerin kullanımının durdurulmasına ve kişisel verilerin güvenliğine ilişkin gerekli idari ve teknik tedbirleri almaması sebebi ile veri sorumlusu firmanın 150.000 TL idari para cezası ödemesine karar vermişti.[1]

Kurul’un bu kararının şirkete tebliğinden sonra, Kurul tarafından veri sorumlusu firmanın internet sitesinde yapılan sorgulamada, internet sitesi üzerinden yönlendirilen çeşitli linkler aracılığı ile halen teknik servis hizmeti alan ilgili kişilerin sahip oldukları cihazların kod numaralarına ulaşılabildiği, kargo gönderileri sorgulama linki aracılığı ile firma tarafından ilgili kişilere gönderilen kargoları teslim alan kişilerin ad ve soyad bilgilerine açık bir şekilde erişilebildiği tespit edilmiş olup; veri sorumlusu firmanın Kurul Kararı’na uymadığı tutanağa bağlandı. Bunun üzerine Kurul, Kurul kararına uymama sebebi ile veri sorumlusu firmaya 50.000 TL idari para cezası uygulanmasına ve söz konusu sorgulama sistemine erişimin tamamen engellenmesine karar verdi.[2]

II. Sadakat kartları hizmet alımına engel mi? [3]

Tüketici şikayetleri ve Kurum’a intikal eden ihbarlar sonucunda Kurum bir marketi mercek altına aldı. Şikayetlerde marketin bazı alışveriş/hizmet alımlarında indirim ve puan biriktirme avantajı sağlayan sadakat kartlarının açık rızanın bir ürün veya hizmetin sunulmasına ilişkin koşul olarak ileri sürüldüğü, ihbarlarda ise marketin kart kullanımına ilişkin açık rıza alma esnasında “Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında 0,01 TL’lik bir hizmet bedeli alındığı iddia edildi.

Yapılan incelemede, müşterilerin sadakat karta ilişkin açık rıza vermemeleri halinde kendilerine hizmet sunulmaması gibi bir durumun ortaya çıkmadığı, dolayısıyla hizmet veya ürün sunumunun açık rıza şartına bağlanmadığı anlaşıldı. Marketin savunmasından müşterilere çeşitli kanallardan yapılan duyuruların hukuka uygun olmayan şekilde elde edilen kişisel verilere meşruiyet kazandırılması için değil, aksine önceden alınan rızalara ilişkin matbu formdaki bazı eksiklik veya tahrifatların giderilmesi amacıyla alındığı anlaşıldığından konuya ilişkin bir işlem tahsis edilmedi.

“Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında alınan hizmet bedelinin ise alışveriş kasalarına kurulan bilgi teknolojileri sisteminden kaynaklanan ve sehven yansıtılan bir bedel olduğu ve söz konusu bedelin müşteri kartlarına aynı tutarda indirim olarak yüklendiği anlaşıldığından, bu hususta da herhangi bir işlem yapılmamasına hükmedildi.

Bu süreçte marketin Üyelik Rıza metni ile Aydınlatma Metni arasında tutarsızlıklar tespit eden Kurul, bu tutarsızlıkların giderilmesine ve Aydınlatma metninin kanunun temel ilkeleri ile Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’e (“Tebliğ”) uygun hale getirilmesine hükmetti. Bu kararın arkasında yatan sebebin, marketin gıda ve ihtiyaç maddelerinin perakende olarak tüketiciye sunulması faaliyetinin kapsamını ve amacını aşan nitelikteki özel nitelikli kişisel verileri toplaması ve işlemesi olduğu anlaşıldı.

III. Siz siz olun başvurulara zamanında cevap verin![4]

İlgili kişinin hakları kapsamındaki taleplerini veri sorumlusu T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’ye (“Banka”) bildirmesi ile başlayan süreç, Kurum’un önüne geldi. Kuruma yapılan şikayet başvurusunda Banka’nın kanuni yükümlülüğü olan 30 günlük sürede ilgili kişinin başvurusuna yanıt vermediği anlaşıldı.

Kurum’un konuya ilişkin açıklama talebini içeren yazısı Banka’ya teslim edilmekle beraber, Banka’dan herhangi bir dönüş yapılmamasını takiben Kurum, Kanun’un 18/3. maddesi çerçevesinde sorumlular ile gerekli tedbirleri almak ve denetimleri yapmakla yükümlü kişiler hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılmasına karar verdi.

İlgili kişi başvurusuna ilişkin ise Banka tarafından cevap verilmesine ve Banka’nın kanuni yükümlülüklerine uyum konusunda azami dikkat ve özen göstermesi konusunda talimat verilmesi kararlaştırıldı. Son olarak Banka’nın internet sitesinde yer alan Aydınlatma Metni’ne ilişkin görüşlerini bildiren Kurul, ilgili metinde işlenen verilerin hangi hukuki sebebe dayandırıldığı belirtilmediği ve veri işleme amaçları ifadesinin belirsizlik yarattığı gerekçesiyle metnin gözden geçirilmesine ve Tebliğ’e uygun hale getirilmesine hükmetti.

IV. Kurul’a Yapılan Şikayet

İlgili kişi, bir şahsın kendisi ve ailesine ait kişisel verilere hukuk dışı yollar ile erişerek bu verileri ilgili kişinin rızası olmaksızın üçüncü kişiler ve İcra Müdürlükleri ile paylaştığı iddiası ile Kurul’a şikayette bulundu.

Kurul tarafından yapılan inceleme neticesinde, şikayet edilen şahsın kısmen veya tamamen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla gerçekleştirdiği bir veri işleme faaliyetinin olmadığı, dolayısıyla kendisinin veri sorumlusu olarak değerlendirilemeyeceği belirtildi.

Ek olarak, Kurul, şikayet edilenin eylemlerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç niteliği taşıyabileceğini belirtmiş ve konunun ceza yargılaması konusu olabileceğini açıkladı. Bu nedenlerle, ilgili kişinin iddiası bakımından Kurul tarafından yapılabilecek bir işlem olmadığına karar verildi.[5]

Sonuç

Kurum kararlarınında veri sorumluları için önemli mesajlar içerdiği kanaatindeyiz. Bu kapsamda Kurul kararlarının yerine getirilmesinin önemi ve gerekliliğini ve Kurul’a yapılan şikayetlerde ortaya konan iddiaların ispat yükünün başvurucuda olduğunu hatırlatır, başkalarına ait kişisel verilerin ilgili kişilerin rızası olmadan elde edilmesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edeceğini dikkatinize sunarız. Ayrıca kararlardan Kurul’un veri sorumlularının aydınlatma metinlerini mercek altına aldığı anlaşılmakla, aydınlatma metinlerinizi Kanun’un temel ilkeleri ve Tebliğ kapsamında yeniden gözden geçirmenizin faydalı olabileceğini belirtmek isteriz.


[1] Kurul’un 14/02/2019 Tarihli ve 2019/23 Sayılı Kararı

[2] Kurul’un 05/03/2019 Tarihli ve 2019/52 Sayılı Kararı

[3] Kurul’un 25.03.2019 Tarihli ve 2019/82 Sayılı Kararı

[4] Kurul’un 02.05.2019 Tarihli ve 2019/122 Sayılı Kararı

[5] Kurul’un 01/03/2019 Tarihli ve 2019/47 Sayılı Kararı

Yazıyor yazıyor! Resmi Gazete elektrik piyasasını baştan yazıyor!

2019 yılının enerji ve özellikle elektrik piyasaları için oldukça hareketli başladığı, geçtiğimiz hafta sonu Resmi Gazete’de peş peşe yayınlanan değişikliklerle bir kez daha kanıtlandı. Sektör oyuncuları henüz Cumhurbaşkanlığı Kararı ile gelen değişikliklere adapte olmaya çalışırken bir de Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği (“Yönetmelik”) yayınlandı. Biz de Cuma’dan Pazar’a elektrik sektöründe yaşanan gelişmeleri sizler için kaleme aldık.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Neler Getirdi?

Mayıs ayında elektrik piyasasındaki ilk değişim rüzgarı 10 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile esti. Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim faaliyeti gösteren tesisler için uygulanacak fiyat ve süreler ile yerli katkı ilavesine ilişkin karara eklenen madde ile Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) tarifeleri düzenlendi. Getirilen değişiklik ile kendi ihtiyacı için elektrik üreten kişilerin ürettiği ihtiyaç fazlası elektrik enerjisinin alımına uygulanacak tarife belirlendi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından ilan edilen ve tesis için gösterilen perakende abone grubuna ait tek zamanlı aktif enerji bedeli, tesisin işletmeye giriş tarihinden itibaren 10 yıl boyunca uygulanacak.

Kararname ile getirilen ikinci ek madde ise Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında lisanssız faaliyet yapabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç sınırlamasını esnetti. Eskiden azami 1 megavatlık kurulu güce sahip olabilen üretim tesisleri için yeni üst sınır 5 megavat olarak belirlendi. Bu maddeyi uzun zamandır beklenen mahsuplaşma sistemi için bir yeşil ışık olarak görenler ise, pazar günü yapılan değişiklikle haklı çıktı.

Yeni yönetmelikle neler değişti?

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın Nisan ayında yaptığı açıklamalarla da sinyallerini verdiği yeni Yönetmelik ile birlikte yeni lisanssız elektrik üretimi sistemi 12 Mayıs 2019 tarihli ve 30772 sayılı Resmi Gazete ile yürürlüğe girdi ve Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği ilga etti. Elektrik piyasasında tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesislerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve küçük ölçekli üretim kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması ile elektrik şebekesinde meydana gelen kayıp miktarlarının düşürülmesini amaçlayan yönetmelik ile lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın elektrik enerjisi üretebilecek gerçek veya tüzel kişilere uygulanacak usul ve esaslar belirlendi.

Aylık mahsuplaşma sistemi gelen yönetmelik ile resmileşmiş oldu. Peki mahsuplaşma neyi değiştirdi? Mahsuplaşma ile serbest tüketici olup olmama ayrımına gidilmeksizin herkesin hafta içi veya gece tükettiği elektriği, gündüz veya hafta sonu ürettiği elektrikten karşılama imkanı olacak. Konu ile ilgili açıklamasında Başkan Yılmaz da “Güneşimiz her hane için, her ticarethane için, her sanayici için bir enerji kaynağı olsun istiyoruz. Yeni düzenleme ile her tüketicinin kendi enerjisini üretebilmesinin de yolunu açıyoruz. Güneş çatılarda yükselmeye devam ettikçe hem tüketici kazanacak hem de ülkemiz.”[1] diyerek yeni düzenlemeden beklentilerini dile getirmişti.

Konu ile ilgili Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu – Türkiye Bölümü (“GÜNDER”) de bir açıklama yaptı[2]. GÜNDER Başkanı Kutay Kaleli’nin imzasını taşıyan açıklamada mahsuplaşmada sürenin aylık olarak belirlenmesinin faydasına dikkat çekildi. Sürenin aylık olarak belirlenmesi, vatandaşlar ve işletmelerin şirket kurma veya lisans alma zorunluluğu olmaksızın daha fazla elektrik üretebilmelerine imkan tanıyor.  

Unutulmaması gereken bir nokta şu ki, yönetmeliğin amacı tüketiciye en fazla enerjiyi üretmeye yönlendirmek değil, kendi tüketimini karşılayacak ve aynı zamanda en hesaplı olacak tesisi kurdurmak. Bu sebeple, sürecin etkinleşmesi adına yeni düzenlemede birçok adım atıldığı görülüyor. Bunlardan ilki lisanssız elektrik üretimine ilişkin tüm tebliğ ve yönetmeliklerin tek bir mevzuat altında yürütülmesi iken, başvuru süreçlerinde bürokratik adımların azaltılması, başvurunun kurumlarda geçirdiği sürenin azaltılması ve tüketim tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünün tüketicinin tüketimini en az maliyetle karşılayacağı şekilde düzenlenmesi de başkaca örnekler olarak karşımıza çıkıyor.

Arazi tipi GES projeleri tarihe mi karışıyor?

Uygulama bir yandan beklentileri karşılarken, diğer yandan bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan ilki ise güneş enerjisi santralleri (“GES”) özelinde karşımıza çıkıyor. Yeni yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrası, kurulacak üretim tesisinin güneş enerjisine dayalı çalışacak olması halinde, bunun ancak çatı veya cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebileceğini düzenliyor.[3] Söz konusu hükme ilişkin farklı görüşler ise şimdiden tartışılmaya başlandı.[4]

Her ne kadar hemen bir sonraki fıkrada tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama yapmak amacıyla bir üretim tesisi kurulabileceğine ilişkin istisnaya yer verilse de[5], söz konusu üretim tesislerinin de kurulu güçleri bakımından bağlantı anlaşmalarındaki sözleşme gücü ile sınırlı tutulduğu görülüyor.

Bu haliyle yeni yönetmeliğin arazi tipi GES projelerini tamamen rafa kaldırdığını söylemek mümkün gözükmese de, uygulama alanının oldukça daraldığı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Hangi yönetmeliğe tabi olacaksınız?

Başvurusunun farklı aşamasında olan üretim tesisleri için akıllara gelebilecek bir soru da tesisin hangi düzenleme kapsamında işletileceği olabilir. Özellikle başvuru süreci yeni Yönetmelik’ten önce başlayan tesisler için, tesisin yeni Yönetmelik kapsamında mı yoksa mülga Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği kapsamında mı olacağı hususu önem arz ediyor. Yayınlanan yeni yönetmeliğin geçici maddeleri başvuru sahiplerine bu konuda ışık tutuyor.

Geçici Madde 1 uyarınca çatı ve cephe uygulamalı elektrik üretim tesislerine aylık mahsuplaşmadan yararlanma imkanı getiriliyor. Ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan GES projeleri ile 21 Haziran 2018 tarihinden sonra bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen ve 10 kilovata kadar projelendirilmiş çatı tipi GES projeleri, Yönetmeliğin yürürlük tarihini takip eden 60 gün içerisinde başvuruda bulunulması halinde Yönetmelik kapsamına girecek ve aylık mahsuplaşmadan yararlanabilecek.

Henüz çağrı mektubu düzenlenmemiş ancak bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu almaya hak kazananların yardımına ise Geçici Madde 2 koşuyor. Bu madde uyarınca, yürürlükten kalkan yönetmelik kapsamında çağrı mektubu almaya hak kazanan, alan veya bağlantı anlaşması imzalayan kişilerin bundan sonraki aşamalardaki işlemleri de yeni Yönetmelik kapsamında devam ettirilecek.

Sonuç

Elektrik piyasasındaki değişim rüzgarları bir süre daha esmeye devam edecek gibi gözüküyor. Lisanssız elektrik üretimi kurulu güç sınırlamasının esnetilmesi ve mahsuplaşmaya ilişkin gelişmeler, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ile dağınık üretim sisteminin güçleneceği sinyallerini veriyor. Merkezi enerji santrallerini odağına koyan klasik anlayıştan uzaklaşan ve küçük ölçekli ama son tüketiciye daha yakın santrallerde üretime geçen yeni sistemden piyasanın beklentisi büyük. Enerji ihtiyacını yerinde, daha etkin ve daha verimli bir şekle büründürmesi amaçlanan yeni düzenlemenin uygulamanın ihtiyaçlarına cevap verip veremeyeceğini ise zaman gösterecek.


[1] https://www.epdk.org.tr/Detay/Icerik/2-4827/epdk-baskani-mustafa-yilmaz-“her-tuketicinin-ken

[2] https://www.enerjigunlugu.net/kaleli-vatandas-daha-fazla-lisanssiz-elektrik-uretebilecek-32362h.htm

[3] (3) Bu Yönetmelik kapsamında faaliyet göstermek isteyen kişiler, bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünü ve 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca belirlenecek kurulu gücü geçmeyecek şekilde tüketim tesisi ile aynı ölçüm noktasında, dağıtım tesisi niteliğinde tesis teçhiz etmeden, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisi kurabilir. Güneş enerjisine dayalı üretim tesisleri ancak çatı ve cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebilir.

[4] https://www.enerjiportali.com/lisanssiz-elektrik-uretiminde-yeni-donem-basladi-hasan-yigit/

[5] (4) İlgili diğer mevzuat hükümlerine uygun olması halinde, tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama amacıyla bu Yönetmelik kapsamında üretim tesisi kurulabilir. Ancak ilgili üretim tesisinin kurulu gücü söz konusu sulama tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünden fazla olamaz.