Okumadan Geçmeyin! Regülasyon Kitabımız Ön Siparişe Açıldı!

BASEAK Kamu Politikaları, Regülasyon ve Rekabet ekibimizin lideri Av. Şahin Ardıyok’un yazdığı ve telekomünikasyon, enerji, tarım, medya gibi düzenlenen piyasalarda sahip olduğu tecrübeleri ile Bilkent, Bilgi ve Kadir Has Üniversite’nde verdiği derslerle ilgili bilgi birikimini paylaştığı “Regülasyon Hukuku” isimli kitap ön siparişe açıldı! Regülasyon alanında çalışma yapan herkesin faydalanabileceği bu eser, On İki Levha Yayıncılığın da katkılarıyla 25 Kasım’dan itibaren okuyucuları ile buluşacak.

Ülkemizde özellikle 1980 sonrasında gerçekleşen serbest piyasa modeline geçiş süreci ile ve 2001 krizini takip eden yıllarda gerçekleştirilen özelleştirmeler ile popülerlik kazanan düzenleyici kurumlar ve bu kurumların faaliyet gösterdiği regülasyonlar hayatımızın önemli bir parçası olmaya başladı. Hukukun her alanında etkisini gösteren bu rüzgâra olan büyük ilgiyi gerek profesyonel hayatında gerekse 10 yılı aşkın süredir üniversitelerde verdiği derslerde gözlemleyen Şahin Ardıyok’un bu eserini, söz konusu ilgiye yönelik kapsamlı bir karşılık olarak değerlendirebiliriz.

Regülasyon Hukuku” adı altında toparlanan bu eserde; regülasyonun dünyadaki tarihsel gelişim süreci, serbest piyasa ekonomisi ve hukuksal kaynakları, Şikago Okulu ve hukuk ve ekonomi disiplini ve regülasyon hukukunun ekonomik temelini oluşturan temel fiyat teorisine ilişkin sunulan açıklamaların ardından, piyasalardaki yapısal aksaklıklar ve bu aksaklıkların giderilmesi için sunulan alternatif çözümler, dünyadaki süreç ve Türkiye’deki örnekler üzerinden inceleniyor. Eserde aynı zamanda regülasyonların ne zaman yapısal piyasa aksaklıklarını giderme amacından sapabileceği ve gerek politikacıların gerekse regülasyon uygulayıcılarının amaç fonksiyonu ışığında şekillenip uygulanabileceğine ilişkin kapsamlı değerlendirmelere yer veriliyor.

Şikago Okulu’nun regülasyon alanında önde gelen simalarından olan ve aynı zamanda Şahin Ardıyok’un da öğrencisi olma şansına sahip olduğu Prof. Sam Peltzman’ın ekonomik regülasyon teorisine de kapsamlı bir şekilde yer veren bu eser, bu yönüyle piyasada yer alan diğer kaynaklardan ayrılıyor.

Hukuk ve ekonomi disiplininin temel alındığı bu eserin, ülkemizde regülasyon alanına yönelik özellikle hukuki açıdan önemli bir eksikliği tamamlayacağına inanıyoruz. Eser içeriğine ilişkin detaylı bilgi ve ön sipariş imkânı için bu siteyi ziyaret edebilirsiniz!

BTK, kargo şirketlerine yükümlülüklerini hatırlattı!

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) posta sektörünün önemli oyuncularından Sürat Kargo Lojistik ve Dağıtım Hizmetleri Anonim Şirketi’ni mercek altına aldı. Posta Hizmetleri Kanunu[1], Posta Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği[2] ve Posta Gönderilerine İlişkin Güvenlik Tedbirlerine Yönelik Usul ve Esaslar[3] kapsamında gerçekleştirilen detaylı inceleme sonucunda Sürat Kargo için süreç üç uyarı ve bir de idari para cezası ile sonuçlandı.

İnceleme kapsamında değerlendirilen yükümlülükler aslında kargo şirketi müşterileri tarafından dahi kolaylıkla gözlemlenebilir nitelikte. Bu sebeple söz konusu yükümlülüklerin üzerinden geçmeyi önemli görüyoruz.

Kargonuzu teslim aldığınızda sizden hangi bilgiler isteniyor?

Posta Gönderilerine İlişkin Güvenlik Tedbirlerine Yönelik Usul ve Esaslar’ın 4. maddesinde posta gönderilerinin kabulü ve teslimi aşamalarında yapılacak işlemler düzenleniyor. Bu kapsamda kargo şirketlerinin, posta gönderilerinin alıcıya teslimi aşamasında teslim alanın adı-soyadı ve TC kimlik numarası (kişi yabancıysa pasaport numarası, uluslararası geçerliliği olan muadil bir belge numarası veya Türkiye Cumhuriyeti yetkili mercileri tarafından kimlik tespiti amacıyla verilmiş olan numara) bilgilerini kayıt altına almaları gerekiyor. Bu iki husus posta teslimi için asgari şartları temsil ettiğinden, teslim alan kişinin söz konusu bilgileri vermemesi halinde gönderi kişiye teslim edilmeyip, göndericisine iade ediliyor. Bilgilerin kayıt altına alınması yeterli olmayıp, kargo şirketleri söz konusu bilgilerin gizliliğini sağlamak kaydıyla 2 yıl saklanmasından da sorumlu kılınmış.

BTK, yaptığı inceleme sonucunda Sürat Kargo’nun gönderi teslimi sırasında yalnızca ad-soyad bilgisini alıp kargoları teslim ettiğini tespit etti ve bu sebeple Sürat Kargo’ya bu hususta bir uyarı verdi.

Gönderinizin ağırlığını biliyorsunuz, peki ya hacmini?

Kanun’un “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde posta gönderisi ve posta kolisi veya kargosu iki ayrı tanım olarak yer alıyor ve bu iki unsur birbirinden kilo ve hacim eşikleri ile ayrılıyor. Bu sebeple, kargo şirketlerince bir gönderinin kabulü sırasında ilgili paketin hem ağırlığının hem de hacminin ölçülmesi, gönderi hangi tanıma uyuyor ise o kategoriye ilişkin gerekliliklerin yerine getirilmesi gerekiyor.

Sürat Kargo nezdinde yürütülen incelemede, her iki parametrenin de ölçülmesi ve kayıt altına alınması gerekirken sadece tek parametrenin ölçülmesi sebebiyle şirkete bir defaya mahsus olmak üzere uyarı verilmesine karar verildi.

Gönderilerinizin içeriği kontrol ediliyor mu?

Karar’ın posta gönderilerinin kabulü ve teslim aşamasında yapılacak işlemlere ilişkin aynı 4. maddesinde bir başka yükümlülük olarak, gönderilerin kabulü esnasında özel hayatın gizliliği korunacak şekilde kontrol edilmesi yer alıyor. Bu yükümlülüğün istisnaları haberleşme gönderileri ve kargo şirketi ile bir sözleşme kapsamında fatura veya irsaliye ile taşıttırılan gönderiler olarak tanımlanıyor.

Bununla birlikte gönderi sayısının 10’dan az olması halinde en az yarısının, 10 ila 100 arasındaki gönderilerin en az %10’unun (asgari 6 gönderi olmak üzere) ve 100’den fazla gönderi bulunması halinde en az %5’inin (asgari 10 olmak üzere) kargo şirketi tarafından rastgele seçilip gönderici huzurunda kontrol edilmesi gerekirken; Sürat Kargo’nun bu yükümlülüğünü yerine getirmediği tespit edildi.

Gönderileri gönderici huzurunda kontrol etmediği tespit edilen Sürat Kargo, bir defaya mahsus olmak üzere uyarı aldı.

Kargo şirketlerinin sizi kayıt altına aldığını biliyor muydunuz?

İnceleme kapsamında değinilen son yükümlülük ise kargo şirketlerinin gönderi kabul merkezlerinde bir kamera kayıt sistemi kurmaları ve ilgili kayıtları gerektiğinde yetkili mercilere sunmak üzere en az 1 ay süreyle saklamaları idi. Her ne kadar Sürat Kargo kamera kayıt sistemi kurma yükümlülüğünü yerine getirmiş olsa da kayıtların ilgili süre boyunca saklanmadığı gerekçesi ile 2018 yılı net satış tutarının on binde beşi oranında idari para cezası aldı. Kararda 2018 yılı için net satış tutarı 457.464.329 TL olarak verilmiş olan Sürat Kargo’nun yalnızca kayıtları gereken süre ile tutmaması gerekçesiyle ödemekle yükümlü olduğu ceza yaklaşık 230 bin TL’ye tekabül ediyor.

BTK’nın söz konusu inceleme kapsamında dört ayrı yükümlülüğe ilişkin yaptığı değerlendirmelerin ve verdiği yaptırım kararlarının hem kargo şirketleri hem de müşterileri açısından yol gösterici nitelikte olduğu kanaatindeyiz. Bu kararın kargo şirketlerinin çalışma prensiplerini ne yönde etkileyeceğini ise zaman gösterecek.


[1] 23.05.2013 tarihli ve 28655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanunu.

[2] 03.06.2014 tarihli ve 29019 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Posta Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmeliği.

[3] Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu’nun 27.12.2016 tarihli ve 2016/DK-YED/517 sayılı kararı ile yürürlüğe giren Posta Gönderilerine İlişkin Güvenlik Tedbirine Yönelik Usul ve Esaslar.

Avrupa’da Yaz Sert Geçiyor: Rekabette Veri Güvenliği Fırtınasına Dikkat!

Avrupa rekabet soruşturmalarında hâkim durumdaki şirketlerin veri toplama ve işleme süreçleri rekabet otoritelerinin odak noktası haline geldi. Bu sert rüzgârdan en çok etkilenecek teşebbüsler ise teknoloji devleri olacak gibi görünüyor.

Almanya’nın rekabet otoritesi Bundeskartellamt’ın Facebook hakkında yürüttüğü soruşturmayla başlayan değişim rüzgârı, tüm Avrupa Birliği’ni etkisi altına almaya başladı. Facebook, Apple ve Microsoft gibi teknoloji devleri ulusal rekabet otoritelerince mercek altına alındıkça, rekabet hukuku soruşturmalarında veri güvenliği kurallarının incelenmesi yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, çeşitli evrelerde rekabet soruşturmalarında veri güvenliği kurallarının devreye girmesi tartışılıyor.

Avrupa Komisyonu Genel Sekreteri Martin Selmayr, son dönemde hem birleşme devralma hem de hâkim durumun kötüye kullanılması dosyalarında rekabet hukuku ve kişisel verilerin korunması kurallarının iç içe geçtiğini belirtti.[1] Aynı zamanda Avrupa Birliği veri koruma kurallarının da mimarlarından biri olan Selmayr, Brüksel’de gerçekleşen bir konferansta yaptığı konuşmada iki alanın da insan onuru, tercihler ve özgürlükler üzerine kurulduğunun altını çizerek, düzenlemelerde yeknesaklığın kaçınılmaz olduğuna işaret etti. Selmayr’ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer nokta ise, rekabet soruşturmalarında kişisel verilerin korunmasına ilişkin endişelerin de incelenmesine kimsenin engel olamayacağını açıkça belirtmesi oldu.

Değişim rüzgârının öncüsü Bundeskartellamt başkanı Andreas Mundt da aynı konferansta yaptığı konuşmada Avrupa rekabet otoritelerinin hâkim durumun kötüye kullanılıp kullanılmadığının değerlendirirken Genel Veri Koruma Yönetmeliği’ni (“GDPR”) dikkate alması gerektiğini vurguladı. Rekabet hukukuna ilişkin yeni bir GDPR yaratmaktansa, var olan düzenlemenin uygulanmasının daha mantıklı olduğunu savunan Mundt, teknoloji devlerinin sahip olduğu pazar gücünün endişe verici olduğunu belirtti.

Bu süreç nasıl başladı?

Bundeskartellamt 2019’un başlarında sonuçlandırdığı soruşturmada, Almanya’da sosyal ağ pazarında hâkim durumda olan Facebook’un veri toplama ve işleme süreçlerinin hâkim durumun kötüye kullanılması teşkil ettiğine karar vermişti.[2] Facebook, kendi uygulamasının yanı sıra, Instagram, Whatsapp ve beğen-paylaş özelliği gömülü olan üçüncü taraf internet sitelerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın kullanıcı verisi toplamakta, daha sonra bu verileri Facebook kullanımı için bir şart olarak ileri sürmekteydi. Kullanıcılar rıza göstermeksizin uygulamayı kullanamadığından, kişisel verilerin işlenmesinin bir mal ve/veya hizmet sunumunun şartı olarak ileri sürülmemesi kuralına aykırılık söz konusuydu.

Başta veri koruma otoritelerinin yetki alanında görülebilecek bu konuya, Bundeskartellamt tarafından söz konusu verilerin hâkim durumun korunması ve güçlendirilmesi hususunda teşebbüslere önemli bir avantaj sağladığı gerekçesiyle müdahale etti ve Facebook’a iş yapış modelini düzeltmesi için toplamda 12 aylık bir süre tanıdı.

Fransa’dan işbirliği çağrısı

Fransız rekabet otoritesi Autorite de la Concurrence’in başkanı Isabelle de Silva, otoritenin geçtiğimiz yıla ilişkin yıllık raporunu sunduğu toplantıda rekabet soruşturmalarında veri toplama ve veri güvenliği konularına daha fazla ağırlık vereceklerinin sinyallerini verdi.[3] Teşebbüslerin veri işleme olduğu gibi, veri toplama yöntemlerinin de hakim durumun kötüye kullanılması teşkil edebileceğinin altını çizen de Silva, Bundeskartellamt’ın Facebook kararına atıf yaparak, kendilerinin de dijital platformları mercek altına aldığına işaret etti.

Hâlihazırda Autorite de la Concurrence ve Bundeskartellamt algoritmalar üzerine ortak bir çalışma hazırladığı biliniyor. Önümüzdeki Ekim ayında Mundt ve de Silva tarafından sunulması beklenen raporun algortimaların rekabet hukukundaki yerinin belirlenmesinin yanı sıra benzer işbirliklerinin devamını getireceği de öngörülüyor. Fransız rekabet otoritesinin Fransız telekomünikasyon otoritesi ARCEP ve veri koruma otoritesi CNIL ile veri gözetim ve denetimi alanlarında güçlerini birleştireceğini açıklayan de Silva, teknoloji devlerinin hâkim durum soruşturmalarında da Avrupa’da benzer bir iş birliğine ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Türkiye’de ne noktadayız?

Aslında rekabet kişisel verilerin korunması hukuku arasındaki yakın ilişki ve işbirliğini görmek için fazla uzağa gitmemize gerek yok. Nisan ayında Rekabet Kurumu eski başkanı Ömer Torlak ile Kişisel Verileri Koruma Kurumu Başkanı Faruk Bilir arasında gerçekleşen toplantıda Avrupa’daki rüzgârların Türkiye’yi de etkisi altına alacağının sinyalleri verilmişti. Kurum başkanları dosyalarda bilgi alışverişinde bulunacaklarını ve mevzuat uyumluluğunun şirketlerin uluslararası rekabet gücünü arttıracağını düşündüklerini belirtirken, iki Kurum arasında bir de İşbirliği Protokolü imzalandı.[4]

İşbirliği rüzgârlarının Avrupa’da ve ülkemizdeki rekabet hukuku iklimini ne şekilde değiştireceğini ise zaman gösterecek. 


[1] Newman, Matthew. “Facebook, Microsoft antitrust cases show convergence with data-privacy rules, EU officials say.” MLex Global Antitrust, MLex, 10 July 2019, 14:47.

[2] https://www.bundeskartellamt.de/SharedDocs/Entscheidung/EN/Fallberichte/Missbrauchsaufsicht/2019/B6-22-16.pdf?__blob=publicationFile&v=4

[3] Yaiche, Arezki. “Data-Collection Abuses among Priorities of French Competition Authority.” MLex Global Antitrust, MLex, 9 July 2019, 14:05.

[4] https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/5431/-Kurumumuz-ile-Rekabet-Kurumu-Arasinda-Isbirligi-Protokolu-Imzalandi

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan dört yeni karar!

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) tarafından son dönemde uygulamayı yakından ilgilendiren kararlar yayınlandı. Bu yazımızda, Kurul’un, kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve korunması, Kurul kararlarına uyulması ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgili olan kararlara ilişkin bilgilendirmemizi bulabilirsiniz.

I. Teknik Servis Hizmeti Veren Veri Sorumlusunun Kurul Kararına Uymaması

Teknik servis hizmeti veren veri sorumlusu firma hakkında kişisel verileri ihlal ettiği gerekçesi ile Kurul’a gelen ihbar neticesinde, Kurul firmanın internet sitesinde servise bırakılan cihazlar için kişilere verilen sorgu numaralarının son iki hanesinin değiştirilerek başka cihaz sahiplerine ait cihaz kod numaralarına ulaşılabildiğini ve bunu takip eden linklerde ise ilgili kişilere ait kimlik bilgileri ile sahip oldukları cihazlara ilişkin kod numaralarına erişilebildiğini tespit etmişti. Kurul bu tespiti üzerine, veri sorumlusu tarafından söz konusu linklerin kullanımının durdurulmasına ve kişisel verilerin güvenliğine ilişkin gerekli idari ve teknik tedbirleri almaması sebebi ile veri sorumlusu firmanın 150.000 TL idari para cezası ödemesine karar vermişti.[1]

Kurul’un bu kararının şirkete tebliğinden sonra, Kurul tarafından veri sorumlusu firmanın internet sitesinde yapılan sorgulamada, internet sitesi üzerinden yönlendirilen çeşitli linkler aracılığı ile halen teknik servis hizmeti alan ilgili kişilerin sahip oldukları cihazların kod numaralarına ulaşılabildiği, kargo gönderileri sorgulama linki aracılığı ile firma tarafından ilgili kişilere gönderilen kargoları teslim alan kişilerin ad ve soyad bilgilerine açık bir şekilde erişilebildiği tespit edilmiş olup; veri sorumlusu firmanın Kurul Kararı’na uymadığı tutanağa bağlandı. Bunun üzerine Kurul, Kurul kararına uymama sebebi ile veri sorumlusu firmaya 50.000 TL idari para cezası uygulanmasına ve söz konusu sorgulama sistemine erişimin tamamen engellenmesine karar verdi.[2]

II. Sadakat kartları hizmet alımına engel mi? [3]

Tüketici şikayetleri ve Kurum’a intikal eden ihbarlar sonucunda Kurum bir marketi mercek altına aldı. Şikayetlerde marketin bazı alışveriş/hizmet alımlarında indirim ve puan biriktirme avantajı sağlayan sadakat kartlarının açık rızanın bir ürün veya hizmetin sunulmasına ilişkin koşul olarak ileri sürüldüğü, ihbarlarda ise marketin kart kullanımına ilişkin açık rıza alma esnasında “Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında 0,01 TL’lik bir hizmet bedeli alındığı iddia edildi.

Yapılan incelemede, müşterilerin sadakat karta ilişkin açık rıza vermemeleri halinde kendilerine hizmet sunulmaması gibi bir durumun ortaya çıkmadığı, dolayısıyla hizmet veya ürün sunumunun açık rıza şartına bağlanmadığı anlaşıldı. Marketin savunmasından müşterilere çeşitli kanallardan yapılan duyuruların hukuka uygun olmayan şekilde elde edilen kişisel verilere meşruiyet kazandırılması için değil, aksine önceden alınan rızalara ilişkin matbu formdaki bazı eksiklik veya tahrifatların giderilmesi amacıyla alındığı anlaşıldığından konuya ilişkin bir işlem tahsis edilmedi.

“Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında alınan hizmet bedelinin ise alışveriş kasalarına kurulan bilgi teknolojileri sisteminden kaynaklanan ve sehven yansıtılan bir bedel olduğu ve söz konusu bedelin müşteri kartlarına aynı tutarda indirim olarak yüklendiği anlaşıldığından, bu hususta da herhangi bir işlem yapılmamasına hükmedildi.

Bu süreçte marketin Üyelik Rıza metni ile Aydınlatma Metni arasında tutarsızlıklar tespit eden Kurul, bu tutarsızlıkların giderilmesine ve Aydınlatma metninin kanunun temel ilkeleri ile Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’e (“Tebliğ”) uygun hale getirilmesine hükmetti. Bu kararın arkasında yatan sebebin, marketin gıda ve ihtiyaç maddelerinin perakende olarak tüketiciye sunulması faaliyetinin kapsamını ve amacını aşan nitelikteki özel nitelikli kişisel verileri toplaması ve işlemesi olduğu anlaşıldı.

III. Siz siz olun başvurulara zamanında cevap verin![4]

İlgili kişinin hakları kapsamındaki taleplerini veri sorumlusu T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’ye (“Banka”) bildirmesi ile başlayan süreç, Kurum’un önüne geldi. Kuruma yapılan şikayet başvurusunda Banka’nın kanuni yükümlülüğü olan 30 günlük sürede ilgili kişinin başvurusuna yanıt vermediği anlaşıldı.

Kurum’un konuya ilişkin açıklama talebini içeren yazısı Banka’ya teslim edilmekle beraber, Banka’dan herhangi bir dönüş yapılmamasını takiben Kurum, Kanun’un 18/3. maddesi çerçevesinde sorumlular ile gerekli tedbirleri almak ve denetimleri yapmakla yükümlü kişiler hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılmasına karar verdi.

İlgili kişi başvurusuna ilişkin ise Banka tarafından cevap verilmesine ve Banka’nın kanuni yükümlülüklerine uyum konusunda azami dikkat ve özen göstermesi konusunda talimat verilmesi kararlaştırıldı. Son olarak Banka’nın internet sitesinde yer alan Aydınlatma Metni’ne ilişkin görüşlerini bildiren Kurul, ilgili metinde işlenen verilerin hangi hukuki sebebe dayandırıldığı belirtilmediği ve veri işleme amaçları ifadesinin belirsizlik yarattığı gerekçesiyle metnin gözden geçirilmesine ve Tebliğ’e uygun hale getirilmesine hükmetti.

IV. Kurul’a Yapılan Şikayet

İlgili kişi, bir şahsın kendisi ve ailesine ait kişisel verilere hukuk dışı yollar ile erişerek bu verileri ilgili kişinin rızası olmaksızın üçüncü kişiler ve İcra Müdürlükleri ile paylaştığı iddiası ile Kurul’a şikayette bulundu.

Kurul tarafından yapılan inceleme neticesinde, şikayet edilen şahsın kısmen veya tamamen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla gerçekleştirdiği bir veri işleme faaliyetinin olmadığı, dolayısıyla kendisinin veri sorumlusu olarak değerlendirilemeyeceği belirtildi.

Ek olarak, Kurul, şikayet edilenin eylemlerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç niteliği taşıyabileceğini belirtmiş ve konunun ceza yargılaması konusu olabileceğini açıkladı. Bu nedenlerle, ilgili kişinin iddiası bakımından Kurul tarafından yapılabilecek bir işlem olmadığına karar verildi.[5]

Sonuç

Kurum kararlarınında veri sorumluları için önemli mesajlar içerdiği kanaatindeyiz. Bu kapsamda Kurul kararlarının yerine getirilmesinin önemi ve gerekliliğini ve Kurul’a yapılan şikayetlerde ortaya konan iddiaların ispat yükünün başvurucuda olduğunu hatırlatır, başkalarına ait kişisel verilerin ilgili kişilerin rızası olmadan elde edilmesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edeceğini dikkatinize sunarız. Ayrıca kararlardan Kurul’un veri sorumlularının aydınlatma metinlerini mercek altına aldığı anlaşılmakla, aydınlatma metinlerinizi Kanun’un temel ilkeleri ve Tebliğ kapsamında yeniden gözden geçirmenizin faydalı olabileceğini belirtmek isteriz.


[1] Kurul’un 14/02/2019 Tarihli ve 2019/23 Sayılı Kararı

[2] Kurul’un 05/03/2019 Tarihli ve 2019/52 Sayılı Kararı

[3] Kurul’un 25.03.2019 Tarihli ve 2019/82 Sayılı Kararı

[4] Kurul’un 02.05.2019 Tarihli ve 2019/122 Sayılı Kararı

[5] Kurul’un 01/03/2019 Tarihli ve 2019/47 Sayılı Kararı

Yazıyor yazıyor! Resmi Gazete elektrik piyasasını baştan yazıyor!

2019 yılının enerji ve özellikle elektrik piyasaları için oldukça hareketli başladığı, geçtiğimiz hafta sonu Resmi Gazete’de peş peşe yayınlanan değişikliklerle bir kez daha kanıtlandı. Sektör oyuncuları henüz Cumhurbaşkanlığı Kararı ile gelen değişikliklere adapte olmaya çalışırken bir de Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği (“Yönetmelik”) yayınlandı. Biz de Cuma’dan Pazar’a elektrik sektöründe yaşanan gelişmeleri sizler için kaleme aldık.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Neler Getirdi?

Mayıs ayında elektrik piyasasındaki ilk değişim rüzgarı 10 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile esti. Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim faaliyeti gösteren tesisler için uygulanacak fiyat ve süreler ile yerli katkı ilavesine ilişkin karara eklenen madde ile Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) tarifeleri düzenlendi. Getirilen değişiklik ile kendi ihtiyacı için elektrik üreten kişilerin ürettiği ihtiyaç fazlası elektrik enerjisinin alımına uygulanacak tarife belirlendi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından ilan edilen ve tesis için gösterilen perakende abone grubuna ait tek zamanlı aktif enerji bedeli, tesisin işletmeye giriş tarihinden itibaren 10 yıl boyunca uygulanacak.

Kararname ile getirilen ikinci ek madde ise Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında lisanssız faaliyet yapabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç sınırlamasını esnetti. Eskiden azami 1 megavatlık kurulu güce sahip olabilen üretim tesisleri için yeni üst sınır 5 megavat olarak belirlendi. Bu maddeyi uzun zamandır beklenen mahsuplaşma sistemi için bir yeşil ışık olarak görenler ise, pazar günü yapılan değişiklikle haklı çıktı.

Yeni yönetmelikle neler değişti?

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın Nisan ayında yaptığı açıklamalarla da sinyallerini verdiği yeni Yönetmelik ile birlikte yeni lisanssız elektrik üretimi sistemi 12 Mayıs 2019 tarihli ve 30772 sayılı Resmi Gazete ile yürürlüğe girdi ve Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği ilga etti. Elektrik piyasasında tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesislerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve küçük ölçekli üretim kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması ile elektrik şebekesinde meydana gelen kayıp miktarlarının düşürülmesini amaçlayan yönetmelik ile lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın elektrik enerjisi üretebilecek gerçek veya tüzel kişilere uygulanacak usul ve esaslar belirlendi.

Aylık mahsuplaşma sistemi gelen yönetmelik ile resmileşmiş oldu. Peki mahsuplaşma neyi değiştirdi? Mahsuplaşma ile serbest tüketici olup olmama ayrımına gidilmeksizin herkesin hafta içi veya gece tükettiği elektriği, gündüz veya hafta sonu ürettiği elektrikten karşılama imkanı olacak. Konu ile ilgili açıklamasında Başkan Yılmaz da “Güneşimiz her hane için, her ticarethane için, her sanayici için bir enerji kaynağı olsun istiyoruz. Yeni düzenleme ile her tüketicinin kendi enerjisini üretebilmesinin de yolunu açıyoruz. Güneş çatılarda yükselmeye devam ettikçe hem tüketici kazanacak hem de ülkemiz.”[1] diyerek yeni düzenlemeden beklentilerini dile getirmişti.

Konu ile ilgili Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu – Türkiye Bölümü (“GÜNDER”) de bir açıklama yaptı[2]. GÜNDER Başkanı Kutay Kaleli’nin imzasını taşıyan açıklamada mahsuplaşmada sürenin aylık olarak belirlenmesinin faydasına dikkat çekildi. Sürenin aylık olarak belirlenmesi, vatandaşlar ve işletmelerin şirket kurma veya lisans alma zorunluluğu olmaksızın daha fazla elektrik üretebilmelerine imkan tanıyor.  

Unutulmaması gereken bir nokta şu ki, yönetmeliğin amacı tüketiciye en fazla enerjiyi üretmeye yönlendirmek değil, kendi tüketimini karşılayacak ve aynı zamanda en hesaplı olacak tesisi kurdurmak. Bu sebeple, sürecin etkinleşmesi adına yeni düzenlemede birçok adım atıldığı görülüyor. Bunlardan ilki lisanssız elektrik üretimine ilişkin tüm tebliğ ve yönetmeliklerin tek bir mevzuat altında yürütülmesi iken, başvuru süreçlerinde bürokratik adımların azaltılması, başvurunun kurumlarda geçirdiği sürenin azaltılması ve tüketim tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünün tüketicinin tüketimini en az maliyetle karşılayacağı şekilde düzenlenmesi de başkaca örnekler olarak karşımıza çıkıyor.

Arazi tipi GES projeleri tarihe mi karışıyor?

Uygulama bir yandan beklentileri karşılarken, diğer yandan bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan ilki ise güneş enerjisi santralleri (“GES”) özelinde karşımıza çıkıyor. Yeni yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrası, kurulacak üretim tesisinin güneş enerjisine dayalı çalışacak olması halinde, bunun ancak çatı veya cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebileceğini düzenliyor.[3] Söz konusu hükme ilişkin farklı görüşler ise şimdiden tartışılmaya başlandı.[4]

Her ne kadar hemen bir sonraki fıkrada tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama yapmak amacıyla bir üretim tesisi kurulabileceğine ilişkin istisnaya yer verilse de[5], söz konusu üretim tesislerinin de kurulu güçleri bakımından bağlantı anlaşmalarındaki sözleşme gücü ile sınırlı tutulduğu görülüyor.

Bu haliyle yeni yönetmeliğin arazi tipi GES projelerini tamamen rafa kaldırdığını söylemek mümkün gözükmese de, uygulama alanının oldukça daraldığı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Hangi yönetmeliğe tabi olacaksınız?

Başvurusunun farklı aşamasında olan üretim tesisleri için akıllara gelebilecek bir soru da tesisin hangi düzenleme kapsamında işletileceği olabilir. Özellikle başvuru süreci yeni Yönetmelik’ten önce başlayan tesisler için, tesisin yeni Yönetmelik kapsamında mı yoksa mülga Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği kapsamında mı olacağı hususu önem arz ediyor. Yayınlanan yeni yönetmeliğin geçici maddeleri başvuru sahiplerine bu konuda ışık tutuyor.

Geçici Madde 1 uyarınca çatı ve cephe uygulamalı elektrik üretim tesislerine aylık mahsuplaşmadan yararlanma imkanı getiriliyor. Ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan GES projeleri ile 21 Haziran 2018 tarihinden sonra bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen ve 10 kilovata kadar projelendirilmiş çatı tipi GES projeleri, Yönetmeliğin yürürlük tarihini takip eden 60 gün içerisinde başvuruda bulunulması halinde Yönetmelik kapsamına girecek ve aylık mahsuplaşmadan yararlanabilecek.

Henüz çağrı mektubu düzenlenmemiş ancak bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu almaya hak kazananların yardımına ise Geçici Madde 2 koşuyor. Bu madde uyarınca, yürürlükten kalkan yönetmelik kapsamında çağrı mektubu almaya hak kazanan, alan veya bağlantı anlaşması imzalayan kişilerin bundan sonraki aşamalardaki işlemleri de yeni Yönetmelik kapsamında devam ettirilecek.

Sonuç

Elektrik piyasasındaki değişim rüzgarları bir süre daha esmeye devam edecek gibi gözüküyor. Lisanssız elektrik üretimi kurulu güç sınırlamasının esnetilmesi ve mahsuplaşmaya ilişkin gelişmeler, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ile dağınık üretim sisteminin güçleneceği sinyallerini veriyor. Merkezi enerji santrallerini odağına koyan klasik anlayıştan uzaklaşan ve küçük ölçekli ama son tüketiciye daha yakın santrallerde üretime geçen yeni sistemden piyasanın beklentisi büyük. Enerji ihtiyacını yerinde, daha etkin ve daha verimli bir şekle büründürmesi amaçlanan yeni düzenlemenin uygulamanın ihtiyaçlarına cevap verip veremeyeceğini ise zaman gösterecek.


[1] https://www.epdk.org.tr/Detay/Icerik/2-4827/epdk-baskani-mustafa-yilmaz-“her-tuketicinin-ken

[2] https://www.enerjigunlugu.net/kaleli-vatandas-daha-fazla-lisanssiz-elektrik-uretebilecek-32362h.htm

[3] (3) Bu Yönetmelik kapsamında faaliyet göstermek isteyen kişiler, bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünü ve 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca belirlenecek kurulu gücü geçmeyecek şekilde tüketim tesisi ile aynı ölçüm noktasında, dağıtım tesisi niteliğinde tesis teçhiz etmeden, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisi kurabilir. Güneş enerjisine dayalı üretim tesisleri ancak çatı ve cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebilir.

[4] https://www.enerjiportali.com/lisanssiz-elektrik-uretiminde-yeni-donem-basladi-hasan-yigit/

[5] (4) İlgili diğer mevzuat hükümlerine uygun olması halinde, tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama amacıyla bu Yönetmelik kapsamında üretim tesisi kurulabilir. Ancak ilgili üretim tesisinin kurulu gücü söz konusu sulama tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünden fazla olamaz. 

YEKDEM’den yararlanacaklar dikkat: Zaman daralıyor!

Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretiminin teşvik edilmesi amacıyla getirilen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) yeniden enerji piyasasının gündeminde. 2020 sonrasında uygulanacak teşvik mekanizmasının nasıl şekilleneceği de merak konusu. Bununla birlikte, geçtiğimiz Şubat ayında 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un (“YEK Kanunu”) 6/C maddesine eklenen fıkra ile kapasite artışı lisans tadili Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (“EPDK”) tarafından uygun görülen üretim tesislerinde bahse konu kapasite artışları için YEKDEM’den yararlanılmayacağını hatırlatmakta fayda var.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesisleri için zaman daralıyor. YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim tesislerinin işletmeye girmeleri için son tarih 31 Aralık 2020. Oysa, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim 2019. Hal böyle olunca uygulamada YEKDEM’den faydalanmak isteyen tesislerin akıllarında soru işaretleri oluşabiliyor. Bu yazımızda, uygulamanın son senesi olan 2020 yılında ilgililerin karşılaşması muhtemel birtakım problemlere ve bunlara ilişkin EPDK’nın yaklaşımlarına değineceğiz.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesislerini nasıl bir süreç bekliyor?

Yerli aksam kullanan tesisler için süreç 1 Ağustos’ta Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik’te (“YEKDEM Yönetmeliği”) yer alan belgelerin Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne sunulması ile başlıyor. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim.

Başvuru evraklarının sunulmasını takiben Kasım ayının ilk on günü içerisinde EPDK internet sitesinde yayınlanacak ön YEK listesi için yapılacak itirazlar ise bu listenin yayınlanmasını takip eden beş gün içerisinde EPDK’ya yazılı olarak bildirilecek. 30 Kasım’da nihai YEK listesinin EPDK’nın internet sitesinde yayınlanması üzerine nihai listede yer alan üretim lisansı sahipleri için bir senelik YEKDEM’de yer alma zorunluluğu başlayacak.

10 yıllık süre ne zaman başlayacak?

YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık süre ne zaman başlayacağı, uygulamada özellikle kurulu gücünün bir kısmı için geçici kabul yaptırmış tesisler için merak konusu. Burada altını çizmek istediğimiz husus YEKDEM’den faydalanabilmek için kısmen dahi olsa 31 Aralık 2020 öncesinde işletmeye girilmesi suretiyle YEKDEM mekanizmasına dahil olunması. 10 yıllık süre ise, geçici kabul yapılmış kısmın YEKDEM’den faydalanmaya başladığı tarih esas alınarak hesaplanmakta.

YEKDEM Yönetmeliği’nin 8.maddesi uyarınca 31 Aralık 2020’ye kadar kısmen veya tamamen işletmeye girmiş veya girecek olan üretim tesisler için 10 yıllık süre, lisansına derç edilen ilk kurulu gücün;

  • Tamamının işletmeye giriş tarihinden,
  • Tamamı işletmeye girmeden YEKDEM’e katılması halinde, YEKDEM’e ilk katıldığı tarihten

itibaren işlemeye başlayacaktır.

Bu halde geçici kabul tarihi aslen, üretim tesisinin YEKDEM’e başvuracağı tarihin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Ancak, YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık sürenin başlangıç tarihine esas teşkil etmemektedir. Zira, mezkur sürenin başlangıç tarihi YEKDEM’e ilk katıldığı tarihtir. Bu noktada önem arz eden ayrım tesisin tamamının işletmeye girmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 15 MW’lık kurulu gücünün 10 MW’ı için kısmi geçici kabul alan ve bu dönemde YEKDEM’e katılan bir tesis, 10 yıllık yararlanma süresinin başlaması için YEKDEM’e ilk ünitesinin katıldığı tarihi esas almalıdır. Bu örnekte 15 MW’ın tamamının işletmeye giriş tarihinin dikkate alınması isabetsiz olacaktır. Geriye kalan 5 MW’lık kapasite ise, bu kapasite için alınacak geçici kabul ve işletmeye girişini takiben YEKDEM’den faydalanmaya başlayacak, ancak yararlanma süresi bakımından 10 MW’lık kapasite için tanınmış 10 yıllık süreye tabi olacaktır.

Kapasite artışı YEKDEM’den yararlanma süresini etkiler mi?

Üretim tesislerinde kurulu güç artışı uygulamalarının hayata geçirilmesi de YEKDEM’den yararlanma süreleri konusunda soru işaretleri yaratabiliyor. Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir husus, YEKDEM uygulamasının kapasite üzerinden değil, tesis üzerinden işlediğidir. Dolayısıyla, bir üretim tesisinin YEKDEM’den faydalanabilmesi için 31 Aralık 2020 tarihinden önce kısmen de olsa geçici kabulünün yapılması suretiyle kendisini YEKDEM sistemine atması yeterli olacaktır. Bir başka örnekle açıklamak gerekirse, kurulu gücü 5 MW olan üretim tesisi için geçici kabulün 2020 yılında alındığını ve daha sonra tesisin kurulu gücünün 15 MW’a çıkarıldığı (konuya ilişkin tadilin YEK Kanunu 6/C’de yapılan değişiklikten önce olması koşuluyla) ve ek 10 MW’lık bölüm için 2022 yılında geçici kabulün tamamlandığı bir senaryoda, tesisin tamamının YEKDEM’den faydalanacağı zaman aralığı 2021-2030 yılları olacaktır. Çünkü tesisin YEKDEM’e dahil edildiği ilk tarih 2021 olacaktır.

EPDK’dan yeni karar

EPDK’nın 10 Nisan 2019 tarihli ve 30741 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile 2011 yılı YEKDEM uygulamasının kapsamı genişletildi ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den yararlanmasının önü açıldı. EPDK karar kapsamında;

  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılında YEKDEM’den yararlanabileceğine ve
  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer alan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılının 11 ayında YEKDEM’den yararlanabileceğine

hükmetmiştir. İlgili karara buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer yandan, YEKDEM’den faydalanabilmek için son tarihin 31  Aralık 2020 olduğu buna mukabil YEKDEM başvurularının ise en son 31 Ekim 2020 tarihine kadar yapılması gerektiği göz önüne alındığında, 31 Ekim 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında işletmeye girecek tesislerin (Kısmen dahi işletmeye girmeleri yeterlidir.) YEKDEM’den faydalanacaklarına şüphe bulunmamakla birlikte, bunların başvuru süreçlerine ilişkin olarak herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için EPDK tarafından konuya ilişkin olarak düzenleme yapılması yerinde olacaktır.

Avrupa Teknoloji Devleri ile Mücadele Ediyor!

Geçtiğimiz haftalarda The Economist dergisi, teknoloji devlerinin Avrupa’daki otoriteler tarafından nasıl bir anlayışla ele alındığına yönelik son derece bilgilendirici ve aynı zamanda yol gösterici bir makale yayınladı. Temel gayesi ABD’deki karar alıcılara Avrupa’dan dersler sunmak olan bu makaleyi, Türkiye için de son derece önemli olduğunu düşünerek, mümkün olduğunca çok kişiye ulaşması amacıyla Türkçe’ye çevirdik. Bu alandaki tartışmalara bir katkı sunması dileğiyle de bu blogta yayınlamayı uygun gördük. Keyifli okumalar dileriz.

Avrupa, teknoloji devleri ile mücadele ediyor!

Silikon Vadisi’nin geleceğini anlamak için, Atlantik’i geçin

“Yeni bir dünyanın doğum günü karşınızdadır.” Thomas Paine’in 1776’da bu kelimeleri kaleme almasından bu yana, ABD kendisini “yeni”nin ülkesi – ve Avrupa’yı geçmişte takılı kalmış bir kıta – olarak görmüştür. Bu, hiçbir yerde teknoloji sektöründe olduğu kadar doğru değildir. ABD, dünyanın en değerli 20 teknoloji firmasının 15’ine ev sahipliği yaparken; Avrupa’da bu sayı sadece birdir.  Silikon Vadisi, en parlak fikirlerin en akıllı para ile buluştuğu yerdir. Aynı zamanda ABD, teknoloji devlerinin kamu yararına faaliyet göstermeleri için bu firmaların nasıl ehlileştirileceklerine ilişkin büyük tartışmaların hararetlendiği yerdir. Teknoloji sektörünün önde gelen patronları, firmalarının gizlilik alanındaki hataları dolayısıyla Kongre’nin sert eleştirilerine maruz kalmaktadır. 2020 ABD Başkanlık Seçimleri’nde aday olarak yarışacak olan senatör Elizabeth Warren, Facebook’un bölünmesini istemektedir.

Buna rağmen, dünyanın en güçlü endüstrisinin nereye doğru gittiğini anlamak istiyorsanız Washington ve Kaliforniya’ya değil, Brüksel ve Berlin’e bakmalısınız. Genel kabul görmüş durumun aksine, teknoloji sektörüne ilişkin düzenlemelerde ABD tereddüt yaşarken, AB harekete geçiyor. Google bu hafta, reklamcılık pazarında rekabeti engellediği için 1,7 milyar $ cezaya çarptırıldı. Avrupa yakın zamanda yeni dijital telif yasalarını yürürlüğe koyabilir. Spotify AB’ye Apple’ın hâkim durumunu kötüye kullandığı iddiasıyla şikâyette bulundu. Ayrıca, üst yazımızda açıklandığı üzere AB, bireylerin kendi bilgilerini ve bu bilgiler üzerinden elde edilen kârı kontrol etmelerini ve teknoloji şirketlerinin rekabete zorlanmasını hedefleyen ayrı bir teknoloji doktrinine öncülük etmektedir. Bu doktrin, kabul görmesi halinde, milyonlarca kullanıcıya fayda sağlayabilir, ekonomiyi canlandırabilir ve orantılı bir sorumluluk duygusu olmaksızın uçsuz bucaksız bir güç toplayan teknoloji devlerini sınırlandırabilir.

Batılı düzenleyiciler daha önce de, 1960’larda IBM ve 1990’larda Microsoft dâhil olmak üzere, rekabet üzerinden teknoloji firmaları ile restleşmiştir. Bununla birlikte, bugünün devleri yalnızca yüksek miktarda kira toplamak ve rekabeti bozmak ile değil, (yanlış bilgilendirme aracılığıyla) demokrasiyi istikrarsızlaştırmak ve (özel hayatın gizliliğini ortadan kaldırarak) bireysel özgürlükleri suiistimal etmek gibi daha ağır günahlar ile itham ediliyorlar. Yapay zekânın yola çıkmasıyla birlikte, bilgiye olan talepte bir patlama yaşanmakta, veri yeni ve değerli bir kaynak haline gelmektedir. Yine de cevaplanması hayati önem taşıyan sorular varlığını korumaktadır: Veriyi kim kontrol etmektedir? Kâr ne şekilde dağıtılmalıdır? Neredeyse herkesin aynı fikirde olabileceği tek şey, buna karar veren kişinin Facebook’un skandallara batmış patronu Mark Zuckerberg olamayacağıdır.

Bu soruların cevaplanmasına AB’nin öncülük edeceği fikri, Avrupa’yı bir girişimcilik çölü ve bürokrasinin ruhani evi olarak gören birçok yönetici tarafından garipsenecektir. Aslında, Avrupa’nın isabetli ve yeni fikirleri mevcuttur. Beş büyük teknoloji devi olan Alphabet, Amazon, Apple, Facebook ve Microsoft satışlarının ortalama dörtte birini burada gerçekleştirmektedir. Bunun yanında, dünyanın en büyük ekonomik birliği olan AB’nin standartları, dünyanın gelişmekte olan bölgelerinde örnek alınmaktadır. Avrupa’nın diktatörlüğe ilişkin tecrübesi, onu gizlilik konusunda tetikte tutmaktadır. Düzenleyici otoriteleri, ABD’nin otoritelerine kıyasla lobicilik faaliyetlerinden çok daha az etkilenmektedir ve mahkemeleri ekonomi bakımından daha güncel bir görüşe sahiptir. Avrupa’da teknoloji şirketlerinin azlığı, Avrupa’nın meseleye karşı daha nesnel bir tutum takınmasına yardımcı olmaktadır.

Avrupa’nın yaklaşımının en önemli noktalarından biri neyin yapılmaması gerektiğine karar verilmesidir. Şu an için AB, teknoloji şirketlerinin kârlarına üst limit koyma ve onları hantal ve kalıcı tekellere dönüştürebilecek şekilde regüle etme olasılıklarını elemiştir. Aynı zamanda teknoloji devlerinin parçalanması ihtimali de bir çözüm olarak reddedilmiştir; zira şebeke etkisi sebebiyle, Facebook veya Google’dan ayrılacak küçük yapılardan biri (Facebabies / Googlettes) kolaylıkla yeniden hâkim duruma geçebilecektir. Bunun yerine AB doktrini, iki yaklaşım benimsemektedir. Bunlardan biri, tüm farklılıklara rağmen, üye devletlerin kişisel gizliliğin korunması kültürü üzerine kurulmuştur. Diğeri ise rekabeti arttırmak için AB’nin yasal yetkilerini kullanmaktadır.

İlk yaklaşım, kendinize ilişkin veriler üzerinde hâkimiyetiniz olduğu savı üzerine kuruludur: bu verilere erişim, verileri değiştirme ve bu verileri kimin kullanacağına karar verme hakkınız olmalıdır. Bu, ilkeleri halihazırda dünya çapında birçok ülke tarafından esas alınan Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün (“GDPR”) de özünü teşkil etmektedir. Bir sonraki adım ise kullanıcıların hizmet sağlayıcıları arasında kolaylıkla geçiş yapabilmelerini ve dolayısıyla daha iyi finansal koşullar sunan veya müşterilerin etik kurallara daha uygun biçimde hizmet aldığı sağlayıcıları seçebilmelerini sağlayabilmek adına hizmetler arasında karşılıklı işlerliğe (interoperability) izin verilmesi olacaktır (Tüm arkadaşlarınızı ve paylaşımlarınızı, Facebook’tan daha yüksek gizlilik standartları olan ve size reklam gelirlerinden pay veren Acebook’a taşıyabildiğinizi hayal edin). İngiltere’de Açık Bankacılık olarak isimlendirilen ve müşterilerin harcama alışkanlıklarını, düzenli ödemelerini ve diğer bilgilerini başka sağlayıcılarla paylaşabilmesine imkân tanıyan proje buna bir örnektir. İngiliz hükümeti için hazırlanan yeni bir raporda teknoloji firmalarının da aynı şekilde açılması gerektiği belirtilmiştir.

Avrupa’nın ikinci ilkesi, teşebbüslerin rekabeti dışarda bırakamayacak olmalarıdır. Bu da bir teşebbüsün, platformlarını kullanan rakiplerine eşit şartlarda davranması anlamına gelir. AB, Google’ın arama sonuçlarında çıkan alışveriş siteleri ile, ya da kendisinin Android işletim sistemini kullanan rakip arama motorlarıyla, haksız biçimde rekabet etmesini engellemiştir. Bir Alman görüşü, hâkim durumdaki şirketin toplu ve anonimleştirilmiş biçimde veriyi rakipleri ile paylaşmasını ve bu sayede ekonominin veri istifleyen birkaç dev teşebbüs tarafından yönetilmesindense düzgün bir biçimde işleyeceğini ileri sürmektedir (Örneğin tüm ulaşım şirketlerinin Uber’in trafik düzenine ilişkin bilgilerine erişimi olmalıdır). Almanya, kanunlarını teknoloji devlerinin ileride tehdit oluşturabilecek startapları satın almasını önleyecek şekilde değiştirmiştir.

Avrupa’nın yaklaşımı, tüketicilerin kendi gizliliklerini ve verilerinin ne şekilde paraya dönüştürüldüğünü kontrol ettikleri yeni bir bakış açısı sunuyor. Tüketicilerin hizmetler arası geçiş imkanı, seçenekleri artırması ve standartları yükseltmesi beklenen rekabeti sağlayacaktır., Bunun sonucu ise tüketicilerin hüküm sürdüğü ve bilgi ile gücün dağınık hale geldiği bir ekonomi olmalıdır. Bu da teknoloji devleri için bugünkünden daha az konforlu bir ortam oluşturacaktır. Bu teşebbüsler, kârlarının (en büyük beş şirket için geçen sene bu miktar 150 milyar $ idi) bir kısmını kullanıcılarıyla paylaşmak, daha çok yatırım yapmak zorunda kalabilecek ya da pazar payı kaybedeceklerdir.

Avrupa yaklaşımının riskleri mevcuttur. Teşebbüsler arası gerçek anlamda karşılıklı işlerliğe erişmek zor olabilir. Şimdiye dek GDPR hantal bir yapı ortaya koymuştur. Verilerin açık bir biçimde akışı, gizlilik endişelerinin önüne geçmemelidir. Bu noktada Avrupalı bürokratlar bahsettiğimiz sorulara cevap bulabilmek için, çoğu Amerikalı olan girişimcilere güvenmek durumunda kalacaklardır. Bir diğer büyük risk ise bu yaklaşımın Avrupa dışında bir yerde uygulanmaması ve kıtanın ana akım ile irtibatı kesmiş bir teknoloji Galapagos’u haline gelmesidir. Büyük şirketler ise işlerini iki kıtasal siloya ayırmak noktasında isteksiz kalacaktır. Aynı zamanda ABD’nin teknolojide daha çok Avrupa’ya döndüğüne ilişkin işaretler bulunmaktadır: Kaliforniya, GDPR’a yakın düzenlemeler içeren bir kanunu yürürlüğe soktu. Avrupa, büyük-teknoloji yapbozunun çerçevesini devlet veya gizli tekelleri değil, tüketiciyi güçlendirecek şekilde çizmektedir. Cevabı bulması halinde ise, Amerikalılar bunu esas alma konusunda tereddüt etmemelidirler, her ne kadar bu, atalarının arkada bıraktıkları topraklara dönüp bakmak anlamına gelse de.”

The Economist, 22 Mart 2019