Giriş
Rekabet Kurulu’nun (“Kurul”) yerinde incelemelerde dijital verilerin silinmesine yönelik yaklaşımı uzun süredir oldukça katı. İnceleme başladıktan sonra gerçekleştirilen silme işlemi, silinen içeriğin sonradan geri getirilip getirilmediğinden veya başka bir cihazdan elde edilip edilmediğinden bağımsız olarak, yerinde incelemenin engellenmesi ya da zorlaştırılması şeklinde değerlendiriliyor. Nitekim Kurul, yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması nedeniyle teşebbüslere sıklıkla idari para cezası uygularken, bu yaptırımların yargı mercileri tarafından iptal edilmesi uygulamada oldukça istisnai. Bildiğimiz kadarıyla Sahibinden kararı, yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması nedeniyle verilen bir idari para cezasının iptaliyle sonuçlanan yalnızca ikinci örnek olma özelliğini taşıyor. Danıştay 13. Dairesi’nin 13 Ocak 2026 tarihli kararı ise bu yaklaşımın kişisel cihazlar bakımından önemli bir sınırı bulunduğunu ortaya koydu.

Kurul, Sahibinden Bilgi Teknolojileri Pazarlama ve Ticaret A.Ş.’de (“Sahibinden”) yürütülen yerinde inceleme sırasında bir çalışanın kişisel telefonundaki WhatsApp yazışmalarını sildiği gerekçesiyle teşebbüse 4.807.073 TL idari para cezası vermişti. İlk derece mahkemesinin cezayı iptal etmesi ve istinaf başvurusunun reddedilmesinin ardından dosya Danıştay’ın önüne geldi.
Danıştay, Rekabet Kurumu’nun temyiz istemini reddederek iptal kararını kesin olarak onadı. Kararın önemi ise yalnızca uygulanan idari para cezasının ortadan kalkmasından ibaret değil. Danıştay, yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması nedeniyle uygulanan yaptırımın usuli niteliğini kabul etmekle birlikte, Kurumun yerinde inceleme yetkisinin her türlü bilgi ve veriyi kapsamadığını açıkça ortaya koyuyor. Özellikle kişisel cihazlar bakımından, incelemeye konu verinin teşebbüse ait olduğunun hızlı gözden geçirme sonucunda somut biçimde ortaya konulması gerektiğini vurguluyor.
Kurul Silme Eylemini Nasıl Tespit Etti?
Kurul, 9 Nisan 2021 tarihinde gerçekleştirdiği yerinde inceleme sırasında, bir çalışanın şirket envanterine kayıtlı olmayan kişisel mobil cihazındaki “HRBP” ve “HRBP’lerle” isimli WhatsApp gruplarının içeriklerinin boş olduğunu, buna karşın gruplarda “Bugün” ibaresini taşıyan bir WhatsApp sistem mesajının bulunduğunu tespit etti. Ayrıca aynı gruba üye olan başka bir çalışanın telefonunda inceleme günü gönderilmiş mesajlar yer almasına rağmen, söz konusu mesajların incelenen kişisel telefonda mevcut olmadığı saptandı. Kurul, bu tespitleri birlikte değerlendirerek ilgili WhatsApp sohbetlerinin yerinde inceleme başladıktan sonra silindiği sonucuna ulaştı.
İptale Giden Yol: Yargılama Süreci
Sahibinden, söz konusu idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurdu. Davayı inceleyen ilk derece mahkemesi kararındaki ilk önemli tespit olarak, idari yaptırım uygulanabilmesi için yaptırıma konu fiilin bütün unsurlarıyla somut bilgi ve belgelerle ortaya konulması gerektiğini vurguladı.
Mahkeme, somut olayda tek bir hususa değil, aşağıdaki unsurları birlikte değerlendirerek Kurul kararının hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaştı:
Sahibinden’in inceleme günü saat 11.36’da çalışanlarına gönderdiği e-posta ile e-posta ve telefon yazışmalarının silinmemesi ve istenen belgelerin Kurum görevlilerine sunulması yönünde açıkça uyarıda bulunmuş olması,
Silindiği belirtilen yazışmalara diğer çalışanların telefonlarında yapılan incelemeler sonucunda ulaşılmış olması,
Veri silindiği tespit edilen cihazın ilgili çalışanın kişisel telefonu olması,
Silindiği belirtilen yazışmaların şirket işlerine ilişkin hususlar içermemesi,
Davacının yaptırıma konu fiili işlediğini ortaya koyan somut bilgi ve belgenin bulunmaması.
Mahkeme, bu hususları birlikte değerlendirerek söz konusu eylemin idari para cezasına dayanak oluşturacak nitelikte olmadığına karar verdi ve Kurul kararını iptal etti.
Rekabet Kurumu’nun istinaf başvurusu da sonuç vermedi. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi, yeni bir gerekçe ortaya koymaksızın, ilk derece mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunu reddetti.
Danıştay’ın Son Sözü
Danıştay’a göre yerinde inceleme, Kurulun delil elde etmek amacıyla kullandığı temel yöntemlerden biri ve soruşturmanın doğası gereği haber verilmeksizin, süratli ve kesintisiz biçimde yürütülmesi gerekiyor. 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinde öngörülen yaptırım da inceleme sürecinde ortaya çıkabilecek aksaklıkların yarattığı soyut tehlikeye karşı öngörülmüş usuli nitelikte bir idari para cezası.
Bununla birlikte Danıştay, yerinde inceleme yetkisinin sınırsız olmadığının da altını çiziyor. 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesi Kurula herhangi bir kişiye ait her türlü bilgi ve belgeyi inceleme yetkisi vermiyor. Bu yetki, Kanun’un Kurula verdiği görevlerin yerine getirilmesi amacıyla teşebbüse ait veri ve belgelerle sınırlı. Bu ayrım, özellikle kişisel mobil cihazlar bakımından önem taşıyor. Nitekim somut olayda incelenen telefon çalışanın kişisel malvarlığına ait olmakla birlikte, cihazın iş ile bağlantılı bazı veriler içerdiği kabul ediliyor. Ancak Danıştay’a göre bu durum, kişisel cihazdaki tüm verilerin kendiliğinden Kurumun inceleme yetkisi kapsamına girdiği anlamına gelmiyor.
Danıştay bu noktada Yerinde İncelemelerde Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuz’a dayanarak kişisel cihazlar bakımından iki aşamalı bir yaklaşım benimsiyor. Öncelikle hızlı gözden geçirme yoluyla cihazın teşebbüse ait dijital veri içerip içermediğinin belirlenmesi gerekiyor. Böyle bir veri bulunduğu takdirde ise kişisel cihazın tamamı değil, yalnızca teşebbüse ait veri içeren kısımları incelemeye tabi tutulabiliyor. Daire, teknolojinin gelişmesiyle birlikte kişisel cihazlarda iş verisi bulunmasının olağan hâle geldiğini ve bu verilerin yerinde inceleme dışında tutulmasının beklenemeyeceğini kabul ederken, kişisel cihazların aynı zamanda özel hayatın gizliliği alanına girdiğini de özellikle vurguluyor. Bu nedenle Kurumun, hızlı gözden geçirme sonucunda incelediği verinin neden teşebbüse ait olduğunu ortaya koyması gerekiyor.
Kararın somut uyuşmazlık bakımından belirleyici noktası da burada ortaya çıkıyor. Danıştay, silinen mesajların bulunduğu WhatsApp grubuna başka bir çalışanın telefonundan ulaşılmış olmasına rağmen, ilgili grupların ve bu gruplardaki yazışmaların teşebbüse ait veri niteliğinde olduğunun somut verilerle ortaya konulmadığını tespit ediyor. Başka bir ifadeyle, kişisel cihazda iş ile ilgili bazı verilerin bulunması tek başına yeterli değil; yaptırıma dayanak yapılan belirli veri veya yazışmanın da Kurumun inceleme yetkisi kapsamında olduğunun gösterilmesi gerekiyor. Bu yönüyle karar, Kuruma yalnızca inceleme yetkisinin sınırlarına riayet etme yükümlülüğü değil, incelediği veya silindiğini ileri sürdüğü verinin neden teşebbüse ait olduğunu somutlaştırma yönünde pozitif bir gerekçelendirme yükü de yüklüyor.
Bu yaklaşımın uygulamadaki önemli sonuçlarından biri, kişisel cihaz incelemelerinde teşebbüs temsilcilerinin ve avukatların incelemeye etkin biçimde refakat etmesinin önem kazanması olabilir. Özellikle anahtar kelime aramaları sonucunda kişisel nitelikteki verilerin inceleme kapsamına girmesi ihtimalinde, bu verilerin teşebbüs verisinden ayrıştırılmasına yönelik itiraz ve müdahalelerin zamanında yapılabilmesi, Danıştay’ın kurmaya çalıştığı etkin yerinde inceleme ile özel hayatın korunması arasındaki dengenin pratikteki karşılıklarından biri olarak değerlendirilebilir.
Kararın bir diğer dikkat çekici yönü ise Danıştay’ın 13 Ocak 2026 tarihli kararında Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuz’a açıkça dayanması. Kılavuzun Kurumun internet sitesinde artık yayımlanmaması dikkat çekse de yürürlükten kaldırıldığına ilişkin ayrıca bir Kurul kararı bulunmadığı dikkate alındığında, Danıştay’ın Kılavuz’u karar tarihinde hâlen uygulanabilir hukuki çerçevenin bir parçası olarak değerlendirdiği söylenebilir. Nitekim Daire, kişisel cihazların incelenmesine ilişkin sınırları doğrudan Kılavuz’un hızlı gözden geçirme ve yalnızca teşebbüse ait verilerin incelenmesi esasları üzerinden kuruyor.
Sonuç
Özellikle kişisel cihazlar bakımından kararın ortaya koyduğu eşik daha belirgin: İnceleme başladıktan sonra bir silme işlemi tespit edilmişse, Kurumun bununla yetinmeyip silinen içeriğin işle bağlantılı olduğunu da somutlaştırması gerekiyor. Danıştay’ın ifadesiyle, ilgili WhatsApp grubunun teşebbüse ait veri içerip içermediğinin yerinde inceleme tutanağı, teknik görüş veya Kurul kararıyla ortaya konulamaması, Sahibinden dosyasındaki temel eksikliği oluşturdu.
Teşebbüsler bakımından ise karar bir rahatlama sinyali olarak okunmamalı. İnceleme başladıktan sonra, şirket veya kişisel cihaz ayrımı yapılmaksızın veri silinmemesine yönelik derhâl uyarı yapılması önemini koruyor. Bunun yanında, özellikle kişisel cihazların incelendiği durumlarda şirket temsilcileri ve avukatların incelemeye etkin biçimde refakat etmesi, kişisel nitelikteki veriler ile teşebbüse ait verilerin ayrıştırılmasına yönelik itirazların zamanında yapılabilmesi açısından daha da önemli hâle geliyor.
Sonuç olarak Sahibinden kararı, “kişisel telefonda silme varsa ceza verilemez” şeklinde bir kural getirmiyor. Kararın asıl mesajı daha sınırlı: Kişisel bir cihazda inceleme başladıktan sonra silme tespit edilmesi hâlinde, yaptırım uygulanabilmesi için silinen içeriğin Kurumun inceleme yetkisi kapsamındaki teşebbüs verisi olduğunun somut olarak ortaya konulması gerekiyor. Bu yönüyle, önümüzdeki dönemde “veri silindi mi?” sorusunun yanında “ne silindi ve bunun teşebbüsle bağlantısı nasıl ortaya konuldu?” sorusunun da yerinde inceleme tutanakları, teknik raporlar ve Kurul kararlarında çok daha görünür hâle gelmesini bekleyebiliriz.