Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 18 Ağustos 2026’da yayımladığı Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nda, pek çok okurun gözünden kaçmış olabilecek küçük bir ayrıntı var. Plan, önümüzdeki yıllarda yetiştirilmesi hedeflenen 100.000 kişilik “yapay zekâ uygulama profesyoneli” katmanını tarif ederken hangi meslekleri kastettiğini tek tek sayıyor: Mühendislik, sağlık, finans, tarım, kamu yönetimi ve hukuk. Bir ulusal eylem planında hukukun adının açıkça geçmesi ilk bakışta sevindirici. Ama bu satırı okuduğumuzda aklımıza gelen ilk soru şu oldu: bu profesyonel tam olarak kim, ve kim olduğuna kim karar verecek?
Hatırlarsanız, yapay zekânın hukuk pratiğine temas ettiği noktalara bu blogda daha önce iki farklı açıdan değinmiştik. Hukuk fakültesinde kurulan yeni laboratuvarı adalete erişim perspektifinden ele almış, iş yerinde ChatGPT kullanımının hukuki risklerini ise çalışan ve işveren gözünden tartışmıştık. Bu yazıda bir adım geri çekilip mesleğin kendisine bakmak istiyoruz. Zira Eylem Planı’nın hukuku saydığı günlerde Atlantik’in öte yakasında piyasa, aynı kişiye çoktan bir unvan ve bir fiyat biçmiş durumda: “hukuk mühendisi” (legal engineer).

Peşinen söyleyelim: bu unvanın arkasında gerçek bir ihtiyaç var, fakat unvanın kendisi o ihtiyacı anlatmaktan giderek uzaklaşıyor. Daha da önemlisi, bu mesleğin hukuk bürolarında kök salıp salmayacağını teknolojinin değil, bizim bu blogda sıkça döndüğümüz iki eski tanıdığın belirleyeceğini düşünüyoruz: fiyatlama ve teşvikler. Yazının perspektifi bu yüzden hukuk ve iktisat (law and economics) ile sanayi iktisadı olacak. Bir de şeffaflık notu düşelim: bu satırların yazarlarından biri (Emin Köksal) bir hukuk bürosunun rekabet ekibinde yapay zekâ iş akışları tasarlıyor. Yani anlattığımız dönüşümün dışından değil, içinden konuşuyoruz; okurun bunu bilerek okuması gerekir.
Üç İlan, Üç Farklı İş: Unvan Ne Kadar Yük Taşıyabilir?
Amerikan hukuk piyasasını yakından izleyen Josh Kubicki, Temmuz ayında yaptığı bir çalışmada piyasanın üç ayrı köşesinden birer iş ilanı alıp yan yana koymuş.[1] Sonuç, bize göre bu yılın en öğretici piyasa verilerinden biri. Geleneksel büyük büro Kirkland & Ellis, yıllık 177 ila 218 bin dolar arasında bir ücretle “inovasyon yapay zekâ geliştiricisi” arıyor; ilanda vektör veri tabanları, model değerlendirme çerçeveleri gibi mühendislik gereksinimleri sıralanırken hukuk tecrübesi yalnızca “tercih sebebi” olarak geçiyor. Yapay zekâ ile kurulmuş yeni nesil büro Norm AI ise tam tersi bir ilan vermiş: hukuk diploması şart, iki ila dört yıl büyük büro tecrübesi şart, teknik tarafta ise yalnızca “merak” bekleniyor. Ücret aralığı 175 ila 225 bin dolar artı hisse. Üçüncü ilan ise sektörün önde gelen hukuk yapay zekâsı tedarikçisinden geliyor ve “hukuk mühendisi” unvanını en temiz haliyle kullanıyor: hukuk diploması, üç yıl şirket içi hukuk tecrübesi, sunum ve atölye yönetme becerisi, yapay zekâya “merak”. Ücret ise 270 ila 320 bin dolar.
Bu üç ilanı yan yana okuduğumuzda aslında üç farklı iş görüyoruz: bir inşa eden, bir tercüme eden, bir de satan. Kubicki’nin dikkat çektiği ayrıntı ise ücretin yapısında gizli. Tedarikçinin 320 bin dolarlık teklifi “hedef kazanç” (on-target earnings) biçiminde ve dörtte biri performansa bağlı. Mühendislere kimse böyle ücret ödemez; satış ekiplerine ödenir. Yani en parlak unvan, içinde hiç mühendislik olmayan işe takılmış ve o iş, gerçek sistemleri kuran mühendislerden daha fazla kazanıyor. Kubicki’nin formülü akılda kalıcı: iş satışa yaklaştıkça kelimeler süsleniyor. Buradan çıkan ders bizce net. Unvan hiçbir bilgi taşımıyor; bilgiyi taşıyan şey, her kurumun o rolü hangi ihtiyaçtan yola çıkarak tasarladığı.
Sanayi iktisadı diliyle söylersek burada gözlemlediğimiz şey, içsel iş tasarımının (endogenous job design) gerçek zamanlı bir örneği. Bir iş, doğa tarafından verilmiş bir görev demeti (task bundle) değil, firmanın kendi ihtiyacına göre kurduğu bir pakettir. Aynı teknolojiyle karşı karşıya kalan üç kurum üç farklı paket kurmuş ve her paketin fiyatı, içindeki beceriye değil gelire olan yakınlığına göre belirlenmiş. Türkiye’de bürolar bu unvanı konuşmaya başladığında, bu üç ilanı hatırlamakta fayda var.
Altı Yetkinliğin Beşi Zaten Büroda: Peki Neden Kimse Görmüyor?
Unvanı bir kenara bırakıp ihtiyaca baktığımızda tablo daha ilginçleşiyor. Kubicki, bir hukuk bürosunda yapay zekâyı gösterişli bir demodan savunulabilir bir iş ürününe taşımak için gereken yetkinlikleri altıya ayırıyor: işin gerçekte nasıl aktığını çözen iş akışı zekâsı, hangi hatanın gerçek bir risk doğurduğunu bilen hukuki muhakeme, neyin inşa edilmeye değer olduğunu hesaplayan ticari muhakeme, kıdemli bir avukatın kafasındaki örtük bilgiyi yazılı bir tarife dönüştüren tercüme, önceden belirlenmiş test setleri ve hata kategorileriyle çalışan kanıt disiplini ve nihayet modelleri, ajanları ve entegrasyonları bilen teknik yetkinlik. Tezin can alıcı kısmı şu: bu altı yetkinliğin beşi yeni değil. Süreç mühendisliği, iş analizi, fiyatlama, yazılım kalite güvencesi ve avukatlığın kendisi onlarca yıldır var. Yalnızca sonuncusu hukukçular için gerçekten yeni. Buna rağmen sertifika programlarının ve eğitim bütçelerinin neredeyse tamamı o tek yeni yetkinliğe akıyor.
Burada bir parantez açmakta fayda var, çünkü aynı teşhise Atlantik’in bu yakasından da ulaşılmış durumda. İngiltere’de hukuk bürolarıyla çalışan Uwais Iqbal, yapay zekâ açısından olgunlaşmış bir büronun neye benzediğini on beş maddede tarif ederken inşa işini tek bir kişiye değil, üç kişilik bir ekibe veriyor: hukuki mantığın sahibi bir alan uzmanı, örtük bilgiyi tarife çeviren bir tercüman ve bunu hayata geçiren bir teknik kaynak.[2] Burak Özdemir bu çerçeveyi Türkiye’deki bürolar için uyarlamış ve aynı ekibi, dönüşmüş bir büronun kalbine yerleştirmiş durumda. Kubicki’nin “tek boynuzlu at aramayın, üç dört kişilik bir ekip kurun” önerisiyle neredeyse kelimesi kelimesine örtüşen bu çerçeveye iki uygulamacının birbirinden bağımsız, Atlantik’in iki yakasında ulaşmış olması bizce bir moda değil, bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzun en güçlü işareti. Iqbal’in bütçe oranı da dikkate değer: yazılıma harcanan her bir sterline karşılık eğitime on, o yazılımı destekleyen insanlara elli sterlin. Bu oranın ölçülmüş bir büyüklükten çok bir uygulamacı sezgisi olduğunu teslim etmekle birlikte, Stanford’un 51 kurumsal yapay zekâ projesini inceleyen çalışmasının bulduğu bire on somut-soyut maliyet oranıyla aynı yöne işaret ettiğini not edelim.

İhtiyacın ne kadar gerçek olduğunu sayılardan da görebiliyoruz. LegalOn’un bu ay yayımlanan şirket içi hukuk anketinde katılımcıların yüzde 92’si yapay zekâ kullandığını belirtirken, süreçlerin tamamında kullananların oranı yüzde 2.[3] Küçük ve tedarikçi kaynaklı bir anket olduğu için rakamdan çok dağılımın biçimine bakmak gerekiyor; ama o biçim, iktisatçıların benimseme ile içselleştirme (adoption versus integration) arasında yaptığı ayrımın hukuktaki en uç örneği. Aynı hafta yayımlanan bir başka veriye göre Amerikan hukuk bürolarının yazılım harcaması 2021’den bu yana yüzde 41 artmış ve teknoloji bütçesi büro gelirinin yüzde 5 ila 6’sına ulaşmış; buna karşılık araştırmaya katılan büroların hiçbiri yapay zekânın değer üretip üretmediğini tutarlı biçimde ölçebildiğini gösterememiş. Gelirin yüzde altısını harcayıp işe yarayıp yaramadığını bilmemek, tam olarak o altıncı değil, beşinci yetkinliğin, yani kanıt disiplininin eksikliği demek.
Kazanılan Saat Kime Kalıyor? Meselenin Fiyatlama Tarafı
Buraya kadar anlattıklarımız “o zaman bürolar neden bu ekibi kurmuyor” sorusunu cevapsız bırakıyor. Yetkinlikler büroda, ihtiyaç ortada, tedarikçiler aynı insanları büro maaşının üstünde ücretlerle toplarken bile bürolar kıpırdamıyor. Bizce bu sorunun cevabı teknolojide değil, fiyatlamada. Jordan Furlong’un geçtiğimiz hafta derlediği verilere bakalım: Thomson Reuters’ın endeksine göre kurumsal müvekkillerin hukuk bürolarına yaptığı harcamanın yüzde 90’ı hâlâ standart saatlik ücretle gerçekleşiyor ve bu oran bir yıl öncesine göre üç puan artmış durumda. Büroların yüzde 58’i yapay zekânın faturalandırmalarında hiçbir şeyi değiştirmediğini söylüyor. Amerikan bürolarının saatlik ücretleri ise 2026’nın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 7,1 artmış.[4] Üretken yapay zekânın saatlik ücreti öldüreceği üç yıldır söyleniyor; veriler ise saatlik ücretin payının arttığını ve kârlılığın hacimden değil fiyattan geldiğini gösteriyor.
Bu tabloyu iktisadi açıdan değerlendirdiğimizde, saatlik ücretin bir fiyatlama yöntemi olmaktan çok bir değer vekili (value proxy) olduğunu görüyoruz. Hukuk hizmeti klasik bir kredibilite malı (credence good): alıcı, satın aldığı şeyin değerini satın alma anında bilemez, çoğu zaman sonrasında da bilemez. Tamirciye arabayı bırakırken yaşadığımız çaresizliğin kurumsal hali diyebiliriz. Böyle bir piyasada harcanan süre, başka bir ölçü olmadığı için değerin yerine geçiyor. Furlong’un tespiti bize göre mesleğin en az konuşulan gerçeği: çoğu avukat kendi işinin değerini harcadığı zamandan başka bir ölçüyle ifade etmeyi bilmiyor. Vekil ortadan kalktığında geriye “sen ne kadar edersin” sorusu kalıyor ve bu sorunun hazır bir cevabı yok.
İşte hukuk mühendisinin büroda neden kök salmadığının iktisadi mekanizması tam burada. Saatlik ücretle çalışan bir matterda verimlilik artışı geliri azaltır; kazanılan saat, faturalanmayan saattir. Sabit ücretli bir işte ise aynı verimlilik doğrudan kâra dönüşür. Iqbal’in olgunluk tablosunda “değer nereye düşüyor” diye ayrı bir satır var ve ilk aşamadaki cevabı tek kelime: hiçbir yere. Saatlik ücret düzeninde zaman kazanmak daha az fatura kesmek demek olduğundan verimlilik bir fırsat olarak değil, bir tehdit olarak okunuyor. Verdiği örnek de yalın: tapu, veraset veya gizlilik sözleşmesi incelemesi gibi sabit ücretli bir işi yüzde yetmiş kısaltırsanız bu fark büroda kalır.[5] Dolayısıyla altı yetkinliği bir araya getirecek ekibin kurulmasını bekleyebileceğimiz yer, teknolojinin en uygun olduğu iş değil, kazanılan saatin büroda kalabildiği iş. Müvekkillerin yüzde 2’sinden azının fiyatı büro seçiminde belirleyici gördüğü bir piyasada da bu baskı dışarıdan gelmiyor. Bu yüzden “hukuk mühendisi bulamıyoruz” cümlesinin çoğu zaman yetenek piyasası hakkında değil, teşvik yapısı hakkında bir cümle olduğunu düşünüyoruz.
Bir de tabloda görünmeyen bir erozyona dikkat çekmek istiyoruz. Anthropic’in yaklaşık 9.700 kişilik anketinde katılımcıların yüzde 27’si, yapay zekâ sayesinde aksi halde satın almak zorunda kalacakları bir hizmetten tasarruf ettiğini söylüyor.[6] Hukukta bunun karşılığı kesilmeyen fatura değil, hiç gelmeyen talep: basit sözleşme taslağı, standart ihtarname, ön görüş. Büroların kendileri hakkında topladığı her istatistik, saatlik ücret payı dahil, hayatta kalan işler üzerinden ölçülüyor. Dolayısıyla “saatlik ücret gayet iyi durumda” ile “zemin kayıyor” önermelerinin ikisi birden doğru olabiliyor. Uzaktan hoş gelen davulun sesi, bu kez bürolara değil, bürolara hiç uğramayan müvekkillere çalıyor.
Asıl Kırılan Şey İstihdam Değil, Yetişme Hattı
Bu dönüşümün en çok konuşulan sorusu “avukatlar işsiz kalacak mı” sorusu. Verilere baktığımızda asıl kırılganlığın başka yerde olduğunu görüyoruz. Anthropic’in kullanım verilerine göre yapay zekânın üstlendiği görevlerin ortalama eğitim gereksinimi 14,4 yıl; ekonominin genelindeki görev ortalaması ise 13,2 yıl. Yani teknoloji işin en nitelikli parçasını alıyor: araştırma, karar taraması, ilk taslak. Özdemir’in vurguladığı gibi, alınan o nitelikli parça aynı zamanda mesleğin öğrenildiği parça.[7] Bu yüzden yapay zekânın hukuktaki ilk somut etkisinin kıdemli avukat işsizliği olarak değil, stajyer ve junior avukatın yetişme hattının kopması olarak görüneceğini düşünüyoruz. Amerika ve İsveç’te genç çalışanların işe alımında ölçülen düşüşlerle uyumlu bu tahmin, hukukta henüz doğrudan test edilmiş değil; ama mekanizma ortada.

Bu noktada Kubicki’nin üç ilanındaki bir ayrıntıya geri dönmek istiyoruz. Norm AI, tercüman pozisyonlarını Milbank ve Skadden’dan ayrılan orta kıdemli avukatlarla doldurmuş; tedarikçi ise şirket içi hukuk departmanlarından eleman topluyor ki aynı departmanlara satış yapabilsin. Kubicki’nin deyişiyle büroların avukat kadrosu, o bürolara ürün satan şirketlerin altyapı takımına dönüşmüş durumda. Yetişme hattı böylece iki ucundan birden çekiliyor: alttan teknoloji nitelikli işi alıyor, üstten tedarikçiler yetişmiş olanı götürüyor. Özdemir’in önerisi ise mesleğin müfredatıyla ilgili: junior avukatın rolü üreticiden denetleyiciye kayıyor ve denetim, üretimden daha ileri bir beceri. Bu beceriyi bugün ne hukuk fakülteleri ne barolar öğretiyor.
Eylem Planı’na Dönersek: Müfredatı Kim Yazacak?
Şimdi başa, Eylem Planı’nın hukuku saydığı satıra dönebiliriz. Plan, yalnızca bir hedef sayı vermiyor; bir ölçüm çıtası da koyuyor. Okuryazarlık programının başarısı katılımcı sayısıyla değil öğrenme çıktısıyla ölçülecek, mikro sertifikalar içeriğe erişildiğini değil asgari başarı eşiğinin geçildiğini gösterecek.[8] Devletin kendi programı için koyduğu bu çıtayı sektöre uyguladığımızda, Özdemir’in dört sorusuna varıyoruz: aynı işi kaç dakikada bitiriyoruz, hata oranımız ne, hangi süreci yeniden yazdık ve ekibin ne kadarı o yeni süreci gerçekten kullanıyor? Bu dört soruya rakamla cevap veremeyen bir büronun elinde, Özdemir’in deyişiyle, dönüşüm değil abonelik var.

Ancak burada ikinci bir parantez açmamız gerekiyor. Amerikan piyasasının bize gösterdiği şey, rolün tanımını ilk yapanın tedarikçiler olduğunda ne olduğu: unvan süsleniyor, sertifika tek yetkinliğe yığılıyor, yetişmiş insan büro dışına akıyor. Eylem Planı’nın “sektörlerle birlikte tasarlanacak programlar” ifadesi, Türkiye’de bu sıranın tersine kurulabileceğine dair bir kapı aralıyor. Hukuk için o müfredatı kimin, hangi standartla yazacağı ise henüz belli değil. Plan ayrıca yetenek ile düzenleme ve güven bileşenlerini “kesişen” olarak tanımlıyor; her iki alanda da sözü olan bir meslek grubundan bahsediyoruz. Soru, hukukçuların bu dönüşüme yalnızca uyum danışmanı olarak mı, yoksa dönüşümü kurgulayan taraf olarak mı dahil olacağı. Bu sorunun cevabının önümüzdeki iki yılda verileceğini ve çok şeyi belirleyeceğini düşünüyoruz.
Sonuç Yerine: Unvan Kostüm, İhtiyaç Gerçek
Genel bir değerlendirme yapıldığında, “hukuk mühendisi” unvanının bir süre sonra içi boşalacak bir moda, arkasındaki ihtiyacın ise kalıcı olduğunu söyleyebiliriz. İhtiyacın adı, yapay zekâyı demodan savunulabilir bir iş ürününe taşıyabilecek bir kurum içi kapasite; bu kapasitenin bileşenlerinin çoğu zaten bürolarda, yalnızca başka isimlerle ve çoğu zaman yetkisiz biçimde duruyor. Piyasanın üç ilanı, bu kapasiteyi tek bir kişide aramanın en derin ceplerde bile sonuç vermediğini gösteriyor.
İzlenmesi gereken riskleri de açıkça belirtelim. Birincisi, unvanın içini boşaltmanın en ucuz yolu olan yeniden etiketleme: bilgi yönetimi müdürüne “hukuk mühendisi” deyip kapasiteyi kurulmuş saymak, Kubicki’nin deyişiyle kanıttan önce gelen ve tutulamayacak bir vaat. İkincisi, sertifika enerjisinin tek yetkinliğe yığılması. Üçüncüsü ve bizce en önemlisi, fiyatlama tarafının hiç konuşulmaması: kazanılan saat büroda kalamadığı sürece bu ekibi kurmanın iktisadi gerekçesi oluşmuyor. Kapsam dışında bıraktığımız bir konuyu da not edelim: bu yazıdaki verilerin hiçbiri Türkiye’ye ait değil. Türkiye’de baro veya büro düzeyinde bir yapay zekâ benimseme araştırması henüz bulunmuyor ve bu yokluk, başlı başına bir bulgu.
Şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu unutmamak kaydıyla, Eylem Planı’nın hukuku saymış ve ölçüm çıtasını yukarı koymuş olmasını olumlu buluyoruz. Unvanın mı yoksa ihtiyacın mı kazanacağını, müfredatı kimin yazdığı belirleyecek. Fakat şunu söyleyebiliriz: rolü ilanlardan değil, kendi işimizdeki ağrıdan yola çıkarak tanımlarsak yön doğru.

[1]Josh Kubicki, “The $320K Legal Engineer, Decoded”, Brainyacts #290, 22 Temmuz 2026, https://thebrainyacts.beehiiv.com/p/290-the-320k-legal-engineer-decoded ; altı yetkinlik çerçevesi için “Your firm may already have the AI talent it needs”, Brainyacts #294, 19 Ağustos 2026, https://thebrainyacts.beehiiv.com/p/294-your-firm-may-already-have-the-ai-talent-it-needs
[2]Uwais Iqbal, “Want to become an AI Native law firm?”, LinkedIn, 2026, https://www.linkedin.com/posts/uwaisiqbal_want-to-become-an-ai-native-law-firm-that-share-7486047578745327616-qovR/ . Çerçevenin Türkiye için uyarlaması: Burak Özdemir, “Yapay Zeka Tabanlı Hukuk Bürosu: Dönüşenlerin Hikayesi”, 28 Temmuz 2026, https://burakozdemirlegal.substack.com/p/yapay-zeka-tabanl-hukuk-burosu-donusenlerin . Bire on maliyet oranı için: Pereira vd., Enterprise AI Playbook, Stanford Digital Economy Lab, 2026.
[3]LegalOn, 2026 In-house Legal Pulse, aktaran Artificial Lawyer, “Inhouse Embraces AI…And Does Little With It”, 18 Ağustos 2026, https://www.artificiallawyer.com/2026/08/18/inhouse-embraces-aiand-does-little-with-it/ . Harbor’ın büro teknoloji harcaması verisi için Artificial Lawyer, 21 Ağustos 2026, https://www.artificiallawyer.com/2026/08/21/harvey-tenet-nashville-legal-innovators/
[4]Jordan Furlong, “Long live the billable hour must die!”, 14 Ağustos 2026, https://jordanfurlong.substack.com/p/long-live-the-billable-hour-must . Kaynak veriler Thomson Reuters 2025 Legal Department Operations Index, Best Law Firms Ağustos 2026 anketi ve Thomson Reuters Law Firm Financial Index.
[5]Iqbal, a.g.e.
[6]Burak Özdemir, “Yapay Zeka ile Hukukta Rekabetin Ekseni Değişti”, 4 Ağustos 2026, https://burakozdemirlegal.substack.com/p/yapay-zeka-ile-hukukta-rekabetin ; Anthropic Economic Index verilerini aktarmaktadır.
[7]Özdemir, “Yapay Zeka ile Hukukta Rekabetin Ekseni Değişti”, a.g.e.
[8]Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, https://www.sanayi.gov.tr/yapayzekaeylemplani ; hukuk pratiği açısından okuması için Burak Özdemir, “Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı: Metin İyi, Asıl Sınav Uygulamada”, 18 Ağustos 2026, https://burakozdemirlegal.substack.com/p/turkiye-yapay-zeka-eylem-plan-metin