İçeriğe geç

Tarafından getirildi

logo

Rekabet ve Regülasyon

En yeni haberler, değişiklikler, kararlar, değerlendirmeler…

open menu close menu

Rekabet ve Regülasyon

  • Anasayfa
  • Hakkımızda

E-Ticaret Platformları İçin Yeni Dönem: AYM’den Genel Sorumsuzluk Rejimine Anayasal Sınır

Yazar Sercan Sağmanlıgil and Öykü Gürses
08 Haziran 2026
  • Genel
Share on Facebook Share on Twitter Share via email Share on LinkedIn

Türkiye’de e-ticaret ekosistemi uzun süredir aynı temel soru etrafında şekilleniyor: Bir çevrimiçi pazaryeri, üçüncü taraf satıcı ile tüketici arasındaki işlemi yalnızca teknik olarak mı kolaylaştırır, yoksa tüketicinin satın alma kararını, işlem güvenliğini ve satış sonrası deneyimini fiilen yöneten daha aktif bir aktör müdür?

Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM” veya “Mahkeme”) 12 Şubat 2026 tarihli kararı, bu soruya tüketici hukuku ve anayasal haklar kesişiminde önemli bir yanıt veriyor. 2 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan karar ile AYM, aracı hizmet sağlayıcıların tüketici sözleşmelerindeki sorumluluğunu sınırlayan iki önemli hükmü Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti[1].

Karar, ilk bakışta e-ticaret platformlarının ayıplı mal veya hukuka aykırı içerikten doğan sorumluluğunu genişleten teknik bir iptal kararı gibi görünse de etkisi bununla sınırlı değil. Mahkeme, dijital pazaryerlerinin artık yalnızca “tarafları buluşturan nötr aracılar” olarak değerlendirilemeyeceğini, platformun ürün sunumu, satıcı seçimi, ödeme, reklam, kampanya, müşteri hizmetleri ve satış sonrası süreçlerdeki rolüne göre sorumluluk tartışmasının yeniden kurulması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle Karar, aslında doktrinde uzun süredir tartışılan “aktif/pasif aracı hizmet sağlayıcı” ayrımını anayasal düzleme taşıyor[2].

Bu yazımızda, AYM’nin iptal kararının arka planını, Karar’ın hangi hükümleri neden Anayasa’ya aykırı bulduğunu, platform sorumluluğu bakımından “güvenli liman” rejiminin sınırlarını ve 2 Mart 2027’ye kadar geçecek dönemde e-ticaret platformlarını bekleyen uyum başlıklarını inceliyoruz.

Kararın Odağındaki Düzenlemeler

AYM kararının merkezinde iki düzenleme yer alıyor.

İlk eksende, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunu’nun (“TKHK”) mesafeli sözleşmelere ilişkin 48. maddesinin altıncı fıkrasının (d) bendinde yer alan “ile 11 inci” ibaresi iptal edildiğini görüyoruz. Bu ibare, aracı hizmet sağlayıcının (“AHS”) satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil ettiği durumlarda dahi, ayıplı mala ilişkin TKHK m.11 kapsamındaki seçimlik haklar bakımından sorumsuzluğunu düzenliyordu.

TKHK m.11, tüketiciye ayıplı mal satılması halinde sözleşmeden dönme, bedelde indirim, ücretsiz onarım veya ayıpsız misli ile değişim gibi seçimlik haklar tanıyor. Dolayısıyla iptal edilen ibare, özellikle çevrimiçi pazaryerleri üzerinden satın alınan ayıplı ürünlerde tüketicinin bu hakları doğrudan platforma karşı ileri sürüp süremeyeceği tartışmasının merkezindeydi.

Bir diğer odak noktası, E-Ticaret Kanunu 9. maddesinin birinci fıkrası, tüketici sözleşmeleri yönünden iptal edilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu hüküm, aracı hizmet sağlayıcının, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ve içeriğe konu mal veya hizmetle ilgili hukuka aykırı hususlardan sorumlu olmayacağını düzenliyordu.

AYM ise bu hükmü yalnızca tüketici sözleşmeleri bakımından dikkate almış ve bunun sonucu olarak da E-Ticaret Kanunu m.9/1’in tüm uygulama alanının tamamen ortadan kaldırılmadığını ancak tüketici işlemlerinde aracı hizmet sağlayıcılar lehine öngörülen genel ve kategorik sorumsuzluk rejimini anayasal açıdan sorunlu bulunduğu dikkat çekiyor.

Pasif Aracı mı, Aktif Pazaryeri mi?

AYM aracı hizmet sağlayıcılarını tek bir kategoride ele almamakta ve bir ayrıma gitmektedir. Bu ayrım kapsamında, bazı aracıların yalnızca alıcı ile satıcının uzaktan iletişim kurmasını sağlayan teknik ve pasif bir altyapı sunduğunu; buna karşılık bazı aracıların mal veya hizmet üzerinde bilgi ve kontrol sahibi olabildiğini, hatta ticari faaliyetin yürütülmesinde aktif rol üstlenebildiği kararda kabul ediliyor.

Bu ayrım, doktrinde uzun süredir vurgulanan aktif/pasif platform tartışmasıyla örtüşüyor. E-ticaret platformlarının ayıplı mallardan doğan sorumluluğuna ilişkin tartışmalarda, özellikle üçüncü taraf satıcılar üzerinden işleyen pazaryeri modellerinde platformun tüketici işlemi üzerindeki rolünün ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Zira modern e-ticaret platformları çoğu zaman yalnızca ilan veya listeleme altyapısı sunmuyor; ürünlerin sergilenmesinden ödeme, iade ve şikâyet süreçlerine kadar pek çok aşamada tüketici deneyimini şekillendiriyor. Bu nedenle tüketicinin gözünde platform, arka planda kalan satıcıdan daha görünür ve güven veren aktör haline gelebiliyor. Karar’a konu başvuru gerekçesinde de bu güven ilişkisine dikkat çekilmiş, AYM’nin vardığı sonuç ise genel sorumsuzluk rejiminin bu ilişkiyi tamamen göz ardı edemeyeceğini göstermiştir.

“Güvenli Liman” Her Platform İçin Aynı Anlama Gelmeyebilir

E-ticaret hukukunda aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluğu tartışılırken sıkça başvurulan kavramlardan biri “güvenli liman” rejimi. Bu yaklaşım, aracıların başkaları tarafından sağlanan içerik veya mal/hizmet nedeniyle otomatik olarak sorumlu tutulmamasını ifade ediyor. Ancak bu koruma, karşılaştırmalı hukukta genellikle teknik, otomatik ve pasif nitelikteki aracılık faaliyetleri için kabul ediliyor.

AYM de Karar’da bu noktaya dikkat çekiyor. Mahkeme, AB E-Ticaret Direktifi’nin ilgili sorumsuzluk rejiminin yalnızca teknik, otomatik ve pasif platform faaliyetleri bakımından uygulanabileceğini belirttiğini, benzer yaklaşımın Dijital Hizmetler Tüzüğü’nde de yer aldığını vurguluyor.

Bu değerlendirme, güvenli liman muafiyetinin esasen pasif, teknik ve otomatik aracılık faaliyetleri için öngörüldüğü yönündeki doktrinel yaklaşımla da paralellik göstermektedir. Platformun satış sürecinde aktif rol aldığı, tüketici nezdinde güven yarattığı veya mal ya da hizmet üzerinde belirli ölçüde bilgi ve kontrol sahibi olduğu hallerde ise sorumluluk ayrıca tartışılmalıdır.

Bu nedenle Karar, özellikle büyük ölçekli çevrimiçi pazaryerleri için önem taşıyor. Zira bu platformlar çoğu zaman yalnızca bir “listeleme alanı” sunmuyor. Arama sonuçlarının sıralanması, kampanyaların kurgulanması, ödeme altyapısının işletilmesi ve iade/şikâyet süreçlerinin yönetilmesi gibi birçok aşamada tüketici işlemini fiilen şekillendiriyor.

Tüketici Koruması ve Mülkiyet Hakkı Dengesi

Kararın arkasında yatan esas hedefin tüketicinin malvarlığı değerlerinin ve etkili başvuru imkânlarının korunması olduğu, TKHK ile el ele giden devletin temel amaç ve görevleri, mülkiyet hakkı ve tüketicinin korunmasına ilişkin anayasal hükümlere atıf yapılması ile açıkça gün yüzüne çıkıyor[3].

Mahkeme’ye göre tüketicinin hukuka aykırı veya ayıplı bir mal ya da hizmet nedeniyle ödediği bedel karşılığında zarara uğraması, malvarlığında bir değer kaybı yaratıyor. Bu nedenle mesele yalnızca ayıplı maldan doğan özel hukuk sorumluluğu olarak değil, mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaat olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım, devletin özel kişiler arasındaki ilişkilerde de etkili ve adil bir hukuki koruma çerçevesi oluşturma yükümlülüğüyle birlikte değerlendiriliyor.

Bu çerçevede AYM, tüketici ile aracı hizmet sağlayıcı arasında adil bir denge kurulması gerektiğini vurguluyor. Oysa mevcut hükümler, tüketicinin içeriğin veya içeriğe konu mal ya da hizmetin hukuka aykırılığından kaynaklanan taleplerini aracı hizmet sağlayıcıya yöneltmesini kural olarak engelliyordu. Satıcı veya sağlayıcıya ulaşılamadığı, satıcının tespit edilemediği ya da fiilen sorumlu tutulamadığı hallerde bu durum, tüketicinin zararını tazmin etmesini daha da güçleştiriyordu. Bu nedenle Mahkeme, genel sorumsuzluk rejiminin tüketiciye aşırı külfet yüklediği ve kurulması gereken adil dengeyi tüketici aleyhine bozduğu sonucuna ulaştı.

AYM’nin bu değerlendirmesi, 7392 sayılı Kanun sonrasında TKHK m.48’de aracı hizmet sağlayıcılara yüklenen sorumluluklarla da uyumlu görünüyor. Nitekim söz konusu değişikliklerle aracı hizmet sağlayıcılara tüketici taleplerinin iletilmesi, ön bilgilendirme ve ispat gibi çeşitli yükümlülükler getirilmişti. Buna rağmen ayıplı mala ilişkin seçimlik haklar bakımından tanınan istisna, Mahkeme’ye göre tüketicinin korunmasında önemli bir boşluk yaratmaya devam ediyordu[4].

Karar Ne Anlama Geliyor, Ne Anlama Gelmiyor?

Kararın uygulamadaki etkisini değerlendirirken iki noktayı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Birincisi, Karar e-ticaret platformlarının her durumda ve sınırsız biçimde sorumlu olacağı anlamına gelmiyor. AYM’nin gerekçesi, sorumluluğun platformun işlemdeki rolü, bilgi ve kontrol düzeyi, tüketici nezdinde yarattığı güven ve satış sürecine fiili katılımı dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla Karar’ın odağı, otomatik bir platform sorumluluğu yaratmaktan çok otomatik sorumsuzluk rejimini kırmak.

İkincisi, Karar özellikle tüketici sözleşmeleri bakımından önem taşıyor. E-Ticaret Kanunu m.9/1’in iptali tüketici sözleşmeleri yönünden verilmiş durumda. Bu nedenle Karar’ın ticari sözleşmeler, platform-satıcı ilişkileri veya fikri mülkiyet ihlallerine ilişkin etkileri ayrı değerlendirme gerektirecek.

Bununla birlikte, tüketici işlemlerine aracılık eden platformlar açısından önemli bir uyum gündemi de yaratılıyor. Platformların yalnızca “biz satıcı değiliz” şeklindeki genel sorumsuzluk kayıtlarına dayanarak tüketici taleplerinden tamamen uzak kalmaları, yeni dönemde daha tartışmalı hale gelebilir.

Bu tartışma, Yargıtay’ın “ÇiçekSepeti” kararı etrafında şekillenen eleştirilerle de yakından bağlantılı. Doktrinde, aracı hizmet sağlayıcıların hukuki konumunun yalnızca lafzi bir güvenli liman yaklaşımıyla belirlenmesinin yeterli olmayabileceği; platformun işlemdeki fiili rolünün de dikkate alınması gerektiği ifade edilmektedir[5]. Nitekim Yargıtay’ın farklı dairelerinin elektronik ticaret platformlarındaki ayıplı ürün sorumluluğu konusunda farklı sonuçlara varması da uygulamadaki belirsizliği görünür kılıyor[6].

Söz konusu AYM kararı, uygulamadaki belirsizlikleri bütünüyle gidermiyor. Ancak yasa koyucuya ve uygulamaya önemli bir yön gösteriyor: Tüketici sözleşmeleri bakımından, platformun işlemdeki işlevi ve tüketiciye sağlanan koruma düzeyi dikkate alınmadan öngörülen genel sorumsuzluk rejimleri anayasal denetim karşısında sürdürülebilir görünmüyor.

Sonuç

AYM’nin bu kararı, Türkiye’de e-ticaret platformlarının sorumluluğuna ilişkin tartışmayı yeni bir eşiğe taşıyor. Karar, çevrimiçi pazaryerlerinin her durumda satıcı gibi sorumlu tutulacağı anlamına gelmiyor ancak platformların tüketici işlemlerindeki rolü arttıkça genel ve kategorik sorumsuzluk rejimlerinin anayasal sınırlarla karşılaşabileceğini ortaya koyuyor. Bu yönüyle, pasif ve teknik aracılık ile tüketici işlemini fiilen şekillendiren aktif pazaryeri faaliyetleri arasındaki ayrımın artık yalnızca doktrinel değil, anayasal düzeyde de önem arz ediyor.

AYM’nin iptal hükümlerinin yürürlüğe giriş tarihini 2 Mart 2027 olarak belirlemesi, bu süreci yalnızca teknik bir geçiş dönemi olmaktan çıkarıyor. Bu tarih, kanun koyucu bakımından tüketici koruması ile platformların öngörülebilirlik ihtiyacını dengeleyen yeni bir sorumluluk rejimi oluşturulması için önemli bir eşik niteliğinde. Platformlar açısından ise bu dönem, mevcut sözleşme, politika ve operasyonel süreçlerin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyor.

Bu kapsamda platformun tüketici işlemlerindeki rolünün belirlenmesi, satıcı sözleşmelerindeki sorumluluk ve rücu mekanizmalarının güçlendirilmesi, tüketici şikâyet süreçlerinin iyileştirilmesi ve ayıplı mal, iade ve bedel iadesi süreçlerinde platformun konumunun netleştirilmesi öne çıkan başlıklar olacak. Bu adımlar, yalnızca hukuki risklerin yönetilmesi bakımından değil, tüketici güveninin ve platform itibarının korunması açısından da belirleyici önem taşıyacak.


[1] Anayasa Mahkemesi, 12.02.2026 tarihli, E.2024/187, K.2026/42 sayılı karar.

[2] Büyüksağiş, Erdem & Kahveci, Defne, “E-Ticaret Platformlarının Satılanın Ayıplarından Sorumluluğu”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIX, 2022/Özel Sayı

[3] Anayasa madde 5, 35, 172.

[4] Keskin, A. Dilşad, “TKHK Değişik m. 48 Hükmü Çerçevesinde Aracı Hizmet Sağlayıcının Tüketiciye Karşı Sorumluluğu”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 26.

[5] Sırış, Burcu, “Yargıtay’ın ‘ÇiçekSepeti Kararı’ Işığında Elektronik Ticarette Aracı Hizmet Sağlayıcılarının Sorumluluğu Hakkında Değerlendirmeler”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 2, 2023.

[6] Yağmur, Setenay & Doğan, Mazlum, “Aracı Hizmet Sağlayıcının Elektronik Ticaret Platformundaki Ayıplı Üründen Sorumluluğu”, Terazi Hukuk Dergisi, C. 19, S. 209, 2024.

Share on Facebook Share on Twitter Share via email Share on LinkedIn
Şimdi kayıt olun
Son blog yazılarımızı e-posta ile alın.
Gönder
aracı hizmet sağlayıcı sorumluluğu, AYM e-ticaret kararı, AYM iptal kararı, e-ticaret platformları, E. 2024/187 ve K. 2026/42, genel sorumsuzluk rejimi, güvenli liman, platform sorumluluğu, tüketici sözleşmeleri
Sercan Sağmanlıgil

Sercan Sağmanlıgil

Bütün makaleler

Öykü Gürses

Öykü Gürses

İLGILI MAKALELER

  • Genel
  • Uyum

Koç Üniversitesi Hukuka Uyum (Compliance) Sertifika Programı Başlıyor!

Yazar Armanç Canbeyli and Furkan Kaya
  • Genel

Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 2019 Yolsuzluk Algı Endeksini Yayınlandı!

Yolsuzlukla mücadele kapsamında uluslararası düzeyde yoğun çalışmalar düzenleyen ve bu alanda en etkin sivil mücadeleyi veren uluslararası örgüt olarak kabul […]

Yazar Bora İkiler and Hazar Başar
  • Genel

Rekabet Hukukunda Yargıya Erişim Hakkı: Danıştay, İdare Mahkemesi’nin Davayı İlgililere İhbar Etmemesi Sebebiyle İdare Mahkemesi’nin İptal Kararını Bozdu!

Rekabet Hukukunda Yargıya Erişim Hakkı: Danıştay, İdare Mahkemesi’nin Davayı İlgililere İhbar Etmemesi Sebebiyle İdare Mahkemesi’nin İptal Kararını Bozdu! Rekabet Kurulu, […]

Yazar Reşit Gürpınar and Hazar Başar

Balcıoğlu Selçuk Eymirlioğlu Ardıyok Keki

Balcıoğlu Selçuk Eymirlioğlu Ardıyok Keki (“BASEAK”) İstanbul’da kurulmuş, hukukun tüm alanlarında hizmet vermekte olan bir hukuk bürosudur. 2007’den beri müvekkillerimize Türkiye’de yürüttükleri faaliyetlerinde ve büyüme planlarında titiz ve güvenilir hukuki çözümler sunmaktayız.

Özel kişilerden, girişimcilere, kuruluş aşamasındaki küçük şirketlerden, devlet kuruluşlarına, orta ve büyük ölçekli özel ve halka açık şirketlerden uluslararası ve küresel holdinglere varıncaya kadar her ölçekten şirketin hukuki ihtiyaçlarına yönelik hizmet vermekteyiz.

Şimdi kayıt olun

Blog yazılarımızı e-posta ile alın.

Kayıt ol

Kategori̇ler

  • Bankacılık
  • Birleşme ve Devralma ve Ortak Girişim
  • Diğer Endüstriler
  • E-Ticaret
  • Elektrikli Araçlar
  • Enerji
  • Finansal Regülasyon
  • Genel
  • Gümrük Hukuku
  • Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
  • Hızlı Tüketim Malları
  • Hukuk ve İktisat
  • İdare Hukuku
  • Ilac ve Sağlık
  • İnovasyon
  • Kişisel Verilerin Korunması
  • Maden Hukuku
  • Muafiyet ve Menfi Tespit
  • Otomotiv
  • Pişmanlık Uygulamaları
  • Regülasyonlar
  • Rekabet Hukuku
  • Rekabet İktisadı
  • Rekabet Uyum Programı
  • Rekabete Aykırı Anlaşmalar
  • Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı
  • Telekomünikasyon, Teknoloji ve Medya
  • Uluslararası Ticaret
  • Usul Kuralları ve Cezalar
  • Uyum
  • Yapay Zeka
  • Yerinde İncelemeler
  • Yolsuzluk

© 2026 Dentons

  • © BASEAK 2024
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Kuralları