İçeriğe geç

Tarafından getirildi

logo

Rekabet ve Regülasyon

En yeni haberler, değişiklikler, kararlar, değerlendirmeler…

open menu close menu

Rekabet ve Regülasyon

  • Anasayfa
  • Hakkımızda

ABAD’dan Rekabet Tazminat Davalarına Yeni Zamanaşımı Ölçütü: Nissan Iberia Kararı ve Türk Rekabet Hukukuna Yansımaları

Yazar Ömer Faruk Çelik
09 Eylül 2026
  • Rekabet Hukuku
Share on Facebook Share on Twitter Share via email Share on LinkedIn

Rekabet ihlallerinin yaptırım faturası idari para cezasıyla kapanmıyor. İhlalden zarar görenlerin açacağı tazminat davaları, teşebbüsler için en az ceza kadar ciddi bir risk kalemi. Hatırlarsanız, bu blogda rekabet hukukunun kamusal boyutunu tek tekerlekli bir bisiklete benzetmiş, ikinci tekerleğin tazminat davaları olduğunu söylemiştik. Türkiye’de bu ikinci tekerleğin neden bir türlü dönmediğini de daha önce ele almıştık. Şimdi Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan (ABAD), tam da o tekerleğin miline dokunan bir karar geldi: 4 Eylül 2025 tarihli CP v Nissan Iberia kararı (C-21/24, ECLI:EU:C:2025:659).

Karar teknik görünen bir soruya cevap veriyor: Bir ulusal rekabet otoritesinin ihlal kararına dayanarak açılan tazminat davasında zamanaşımı süresi ne zaman işlemeye başlar? ABAD’ın cevabı, kararın yargısal denetimden geçip kesinleşmesinden ve kesinleştiren hükmün usulüne uygun biçimde yayımlanmasından önce başlamayacağı yönünde. Bu yazımızda Kararı, özel hukuk uygulaması perspektifinden ele alarak, Türk hukukundaki karşılığı bakımından değerlendirmek istiyoruz.

Zamanaşımı Süresi 2015’te mi Başladı, 2021’de mi?

Olayın hikâyesi tanıdık. İspanyol rekabet otoritesi CNMC, 2015 yılında otomobil üreticileri hakkında verdiği kararla, aralarında Nissan Iberia’nın da bulunduğu teşebbüslerin dağıtım ağlarına ve satış sonrası hizmetlere ilişkin bilgi paylaşımı yoluyla rekabeti ihlal ettiğini tespit etti. Karara ilişkin basın duyurusu 28 Temmuz 2015’te, kararın tam metni ise 15 Eylül 2015’te otoritenin internet sitesinde yayımlandı. Teşebbüsler kararı yargıya taşıdı ve karar, Nissan bakımından 2021’de İspanyol Yüksek Mahkemesi’nin (Tribunal Supremo) hükmüyle kesinleşti.

Bir Nissan aracı satın alan CP, Mart 2023’te Zaragoza 1. Ticaret Mahkemesi’nde tazminat davası açtı. Nissan, zamanaşımının kararın internet sitesinde yayımlandığı Eylül 2015’te işlemeye başladığını ve davanın zamanaşımına uğradığını savundu. Burada İspanyol hukukundaki rejim değişikliği önem taşıyor. Direktif öncesinde rekabet ihlallerinden doğan tazminat davaları için özel bir zamanaşımı süresi bulunmadığından, genel haksız fiil hükümlerindeki bir yıllık süre uygulanıyordu. 2014/104 sayılı Tazminat Direktifi ise üye devletlere rekabet ihlallerinden kaynaklanan tazminat davaları için en az beş yıllık bir zamanaşımı süresi öngörme yükümlülüğü getirdi. İspanya, Direktif’i 2017 yılında iç hukukuna aktarırken Rekabet Kanunu’na özel bir düzenleme ekledi ve bu davalar bakımından zamanaşımı süresini beş yıl olarak belirledi.

Nissan dosyasını ilginç kılan da tam olarak bu geçiş dönemiydi: İhlal ve CNMC kararı yeni düzenlemeden önceye, tazminat davası ise sonrasına denk geliyordu. Dolayısıyla zamanaşımının 2015’te mi, yoksa Kurul kararının Nissan bakımından kesinleştiği 2021’de mi işlemeye başladığı yalnızca başlangıç tarihini değil, hangi zamanaşımı rejiminin devreye gireceğini de etkiliyordu. Sürenin 2015’te başladığının kabulü davanın zamanaşımına uğraması sonucunu doğurabilecekken, 2021’in esas alınması davacının talebinin incelenmesinin önünü açıyordu. İspanyol mahkemeleri de tam olarak bu konuda ikiye bölünmüş durumdaydı, ön karar başvurusunun sebebi de buydu.

Zamanaşımının iktisadi işlevini hatırlayalım. Zamanaşımı, ispat maliyetlerinin zamanla artmasına, delillerin bozulmasına ve teşebbüslerin süresiz belirsizlik altında bırakılmamasına karşı tasarlanmış bir kural. Ancak bu işlevin görülebilmesi için zarar görenin gerçekten dava açabilecek durumda olması gerekiyor. Aksi halde zamanaşımı, bir koruma aracı olmaktan çıkıp ihlali gerçekleştirenin bilgi avantajını koruyan bir kalkana dönüşüyor. İhlali yapan taraf ne yaptığını bilirken zarar gören taraf yıllar sonra öğreniyor. ABAD da meseleye tam noktadan yaklaşıyor. Davacının bilmesi gereken ihlalin varlığı, zararın doğduğu, nedensellik bağı ve failin kimliği gibi unsurların kararın kesinleşmesinden önce hukuken sabit sayılamayacağı sonucuna varıyor.

Komisyon Kararı ile Yerel Otorite Kararı Arasındaki Farklılık Neye Dayanıyor?

Kararın en tartışmalı yönü, Divan’ın ulusal otorite kararları ile Avrupa Komisyonu kararlarını birbirinden ayırması. 2024 tarihli Heureka Group kararında (C-605/21) Divan, Komisyon’un ihlal kararının özetinin Resmî Gazete’de yayımlanmasının, kural olarak davacının gerekli bilgiye ulaştığını göstermeye yeteceğini kabul etmişti. Üstelik o dosyada Komisyon kararı da henüz kesinleşmiş değildi. Buna karşılık aynı mantık, iptal davası derdest olan bir ulusal otorite kararına uygulanmıyor.

Ayrımın hukuki dayanağı 1/2003 sayılı Tüzük’ün 16(1) maddesi. Bu hüküm, Komisyon’un karara bağladığı bir konuda ulusal mahkemelerin Komisyon kararıyla çelişen bir hüküm veremeyeceğini öngörüyor. Dolayısıyla nihai Komisyon kararı henüz verilmemiş olsa bile ulusal mahkeme, Komisyon’un beklenen kararıyla çatışma riski yaratmamak adına yargılamayı bekletebilir. Ulusal otorite kararları için böyle bir bağlayıcılık söz konusu değil. 2014/104 sayılı Tazminat Direktifi’nin 9(1) maddesi de yalnızca kesinleşmiş ulusal kararlara aksi ispat edilemez delil değeri tanıyor. Divan bu farktan yola çıkarak, kesinleşmemiş bir otorite kararının davacıya “üzerine dava kurulabilir” bir zemin sunmadığı sonucuna ulaşıyor. Zamanaşımının durması veya kesilmesi ya da hukuk davasının bekletilmesi gibi alternatif güvencelerin yeterli olduğu yönündeki savunmaları da bu mekanizmaların takdire bağlı ve eksik olduğu gerekçesiyle reddediyor.

Ancak burada bir parantez açmakta fayda var. Bu ayrımın ikna ediciliği sorgulanmaya açık. Hem Komisyon hem ulusal otorite kararları icra edilebilir nitelikte ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanıyor. Bir kararın içeriği ile bağlayıcı gücü aynı şey değil. ABAD, “bilme” kavramını fiilî bilgiden hukuki kesinliğe kaydırarak aslında kurumsal statüyü ölçüt haline getiriyor. Nitekim Cogeco dosyasında Hukuk Sözcüsü Kokott’un işaret ettiği gibi, 16(1) maddesinden doğan bu özel bağlayıcılık Komisyon’un iç pazardaki rolüne dayanıyor ve ulusal otoritelere aynı şekilde genişletilemiyor. Sonuç, teorik tutarlılıktan çok pragmatik bir tercih gibi görünüyor: Aynı hakkın zamanaşımı, davacının dayandığı belgeyi kimin ürettiğine göre değişiyor.

Kesinleşmek Yetmiyor: Bir de Yayın Şartı Var

ABAD, kararın kesinleşmesinin yanı sıra otorite kararını nihai olarak onayan yargı kararının resmî biçimde yayımlanmış, kamuya açık bir biçimde erişilebilir olması ve yayım tarihinin o kararda açıkça belirtilmesi gerektiğini belirtiyor. Aksi halde davacının gerekli bilgiye ulaştığı varsayılamıyor.

Bu şartı arama maliyetleri (search costs) üzerinden okumak mümkün. Zarar gören bir tüketici ya da tedarikçi, bir idari davanın hangi aşamada olduğunu ve ne zaman kesinleştiğini kendi başına takip edemez. Yayım zorunluluğu, zamanaşımı süresinin başlangıç anını herkes için gözlemlenebilir tek bir noktaya sabitliyor. Bir garanti süresini düşünelim, satış fişinin üzerinde tarih yazmıyorsa, garantinin ne zaman başladığını tartışmak kaçınılmaz hale gelecektir. Divan da tam olarak bu tartışmaya son noktayı koymak istiyor.

Fakat madalyonun bir de öbür yüzü var. Yayım pratiği zayıf olan hukuk düzenlerinde bu şart, zamanaşımını fiilen süresiz hale getirebilir. Kararın kesinleştiğini tespit eden hüküm hiç yayımlanmazsa ya da yayım tarihi belirsiz kalırsa, zamanaşımı süresinin başlangıcı hiç tetiklenmeyecektir. Teşebbüs açısından bu, bilanço dipnotlarında yıllarca taşınacak bir belirsizlik demek. Türkiye’de idari yargı kararlarının erişilebilirliği ve kesinleşme anının kamuya ne kadar açık olduğu düşünüldüğünde, benzer bir şart getirilmesi halinde bunun ciddi bir soruna yol açabileceğini öngörüyoruz. Nitekim Rekabet Kurumu bir dönem tarafı olduğu idari yargı davalarına ilişkin bilgileri internet sitesinde yayımlıyordu; ancak bu uygulama, nedeni kamuoyuyla paylaşılmaksızın kaldırıldı. Bugün itibarıyla Kurul kararına karşı açılan iptal davasının hangi aşamada olduğunu ve ne zaman kesinleştiğini, o davaya taraf olmayan zarar görenin sistematik biçimde takip edebileceği kamusal bir kaynak bulunmuyor. ABAD’ın Nissan Iberia’da benimsediği ölçüt Türkiye’ye taşınırsa, iptal davasına taraf olmayan zarar görenler kesinleşme bilgisine ancak tazminat davası açtıkları aşamada ulaşabilecek ve zamanaşımı pratikte işlemez hale gelecektir.

Türkiye Perspektifi: Bekletici Mesele ve TBK m.72

4054 sayılı Kanun’un 57. maddesi rekabet ihlallerinin hukuki sorumluluk doğurduğunu, 58. maddesi ise zarar görenlerin tazminat talep edebileceğini ve belirli koşullarda hâkimin uğranılan maddi zararın veya ihlalden elde edilen ya da elde edilmesi muhtemel kârların üç katı oranında tazminata hükmedebileceğini düzenliyor. Buna karşılık Kanun, rekabet ihlalinden kaynaklanan tazminat talepleri bakımından özel bir zamanaşımı düzenlemesi içermiyor. Bu nedenle genel olarak haksız fiil zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi devreye giriyor. Bu hüküm, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki, herhâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık bir süre öngörüyor.

Bununla birlikte, rekabet ihlallerine dayalı tazminat davalarında tablo biraz daha karmaşık. Yargıtay[1], TBK m.72’nin cezayı gerektiren fiiller için daha uzun zamanaşımı süresine yaptığı atıftan hareketle, rekabet ihlalleri için Kabahatler Kanunu’nun 20(3). maddesinde öngörülen sekiz yıllık zamanaşımı süresini uyguluyor. Dolayısıyla mevcut Yargıtay uygulamasında iki yıllık nispi süre yerine sekiz yıllık süre esas alınırken, TBK m.72’deki on yıllık azami süre uygulanmaya devam ediyor. Bununla birlikte, Kabahatler Kanunu’ndaki sürenin özel hukuk tazminat taleplerine uygulanmasının hukuki dayanağı ve özellikle bu sürenin hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı öğretide tartışılmaya devam ediyor.

Türkiye’deki asıl mesele ise sürenin uzunluğundan ziyade kesinleşmenin hangi işlevi gördüğü. Eski Yargıtay içtihadında Kurul’a başvuru ve rekabet ihlalinin Kurul tarafından tespit edilmesi tazminat talebi bakımından bir ön koşul gibi ele alınmış olsa da Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016 yılında Kurul kararının kesinleşmesinin tazminat davasının açılması için bir ön şart olmadığını açıkça ortaya koydu. Buna karşılık, Kurul kararına karşı idari yargıda dava açılmışsa, bu sürecin tazminat davası bakımından bekletici mesele yapılması gerektiğini kabul etti. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 12 Banka dosyası bağlamında verdiği kanun yararına bozma kararı[2] da aynı yaklaşımı izledi.

12 Banka dosyasının sonraki seyri, bu yaklaşımın arkasındaki gerekçeyi somutlaştırıyor. Kurul’un 2013 tarihli kararına karşı açılan iptal davalarında verilen ret hükümlerinin Danıştay 13. Dairesince 2019 yılında karar düzeltme aşamasında bozulması ve yargısal sürecin sonraki yıllarda da devam etmesi, kesinleşmemiş bir Kurul kararına dayanarak tazminat davasının esası hakkında hüküm kurmanın ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi.

Farkı görüyor musunuz? Nissan Iberia, ulusal rekabet otoritesinin kararının kesinleşmesini zamanaşımının başlangıcı bakımından ölçüt haline getiriyor. Türkiye uygulaması ise kesinleşmeyi, tazminat davasının açılmasının değil, esas hakkında hüküm kurulmasının önündeki bir mesele olarak ele alıyor. İkisi aynı kapıya çıkmıyor. Türkiye’de zarar gören, zamanaşımı riskini bertaraf etmek için Kurul kararına ilişkin idari yargı sürecinin tamamlanmasını beklemeden tazminat davası açmak durumunda kalabilir; açılan dava ise idari yargı süreci sonuçlanıncaya kadar bekletici mesele nedeniyle yıllarca askıda kalabilir.

Dahası, TBK m.72’deki on yıllık azami zamanaşımı süresi zararın veya failin öğrenilmesinden bağımsız olarak fiilin işlendiği tarihten itibaren işlediğinden, özellikle uzun süren ihlaller ve idari yargı süreçleri bakımından ayrıca önem taşıyor. Heureka sonrasında Alman hukukunda bilgiye bağlı olmayan on yıllık azami sürenin AB hukukunun etkinlik ilkesiyle bağdaşabilirliği konusunda yürütülen tartışma da aynı soruna işaret ediyor. 2014/104 sayılı Tazminat Direktifi’nin 10. maddesi ise en az beş yıllık bir zamanaşımı süresi öngörmenin yanında, rekabet otoritesinin ihlale ilişkin soruşturma veya işlem başlatması halinde sürenin durmasını veya kesilmesini ve bu korumanın ihlal kararının kesinleşmesinden en erken bir yıl sonra sona ermesini zorunlu tutuyor. Türk hukukunda rekabet otoritesinin harekete geçmesine otomatik olarak bağlanan benzer bir özel düzenleme bulunmuyor.

Buradan çıkan sonuç şu: Nissan Iberia, Türk hukuku için doğrudan uygulanabilir bir emsal değil, ancak mevcut düzenleme boşluğunu görünür kılan önemli bir karşılaştırmalı hukuk referansı. 4054 sayılı Kanun’da rekabet ihlallerinden doğan tazminat taleplerine özgü bir zamanaşımı rejimi veya Kurul’un soruşturma başlatmasına bağlı özel bir durma ya da kesilme mekanizması bulunmuyor. Öğretide de bu nedenle uzun süredir özel bir zamanaşımı rejimi oluşturulması ve Kurul’un harekete geçmesinin zamanaşımı üzerinde etkili olması yönünde öneriler dile getiriliyor. Bugünkü tablo ise tazminat talep etmek isteyen zarar göreni, idari yargı sürecinin sonucunu beklemeden harekete geçmeye teşvik ederken, açılan davanın sonucunu yıllarca askıda bırakabiliyor.

Sonuç

Genel bir değerlendirme yapıldığında Nissan Iberia’nın, özel hukuk uygulamasını etkinlik ilkesi etrafında güçlendiren tutarlı bir çizginin son halkası olduğunu görüyoruz. Zarar görenin, sonradan iptal edilebilecek bir karara dayanarak apar topar dava açmaya zorlanmaması makul. Kesinleştiren hükmün yayımını şart koşması ise, zamanaşımı süresinin başlangıcını herkes için gözlemlenebilir kılan pratik bir çözüm.

Ancak şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu unutmamak gerekiyor. Komisyon kararları ile ulusal otorite kararları arasındaki çelişkili uygulamanın doktriner olarak ne kadar sürdürülebilir olduğu belirsiz. Davalı teşebbüsler açısından sorumluluk süresinin belirsiz biçimde uzaması, yayım pratiği zayıf ülkelerde zamanaşımının fiilen işlemez hale gelmesi ve bağımsız dava ile takip davası arasında açılan makas, önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken konular.

Bir de kararın kapsamadığı alanları belirtmek lazım. Nissan Iberia zamanaşımının başlangıcından başka bir şey söylemiyor: zararın nasıl hesaplanacağı, delillere erişim ve toplu dava imkânı kararın dışında kalıyor. Türkiye açısından bakıldığında zaten darboğaz sadece zamanaşımı değil. Zarar hesabındaki belirsizlik, rekabet hukuku alanında ihtisaslaşmış mahkemelerin bulunmaması ve toplu dava mekanizmasının yokluğu, tazminat rejimini bir arada yavaşlatan unsurlar. Buna karşılık ilk derece mahkemesinin üç kat tazminata hükmettiği ve temyiz aşamasında olan Turkcell dosyası gibi örnekler, daha önce de aktardığımız üzere, farkındalığın arttığını gösteriyor.

Uzaktan hoş gelen davulun sesi, işin detaylarına girdikçe her zaman olduğu gibi değişiyor. Yine de ABAD’ın çizdiği rotanın isabetli olduğunu teslim etmek gerekiyor. Rekabet hukukunun ikinci tekerleğinin dönmeye başlaması için zamanaşımı kurallarının zarar görenin gerçekten harekete geçebildiği ana bağlanması gerekiyor. Türkiye’de bunun kanun değişikliğiyle mi yoksa içtihat yoluyla mı olacağını zaman gösterecek.

[1] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.03.2022 tarihli, 2021/7383 E. ve 2022/2486 K. sayılı kararı.

[2] Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 25.09.2019 tarihli, 2019/1422 E. ve 2019/8836 K. sayılı kararı.

Share on Facebook Share on Twitter Share via email Share on LinkedIn
Şimdi kayıt olun
Son blog yazılarımızı e-posta ile alın.
Gönder
ABAD rekabet kararı, Nissan Iberia kararı, özel hukuk uygulaması., rekabet ihlali, tazminat davası, tazminat davasında zamanaşımı
Ömer Faruk Çelik

Ömer Faruk Çelik

Ömer Faruk Çelik has an extensive experience in competition law, data protection law and white-collar crime. He is also specialized in mobile and computer forensics, open-source intelligence (OSINT), cyber threat detection and incident response, system administration of IT infrastructure and applied data science matters. Due to practical field experience in dawn raids, Ömer specializes in utilization of industry leading digital forensic software.

Bütün makaleler Tam biyografi

İLGILI MAKALELER

  • Birleşme ve Devralma ve Ortak Girişim
  • Rekabet Hukuku

Dijital İletişim ve Yapay Zekâ Devralmalarına artık James Bond’lar da bakacak!

Yazar Rekabet regulasyon and Emin Köksal
  • Rekabet Hukuku
  • Usul Kuralları ve Cezalar

Bulan Haber Versin: Rekabet Hukukunda Kaybedilen Zamanaşımı Süresi Algısı

Yazar Şahin Ardıyok and Büşra Nazlı Yaldır
  • İdare Hukuku
  • Rekabet Hukuku

Rekabet Kurulu 9/3 Görüşleri Hakkında İçtihat Değişikliği (Mi?)

Yazar Y. Sertaç Serter

Balcıoğlu Selçuk Eymirlioğlu Ardıyok Keki

Balcıoğlu Selçuk Eymirlioğlu Ardıyok Keki (“BASEAK”) İstanbul’da kurulmuş, hukukun tüm alanlarında hizmet vermekte olan bir hukuk bürosudur. 2007’den beri müvekkillerimize Türkiye’de yürüttükleri faaliyetlerinde ve büyüme planlarında titiz ve güvenilir hukuki çözümler sunmaktayız.

Özel kişilerden, girişimcilere, kuruluş aşamasındaki küçük şirketlerden, devlet kuruluşlarına, orta ve büyük ölçekli özel ve halka açık şirketlerden uluslararası ve küresel holdinglere varıncaya kadar her ölçekten şirketin hukuki ihtiyaçlarına yönelik hizmet vermekteyiz.

Şimdi kayıt olun

Blog yazılarımızı e-posta ile alın.

Kayıt ol

Kategori̇ler

  • Bankacılık
  • Birleşme ve Devralma ve Ortak Girişim
  • Diğer Endüstriler
  • E-Ticaret
  • Elektrikli Araçlar
  • Enerji
  • Finansal Regülasyon
  • Genel
  • Gümrük Hukuku
  • Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
  • Hızlı Tüketim Malları
  • Hukuk ve İktisat
  • İdare Hukuku
  • Ilac ve Sağlık
  • İnovasyon
  • Kişisel Verilerin Korunması
  • Maden Hukuku
  • Muafiyet ve Menfi Tespit
  • Otomotiv
  • Pişmanlık Uygulamaları
  • Regülasyonlar
  • Rekabet Hukuku
  • Rekabet İktisadı
  • Rekabet Uyum Programı
  • Rekabete Aykırı Anlaşmalar
  • Suç Gelirlerinin Aklanması ve Terörizmin Finansmanı
  • Telekomünikasyon, Teknoloji ve Medya
  • Uluslararası Ticaret
  • Usul Kuralları ve Cezalar
  • Uyum
  • Yapay Zeka
  • Yerinde İncelemeler
  • Yolsuzluk

© 2026 Dentons

  • © BASEAK 2024
  • Gizlilik Politikası
  • Kullanım Kuralları