Concurrences bünyesindeki e-Competitions bülteninde, 2024–2025 dönemini kapsayan “yargısal denetim ve rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar” değerlendirmesine ilişkin Avrupa’daki mahkeme kararlarına ilişkin bir makale yayımlandı[1]. Çalışma, yargısal değerlendirmelerde özellikle ABİDA’nın (TFEU) 101. maddesinin uygulanmasına ilişkin son iki yılda öne çıkan kararları usul ve esas yönünden iki eksende topluyor. Usul cephesinde özellikle rekabet otoritelerinin yerinde inceleme yetkisinin sınırları, pişmanlık belgelerine erişim, rekabet ihlali kararı sonrası açılan tazminat davalarında zamanaşımının başlangıcı gibi konular ele alınırken, esas cephesinde kartel uygulaması, kamuya açık açıklamaların rekabet hukuku riskleri, Dikey Grup Muafiyeti (VBER) kapsamında münhasır dağıtım koşulları, ilaç sektöründeki pay-for-delay anlaşmaları ve FIFA’nın uluslararası transfer kurallarının rekabet hukuku açısından değerlendirilmesi inceleniyor. Biz de bu yazımızda aynı ayrımı koruyarak, Avrupa’da bu dönemin dikkat çekici kararlarını paylaşmak istiyoruz. Bunlardan, Red Bull’un Komisyon’un yerinde incelemesine karşı açtığı dava[2], Michelin ve Symrise yerinde incelemeleri[3] ve Komisyon’un Teva kararı[4] gibi bazı dosyalara önceki blog yazılarımızda detaylı yer vermiştik. Bu yazımızda ise, özellikle rekabet hukukuna ilişkin son dönemde öne çıkan yargısal çıkarımları derliyoruz.
Bir Sabah Ansızın Gelebilen Komisyon’un Yerinde İnceleme Yetkisinin Sınırları
Son zamanların en gündemdeki usul konularından biri, hiç şüphesiz, yerinde incelemelerin yargısal denetimi. Genel Mahkeme’nin aşağıdaki Symrise, Michelin ve Red Bull’a dair üç kararını yan yana koyduğumuzda, Komisyon’un inceleme yetkisinin sınırlarına ilişkin oldukça net bir çerçeve çizildiğini görüyoruz.[5]
Symrise kararında Genel Mahkeme, parfüm ve koku sektöründeki kartel şüphesiyle yapılan yerinde incelemeye karşı açılan davayı tümüyle reddetti. Teşebbüs, Komisyon’un yerinde inceleme kararının yeterli gerekçelendirilmediğini, aşırı geniş ve orantısız olduğunu ileri sürmüştü. Mahkeme ise kararında, Symrise’ın karteldeki rolü belirtilmese de soruşturmanın bu kadar erken bir aşamasında Komisyon tarafından rekabet karşıtı şüpheli davranışın ve kapsamının ortaya konulmasının yeterli olduğunu söyledi. Mahkeme ayrıca keyfilik ve orantısızlık iddialarını da reddederek, Komisyon’un endişelerinin birden fazla güvenilir kaynağa dayandığını ve incelemenin süre ve yöntem bakımından sınırlı tutulduğunu vurguladı.
Yerinde inceleme yetkisine ilişkin dikkat çeken bir başka karar olan Michelin kararında ise madalyonun öbür yüzünü görüyoruz. Michelin, Komisyon’un Ocak 2024’te aldığı inceleme kararının gerekçesinin belirsiz ve aşırı geniş olduğunu, ciddi emare niteliğinde olgusal kanıttan yoksun bulunduğunu ileri sürerek iptal davası açmıştı. Genel Mahkeme bu iddiayı kısmen haklı buldu ve kritik bir değerlendirmeye yer verdi. Buna göre Komisyon’un incelemenin daha erken bir dönemi de kapsayacak şekilde genişletilmesine, yönelik “yeterince ciddi emare” (sufficiently serious indicia) ortaya koyamadığını belirtti. Somut olayda Komisyon’un dayandığı halka açık yatırımcı sunumu kayıtları (earnings call) ana dönem için ciddi emare oluştursa da daha önceki zaman dilimi için yeterli bulunmadı. Mahkeme de bu erken döneme ilişkin eşzamanlı emarelerin yokluğu gerekçesiyle inceleme kararını kısmen iptal etti.
Üçlünün son halkası Red Bull kararında ise Mahkeme, tek ama iyi temellendirilmiş bir rakip şikâyetinin dahi ciddi emare eşiğini tek başına karşılayabileceğini teyit etti. Söz konusu şikâyet yaklaşık 80 sayfaydı ve beş ek sunumla birlikte toplamda 700 sayfayı aşıyordu. Mahkeme ayrıca, inceleme kararındaki “özellikle” veya “muhtemelen” gibi açık uçlu ifadelerin, şüpheli davranış ve sektör açıkça tanımlandığı sürece kararı bir “balık avı”na (fishing expedition) dönüştürmeyeceğini belirtti. Red Bull kararı temyiz etti ve dosya şu anda Adalet Divanı’nın önünde, henüz davada son sözün söylenmediğini not edelim.
Red Bull dosyasında ilginç bir ihtiyati tedbir kararı da söz konusu. Red Bull’da gerçekleştirilen yerinde incelemede yaklaşık 5 terabayt veri toplanmış, ardından 16,6 terabaytlık ek bir veri seti şirket dışı inceleme için talep edilmişti. Bu sebeple inceleme süreci ilk incelemeden yaklaşık altı ay sonrasına uzuyordu. Red Bull bir yandan inceleme kararına karşı mahkemeye başvururken, diğer yandan da yerinde inceleme dışı alınan belge incelemesinin yapısal ve uzunluk olarak teşebbüsün savunma hakkını ve orantılılık ilkesini ihlal ettiği iddiasıyla dosyada incelemenin askıya alınması için geçici tedbir talebinde bulundu. Teşebbüsün iddiasının aksine, Genel Mahkeme veri hacmi karşısında Komisyon’un incelemesi için bu takvimi orantısız bulmadı ve geçici tedbir talebi başvurusunu reddetti. Bu değerlendirmede asıl dikkat çeken nokta ise Mahkeme Başkanı’nın inceleme sürecinin zamanlaması ve usuli güvencelerle çevrelenmiş olmasına dair ortaya koyduğu kılavuz niteliğinde değerlendirmelerde karşımıza çıkıyor. Mahkeme, incelenen veri hacmini dikkate alarak zamanının orantısız olmadığını ve Red Bull’un bu süreçte usuli güvencelerden faydalandığını değerlendirdi. Mahkeme, veri filtrelemenin Komisyon yetkilileri ile teşebbüs temsilcilerinin eşit sayıda yer aldığı kısıtlı bir grup tarafından yürütüldüğünü, belgelerin ilgililiği konusundaki uyuşmazlıklar için bir de iç hakemlik mekanizması işletildiğini belirterek teşebbüsten alınan verilere ilişkin bir güvenli limanın yaratıldığını belirtti.
İlginç bir başka değerlendirme olarak yerinde incelemeler bakımından Çekya’da verilen bir karar ön plana çıkıyor. Çek Yüksek İdare Mahkemesi, HP Tronic kararında, teşebbüsün yeniden satış fiyatının belirlenmesi uygulamasına ilişkin şüphe kapsamında Çek Rekabet Otoritesi’nin gerçekleştirdiği yerinde incelemede elde edilen delillerden, kullanılan jenerik arama terimleriyle ihlal arasındaki ilginin gerekçelendirilemediği delillerin kabul edilemez hale gelebileceğine hükmetti. Türkiye pratiğinden de biliyoruz ki yerinde incelemelerde dijital verilerin kapsamı ve anahtar kelime aramalarının sınırları bizde de tartışılan konular arasında. Dolayısıyla, Avrupa’dan yerinde incelemelerdeki yetkiyle ilgili son dönemdeki bu kararların ülkemizdeki uygulama bakımından da önemli olduğu kanaatindeyiz.

Usule İlişkin Avrupa’da Mahkeme Önüne Gelen Başka Konular da Var
Usul bakımından ABAD’ın, Baugesellschaft kararında pişmanlık beyanları ve uzlaşma dilekçelerinin korunması ile özel hukuk uygulamasının gerektirdiği şeffaflık arasındaki dengeyi üç katmanlı bir erişim rejimiyle kurduğunu görüyoruz. Mahkeme kararına göre, pişmanlık içeren dosyanın otoriteler arasında, savcılar dahil, aktarılması mümkün. Ancak özel mahkemede tazminat davası açılırsa davacının pişmanlıkla ilgili belgelere erişimi ise ulusal hukuk izin verse bile mümkün değil, zira aksi durumda teşebbüslerin pişmanlık başvuruları kapsamında rekabet otoriteleriyle iş birliği güdüsünü zayıflatacağı söyleniyor. Ancak ceza yargılamasındaki sanıkların savunma hakları bakımından kesinlikle gerekliyse ve istisnai olarak pişmanlık belgelerine erişilebileceği de not düşülmüş. ABAD korumanın kapsamını da netleştirerek, yalnızca pişmanlık veya uzlaşma beyanının bu korumadan yararlanacağını söylüyor, öte yandan ekler veya raporlar gibi önceden mevcut belgelerin bu özel koruma rejiminin dışında olduğunu belirtmeden geçmiyor[6].
CP v Nissan Iberia kararında ise ABAD, ulusal rekabet otoritesinin ihlal kararına dayanan follow-on tazminat davalarında zamanaşımının, karar nihai olarak kesinleşmeden işlemeye başlayamayacağını teyit etti. Gerekçe ise, hukuki belirlilik olarak belirtiliyor. Nitekim davacının dava açma süresinin uzun yargı denetimi sırasında zamanaşımına uğrama riskinin etkinlik ilkesiyle bağdaşmadığı ifade ediliyor. Mahkemenin açıkça belirttiği üzere, ihlalin varlığı ancak kararın kanun yoluna başvuru sonucu nihai hale gelmesiyle kesinleşmiş sayılıyor.
Esas Yönünden Öne Çıkan Kararlara Baktığımızda…
Yatırımcı Sunumundan Lastik Sektörü Soruşturmasına: Halka Açık Açıklamalar Rekabet Riski mi?
Esas bakımından değerlendirmelere geçtiğimizde, yukarıda değindiğimiz Michelin kararının usul boyutu kadar esas yönünden de önemli bir çıkarımı daha var. Kararda yatırımcı sunumları ve kâr açıklama toplantıları (earnings calls) dahil halka açık beyanlar, gelecekteki fiyat veya stratejiye dair sinyal verip rakipler arasındaki belirsizliği azalttığında AB rekabet hukukunu ihlal edebilir. Bu soruşturmanın dikkat çekici tarafı, Komisyon’un lastik sektöründeki yerinde incelemeler öncesinde kâr açıklama kayıtlarını yani transkriptleri, koordinasyona işaret eden dilsel kalıplar için büyük ölçekli veri analitiğiyle taramış olması. Dolayısıyla, bu inceleme Komisyon’un tek taraflı ve kamuya açık iletişimleri bakımından da bilgi değişiminin üzerinde durduğunu gösterir nitelikte. Bu sebeple, yazarların da vurguladığı gibi, teşebbüslerin halka açık açıklamaları da artık rekabet hukuku açısından hassas kabul etmesi gerekiyor.
Ancak burada bir parantez açmakta fayda var. Halka açık şirketler sermaye piyasası mevzuatı gereği yatırımcıyı bilgilendirmekle yükümlü; aynı açıklamanın bir düzenleyici gözünde şeffaflık, diğerinin gözünde koordinasyon aracı sayılabilmesi, teşebbüsleri iki yükümlülük arasında ince bir çizgide yürümeye zorluyor. Müşteriye sınırlı değer taşıyan ama rakip için stratejik önem arz eden erken duyurular kriterinin pratikte nasıl uygulanacağı konusunda rekabet hukukuna uyum önem kazanıyor.
Trader Aksiyonunun Bedelini Bankası Öder: Çalışan Fiilinin Teşebbüse Atfedilebilirliği
Kartel cephesinde dönemin karakteristik dosyalarının bazıları da bankacılık sektöründen. Avrupa devlet tahvilleri kararında Genel Mahkeme, aralarında Nomura, UBS ve UniCredit‘in de bulunduğu yedi yatırım bankasına verilen cezaları büyük ölçüde onadı ve kritik bir ilkeyi teyit etti. Buna göre, bankalar, yönetimin bilgisi veya onayı olmasa dahi, çalışanın rekabete aykırı davranışı işverene atfedilebiliyorsa, trader’larının rekabete aykırı fiillerinden sorumlu tutulabiliyor[7].
Dolar cinsi SSA tahvillerine ilişkin ikincil pazardaki Crédit Agricole ve Credit Suisse’in kartele katıldığına ilişkin kararında ise Mahkeme iki yönlü bir denge kurdu. Bir yandan, sohbet odasındaki tartışmalara pasif biçimde bağlı kalmak, açıkça mesafe konulmadıkça ve rekabete aykırı davranış reddedilmedikçe ihlale katılım sayılıyor. Öte yandan, o gün hiçbir rekabete aykırı paylaşım yokken salt sohbet odasına giriş yapılmış olması farkındalığı kanıtlamaya yetmiyor ve masumiyet karinesi burada devreye giriyor. Mahkeme ayrıca, “amaç yönünden ihlal” nitelendirmesinin her bir teşebbüs için bireysel değerlendirme gerektirmediğini, bu nitelendirmenin davranışın nesnel özelliklerine bağlı olduğunu teyit etti.
Scania kararında ise, kamyon karteline ilişkin 880,5 milyon euroluk cezanın onanması ve tek ve devam eden ihlal tespitinde her bir fiilin ayrı ayrı ihlal oluşturmasının aranmaması ve ihlalin farklı unsurlarındaki bağlantılı faktörlerin değerlendirilmesiyle ihlal tespiti yapılabileceğini belirtmesi, mahkemelerin kartel içtihadında istikrar arayışını gösteriyor. Scania kararında ayrıca, teşebbüsün uzlaşma müzakerelerinden çekilmesinin ardından aynı Komisyon ekibinin hem uzlaşma hem nihai kararı vermesinin, nesnel bir önyargı kanıtı bulunmadığı sürece tarafsızlık ilkesini ihlal etmediği de teyit edildi.
Münhasır Dağıtım Sistemi Kendiliğinden Korunmaz: Beevers Kaas / Albert Heijn Kararı
Dikey anlaşmalar cephesinin yıldızı, Beevers Kaas/Albert Heijn kararı olarak karşımıza çıkıyor[8]. ABAD’a göre münhasır bölgeye aktif satış yasağının Dikey Grup Muafiyeti kapsamında korunabilmesi için iki kümülatif koşul gerekiyor. (i) Sağlayıcının diğer alıcılarından bu bölgeye aktif satış yapmamalarını açıkça talep etmesi ve (ii) alıcıların bu talebi açıkça ya da zımnen kabul etmesi. Beevers Kaas/Albert Heijn dosyasında bölgesel münhasırlığa ilişkin dağıtım sözleşmelerinde açık bir aktif satış yasağı yoktu ve ABAD, diğer alıcıların fiilen aktif satış yapmamış olmasının, özellikle bölgesel münhasırlığa saygı göstermelerine ilişkin herhangi bir iletişim kurulmadığı dikkate alındığında, tek başına zımni kabul anlamına gelmediğini vurguladı. ABAD, sağlayıcının açık bir davetinin ve bunu destekleyen izleme ya da yaptırım mekanizmalarının varlığı halinde değerlendirmenin farklı olabileceğini de ekledi. Bu kararda verilmek istenen mesaj açık. Münhasır dağıtım sistemi kuran sağlayıcıların paralel yükümlülüğü sözleşmelerde açıkça belgelemesi gerekiyor veya diğer belge veya iletişimlerden münhasır sistemin var olduğunun anlaşılabilir olması bekleniyor. Sistemin kendiliğinden korunacağını varsaymak Mahkeme önünde münhasırlığı göstermek için yeterli sayılmıyor.
İlaç Sektöründe Pay-for-Delay Anlaşmaları Yine Rekabet Hukuku Radarında
İlaç sektöründeki Teva/Cephalon dosyasının arka planını kısaca özetlemek gerekirse, 2005 yılında Cephalon’un modafinil etken maddesine ilişkin ana bileşik patentinin süresi dolmuş ve Teva, İngiltere pazarına jenerik ürünle girmeye hazırlanıyordu. Taraflar patent uyuşmazlığını bir uzlaşma anlaşmasıyla çözdüler ve bu uzlaşma kapsamında Teva pazara girişini ertelemeyi kabul etti, karşılığında ise ileri bir tarihte lisans hakkı ile bir dizi değer transferi içeren yan anlaşmalar (fikri mülkiyet lisansları, tedarik düzenlemeleri ve dava masraflarının geri ödenmesi) elde etti. Komisyon da bu yapıyı tipik bir pay-for-delay düzenlemesi olarak nitelendirip 60,5 milyon euroluk ceza verdi.
ABAD, Komisyon’un verdiği cezayı onadı ve Generics (UK) ile Servier kararlarıyla şekillenen iki aşamalı testi pekiştirdi. Buna göre: (i) Değer transferlerinin esasa dayalı rekabetten kaçınmak dışında makul bir açıklaması yoksa ve (ii) anlaşma, zararlı niteliği konusunda makul şüphe uyandıracak kanıtlanmış rekabeti artırıcı etkiler doğurmuyorsa, amaç yönünden ihlal olduğu kabul ediliyor. ABAD, uzlaşma ve beraberindeki ticari anlaşmaların tek bir sözleşmesel çerçeve olarak değerlendirilmesini de onayladı. Yan anlaşmaların, kısıtlayıcı hükümler olmaksızın akdedilip akdedilmeyeceğine bakılmasını ise tam bir etki analizi değil, anlaşmanın nesnel amacının tespiti için meşru bir karşı-olgusal analizi saydı. Mahkeme ayrıca ispat yükünün ters çevrildiği iddiasını da reddetti ve tarafların ileri sürdüğü açıklamaların amaç yönünden ihlal tespitini bertaraf etmeye yetmediğine karar verdi.
Yeşil Sahada da Rekabet Hukuku Uygulanıyor: FIFA Kararı
Dünya Kupası heyecanı henüz taze iken hukuk dünyasında da FIFA gündemden düşmüyor. ABAD, 2024 tarihli FIFA kararında ise profesyonel futbolcuların uluslararası transferlerine ilişkin belirli FIFA kurallarının hem çalışanların serbest dolaşımını hem de kulüpler arası sınır ötesi rekabeti sınırladığına hükmetmişti. ABAD’a göre söz konusu kurallar, oyuncu ve yeni kulübün müşterek ve müteselsil tazminat sorumluluğu, yeni kulübe sportif yaptırım riski ve uyuşmazlık süresince Uluslararası Transfer Sertifikası verilmemesi gibi önemli hukuki, mali ve sportif riskler yaratarak uluslararası transferleri caydırmakta ve profesyonel futbolda rekabetin temel bir boyutunu sınırlayarak işgücü piyasasını fiilen bölümlere ayırıyor. Bu sebeple Mahkeme, kuralların meşru amaçlara hizmet edebileceğini kabul etmekle birlikte orantılılık ilkesini aştığı sonucuna vardı. Böylece, rekabet hukukunun emek piyasalarına uzanan yeni dalgasının futbolu da yakaladığını görüyoruz.
Sonuç: 2024–2025 AB’deki Yargı Kararlarının Rekabet Hukuku Pratiği Açısından Anlamı
2024–2025 dönemi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, AB yargısının rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar alanında usul bakımından yargının, Komisyon’un soruşturma yetkilerini değerlendirirken bazı sınırlara da işaret ettiğini görüyoruz. Yerinde incelemelerde her zaman dilimi için ayrı ciddi emare aranması (Michelin), ihlalle bağlantısız arama terimlerinin delil değerinin sorgulanması (HP Tronic), pişmanlık beyanlarına üç katmanlı erişim rejimi (Baugesellschaft) ve tazminat davalarında zamanaşımının ancak kararın kesinleşmesiyle başlaması (CP v Nissan Iberia) gibi önemli değerlendirmeler görüyoruz.
Esas cephesinde ise dönemin belirleyici özelliği, köklü doktrinel dönüşümlerden ziyade yerleşik ilkelerin pekiştirilmesi oldu. Pay-for-delayde rekabet ihlal testinin yerleşik içtihat haline gelmesi, çalışan fiilinin yönetim bilgisi aranmaksızın teşebbüse atdefilebileceğinin teyidi, bilgi değişiminde tek taraflı halka açık açıklamaların rakipler arası koordinasyon aracı sayılabilmesi, münhasır dağıtımda aktif satış yasağının açıkça belgelenmesi gerekliliği ve işgücü piyasası rekabet değerlendirmesinin FIFA’ya kadar uzanması bu dönemin temel çıkarımlarını oluşturuyor.
Türkiye’nin rekabet hukuku uygulamasının AB içtihadını yakından izlediği göz önüne alındığında, bu dönemin ortaya koyduğu ilkelerin Rekabet Kurulu kararlarında yer bulabileceği ve teşebbüslerin de bu kararlardaki değerlendirmelere uygun şekilde rekabet hukukuna uyum programları oluşturacağını söyleyebiliriz.

[1]K. Fountoukakos, C. Puech-Baron, B. Vesterdorf, “Judicial review & Anticompetitive agreements: An overview of EU and national case law”, e-Competitions Special Issue, Concurrences.
[2] https://www.rekabetregulasyon.com/red-bull-avrupa-komisyonunun-yerinde-incelemelerine-karsi-actigi-davayi-kaybetti/
[3] https://www.rekabetregulasyon.com/komisyonun-ai-destekli-analiz-yaklasimi-veri-biliminden-rekabet-denetimine/
[4] https://www.rekabetregulasyon.com/rakip-urunu-karalamanin-bedeli-agir-olabilir-rekabet-hukukunda-disparagement-ruzgari/
[5]Genel Mahkeme, Symrise v Commission, T-263/23, 30.4.2025, ECLI:EU:T:2025:417; Genel Mahkeme, Michelin v Commission, T-188/24, 9.7.2025, ECLI:EU:T:2025:686; Genel Mahkeme Başkanı, Red Bull and Others v Commission, T-306/23 R, 29.9.2023, ECLI:EU:T:2023:590; Çek Yüksek İdare Mahkemesi, HP TRONIC Zlín, 4 As 144/2024-53, 12.12.2024.
[6] Adalet Divanı, FL und KM Baugesellschaft, C-2/23, 30.10.2025, ECLI:EU:C:2025:848; Adalet Divanı, CP v Nissan Iberia, C-21/24, 4.9.2025, ECLI:EU:C:2025:659; Adalet Divanı, MOL Group v Mercedes-Benz Group AG, C-425/22, 4.7.2024, ECLI:EU:C:2024:578.
[7]Genel Mahkeme, Bank of America and Others v Commission, T-441/21 vd., 26.3.2025, ECLI:EU:T:2025:134; Genel Mahkeme, Crédit Agricole and Others v Commission, T-386/21 ve T-406/21, 6.11.2024, ECLI:EU:T:2024:776; Adalet Divanı, Scania and Others v Commission, C-251/22 P, 1.2.2024, ECLI:EU:C:2024:103.
[8]Adalet Divanı, Beevers Kaas, C-581/23, 8.5.2025, ECLI:EU:C:2025:323; Adalet Divanı, Teva Pharmaceutical Industries ve Cephalon v Commission, C-2/24 P, 23.10.2025, ECLI:EU:C:2025:825; Adalet Divanı, FIFA v BZ, C-650/22, 4.10.2024, ECLI:EU:C:2024:824.