
Gıda perakende sektöründe rekabet hukuku tartışmaları çoğu zaman fiyat, promosyon veya tedarik zinciri ilişkileri etrafında yürür. Bu yazımızda perakende sektöründeki rekabetçi endişelere çok daha farklı bir pencereden bakan İngiltere Rekabet Otoritesi’nin (“CMA”) Groceries Market Investigation (Controlled Land) Order 2010 (“Controlled Land Order” veya “Order”)[1] düzenlemesine değineceğiz.
Düzenleme en genel itibariyle büyük market zincirlerinin tapu şerhleri, kısıtlayıcı taahhütler ve münhasırlık hükümleri yoluyla rakiplerin yakın çevrede mağaza açmasını engellemesini sınırlamak amacını taşıyor ve esas olarak 2006’da Office of Fair Trading tarafından başlatılan ve 2008’de Competition Commission’ın nihai raporuyla sonuçlanan kapsamlı sektör araştırmasının ürünü. Araştırmada özellikle iki yapısal unsurun rekabeti bozduğu tespit edilmiş: yoğunlaşmış yerel pazarlarda yüksek yoğunlaşma düzeyi (high local concentration) ve yerleşik büyük perakendecilerin(incumbent retailers) stratejik gayrimenkulleri kontrol ederek rakip girişi zorlaştırması.
Bugün blog yazımızda yerini bulma sebebi ise 2010’da “limited assortment discounter” yani sınırlı ürün çeşitliliği sunan indirim marketleri olarak değerlendirilen Aldi ve Lidl’in artık aynı kategori içinde kalıp kalamayacağı sorusunın yeniden gündeme gelmesi. 2010 itibarıyla Asda, Co-op, Marks & Spencer, Morrisons, Sainsbury’s, Tesco ve Waitrose bu statüye alınırken Aldi ve Lidl ise o tarihte daha dar ürün gamı ve düşük fiyat modeline dayanan indirim marketleri kapsam dışında bırakılmıştı
CMA, 12 Mart 2026’da yayımladığı davet metniyle Aldi ve/veya Lidl’in artık Order kapsamındaki Large Grocery Retailer statüsüne alınmasının gerekip gerekmediğini incelemeye başladığını duyurdu. Geçici kararın Temmuz 2026’da, nihai kararın ise Eylül 2026’da açıklanması öngörülüyor[2].
Order’ın Hikâyesi: Sorun Aslında Fiyat Değil
Controlled Land Order’ın 2006–2008 Birleşik Krallık sektör araştırmasının “yerel rekabet” (local competition) ayağının düzenleyici (remedial) uzantısı olduğunu söyleyebiliriz. 2006 yılında başlatılan kapsamlı sektör araştırması ilk bakışta klasik bir rekabet incelemesi gibi görünüyordu. Fiyatlar, tedarik zinciri, pazar payları… Ancak inceleme derinleştikçe farklı bir tablo ortaya çıktı. Burada devreye yerleşik büyük perakendeciler giriyordu. Bu zincirler yalnızca mevcut mağazalarını işletmekle kalmıyor, aynı zamanda çevredeki gayrimenkuller üzerinde çeşitli hukuki kısıtlar oluşturuyordu. Örneğin bir gayrimenkulün tapusuna “burada süpermarket açılamaz” şeklinde bir şerh düşülebiliyor ya da bir alışveriş merkezi sözleşmesine “başka bir gıda perakendecisi kiralanamaz” hükmü eklenebiliyordu.
Bu tür sınırlamalar tek başına bakıldığında sıradan sözleşme hükümleri gibi görünse de sistematik hale geldiklerinde kaçınılmaz olarak pazar üzerinde kuvvetli bir etki doğurur. Zira, potansiyel bir rakip, fiziksel olarak uygun bir yer bulamazsa, o pazara girmesi de mümkün olmuyor.
Competition Commission da 2008 tarihli raporunda[3] bazı yerel pazarlarda orta ve büyük ölçekli marketler bakımından yoğunlaşmanın yüksek olduğunu ve yerleşik zincirlerin gayrimenkuller üzerindeki kısıtlamalar yoluyla yeni girişleri zorlaştırdığını tespit etti. Buradaki iktisadi mantık açık: Gıda perakendeciliğinde tüketici çoğu zaman yakın mağazalar arasında tercih yapar, dolayısıyla rekabet “ulusal pazar payı” (national market share) kadar, hatta lokal alan (local catchment area) içinde şekillenir. Bir zincir market, komşu gayrimenkul üzerinde rakip market kullanımını yasaklayan bir şerh koyabiliyorsa, yeni giriş ihtimali azalır. Bu da fiyat rekabetini zayıflatır[4].
Bu tespitin 2010’daki Order’ın da temelini oluşturduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.
2010 Order’ın Temel Mekanizması
2010 Order, büyük market zincirlerine üç ana yükümlülük getiriyor:
- Mevcut kısıtlayıcı şerhlerin kaldırılması – Örneğin Tesco – Trowbridge örneğinde, Tesco eski mağazasının bulunduğu gayrimenkulüsatıyor ama satış sözleşmesine “Bu gayrimenkul üzerinde gelecekte gıda perakendeciliği yapılamaz” benzeri bir hüküm koyuluyor
- Mevcut münhasırlık anlaşmalarının sınırlandırılması – Sainsbury’s – Bristol (Clifton Down Shopping Centre) örneğinde AVM içinde başka market açılmasını engelleyen bir anlaşma yapıldığı görülüyor
- Yeni kısıtlayıcı düzenlemelerin yasaklanması
Bununla birlikte, Order kapsamında olan perakendecilerin Large Grocery Retailer olarak tanımlanacağı, Aldi ve Lidl gibi marketlerin ise ise “Limited Assortment Discounter” olarak kapsam dışında bırakıldığı belirtiliyor.
Order’ın ilgi çekici düzenlemelerinden biri ise teknik test mekanizması. Bu mekanizmanın ilk adımı olarak bir mağazanın etrafında 10 dakikalık sürüş mesafesi (10-minute drive-time isochrone) içinde kaç rakip olduğunu analiz ediliyor. Bu alan içinde kaç farklı marka olduğu ve ilgili zincirin satış alanı payı (sales area share) hesaplanıyor. Eğer bu alanda yeterli sayıda rakip yoksa ve bir zincir yüksek paya sahipse, rekabetin kısıtlandığı kabul ediliyor.
Aslında mesele oldukça basit bir soruya indirgenebilir: Bir tüketici 10 dakika içinde kaç farklı süpermarket seçeneğine ulaşabiliyor?
Şimdi Sahne Değişiyor: Aldi ve Lidl Meselesi
2010’da bu düzenleme yapılırken Aldi ve Lidl[5] bilinçli olarak kapsam dışında bırakılmıştı. Çünkü bu zincirler daha sınırlı ürün sunan ve düşük fiyat odaklı çalışan oyuncular olarak görülüyordu.
Yani varsayım şuydu: Bunlar zaten rekabet getiriyor, dolayısıyla ek bir düzenlemeye ihtiyaç yok.
Bununla birlikte, aradan geçen yıllarda bu tablo değişti. Bugün Aldi ve Lidl birçok bölgede güçlü mağaza ağlarına sahip, geniş ürün kategorileri sunan ve tüketicinin temel alternatiflerinden biri haline gelmiş durumda. Bu nedenle CMA’in “Aldi ve Lidl hâlâ sınırlı ürün sunan oyuncular mı, yoksa artık tam kapsamlı perakendeciler mi?” olduğu sorusunu cevaplandırmaya çalıştığını söyleyebiliriz.
Zira bu zincirler uzun süre boyunca piyasaya güçlü bir fiyat rekabeti getirdi. Rekabet hukukunda sıkça görülen bir durum vardır: Başlangıçta rekabeti artıran bir oyuncu, zamanla bazı pazarlarda güçlü bir konuma ulaşarak girişleri zorlaştırabilecek bir aktöre dönüşebilir.
Eğer Aldi ve Lidl hâlâ Order dışında kalırsa, şu tür bir asimetri ortaya çıkabilir:
- Diğer büyük zincirler arazi kısıtlaması yapamazken
- Aldi ve Lidl bu tür araçlara erişmeye devam edebilir
Bu durum hem düzenlemenin eşitsizlik yarattığını hem de bazı yerel pazarlarda yeni girişleri zorlaştırabilir.
CMA’nın özellikle bu konuda örnek istemesi, bu riskin teorik olmadığını düşündüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor?
Yüzümüzü Türkiye’ye çevirirsek, aslında bu tartışma Türkiye’ye de yabancı değil.
Hatırlayacağınız üzere HTM Sektör İncelemesi Nihai Raporu’nun öneriler bölümünde küçük veya yerel perakendecileri korumak adına, zincir marketlerin yeni mağaza açılışlarına yönelik olarak, belirlenecek bir mesafe çapında aynı ekonomik bütünlük içerisinde yer alan perakendecilerin ikinci bir şube açmalarının yasaklanması ve yine bu teşebbüslerin aynı mesafe içerisinde bir devralma işlemi yapmasının engellenmesi öngörülüyordu[6].
Alışveriş merkezi kiralamaları, münhasırlık hükümleri ve arazi kullanım sınırlamaları, yerel pazarlarda ciddi giriş engelleri yaratabilir. Türkiye’de de yerel rekabetin bu açıdan daha yakından incelenmesi farklı noktalara ışık tutabilecektir.
[1] Groceries Market Investigation (Controlled Land) Order 2010
[2] CMA Invitation to Comment (2026)
[3] Competition Commission Report (2008)
[4] Order’ın eklerinde (Schedule 2a ve Schedule 3a) onlarca somut vaka yer alıyor. Bu örnekler şunu açıkça gösteriyor: Büyük zincirler, çoğu zaman bir arsayı sattıktan sonra bile o arsanın nasıl kullanılacağını kontrol etmeye devam edebiliyordu.
[5] https://assets.publishing.service.gov.uk/media/69b29b0b97f6fef21f687abd/Invitation_to_comment_12.3.26.pdf
[6] Bkz. htm-sektor-nihai-raporu-20230330171447527.pdf