Yazıyor yazıyor! Resmi Gazete elektrik piyasasını baştan yazıyor!

2019 yılının enerji ve özellikle elektrik piyasaları için oldukça hareketli başladığı, geçtiğimiz hafta sonu Resmi Gazete’de peş peşe yayınlanan değişikliklerle bir kez daha kanıtlandı. Sektör oyuncuları henüz Cumhurbaşkanlığı Kararı ile gelen değişikliklere adapte olmaya çalışırken bir de Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği (“Yönetmelik”) yayınlandı. Biz de Cuma’dan Pazar’a elektrik sektöründe yaşanan gelişmeleri sizler için kaleme aldık.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Neler Getirdi?

Mayıs ayında elektrik piyasasındaki ilk değişim rüzgarı 10 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile esti. Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim faaliyeti gösteren tesisler için uygulanacak fiyat ve süreler ile yerli katkı ilavesine ilişkin karara eklenen madde ile Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) tarifeleri düzenlendi. Getirilen değişiklik ile kendi ihtiyacı için elektrik üreten kişilerin ürettiği ihtiyaç fazlası elektrik enerjisinin alımına uygulanacak tarife belirlendi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından ilan edilen ve tesis için gösterilen perakende abone grubuna ait tek zamanlı aktif enerji bedeli, tesisin işletmeye giriş tarihinden itibaren 10 yıl boyunca uygulanacak.

Kararname ile getirilen ikinci ek madde ise Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında lisanssız faaliyet yapabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç sınırlamasını esnetti. Eskiden azami 1 megavatlık kurulu güce sahip olabilen üretim tesisleri için yeni üst sınır 5 megavat olarak belirlendi. Bu maddeyi uzun zamandır beklenen mahsuplaşma sistemi için bir yeşil ışık olarak görenler ise, pazar günü yapılan değişiklikle haklı çıktı.

Yeni yönetmelikle neler değişti?

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın Nisan ayında yaptığı açıklamalarla da sinyallerini verdiği yeni Yönetmelik ile birlikte yeni lisanssız elektrik üretimi sistemi 12 Mayıs 2019 tarihli ve 30772 sayılı Resmi Gazete ile yürürlüğe girdi ve Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği ilga etti. Elektrik piyasasında tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesislerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve küçük ölçekli üretim kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması ile elektrik şebekesinde meydana gelen kayıp miktarlarının düşürülmesini amaçlayan yönetmelik ile lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın elektrik enerjisi üretebilecek gerçek veya tüzel kişilere uygulanacak usul ve esaslar belirlendi.

Aylık mahsuplaşma sistemi gelen yönetmelik ile resmileşmiş oldu. Peki mahsuplaşma neyi değiştirdi? Mahsuplaşma ile serbest tüketici olup olmama ayrımına gidilmeksizin herkesin hafta içi veya gece tükettiği elektriği, gündüz veya hafta sonu ürettiği elektrikten karşılama imkanı olacak. Konu ile ilgili açıklamasında Başkan Yılmaz da “Güneşimiz her hane için, her ticarethane için, her sanayici için bir enerji kaynağı olsun istiyoruz. Yeni düzenleme ile her tüketicinin kendi enerjisini üretebilmesinin de yolunu açıyoruz. Güneş çatılarda yükselmeye devam ettikçe hem tüketici kazanacak hem de ülkemiz.”[1] diyerek yeni düzenlemeden beklentilerini dile getirmişti.

Konu ile ilgili Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu – Türkiye Bölümü (“GÜNDER”) de bir açıklama yaptı[2]. GÜNDER Başkanı Kutay Kaleli’nin imzasını taşıyan açıklamada mahsuplaşmada sürenin aylık olarak belirlenmesinin faydasına dikkat çekildi. Sürenin aylık olarak belirlenmesi, vatandaşlar ve işletmelerin şirket kurma veya lisans alma zorunluluğu olmaksızın daha fazla elektrik üretebilmelerine imkan tanıyor.  

Unutulmaması gereken bir nokta şu ki, yönetmeliğin amacı tüketiciye en fazla enerjiyi üretmeye yönlendirmek değil, kendi tüketimini karşılayacak ve aynı zamanda en hesaplı olacak tesisi kurdurmak. Bu sebeple, sürecin etkinleşmesi adına yeni düzenlemede birçok adım atıldığı görülüyor. Bunlardan ilki lisanssız elektrik üretimine ilişkin tüm tebliğ ve yönetmeliklerin tek bir mevzuat altında yürütülmesi iken, başvuru süreçlerinde bürokratik adımların azaltılması, başvurunun kurumlarda geçirdiği sürenin azaltılması ve tüketim tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünün tüketicinin tüketimini en az maliyetle karşılayacağı şekilde düzenlenmesi de başkaca örnekler olarak karşımıza çıkıyor.

Arazi tipi GES projeleri tarihe mi karışıyor?

Uygulama bir yandan beklentileri karşılarken, diğer yandan bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan ilki ise güneş enerjisi santralleri (“GES”) özelinde karşımıza çıkıyor. Yeni yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrası, kurulacak üretim tesisinin güneş enerjisine dayalı çalışacak olması halinde, bunun ancak çatı veya cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebileceğini düzenliyor.[3] Söz konusu hükme ilişkin farklı görüşler ise şimdiden tartışılmaya başlandı.[4]

Her ne kadar hemen bir sonraki fıkrada tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama yapmak amacıyla bir üretim tesisi kurulabileceğine ilişkin istisnaya yer verilse de[5], söz konusu üretim tesislerinin de kurulu güçleri bakımından bağlantı anlaşmalarındaki sözleşme gücü ile sınırlı tutulduğu görülüyor.

Bu haliyle yeni yönetmeliğin arazi tipi GES projelerini tamamen rafa kaldırdığını söylemek mümkün gözükmese de, uygulama alanının oldukça daraldığı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Hangi yönetmeliğe tabi olacaksınız?

Başvurusunun farklı aşamasında olan üretim tesisleri için akıllara gelebilecek bir soru da tesisin hangi düzenleme kapsamında işletileceği olabilir. Özellikle başvuru süreci yeni Yönetmelik’ten önce başlayan tesisler için, tesisin yeni Yönetmelik kapsamında mı yoksa mülga Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği kapsamında mı olacağı hususu önem arz ediyor. Yayınlanan yeni yönetmeliğin geçici maddeleri başvuru sahiplerine bu konuda ışık tutuyor.

Geçici Madde 1 uyarınca çatı ve cephe uygulamalı elektrik üretim tesislerine aylık mahsuplaşmadan yararlanma imkanı getiriliyor. Ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan GES projeleri ile 21 Haziran 2018 tarihinden sonra bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen ve 10 kilovata kadar projelendirilmiş çatı tipi GES projeleri, Yönetmeliğin yürürlük tarihini takip eden 60 gün içerisinde başvuruda bulunulması halinde Yönetmelik kapsamına girecek ve aylık mahsuplaşmadan yararlanabilecek.

Henüz çağrı mektubu düzenlenmemiş ancak bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu almaya hak kazananların yardımına ise Geçici Madde 2 koşuyor. Bu madde uyarınca, yürürlükten kalkan yönetmelik kapsamında çağrı mektubu almaya hak kazanan, alan veya bağlantı anlaşması imzalayan kişilerin bundan sonraki aşamalardaki işlemleri de yeni Yönetmelik kapsamında devam ettirilecek.

Sonuç

Elektrik piyasasındaki değişim rüzgarları bir süre daha esmeye devam edecek gibi gözüküyor. Lisanssız elektrik üretimi kurulu güç sınırlamasının esnetilmesi ve mahsuplaşmaya ilişkin gelişmeler, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ile dağınık üretim sisteminin güçleneceği sinyallerini veriyor. Merkezi enerji santrallerini odağına koyan klasik anlayıştan uzaklaşan ve küçük ölçekli ama son tüketiciye daha yakın santrallerde üretime geçen yeni sistemden piyasanın beklentisi büyük. Enerji ihtiyacını yerinde, daha etkin ve daha verimli bir şekle büründürmesi amaçlanan yeni düzenlemenin uygulamanın ihtiyaçlarına cevap verip veremeyeceğini ise zaman gösterecek.


[1] https://www.epdk.org.tr/Detay/Icerik/2-4827/epdk-baskani-mustafa-yilmaz-“her-tuketicinin-ken

[2] https://www.enerjigunlugu.net/kaleli-vatandas-daha-fazla-lisanssiz-elektrik-uretebilecek-32362h.htm

[3] (3) Bu Yönetmelik kapsamında faaliyet göstermek isteyen kişiler, bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünü ve 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca belirlenecek kurulu gücü geçmeyecek şekilde tüketim tesisi ile aynı ölçüm noktasında, dağıtım tesisi niteliğinde tesis teçhiz etmeden, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisi kurabilir. Güneş enerjisine dayalı üretim tesisleri ancak çatı ve cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebilir.

[4] https://www.enerjiportali.com/lisanssiz-elektrik-uretiminde-yeni-donem-basladi-hasan-yigit/

[5] (4) İlgili diğer mevzuat hükümlerine uygun olması halinde, tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama amacıyla bu Yönetmelik kapsamında üretim tesisi kurulabilir. Ancak ilgili üretim tesisinin kurulu gücü söz konusu sulama tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünden fazla olamaz. 

Malların Serbest Dolaşımı Faslında Ne Kadar İlerledik?

2018 İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin “oldukça hazırlıklı” olarak nitelendirildiği Malların Serbest Dolaşımı Faslı, Gümrük Birliği kapsamındaki bazı yükümlülüklerin ihlal edilmeye devam edildiğinin altını çizse de AB müktesebatına uyum konusunda ilerleme kaydedilen alanlardan birini oluşturuyor.

Raporda vurgu yapılan ilk husus, genel ilkelere ilişkin olarak Türkiye’de malların serbest dolaşımına ilişkin yasal çerçevenin büyük ölçüde mevcut olması. Teknik düzenlemeler, standartlar, uygunluk değerlendirmesi, akreditasyon, metroloji ve piyasa gözetimi ve denetimine ilişkin olarak gerekli hukuki dayanak ve idari yapının mevcut olduğu ifade ediliyor; ancak eleştiri noktası uygulamaya ilişkin sorunların yaşanması olarak ifade ediliyor. Nitekim ithalat ve ihracat denetimlerinin risk esaslı olarak yapılmasına imkan veren ve böylelikle fiziki denetim sayısını azaltmakla birlikte etkinliği artırmayı ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını hedefleyen TAREKS’in uygulanmasında AB’den gelen mallar açısından sorun yaşanması, uygunsuz veya tehlikeli ürünlerin saptanması halinde fiili tedbirlerin yetersizliği örnek olarak gösterilmiş.

Bu noktada gelecek dönem için ihracat kısıtlamaları ile tescil, ön izin, lisans ve gözetim ile ilgili gereklilikler gibi Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülükleri ihlal eden engellerin kaldırılması gerektiği ve özellikle riskli ürünlerin tespiti ve gerekli tedbirlerin alınması konusunda gelişme kaydedilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Raporda eleştiride bulunulan bir diğer nokta ise yerlileştirme planlarına yönelik. İlaçlar ile tarım ve orman traktörlerine yönelik yerlileştirme planları ve Dünya genelinde büyük tartışmalara sebep olan mega rüzgar ve mega güneş enerjisi projeleri ile yenilenebilir elektrik üretiminde yerli katkı gereklilikleri, AB ürünlerinin piyasaya erişimi yönünde fiili engeller olarak nitelendirilmiş. Net bir yorumda bulunulmamakla gelecek dönemde Türkiye’den beklenen, yerli katkı gerekliliklerine yönelik planlarını yeniden ele alması ve özünde AB ürünlerine ayrımcılık yapmaması. Bir diğer deyişle, yerlileştirme planlarını “minimum” seviyeye indirgemiş olması.

Son olarak ilaçlar ve kültürel mallar olmak üzere gelecek yıl Türkiye’den AB müktesebatına hızlı bir şekilde uyum sağlamaya devam etmesi bekleniyor.

Son Dönemin Popüler Tartışması: Yenilenebilir Enerjide Yerli Ekipman Kullanımına Bağlanan Teşvik Mekanizmaları

Artan nüfusa bağlı olarak enerjiye olan talep de gün geçtikçe artıyor. Kömür, petrol, doğalgaz, nükleer gibi yenilenemez enerji kaynaklarının hem çok ciddi çevre kirliliğine yol açması hem de sınırlı ve özellikle belirli bölgelerde ulaşılabilir olmaları, maalesef artan enerji ihtiyacını tam olarak karşılayabilir nitelikte görülmüyor.

Bu noktada yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilginin artmasına ise şaşmamak gerekiyor. Nitekim güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik enerjisi, dalga enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları doğaya çok daha az zarar verirken çevre kirliliğini de minimum seviyeye indiriyor. Ek olarak söz konusu kaynakların ‘yenilenebilir’ oluşu ise, bu kaynakların hiçbir zaman tükenmemesi sebebiyle sınırsız kullanım vadediyor.

Tüm bu olumlu özelliklerin varlığına rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarından ‘yeterli’ derecede yararlanılamadığı da aşikar. Aslında bunun birçok sebebi var. Öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğu düzensiz ve dolayısıyla elektrik enerjisine dönüşümü nispeten daha zor. Örneğin rüzgar enerjisinden yararlanabilmek için rüzgara, güneş enerjisini kullanabilmek için güneş ışınlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla doğa şartlarının elverişli olmadığı zamanlarda (örneğin rüzgarın olmadığı veya havanın bulutlu olduğu) söz konusu kaynaklardan elektrik enerjisi kullanabilmek mümkün değil. Diğer bir sebep ise yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanabilmek için kurulması gereken tesis ve ekipmanların oldukça maliyetli olması. Kabaca bir hesaplamayla çoğu zaman özellikle fosil yakıtlardan enerji elde edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasen daha kolay ve az maliyetli olabiliyor.

Yine de yenilenebilir enerji kaynaklarının olumlu ve çevre dostu etkilerinin ağır basması, söz konusu enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretimine ağırlık verilmesi sonucunu doğuruyor. Bu noktada ülkeler, bu kaynaklara dayalı elektrik enerjisi üretimini arttırabilmek amacıyla, çok çeşitli teşvik mekanizmaları uyguluyorlar. Genel olarak bu teşvik mekanizmaları uzun dönemli ve sabit fiyatlı alım garantisi olarak karşımıza çıkıyor.

Son yıllarda yenilenebilir enerjide en çok tartışılan konu ise, yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerli üretim malların kullanılması sonucu verilen teşvikler. Yakın zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Kanada – Temyiz Mahkemesi kararı[1] ile birlikte gündeme gelen ve yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerli ekipman kullanılması şartına bağlanan teşvik mekanizmaları oldukça tartışmalı. Hatırlatmak gerekirse DTÖ’ye şikayette bulunan Japonya ve Avrupa Birliği, Kanada’nın yenilenebilir enerji sektöründe elektrik üreten belirli ekipmanların teşvikten (Feed-in Tariff) yararlanmasına yönelik uygulamanın, Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması (TRIMS), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler (SCM) hükümlerine aykırı olduğunu belirtmişti. Temyiz Mahkemesi de kararında söz konusu uygulamanın Article III:8’de yer verilen ve devlet alımlarına yönelik tanınan muafiyetten yararlanamayacağını belirterek Panel bulgularını onamıştı.

Şimdi ise benzer bir konu Hindistan’ın Amerika’yı şikayeti üzerine Panel önüne geliyor. Hindistan, Amerika’nın Washington, California, Montana, Massachusetts, Connecticut, Michigan, Delaware ve Minnesota eyaletlerinde uygulamaya koyduğu ve yenilenebilir enerji üretiminde yerli ürün kullanımı zorunluluğu ve buna bağlı teşviklerin, TRIMS, GATT ve SCM hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini ifade ederek Panel kurulmasını talep etti. Türkiye’nin de üçüncü taraf olarak katıldığı uyuşmazlık, 21 Mart tarihinde Panel’in kurulmasıyla birlikte devam ediyor[2].

 

[1] https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/412_426abr_e.pdf

[2] https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds510_e.htmr