Rekabet Hukukunun Geleceği Tartışıldı: OECD Rekabet Forumu – 2

OECD Global Rekabet Forumu’na yönelik yazı dizimize pazar gücü ile ilgili oturumlarda tartışılan hususlara dair gözlemlerimle devam ediyoruz…

Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar

Bu oturumda, OECD Rekabet Komisyonu ve Max Planck Enstitüsü’nden Marco Botta panelde söz aldı.

Bu oturumda, fiyat olmayan pazarlarda rekabet hukuku uygulamasında kullanılan analitik araçların değişmesi gerekip gerekmediği tartışıldı. Bu kapsamda, ilgili pazar, pazar gücü, rekabet hukuku ihlalleri, ve bunlara karşı uygulanabilecek yaptırımlar üzerinde duruldu.

İlgili Pazar

Rekabet hukuku uygulamasında ilgili pazarın geleneksel olarak SSNIP testi ile tanımlandığı ama fiyat olmayan pazarlarda “küçük ama önemli fiyat artışının” tespitinin mümkün olmaması nedeniyle bu testin pazar tanımında kullanılmasının mümkün olmaması üzerinde duruldu. Zira referans fiyat sıfırken tüketiciler herhangi bir fiyat artışında herhangi bir ürüne geçiş yapabileceğinden ilgili pazarın oldukça geniş tanımlanması riski olduğundan bahsedildi ve çok taraflı pazarlarda SSNIP testinin pazarı, yalnızca platformun tek tarafını dikkate alacak şekilde tanımlamaya neden olacağı üzerinde duruldu.

Bu çerçevede, fiyatın sıfır olduğu pazarların tanımlanmasında kullanılmak üzere SSNIP testine alternatif olarak SSNIC (tüketicilerin maliyetlerindeki artışı dikkate alacak) ve SSNDQ (ürün kalitesindeki düşüşü dikkate alacak) testlerinin söz konusu olabileceğinden bahsedildi. Fakat bu testlerin de, ölçüm kriterinin sayısallaştırılması (artış veya düşüşün neye göre ölçüleceği), tüketici tercihlerinin homojen olmaması dolayısıyla maliyetler ve kalite konusunda hangi unsurların dikkate alınacağı, artan veri miktarının her zaman kalitede düşüşü beraberinde getirmeyeceği, ve çok taraflı pazarların tanımlanmasına uygun olmayabilecekleri gibi unsurular açısından sınırlı uygulanabilirliğinin olduğundan bahsedildi.

Pazar Gücü

Pazar gücünün, rekabet hukuku uygulamasının çeşitli alanlarında tetikleyici konumda olduğu düşünüldüğünde fiyatın sıfır olduğu pazarlar açısından pazar gücü tanımının öneminin daha da arttığından bahsedildi. Geleneksel olarak pazar gücünün, fiyatları rekabetçi seviyelerin üzerine çıkarmak ve bu seviyelerde tutmak olarak tanımlandığı düşünüldüğünde, fiyatın sıfır olduğu pazarlarda fiyat artışı olmayacağından geleneksel anlamda bir pazar gücünden bahsetmenin mümkün olmayacağı ve bu anlamda pazar payının da pazar gücünü ölçmek açısından sınırlı bir katkısının olacağı ifade edildi.

Bu çerçevede, fiyatın sıfır olduğu pazarlarda pazar gücünü ölçmek için kullanılabilecek alternatif araçlar olarak aşağıdaki hususların dikkate alınabileceği ifade edilmiştir.

  • kullanıcıların gösterdiği ilgi
  • doğrudan veya dolaylı ağ etkileri (kullanıcı sayısı, ürün kalitesi)
  • birden fazla sağlayıcı kullanabilme imkanı ve sağlayıcı değiştirme maliyetleri
  • veriye erişim ve alternatif veri temin kaynakları
  • batık maliyetler
  • pazar açısından inovasyonun önemi, pazardaki inovasyon geçmişi ve pazara yeni girişlerin varlığı

Rekabet Hukuku İhlalleri

Fiyatın sıfır olduğu pazarlarda rekabet hukuku ihlallerini değerlendirirken fiyat temelli yaklaşımlardan kaçınılması gerektiği üzerinde duruldu.

Bu durumun, karteller açısından per se yaklaşımdan etki temelli bir yaklaşıma doğru kaymayı gerektirdiği ifade edildi.

Yıkıcı fiyatlama açısından ise, zararların telafi edilmesi imkanına bakılmasının zorunlu olacağı fakat bunun çok taraflı pazarlar açısından bütün pazarları dikkate alacak şekilde yapılması gerektiği üzerinde duruldu.

Sömürücü kötüye kullanma halleri açısından, aşırı fiyatlama veya fiyat ayrımcılığı gibi ihlallerin fiyatların sıfır olduğu pazarlar için geçerli olmayacağından bahsedildi.

Yaptırımlar

Fiyatın sıfır olduğu pazarlarda, ihlal kararı ve uygulanacak para cezasının hukuka aykırılığı gidermek için yeterli olmayacağından bahsedildi ve yapısal veya davranışsal bazı yaptırımların da uygulanması gerekliliğine değinildi.

Bu ayırımda da, yapısal yaptırımların doğrudan ağ etkileri ve ürün kalitesi üzerindeki olası olumsuz ektileri nedeniyle davranışsal yaptırımların daha tercih edilebilir olduğu üzerinde duruldu. Davranışsal yaptırımlara örnek olarak, tüketici farkındalığını artırıcı tedbirler almak, veri korumasına yönelik asgari standartlar belirlemek, tüketicileri verilerinin işlenmesine yönelik olarak vermiş oldukları izinleri periyodik olarak yenileme imkanı veren mekanizmalar tanımlamak, veri taşınabilirliğinin sağlanması gibi hususlar verildi.

Bu oturumda, 12 delegasyon konuya katkıda bulundu. Özellikle, İngiltere, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’nın katkıları konu hakkında farklı perspektifler sundu.

İlaç sektöründe aşırı fiyatlama

Bu oturumda, OECD Rekabet Komisyonu, Compass Lexecon’dan John Davies, University of Roma’dan Margherita Colagelo, Mines Paris Tech’den Margaret Kyle konuşmacı olarak yer aldı. Genel olarak bu oturumda, fahiş fiyatın tanımı, fahiş fiyata müdahale edilmeli mi, farklı ülkelerde son zamanlarda ilaç sektöründe fahiş fiyat uygulamaları, ilaç sektöründe fiyata müdahale konusunda arz ve talep yönlü argümanlar ve müdahalenin ne zaman yapılması gerektiği konuları tartışıldı. Bu oturumda, 19 delegasyon konuya katkıda bulundu. Özellikle, İngiltere, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri, BIAC ve İtalya’nın katkıları konu hakkında farklı perspektifler sundu.

Rekabet Hukukunun Geleceği Tartışıldı: OECD Rekabet Forumu – 1

Dünya nüfusunun ekonomik ve sosyal refahını artıracak politikalar üretmek üzere kurulmuş olan Organisation for Economic Co-operation and Development (“OECD”) yılda iki defa olmak üzere 100’den fazla rekabet otoritesinin temsilcileri ve konusunda uzman kişilerin katılımı ile yuvarlak masa toplantıları ve Global Forum on Competition etkinliğini düzenlemektedir. Bu organizasyonda, iş dünyası ve sendikalar da Business and Advisory Committee to the OECD (“BIAC”) ve the Trade Union Advisory Committee (“TUAC”) tarafından tayin edilen delegasyonlarla temsil edilmektedir. Ayrıca, tartışılan konularda tüketici perspektifinin ortaya konulması adına, Consumers International da toplantılara iştirak etmektedir. Bu sene 26-28 Kasım tarihleri arasında yuvarlak masa toplantıları, 29-30 Kasım tarihlerinde de Global Forum on Competition etkinliği Paris’te OECD Conference Center’da gerçekleştirildi. Ben de bu ilk yazımda “Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama” oturumuna ilişkin gözlemlerimi paylaşacağım. Devam eden yazılarda da “Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar” ve “İlaç sektöründe aşırı fiyatlama” oturumlarına ve Global Rekabet Forumu’nun ilk gününe yönelik gözlemlerim yer alacak.

Yuvarlak Masa Toplantıları 

Yuvarlak masa toplantılarında, genellikle güncel rekabet politikası konuları akademisyenler ve uygulayıcılardan oluşan paneller tarafından sunulmakta, konuyla ilgili katkı yapmak isteyen ülke rekabet otoriteleri panel sunumları bittikten sonra katkılarını sunmaktadır. Bu sene yuvarlak masa toplantıları aşağıdaki konularda gerçekleştirildi.

  • Toplumsal olarak finanse edilen sağlık sektörü inşası (Designing publicly funded healthcare markets)
  • Rekabet hukuku usulünde avukat-müvekkil imtiyazına tabi bilginin akıbeti (Treatment of legally privileged information in competition proceedings)
  • İzne tabi birleşme/devralma işlemlerinin izin olmadan gerçekleştirilmesi ve bildirimlerin işlem üzerinde etkileri (Gun jumping and suspensory effects of merger notifications)
  • İlaç sektöründe aşırı fiyatlama (Excessive pricing in pharmaceuticals)
  • Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama (Personalised pricing in the digital era)
  • Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar (Quality considerations in the zero-price economy)
  • Rekabet hukuku daha adil bir toplumsal düzene nasıl katkıda bulunabilir? (How can competition contribute to fairer societies?)
  • Cinsiyet ve Rekabet (Gender and competition)
  • Rekabet hukuku uygulaması bakımından bölgesel anlaşmaların faydaları ve zorlukları (Benefits and challenges of regional competition agreements)
  • Uygulamada soruşturma yetkisi (Investigative powers in practice)
  • Rekabet hukuku ve kamu teşebbüsleri (Competition law and state-owned enterprises)

Biz de bu yuvarlak masa toplantılarından, “Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama”, “Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar” ve “İlaç sektöründe aşırı fiyatlama” oturumlarına katıldık.

Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama

Bu oturumda, OECD Rekabet Komisyonu ve University of Namur öğretim üyesi Alexandre De Streel panelde söz aldı. Oturumda, kişisel fiyatlamanın tanımı, kişisel fiyatlamanın ekonomik etkileri, rekabet hukuku politikası açısından kişisel fiyatlama, tüketici hukuku politikası açısından kişisel fiyatlama ve veri koruma hukuku politikası açısından kişisel fiyatlama gibi ana başlıklar ele alındı.

Kişisel fiyatlama, tüketicilerin tercih ve değer fonksiyonlarına göre farklılaşacak şekilde aynı ürün ve/veya hizmetler için farklı fiyatların uygulanmasını öngören bir tür fiyat ayrımcılığı olarak tanımlandı.

Kişisel fiyatlamanın birçok farklı kamu politikası açılımı bulunduğundan, kişisel fiyatlama hakkında alınacak pozisyonun farklı politikaların dengelenmesini gerektirdiğinden bahsedildi. Örneğin, kişisel fiyatlamanın ödeme gücü fazla olmayan tüketicilerin de mal ve hizmetlere ulaşımını sağlamak bakımından tahsis etkinliğini artıran bir uygulama olduğundan fakat dağıtım etkinliği ve dinamik etkinlik üzerindeki etkilerinin henüz tam olarak tespit edilememiş olduğundan bahsedildi. Ayrıca, kişisel fiyatlamanın zaman zaman tüketiciler tarafından “haksız” bir uygulama olarak algılanarak, dijital pazarlara olan güvenin azalmasına neden olduğuna değinildi.

Ayrıca, hem OECD araştırmasının hem de katılımcı bazı ülkelerin ortaya koyduğu üzere, kişisel fiyatlamanın fiiliyatta pazarlarda ne kadar uygulandığına ilişkin somut bir veri olmadığından bahsedildi.

Bu oturuma ilişkin olarak OECD tarafından hazırlanan çalışmaya göre;

  • Kişisel fiyatlama, her bir nihai tüketicinin, kişisel tercihleri doğrultusunda bir mal veya hizmete atfettiği değere bağlı olarak farklılaşacak şekilde bu mal veya hizmet için farklı fiyatlar ödemesi anlamına gelmektedir.
  • Kişisel fiyatlama, genel olarak rekabetçi etkiler doğurmakta ve tüketici refahını artırmaktadır. Yenilikçiliğin teşvik edilmesine ve statik etkinliğin optimize edilmesine önemli katkıları vardır.
  • Bunun yanında, kişisel fiyatlamanın tüketicilerin sömürülmesi ve adaletsizlik algısına yol açması gibi olumsuz sonuçları da vardır.
  • Kişisel fiyatlamanın tüketici zararına neden olması farklı politika araçlarının dengeli bir şekilde kullanılmasıyla önlenebilir.
  • Kişisel fiyatlama, hakim durumun kötüye kullanılması teşkil ettiği ölçüde rekabet hukuku politikası altında değerlendirilecektir. Ancak, pazar gücüne sahip olmayan teşebbüslerin yapacağı kişisel fiyatlamanın akıbeti, sömürücü kötüye kullanma hallerinin çoğu zaman soruşturma konusu olmaması ve ayrımcılığa yönelik rekabet hukuku kurallarının sağlayıcı-müşteri ilişkisine de uygulanıp uygulanmayacağı gibi konular rekabet hukuku uygulamasının konuyu tam anlamıyla ele almakta yeterli olmayabileceğini ortaya koymaktadır.
  • Bu noktada tüketicinin korunması hukuku, uygulama için herhangi bir hakim durum tespiti gerekmediğinden ve sağlayıcı-müşteri ilişkilerine de uygulanabilir olduğundan kişisel fiyatlamanın bu kapsamda değerlendirilmesi daha uygun olabilecektir.
  • Son olarak, veri koruma hukuku da kişilerin rızaları dışında profillerinin çıkarılması ve buna dayanarak kişisel fiyatlama yapılması veya fiyatlamada cinsiyet veya ırk gibi hassas konuların dikkate alınmasının önüne geçilmesi anlamında uygulanabilecek bir araçtır.

Bu oturumda, 10 delegasyon konuya katkıda bulundu. Özellikle, İngiltere, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri ve BIAC’ın katkıları konu hakkında farklı perspektifler sundu.

Dert Sende, Derman Bende: Kişiselleştirilmiş Fiyatlandırma Üzerine BIAC-OECD Değerlendirmeleri

1920 senesinde alışverişe çıkan bir insanın, alacağı ürünlere dair aklına gelebilecek pek çok soru vardır. Ne var ki, bu ürünlerin fiyatının, alıcı profiline göre değişip değişmeyeceği bu sorular arasında yer almamaktadır. Zira fiyatların kişiselleştirilmesi, o dönem ekonominin maruz kaldığı bir kavram değildir. Fakat aradan geçen yıllarda, teknolojide meydana gelen gelişmeler, müşteri davranışlarına ilişkin kapsamlı verileri toplamayı ve çeşitli algoritmalar üzerinden işleyerek kullanmayı mümkün kılmıştır. İşte bu dijitalleşme, ticaret hayatında yeni bir perde açmış ve böylece başlayan yaratıcı yıkım süreci bizleri fiyatların müşteri profiline göre kişiselleştirilmesi yönündeki çok boyutlu uygulamalar ile baş başa bırakmıştır.

İşte bu bağlam içerisinde, OECD de bu konuya kayıtsız kalmayarak 28 Kasım 2018 tarihinde, Rekabet ve Tüketici Politikaları Komiteleri arasında ortak bir çalışma grubu toplantısı gerçekleştirdi. Dijital çağda kişiselleştirilmiş fiyatlandırma konusunu değerlendirmek için toplanan çalışma grubuna, çeşitli ülkelerin rekabet otoritelerinin yanı sıra özel sektör temsilcilerinden oluşan Business and Industry Advisory Committee (Business at OECD – BIAC) de iştirak etti.

Konuya ilişkin OECD görüşü kapsamında, müşteri verilerinin analitik incelemeleri sonucu fiyatlama algoritmaları oluşturulmasının, dijital dönüşümün bir sonucu olarak ticaret hayatının mutat bir uygulaması haline geldiği tespit edilirken; kişiselleştirilmiş fiyatlandırmanın tahsis etkinliğini artıracağını ve düşük seviyeli müşterilerin -başka türlü alamayacakları ürünleri- almalarına imkân tanıyabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan, fiyatları kişiselleştirmek için kullanılan parametrelerin şeffaf olmamasının, dijital pazara duyulan güvenin sarsabileceği ve fiyat ayrımcılığına dönüşerek tüketici refahını düşürebileceği yönünde endişeler de dile getiriliyor.

Uygulamayı Tanıyalım

Bu kapsamda, özel sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine geçmeden evvel, fiyat kişiselleştirmesi hakkında kısa bir arka plan bilgisi vermek isabetli olacaktır. Fiyat kişiselleştirmesi, temelde her bir müşteri için, kişisel eğilimleri ve harcamaya hazır olduğu en yüksek tutar üzerinden bir değerlendirme yapılmasını içeriyor. Elbette, bu değerlendirmenin en önemli girdisini, müşteriler hakkında farklı mecralardan elde edilen bilgiler oluşturuyor. Yaptığı değerlendirmede OECD, gelişen teknolojilerin şirketlere, müşterilerin harcamayı göze aldıkları en yüksek tutarları tahmin edebilme imkânı sağladığını belirtirken bu tahminlerin mükemmel olmadığını da ekliyor. Office of Fair Trade’in (OFT) 2013 tarihli bir raporu ise kişiselleştirilmiş fiyatı; bireylerin işlem veya karakteristikleri hakkında gözlem, gönüllü paylaşım veya veri toplama gibi faaliyetler üzerinden bilgi edinip bu bireylerin ne kadar harcama yapmaya razı olduklarını değerlendirerek farklı müşteriler için (bireysel veya grup olarak) farklı fiyatlamalar yapılması olarak tanımlanmaktadır.

Buradan hareketle OECD, fiyat kişiselleştirmesini üç kategoride inceliyor;

  • birinci derece fiyat ayrımcılığı (mükemmel fiyat),
  • ikinci derece fiyat ayrımcılığı (versiyonlama) ve
  • üçüncü derece fiyat ayrımcılığı (grup fiyatlama).

Bu kapsamda birinci derece fiyat ayrımcılığı; her bir müşteriye, ödemeye razı oldukları tutarların en fazlası üzerinden fiyat teklif edilmesini ifade etmektedir. Bu yöntem içim müşteriler arası farklar çok iyi gözlemlenip fiyatlandırmaya yansıtılmalıdır. İkinci derece fiyat ayrımcılığında ise satıcı, aynı ürünün farklı versiyonları için farklı fiyatlar vermekte ve seçimi müşteriye bırakmaktadır. Burada ayrımcılık dolaylıdır ve bu faaliyet müşteriler hakkında sahip olunan bilgilere dayanmamaktadır. Son olarak, üçüncü derece fiyat ayrımcılığı, farklı müşteri grupları için farklı fiyatlandırmalar belirlenmesini ifade etmektedir. Burada fiyatlama bireysel davranışların değil grup tercihlerinin gözlemlenmesine dayanmaktadır.

BIAC’ın Görüşü

Uygulamanın esaslarına kısaca temas ettikten sonra, BIAC çatısı altındaki özel sektör temsilcilerinin görüşlerine geçtiğimizde; çevrimiçi fiyat farklılaşmalarının, fiziki mağazalarda sunulanlar ile benzer nitelikte kişiselleştirilmiş teklifler içerdiği yönünde önemli bir tespit paylaşıldığını görüyoruz. Aynı kapsamda, bu ikisinin bir kombinasyonu olarak, bazı şirketlerin müşterilerine çevrimiçi ortamda kendi indirimlerini seçme ve daha sonra bu indirimleri fiziki mağazalarda kullanma imkânı tanıması örneği paylaşılıyor.

Özel sektör temsilcilerinin dikkati çektiği bir başka önemli vurgu noktası ise fiziki mağazalarda uygulanan fiyatlandırma politikalarının, gerek müşteri beklentilerini gerekse geleneksel perakendecilerin beklenmedik sonuçlar ile karşılaşmasını engellemek açısından oldukça önemli olduğudur. Bu kapsamda, çok-kanallı bir değerlendirme yapılması hem fiziksel mağazalarda hem de çevrimiçi mecralarda inovasyonun ve yenilikçi yaklaşımların engellenmemesi için elzem olarak tespit ediyor.

Müşterilerin Yaklaşımı

Tüm bu dijital muharebe içerisinde müşterilerin karşı-davranışları (veya davranışsızlıkları) da BIAC’ın değerlendirdiği mülahazalar arasında. Bu kapsamda özel sektör temsilcileri, müşterilerin, fiyat kişiselleştirmesinin temelini oluşturan veri toplama faaliyeti karşısında pasif kalmak mecburiyetinde olmadıklarını belirterek satın alma davranışlarına dair bilgileri stratejik olarak bloke edebileceklerini değerlendiriyor. Bu amaca hizmet eden uygulamalara örnek olarak ise satın alımların geciktirilmesi, veri geçmişini muhafaza eden “çerezlerin” silinmesi veya alternatif e-posta adreslerinin kullanılması sunuluyor.

Öte yandan müşterilerin, fiyatların kişiselleştirilmesine dair harcanan tüm bu çabaya olumlu bakan tarafta da yer alabileceklerini belirten özel sektör temsilcileri, kişiselleşen fiyatlardan elde edilebilecek menfaatlerin, bu yaklaşımı güçlendireceğini vurguluyor. Bu kapsamda tedarikçilerin -genellikle- müşterilerini kişisel verilerini kullanıma açmaları yönünde ikna etmeye çalıştıkları ve bu amaçla ücretsiz üyelik gibi teşvik mekanizmaları kurdukları da değerlendiriliyor.

Uygulamanın Güncel Durumu ve Rekabet Hukuku Perspektifinden Değerlendirilmesi

Güncel uygulamalar değerlendirildiğinde ise BIAC, kişiselleştirilmiş fiyatların hâlihazırda oldukça kısıtlı durumlarda kullanıldığı yönünde bir gözlem paylaşıyor. Ayrıca, bahse konu uygulamanın rekabetçi süreçleri akamete uğrattığını gösteren bir örneğin de bulunmadığı vurgulanıyor.

Bu değerlendirmeyi bir adım ileri taşıyan özel sektör temsilcileri, kişiselleştirilmiş fiyatların bazı müşteriler açısından daha düşük fiyat uygulayarak bunları, aksi takdirde ulaşamayacakları mal ve hizmetlere kavuşturduğunu belirtiyor. Tüketici refahını artıran bir unsur olarak değerlendirilen bu durum ve benzeri pozitif geri dönüşlerin, bahse konu uygulamanın baskın unsuru olduğuna kanaat getiren özel sektör temsilcileri; tüketicilerin bu uygulamadan zarar görebileceklerinin ise ancak hâkim durumda teşebbüslerin söz konusu olduğu özel koşullar için gündeme gelebileceğini değerlendiriyor.

Rekabet politikaları ve tüketicinin korunması merceğinden bakıldığında ise BIAC, mevcut düzenlemelerin etkin olduklarını ve ilave bir şeffaflık getirilmesinin gerekli veya yararlı olmadığını değerlendiriyor.

Özel Sektörden Uyarılar

Yukarıdaki değerlendirmeleri kapsamında; yeni pazarlara giriş imkanını, mal ve hizmetlerde artan çeşitliliği ve araştırma maliyetlerinin azalmasını dijital ekonomide inovasyonun gerçek faydaları arasında sayan özel sektör temsilcileri, bu alana müdahale etmek isteyen otoritelerin bu faydaları göz ardı etmemesi gerektiğini not ediyor. Aşırı uygulamalardan kaçınılmasını savunan bu görüş kapsamında ayrıca, toplam refahın her daim gözetilmesi gerektiği değerlendiriliyor.

Aynı kapsamda, tüketiciler nezdinde oluşabilecek olası risklere müdahale ederken, dijital ekonomi için gereken yenilik dostu eko-sistemin zarar görmemesi gerektiği de vurgulanırken çevrimiçi pazarlar ile fiziki mağazalar arasındaki dengenin de gözetilmesi tavsiye ediliyor.

Sonuç olarak, BIAC’ın, rekabet ve tüketici politikalarını düzenleyen otoritelerin müdahalelerine ılımlı baktıklarını, bu müdahalelerin koordinasyon içerisinde yapılması gerektiğini ve gelişmekte olan uygulamalar ile müşterilerin eğitilmesi gereken muhtemel durumların gözlemlenmesi gerektiği vurgulanıyor.