Rekabet Kurulu Kamu Spotu filmi hazırlamak isteyen teşebbüs birliklerine geçit vermedi …

Geçtiğimiz günlerde, Rekabet Kurulu İklimlendirme – Soğutma – Klima İmalatçıları Derneği (“İSKİD”) ile Doğal Gaz Cihazları Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (“DOSİDER”) tarafından, Dernekleri bünyesinde hazırlanacak ve T.C. Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması Genel Müdürlüğü (’’Bakanlık’’) tarafından yayınlanması planlanan Kamu Spotu filmine yönelik olarak alınan yönetim kurulu kararlarına menfi tespit belgesi verilmesine, eğer bu mümkün olmaz ise bireysel muafiyet tanınması talebine rekabete aykırı olacağı gerekçesiyle olumsuz karar vermiştir.[1]

İSKİD ve DOSİDER taleplerinde; iklimlendirme, soğutma ve klima ile doğal gazla çalışan ürünlerin satış sonrası hizmetlerinin yetkili ve özel servisler tarafından yerine getirildiğini, yetkili servislerin piyasaya mal arz eden teşebbüslerle dikey ilişki içerisinde olduğunu, bu ilişki kapsamında yetkili servislerin sağlayıcıların marka ve logosu ile birlikte ‘’Yetkili Servis’’ ibaresini kullanabildiklerini, özel servislerin ise sağlayıcılarla bağı olmaksızın bağımsız çalıştıklarını, özel servislerin 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na (“SMK”) aykırı olarak sağlayıcıların marka ve logosu ile birlikte ‘’yetkili servis’’ ibaresini kullandıklarını, böylece tüketicileri yanılgıya düşürdüğü gibi, tüketicinin hizmet sonucunda memnun kalmadıklarını ve şikâyetler alındığını, bu memnuniyetsizlik sonucunda da, sağlayıcı teşebbüslerin marka imajının zedelendiği gerekçesiyle menfi tespit ve bireysel muafiyet verilmesini istediklerini beyan etmişlerdir.

Bilindiği üzere, kamu spotu; kamu kurum ve kuruluşları ile dernek ve vakıf gibi sivil toplum kuruluşlarınca hazırlanan veya hazırlatılan ve Radyo Televizyon Kurumu (“RTÜK”) tarafından yayınlanmasında kamu yararı olduğuna karar verilen bilgilendirici ve eğitici nitelikteki film ve sesler ile alt bantları olarak kabul ediliyor. RTÜK tarafından tavsiye edilen kamu spotu materyalleri medya hizmet sağlayıcıları tarafından ücretsiz yayınlanıyor.

Başvuru kapsamında, öncelikle söz konusu teşebbüs birliği kararları konusunda Bakanlık’ tan görüş alınmış, bu görüşte, servisler hakkında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu ve Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği hükümlerinin uygulandığı, mevzuata aykırı davranan teşebbüsler hakkında, durdurma ve idari para cezası gibi yaptırımlar uygulandığı belirtilerek, olası tüketici mağduriyetini önleme ve tüketiciyi bilinçlendirme adına kamu spotlarının hazırlanmasının yararlı olacağı ifade edilmiştir.

Rekabet Kurulu kararında, öncelikle talebe ilişkin kararları 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“Rekabet Kanunu”) 4. maddesi açısından incelemiş, bu inceleme sırasında başvuruda bulunan teşebbüs birliklerine üye teşebbüslerin marka ve logolarının özel servislerce izinsiz kullanımına ilişki olarak hazırlanacak kamu spotu filmi olduğunu, bu marka ve logoların kullanımının aslında bir haksız rekabet sorunu olduğunu, konunun Rekabet Kanunu ile doğrudan ilişkisi olmadığını, gerçek amacın haksız kullanımla mücadele olduğu saptamasını yapmıştır. Bu saptamanın ardından, marka ve logoların üçüncü kişilerce kullanılması konusunun 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrasına göre düzenlendiğini, marka sahibinin belirli şartlarda markasının kullanılmasını engelleyemeyeceği, Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi[2] servis hizmeti veren işletmenin “kendi işletme adını hâkim unsur olarak yazmak” koşuluyla işyerinde hangi marka ve ürünlere hizmet verdiğini göstermek amacıyla tescilli markalara da yer verme olanağının bulunduğunu belirtmiştir. Rekabet Kurulu bu durumu göz önüne alarak, bazı piyasa aktörlerinin bir araya gelip düzenleyici işlem boyutunu aşarak özel servisler hakkında olumsuz bir yargıya yol açacak kamu spotu uygulamasının 4. maddeye aykırı olduğunu ve bu nedenle menfi tespit verilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir.

Öte yandan, menfi tespit alamayan teşebbüs birliği kararları bireysel muafiyet incelemesine tabi tutulmuştur. Kurul, Rekabet Kanunu’nun 5. maddesinde aranan 2 olumlu (a ve b fıkraları) ve 2 olumsuz (c ve d fıkraları) koşul yönünden yaptığı incelemede, olumlu koşullar açısından bireysel muafiyet tanınabilmesi için yetkili servislerin özel servislerden daha kaliteli ve daha ucuz hizmet sundukları yönünde nesnel bir veri ya da bir ön kabul gerektiğini belirtmiştir. Böyle bir nesnel veri olmadığı gibi aksine kamu oyunda özel servislerden daha ucuz ve yetkili servis ayarında hizmet alınabileceği yönünde bir genel kanı olduğunu açıklamıştır. Kamu spotu senaryosunda yer alan “ürünün garanti kapsamındaysa gereksiz yere ücret ödeyebilirsin” ifadesinin ilk bakışta tüketici yararını sağlayacağı izlenimi veriyorsa da, garanti kapsamında tüketici haklarının korunması ve iyileştirilmesinin yasal düzenlemeye dayalı bir olay olduğu açıklanmıştır. Bu nedenlerle de anılan 5. maddenin (a), (b) ve bu fıkralarla ilgili (d) fıkrasında aranan koşulların sağlanamadığı ortaya konulmuştur. Bunlara ilaveten kamu spotu uygulamasının piyasadaki rekabeti gereğinden fazla kısıtlayacağı gibi, özel servislerin dışlanmasına yol açabileceği görüşüyle anılan maddenin (d) fıkrasındaki olumsuz koşulunda sağlanamadığından bahisle kamu spotuna ilişkin teşebbüs birliği kararlarına bireysel muafiyet tanınamayacağına karar vermiştir.

Ek olarak belirtmek gerekir ki, dosyanın raportörlerinin çoğunluğu kamu spotu senaryo metninde yer alan özel servislerin kötülenmesine yol açabilecek ifadelerin çıkartılması şartıyla menfi tespit alabileceğini belirtmiş, en kıdemli raportör ise herhangi bir konuda kamu spotu çekilmesinin dahi tüketici tercihlerini etkilemek adına yeterli olduğunu ve film içeriğinde geçen ifadelerden bağımsız olarak rekabeti, kısıtlayacağından menfi tespit verilmemesi gerektiği görüşünü beyan etmiştir.

Karardan çıkaracağımız sonuç, Rekabet Kurulu’nun, kurulduğundan bu yana, yasal düzenlemelerle getirilen rekabeti bozucu, engelleyici ve kısıtlayıcı hükümler karşısında “Rekabet Savunulucuğu” adına takındığı tavrı aynen devam ettirerek, kamu araçları ile rekabet ortamının bozulmasına da geçit vermeyeceğidir.


[1] Rekabet Kurulunun 04.04.2019 gün ve 19-14/186-84 sayılı kararı.

[2] Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin E.2003/2346, K.2003/8743 sayılı kararı

Avrupa Birliği Dikey Anlaşmalar Tebliğ’ini güncelliyor: YSFB, EKM ve seçici dağıtım gündemde!

Emin Köksal

Avrupa Birliği’nin (AB) Dikey Anlaşmalar Tebliği’ne ilişkin Ekim 2018 tarihinde başlayan değişiklik sürecinde yeni gelişmeler yaşandı. On yıla yakın bir süredir uygulanan mevcut tebliğ, Mayıs 2022 itibari ile yürürlükten kaldırılacak. Komisyon, grup muafiyeti eşikleri, internet satışları gibi konuları ele alarak yeni tebliği dijital çağa uygun hale getirmeyi hedefliyor.

Geçtiğimiz ay, tedarik ve üretim zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında yapılan dikey anlaşmalara AB rekabet kurallarının nasıl uygulanacağını düzenleyen Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin revize edilmesine dair kamuoyundan görüş alınmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise, ERA Avrupa Hukuku Akademisi’nde “Dikey Sınırlamalar: Güncel Konular ve Zorluklar” başlıklı bir konferans düzenlendi. mlex’de haber olan bu konferans kapsamında, yeniden satış fiyatının belirlenmesi (YSFB), seçici dağıtım sistemleri ve en çok kayrılan müşteri (EKM) koşulu olmak üzere dağıtım faaliyetini ilgilendiren tartışmalı konular ele alındı. Konferansa ayrıca, Komisyon’un rekabet politikası yetkilisi Mariele Scholz da katkı sağladı.

Scholz’un yorumlarından ilki EKM koşulu ile ilgiliydi. Scholz, EKM koşulunun önemli ve tartışmalı konular arasında yer aldığını belirtti. Hatırlatma yapmak gerekirse, EKM koşulu, sağlayıcı tarafından, diğer alıcılara önerilen en uygun fiyat ve sözleşme koşullarının, sözleşme tarafı alıcıya da önerilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir. AB içinde en önemli görüş ayrılığı, EKM koşuluna ilişkin yaklaşımlarda görülüyor. Özellikle Booking.com ve Expedia gibi seyahat siteleri, ‘geniş EKM’ koşulu uygulayarak otellerin başka platformlara daha uygun koşullar sunmasını engelliyor. Ancak, bu uygulama, birçok ulusal otorite tarafından ihlal olarak kabul ediliyor. Öte yandan otellerin kendi web sitelerinde sundukları koşulları platformlar için de sunmalarına dair ‘dar EKM’ koşuluna ise daha sıcak bakılıyor. Fakat yakın tarihte, benzer bir koşul, Alman rekabet otoritesi tarafından ihlal olarak kabul edilmişti. Tüm bu gelişmeler, “tartışmada hareketliği” göstermekle birlikte, EKM koşulunun uyumlu şekilde uygulanma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.

Konferansta ayrıca, küçük ve orta ölçekli işletmeler için dağıtım kurallarının karmaşıklığına ilişkin endişeler de dile getiriliyor ve bunların uygulanabilir bir şekilde düzenlenmesi gerektiği belirtiliyor. Scholz, birçok teşebbüsün, seçici dağıtım sistemlerinde uyguladığı kuralların gidişatının endişe verici olduğunu söylüyor. Söz konusu kurallar marka sahiplerinin mağazaların görünümünden, müşteri hizmetlerine, hangi ürünlerin çevrimiçi ve çevrimdışı satılacağına kadar birçok konuda kontrol imkânı veriyor. Buradaki temel eleştiri, mevcut kuralların serbestliğinin marka sahiplerinin koşulları belirlerken çok kısıtlayıcı olmalarına yol açtığı yönünde.

Öte yandan, YSFB uygulamalarının bütüncül bir yaklaşımla yasaklanmasının günümüz ekonomisinde hala geçerli olup olmadığı da konferansta sorgulan konular arasında yer alıyor. Scholz ise, Komisyon’un bu konudaki takdir yetkisinin önceki içtihat ve emsaller ile sınırlı olduğunu belirtiyor.

Hatırlatmak gerekirse, Türkiye’de Mart 2018’de hazırlıkları iki yıla yakın süren ve yukarda tartışılan konuları içeren “Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz” güncellenmişti. Yeni kılavuz, özellikle internet üzerinden yapılan satışlar bakımından ve EKM koşuluna ilişkin değerlendirmeler bakımından AB’deki bazı uygulamalara kıyasla yenilikler barındırmasıyla ön plana çıkmıştı.

Son olarak, AB’de değişiklikler için öngörülen takvim ise şu şekilde: 2020 yılının ikinci çeyreğinde yeni tebliğe ilişkin çalışma belgesi yayınlanacak ve mevcut tebliğin yürürlükten kaldırılmasına kadar geçen zamanda ise etki analizi yapılacak.

Ekibimizden yeni bir başarı: Evren Sesli Counsel Oldu!

Ekim 2017 tarihinde ekibimize katılan Rekabet Kurumu’nun eski başuzmanı ve ekonomisti Evren Sesli’nin Counsel pozisyonuna terfi ettiğini duyurmak isteriz.

Yaklaşık 1,5 yıldır Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nın (BASEAK) Rekabet ve Regülasyon Departmanı bünyesinde kıdemli danışman olarak görev yapan Evren Sesli, özellikle farklı sektörlerdeki müvekkillerimize yönelik rekabet hukuku danışmanlığı ve rekabet uyum programlarının yürütülmesindeki başarılarıyla dikkat çekti.

Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İktisat bölümünde tamamlayan Evren Sesli ayrıca, “Online Reklamcılık Sektörü’nde Göze Çarpan Rekabet Politikaları Endişeleri” üzerine yazdığı tez ile İtalya’daki Bocconi Üniversitesi’nden ekonomi alanında yüksek lisans derecesini aldı.

Evren Sesli, engin birikimi ve değerli katkılarıyla BASEAK’ı güçlendirmeye devam edecek.

Kendisini kutluyoruz!

Artık gaza basma vakti: Motorlu taşıtlar sektöründe yeni grup muafiyeti rejimine geçiş süresi sona erdi

Rekabet Kurulu, bundan iki yıl önce, 2005/4 sayılı Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tebliği’ni yürürlükten kaldırarak 2017/3 sayılı yeni Tebliği yayınladı. Motorlu taşıtlar sektöründeki teşebbüslerin uygulamalarını Yeni Tebliğ’e uyumlu hale getirmeleri için de iki yıllık süre tanınmıştı ve bu iki yıllık geçiş süreci geçtiğimiz günlerde 24 Şubat 2019 tarihinde sona erdi.

Yeni motorlu taşıtların alımı, satımı veya yeniden satımı; motorlu taşıtların yedek parçalarının alımı, satımı veya yeniden satımı ile motorlu taşıtlara yönelik bakım ve onarım hizmetleri sağlayan teşebbüslerin, Mülga Tebliğ kapsamındaki uygulamalarını Yeni Tebliğ hükümleri çerçevesinde gözden geçirmeleri gerekmekteydi. Yeni Tebliğ’in düzenlemelerine uyum hususu, motorlu taşıtlar sektöründe bayilerle ya da tedarikçilerle yapılan anlaşmalar gibi dikey anlaşmaları ve bu anlaşmaların taraflarını ilgilendiriyor.

Sektörün niteliği gereği, üretim ile tüketiciye satış arasında dağıtım anlaşmalarından oluşan geniş bir dikey ağ bulunuyor. Bu durum da motorlu taşıtlar sektörünü, dikey anlaşmaların vazgeçilmez olduğu sektörlerden biri yapıyor. Dolayısıyla motorlu taşıtlar sektöründeki dikey anlaşmalara uygulanan grup muafiyet rejimi sektör oyuncuları için genel bir önem arz ediyor. Sektörün bu özel rejim ihtiyacı, daha önce 2005/4 sayılı Mülga Tebliğ ile düzenlenmekteyken artık 2017/3 sayılı Yeni Tebliğ ile düzenleniyor. Yeni Tebliğ, yürürlüğe girişinin ardından teşebbüslerin dikey anlaşmalarını yeni kurallara uyumlu hale getirebilmeleri için iki yıllık bir geçiş süreci öngörmüştü ve bu süre 24 Şubat 2019’da sona erdi. Yeni Tebliğ’e uyumlu hale getirilmeyen dikey anlaşmalar grup muafiyeti kapsamı dışında kalma ve teşebbüsleri rekabet ihlaliyle karşılaştırma riski barındırabiliyor.

Rekabet Kurumu’nun, 2014 yılında yaptığı sektör araştırması ve ardından sektör araştırması sonucu 2016 yılında hazırladığı rapor, Mülga Tebliğ’in eksiklerini tespit etmişti. Yeni Tebliğ de bu eksikliklerin giderilmesi amacıyla hazırlanıp yayınlandı. Yeni Tebliğ’de özellikle şu noktalara dikkat etmek gerekiyor:

  • Yeni Tebliğ, grup muafiyetinden yararlanmak isteyen teşebbüslerin nitel seçici dağıtım sistemleri bakımından pazar payı eşiği aramazken, nicel seçici dağıtım ile münhasır dağıtım sistemleri bakımından pazar payı eşiğini %30 olarak belirliyor.
  • Muafiyetin genel koşullarından fesih sürelerine ilişkin olarak; taraflar arasındaki sözleşme 5 yıl süre ile yapılmışsa yenilememe ihbarının en az 6 ay önceden iletilmesi gerekiyor. Öte yandan belirsiz süreli sözleşme durumunda fesih ihbar süresinin her iki taraf için 2 yıl olmalı.
  • Yeni Tebliğ’in rekabet etmeme yükümlülüğünü düzenleyen hükümlerinde, motorlu taşıtların dağıtımı, yedek parçaların dağıtımı ve bakım ve onarım hizmetleri açısından farklı rejimler öngörülüyor.
  • Yeni Tebliğ ile birlikte motorlu taşıtların satışına ilişkin kurulacak dikey anlaşmalarda ek tesis açma serbestisinin kısıtlanmasının grup muafiyetini etkilemeyeceği düzenleniyor.

Yeni Tebliğ yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, Rekabet Kurulu uygulamaya yönelik dikkat çekici kararlar aldı. Rekabet Kurulu Renault-MAİS kararında, Renault ve Dacia markaları için yapılan muafiyet başvurusunu değerlendirirken, Dacia markası bakımından servis ve yedek parça dağıtım sisteminde niteliksel seçici dağıtım sistemi yerine niceliksel seçici dağıtım sistemi uygulamak üzerine yapılan başvuruyu reddetmiş Renault tarafında ise talebi kabul etmiştir. Rekabet Kurulu bu kararında genel olarak grup muafiyeti şartlarının sağlandığını tespit ederken, Yeni Tebliğ kapsamında hesapladığı pazar payları üzerinden Dacia hariç tutulmak üzere bahse konu dikey anlaşmanın grup muafiyetinden yararlanabileceğine karar verdi.

Rekabet Kurulu yine Renault-MAİS ve Ford-Otokoç kararlarında; sağlayıcının bayi için belirli standartlara uyum yükümlülüğü belirlemesini ek tesis yerlerinin açılmasının kısıtlanması olarak değerlendirmedi. Dolayısıyla sağlayıcılar tarafından bayiler için belirli standartlara uyum yükümlülüğü getirilmesinin grup muafiyeti kapsamında olduğu değerlendirilebilecek.

Motorlu taşıtlar sektöründe faaliyet gösteren teşebbüsler, dikey anlaşmalarını Yeni Tebliğ’in öngördüğü kurallara uygun hale getirmiş olmalı. Özellikle dağıtım ağını ilgilendiren sözleşmeler yeni düzenlemelere adapte edilmeli, teşebbüslerin nitel ya da nicel dağıtım sistemlerinin Yeni Tebliğ ile uyumlu olması gözetilmeli.

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Rekabet Hukukunda Dikey Anlaşmaların Son 10 Yılındaki Gelişmelerde İnternet Satışları ve MFC Koşulları Gündemde

Daha önce blog’da duyurusunu gerçekleştirdiğimiz “Rekabet Hukukunda Dikey Anlaşmaların Son 10 Yılı”nı ele alan ve Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen konferans geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Pek çok farklı akademisyen yanı sıra pek çok farklı sektörden hukuk müşavirinin ilgisini çeken konferansta ekibimizin lideri Şahin Ardıyok ile iktisatçı of-counselımız Emin Köksal en cafcaflı konuları ele aldı.

Konferansın genel seyri nasıldı?

İki oturumdan oluşan konferansta açılış konuşmasını Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Kerem Cem Sanlı gerçekleştirdi. Konuşmasında son 10 yılda teknoloji, internet kullanımı, perakendecilik – lojistik – dağıtım alanlarında değişen trendlere değinen Sanlı, mevcut durumda alıcı gücünün önem kazandığını belirterek değişen koşullar ile farklı seviyelerde artan, baskılanan rekabeti anlattı. Türkiye’de son 10 yılda önemli değerlendirmelerin en çok öne çıktığı pazarların bira ve akaryakıt pazarları olduğunu belirten Sanlı, günümüzde çoğu 4. madde incelemesi bakımından potansiyel 6. madde incelemesinin de önem kazandığı, dikey kısıtlamalar bakımından yeniden satış fiyatının tespiti açısından genellikle zımnen bir rule of reason analizi gerçekleştirildiği ve buradaki değerlendirme eşiklerinin oldukça yukarıya çekildiğini, pasif satış değerlendirmesi gibi değerlendirmelere ilişkin olarak “9/3” görüş gönderelim yaklaşımının benimsendiği yönündeki gözlemlerini paylaştı.

Sanlı, daha sonrasında internet satışları bakımından dikey anlaşmalar ve kısıtları ele alan ilk oturumu başlatmak üzere Rekabet Kurumu Daire Başkanı, Mehmet Yanık’ı sahneye çağırdı. Bahse konu oturumda internet satışlarını üç farklı bakış açısı tarafından inceleyen üç farklı sunum gerçekleştirildi. Bu kapsamda, internet satışlarına yönelik hukuki yanı sıra iktisadi değerlendirmeler Türkiye’de özellikle Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz’un da benimsenmesiyle ortaya çıkan gelişmeler ve Avrupa Birliği’ndeki örnekler esas alınarak aktarıldı.

Söz konusu sunumlar öncesinde, Mehmet Yanık özellikle internet satışları bakımından Türkiye’de benimsenen Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz da yer alan düzenlemelerin Avrupa Birliği’ndeki uygulamalar ile mukayese edilmemesi gerektiğini, Kurul’un “internet üzerinden gerçekleştirilen satışlar pasif satış teşkil eder” anlayışından yola çıkarak ve farklı paydaşlar arasındaki dengeleri gözetilerek bir düzenleme oluşturulduğunun altını çizdi.

Konferansın ikinci oturumu ise akademisyen ve uygulamacı Prof. Dr. Yılmaz Aslan tarafından yürütüldü. Bu kısımda bir tarafta son 10 senede gelişen münhasırlık uygulamaları ile yeniden satış fiyatı uygulamaları örnek Rekabet Kurulu kararları ışığında ele alınırken, diğer tarafta yakın zamanda Rekabet Kurulu yanı sıra diğer ülkelerde gündem konusu olan en çok kayırılan müşteri (MFC) koşuluna dair rekabet hukuku açısından yaklaşımın nasıl geliştiği anlatıldı.

İlk oturumda Emin Hoca neler anlattı?

Emin Köksal, internet satışları bakımından dikey sınırlamaların iktisadi bakış açısıyla nasıl ele alınması gerektiğine değinmeden önce mevcut durumda dünya genelinde artan e-ticaret eğilimine yönelik verileri paylaştı ve günümüzde ticari inovasyonun önemini vurguladı. Bu noktada, hukuk kurallarının değişen trendler ile uyumlu olması gerektiğini önemle belirten Köksal, özellikle platformların yüzleştiği kısıtlamalara değindi.

Köksal, konuşmasında kar maksimizasyonu güdüsüyle hareket etme ile bedavacılık sorunsalı ve ortak standart ve marka imajı belirleme arasında ince bir çizgi olduğunu ve bu yönde dengeli bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, özellikle internet satışları bakımından dikey kısıtlamaların inovasyonu öldürmeyecek şekilde düzenlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Şahin Ardıyok konuşmasında hangi konulara değindi?

Konferansın ikinci oturumda tartışmalara katılan Şahin Ardıyok ise, mevcut durumda Türkiye’de iktisaden gerekenden fazla dikey anlaşmaların ve kısıtlamaların bulunduğu yönündeki gözlemlerine yer verdikten sonra gelişen internet ile gündeme oturan ve çoğu zaman etkinlik arttırıcı nitelendirilen MFC koşullarını anlattı.

MFC koşullarının pozitif ve negatif etkilerine değinen Ardıyok, konuşmasında Amerika yanı sıra pek çok Avrupa Birliği ülkesindeki uygulamaları inceledi. Bu noktada Ardıyok, söz konusu uygulamalarda taahhüt mekanizmasının uygulanmasından hareketle, rekabet hukukunda özellikle e-ticaret oyuncuları bakımından yeni yeni inceleme alanına giren söz konusu MFC koşullarına yönelik herhangi bir yaptırım öngörülmediğinin altını çizerek Rekabet Kurulu’nun dünyada söz konusu uygulamalara yönelik yaptırım öngören ilk rekabet otoritelerinden olduğunu ve bu yönde ilk düzenleme getiren otoritelerden biri olduğunu hatırlattı.

Türkiye’de özellikle e-ticaret sektöründe açılan ilk MFC soruşturması olan ve 6. madde kapsamında incelenerek MFC davranışlarının hakim durumu kötüye kullanmasına yol açtığını sonucuna varılan Yemek Sepeti soruşturmasından bilfiil deneyimlerini aktaran Şahin Ardıyok daha sonrasında konuşmasında Booking.com’un 4. madde kapsamında ele alınan MFC davranışlarına ilişkin Kurul’un değerlendirmelerine yer verdi. Ardıyok, konuşmasını Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz’da getirilen yenilikleri açıklayarak sonlandırdı.

“Yeni Kılavuz Çıktı Hanım” – Evet de Yeni Kılavuz Neden Bahsediyor?

Rekabet dünyasında son zamanlarda gözlerin üzerinde olduğu konulardan biri dikey anlaşmalar. Neden mi? Kimilerinin hatırlayacağı üzere, geçtiğimiz Mart ayının sonunda iki yılı aşkın süredir hazırlıkları yapılan Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz yayınlanmıştı. Yeni Kılavuz, özellikle internet üzerinden yapılan satışlar bakımından pasif satış değerlendirmeleri ve en çok kayrılan müşteri koşuluna (nam-ı diğer MFC şartına) ilişkin değerlendirmeler bakımından Avrupa Birliği’ndeki bazı uygulamalara kıyasla farklılık göstermesiyle ön plana çıkmıştı. Bu kapsamda, Kılavuz mevcut durumda farklı sektörlerdeki pek çok oyuncunun gündemine oturmuş vaziyette.

Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi ise 29 Mayıs’da Yeni Kılavuz’un getirdiği yenilikleri, konuda uzman kişilerin katkılarıyla santralİstanbul Kampüsü’nde gerçekleştireceği konferans ile tartışmaya açıyor. Öğleden sonra başlayacak konferans “İnternet Satışları” ve “MFC şartı, Münhasırlık ve Yeniden Satış Fiyatının Tespiti” adlarıyla iki farklı oturumdan oluşuyor. İlk oturumda ekibimizin değerli of-counselı Dr. Emin Köksal’ın, ikinci oturumda ise ekibimizin başı Av. Şahin Ardıyok’un katılım sağlayacağı konferansa hepinizi bekliyoruz!

Konferansın detaylarına aşağıdan ulaşabilirsiniz: