Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Rekabet Hukukunda Dikey Anlaşmaların Son 10 Yılındaki Gelişmelerde İnternet Satışları ve MFC Koşulları Gündemde

Daha önce blog’da duyurusunu gerçekleştirdiğimiz “Rekabet Hukukunda Dikey Anlaşmaların Son 10 Yılı”nı ele alan ve Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen konferans geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Pek çok farklı akademisyen yanı sıra pek çok farklı sektörden hukuk müşavirinin ilgisini çeken konferansta ekibimizin lideri Şahin Ardıyok ile iktisatçı of-counselımız Emin Köksal en cafcaflı konuları ele aldı.

Konferansın genel seyri nasıldı?

İki oturumdan oluşan konferansta açılış konuşmasını Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Kerem Cem Sanlı gerçekleştirdi. Konuşmasında son 10 yılda teknoloji, internet kullanımı, perakendecilik – lojistik – dağıtım alanlarında değişen trendlere değinen Sanlı, mevcut durumda alıcı gücünün önem kazandığını belirterek değişen koşullar ile farklı seviyelerde artan, baskılanan rekabeti anlattı. Türkiye’de son 10 yılda önemli değerlendirmelerin en çok öne çıktığı pazarların bira ve akaryakıt pazarları olduğunu belirten Sanlı, günümüzde çoğu 4. madde incelemesi bakımından potansiyel 6. madde incelemesinin de önem kazandığı, dikey kısıtlamalar bakımından yeniden satış fiyatının tespiti açısından genellikle zımnen bir rule of reason analizi gerçekleştirildiği ve buradaki değerlendirme eşiklerinin oldukça yukarıya çekildiğini, pasif satış değerlendirmesi gibi değerlendirmelere ilişkin olarak “9/3” görüş gönderelim yaklaşımının benimsendiği yönündeki gözlemlerini paylaştı.

Sanlı, daha sonrasında internet satışları bakımından dikey anlaşmalar ve kısıtları ele alan ilk oturumu başlatmak üzere Rekabet Kurumu Daire Başkanı, Mehmet Yanık’ı sahneye çağırdı. Bahse konu oturumda internet satışlarını üç farklı bakış açısı tarafından inceleyen üç farklı sunum gerçekleştirildi. Bu kapsamda, internet satışlarına yönelik hukuki yanı sıra iktisadi değerlendirmeler Türkiye’de özellikle Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz’un da benimsenmesiyle ortaya çıkan gelişmeler ve Avrupa Birliği’ndeki örnekler esas alınarak aktarıldı.

Söz konusu sunumlar öncesinde, Mehmet Yanık özellikle internet satışları bakımından Türkiye’de benimsenen Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz da yer alan düzenlemelerin Avrupa Birliği’ndeki uygulamalar ile mukayese edilmemesi gerektiğini, Kurul’un “internet üzerinden gerçekleştirilen satışlar pasif satış teşkil eder” anlayışından yola çıkarak ve farklı paydaşlar arasındaki dengeleri gözetilerek bir düzenleme oluşturulduğunun altını çizdi.

Konferansın ikinci oturumu ise akademisyen ve uygulamacı Prof. Dr. Yılmaz Aslan tarafından yürütüldü. Bu kısımda bir tarafta son 10 senede gelişen münhasırlık uygulamaları ile yeniden satış fiyatı uygulamaları örnek Rekabet Kurulu kararları ışığında ele alınırken, diğer tarafta yakın zamanda Rekabet Kurulu yanı sıra diğer ülkelerde gündem konusu olan en çok kayırılan müşteri (MFC) koşuluna dair rekabet hukuku açısından yaklaşımın nasıl geliştiği anlatıldı.

İlk oturumda Emin Hoca neler anlattı?

Emin Köksal, internet satışları bakımından dikey sınırlamaların iktisadi bakış açısıyla nasıl ele alınması gerektiğine değinmeden önce mevcut durumda dünya genelinde artan e-ticaret eğilimine yönelik verileri paylaştı ve günümüzde ticari inovasyonun önemini vurguladı. Bu noktada, hukuk kurallarının değişen trendler ile uyumlu olması gerektiğini önemle belirten Köksal, özellikle platformların yüzleştiği kısıtlamalara değindi.

Köksal, konuşmasında kar maksimizasyonu güdüsüyle hareket etme ile bedavacılık sorunsalı ve ortak standart ve marka imajı belirleme arasında ince bir çizgi olduğunu ve bu yönde dengeli bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, özellikle internet satışları bakımından dikey kısıtlamaların inovasyonu öldürmeyecek şekilde düzenlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Şahin Ardıyok konuşmasında hangi konulara değindi?

Konferansın ikinci oturumda tartışmalara katılan Şahin Ardıyok ise, mevcut durumda Türkiye’de iktisaden gerekenden fazla dikey anlaşmaların ve kısıtlamaların bulunduğu yönündeki gözlemlerine yer verdikten sonra gelişen internet ile gündeme oturan ve çoğu zaman etkinlik arttırıcı nitelendirilen MFC koşullarını anlattı.

MFC koşullarının pozitif ve negatif etkilerine değinen Ardıyok, konuşmasında Amerika yanı sıra pek çok Avrupa Birliği ülkesindeki uygulamaları inceledi. Bu noktada Ardıyok, söz konusu uygulamalarda taahhüt mekanizmasının uygulanmasından hareketle, rekabet hukukunda özellikle e-ticaret oyuncuları bakımından yeni yeni inceleme alanına giren söz konusu MFC koşullarına yönelik herhangi bir yaptırım öngörülmediğinin altını çizerek Rekabet Kurulu’nun dünyada söz konusu uygulamalara yönelik yaptırım öngören ilk rekabet otoritelerinden olduğunu ve bu yönde ilk düzenleme getiren otoritelerden biri olduğunu hatırlattı.

Türkiye’de özellikle e-ticaret sektöründe açılan ilk MFC soruşturması olan ve 6. madde kapsamında incelenerek MFC davranışlarının hakim durumu kötüye kullanmasına yol açtığını sonucuna varılan Yemek Sepeti soruşturmasından bilfiil deneyimlerini aktaran Şahin Ardıyok daha sonrasında konuşmasında Booking.com’un 4. madde kapsamında ele alınan MFC davranışlarına ilişkin Kurul’un değerlendirmelerine yer verdi. Ardıyok, konuşmasını Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz’da getirilen yenilikleri açıklayarak sonlandırdı.

“Yeni Kılavuz Çıktı Hanım” – Evet de Yeni Kılavuz Neden Bahsediyor?

Rekabet dünyasında son zamanlarda gözlerin üzerinde olduğu konulardan biri dikey anlaşmalar. Neden mi? Kimilerinin hatırlayacağı üzere, geçtiğimiz Mart ayının sonunda iki yılı aşkın süredir hazırlıkları yapılan Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz yayınlanmıştı. Yeni Kılavuz, özellikle internet üzerinden yapılan satışlar bakımından pasif satış değerlendirmeleri ve en çok kayrılan müşteri koşuluna (nam-ı diğer MFC şartına) ilişkin değerlendirmeler bakımından Avrupa Birliği’ndeki bazı uygulamalara kıyasla farklılık göstermesiyle ön plana çıkmıştı. Bu kapsamda, Kılavuz mevcut durumda farklı sektörlerdeki pek çok oyuncunun gündemine oturmuş vaziyette.

Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi ise 29 Mayıs’da Yeni Kılavuz’un getirdiği yenilikleri, konuda uzman kişilerin katkılarıyla santralİstanbul Kampüsü’nde gerçekleştireceği konferans ile tartışmaya açıyor. Öğleden sonra başlayacak konferans “İnternet Satışları” ve “MFC şartı, Münhasırlık ve Yeniden Satış Fiyatının Tespiti” adlarıyla iki farklı oturumdan oluşuyor. İlk oturumda ekibimizin değerli of-counselı Dr. Emin Köksal’ın, ikinci oturumda ise ekibimizin başı Av. Şahin Ardıyok’un katılım sağlayacağı konferansa hepinizi bekliyoruz!

Konferansın detaylarına aşağıdan ulaşabilirsiniz:

Kısa Süreli de Olsa Münhasırlık Münhasırlıktır!

Tek marka yükümlülükleri sağlayıcı ve alıcı ilişkileri bakımından oldukça sık uygulama alanı bulan bir dikey kısıtlamadır. Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’da değinildiği üzere tek marka yükümlülükleri rekabet etmeme yükümlülüğü ve miktar zorlamaları olarak karşımıza çıkmakta. Mevcut durumda, miktar zorlamaları ile rekabet etmeme yükümlülüğü birbirinden alıcının münhasıran alım yapacağı oranın belirlenmesi noktasında ayrılıyor. Daha açık olmak gerekirse rekabet etmeme yükümlülüğü alıcının bir önceki yıl alımlarının en az %80’ine denk gelen miktarda alımı sağlayıcı veya sağlayıcı tarafından gösterilen bir başka teşebbüsten yapmasını öngörürken, miktar zorlamasının varlığından söz edebilmek için belirli bir yüzde oranının ortaya konması gerekli görülmüyor.

Özellikle sağlayıcılar bakımından sıkça başvurulan rekabet etmeme yükümlülüğü (bir başka ifade ile münhasır tedarik hükümleri) içeren anlaşmalar Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğ’inde de açıkça düzenleniyor. Bu yolla, anılan türden hükümleri uygulama niyetinde olan sağlayıcıların, anlaşmanın hukuka uygunluğunu kendi kendine değerlendirebilmesine imkan sağlanıyor. Ancak, söz konusu sağlayıcıların anlaşma konusu mal veya hizmete ilişkin pazar payı %40’ın üzerindeyse bu teşebbüsler bakımından bir grup muafiyeti değerlendirmesi yapılması olanaksız, zira bu teşebbüsler Tebliğ kapsamı dışında değerlendirilmektedir.

Pazar payı %40’ın üzerinde bulunan sağlayıcılar bakımından bir münhasır tedarik anlaşması öngörmenin en güvenli yolu hem Kılavuz hükümlerini hem de geçmiş tarihli Rekabet Kurulu kararlarını incelemek. Bu noktada teşebbüslerin münhasır sağlayıcı olmak istemesindeki temel motivasyonun ne olduğu, daha doğrusu Rekabet Kurumu’nun Tebliğ ile bu türden hükümleri grup muafiyetinden neden yararlandırdığı sorusunun cevaplanması gerekiyor. Kılavuzda da belirtildiği üzere sağlayıcıların münhasır tedarikçi olmayı istemesinin haklı gerekçeleri, bedavacılık sorunu ve vazgeçme probleminin çözülmesi olarak sıralanabilir. Örneğin; sağlayıcının markası bakımından gerçekleştirilen bir promosyon, aynı dağıtıcı tarafından satışı gerçekleştirilen farklı markalı ürünün satış miktarını da artırabiliyor, dolayısıyla bu gibi durumlarda sağlayıcının anılan satış noktasında yalnızca kendi ürünlerinin satılmasını talep etmesi haklı görülebiliyor. Ayrıca, sağlayıcının alıcı lehine ticari ilişkiye özgü bir takım yatırımlar gerçekleştirmesi durumunda ortaya çıkan vazgeçme problemi, özellikle ilişki kapsamında know-how transferinin söz konusu olduğu durumlarda sağlayıcıların münhasır tedarik anlaşmaları akdetme motivasyonunu kayda değer şekilde artırıyor.

Özellikle Tebliğ’de yer alan pazar payı eşiğinin üzerinde bulunan teşebbüslerin sağlayıcı konumunda bulunduğu durumlarda akdedilen münhasır tedarik anlaşmalarının hukuka uygunluğunun tespit edilmesinde, uygulamadan doğan pazar kapama etkisinin değerlendirildiği gözlemlenmekte. Pazar kapama etkisinin ortaya konmasında kullanılan iki temel kriter ise uygulamanın ilgili pazardaki kapsamı ve süresi. Buna göre rekabet etmeme yükümlülüğü içeren anlaşmanın süresi veya fiilen uygulandığı dönem ne kadar uzunsa, pazar kapatıcı etkisinin o seviyede yüksek olduğu değerlendiriliyor.

Buna paralel olarak, Rekabet Kurulu’nun Karbogaz Kararı’nda inceleme konusu teşebbüsün ilgili pazara yeni girişler olacağının sinyallerini aldığı dönemlerde uzun süreli münhasır tedarik sözleşmeleri akdederek, pazara yeni girişleri engellediğini, bir başka deyişle pazarı rakiplere kapadığını tespit ettiği ve bu tespitinde münhasır tedarik anlaşmasına ilişkin sürenin uzunluğunu da dikkate aldığı görülüyor[1].

Münhasır tedarik sözleşmelerine ilişkin sürenin uzunluğu yalnızca Rekabet Kurulu tarafından değil ancak Avrupa Birliği uygulamasında da ihlalin tespitinde dikkate alınmaktadır[2]. Örneğin Soda Ash Kararı’nda Avrupa Komisyonu Solvay ve ICI firmalarının müşterileri ile akdettiği münhasır tedarik anlaşmalarının süresinin en çok iki yıl ile sınırlanması gerektiğini ifade etmiş ve sonrasında anılan öneriye uygun davranmayan teşebbüslerin hakim durumlarını kötüye kullandıklarına karar vermiştir.

Ancak bu noktada rekabeti kısıtlayıcı uygulamanın yalnızca uzun süreli münhasır tedarik anlaşmaları olmadığı belirtilmeli. Zira Rekabet Kurulu içtihadı daha dikkatli bir şekilde incelendiğinde Kurul’un kısa süreli münhasır tedarik uygulamalarına ilişkin de endişelerinin olduğu görülüyor. Örneğin Kurul’un 2015 tarihli Trakya Cam Kararı’nda, anılan teşebbüsün dağıtıcıları ile akdetmeyi planladığı münhasır tedarik hükmü içeren dikey anlaşmalar incelemeye konu olmuş ve söz konusu anlaşmalara çeşitli sebeplerle bireysel muafiyet tanınamayacağına hükmedilmiş[3].

Karar kapsamında gerçekleştirilen değerlendirmede ilginç olan ise şu zamana kadar uzun süreler ile uygulanması sakıncalı görülen münhasır tedarik anlaşmalarının, kısa süreli akdedilmesi halinde de rekabeti kısıtlayıcı etkiler doğurabileceğinin değerlendirilmesidir. Bireysel muafiyet analizinde her ne kadar inceleme konusu anlaşma süresinin bir yıl ile sınırlandırılması olumlu değerlendirilse de kısa süreli münhasır tedarik sözleşmelerinin alıcılara karşı tehdit unsuru olarak kullanılabileceği değerlendirilerek, alıcıların sağlayıcı güdümünde hareket etmelerinin sağlanabileceği ifade ediliyor. Ancak Kurul’a göre kısa süreli münhasır tedarik anlaşmalarının rekabeti kısıtlayıcı etkilerinden bahsedilebilmesi için sağlayıcı konumundaki teşebbüsün pazarda çok güçlü veya hakim durumda bulunması ve anlaşma konusu ürünün vazgeçilmez konumda olması gerekli.

Münhasır tedarik anlaşmalarına ilişkin anılan kararlar bir arada değerlendirildiğinde, bu türden anlaşmalar gerçekleştirme niyetinde olan ve özellikle pazarda güçlü bir konuma sahip sağlayıcıların bu konuda dikkatli olması gerektiği aşikar. Zira kısa süreli de olsa bu türden anlaşmaların Rekabet Kurulu tarafından rekabeti kısıtlayıcı olarak değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır.

[1] Rekabet Kurulu’nun 01.12.2005 tarih ve 05-80/1106-317 sayılı Kararı

[2] 19 Aralık 1990 tarihli Avrupa Komisyonu Kararı (IV/33.133-A: Soda-ash – Solvay, ICI)

[3] Rekabet Kurulu’nun 02.12.2015 tarih ve 15-42/704-258 sayılı Kararı

İstediğin yağı koyuyorum, ancak bir sorun olursa benden değil!

Rekabet Kurulu’nun Doğuş Otomotiv hakkında yürüttüğü önaraştırma 13.10.2016 tarihinde karara bağlandı, karar[1] ise geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Kurul, Doğuş Otomotiv uygulamalarını Volkswagen yetkili servislerinde sadece anlaşmalı Castrol marka yağların kullanıldığı, ilgili yağların ayrıca piyasada satışta olmadığı iddiaları nedeniyle incelemeye almıştı. Kurul’a yapılan şikayete göre, Volkswagen tarafından onaylanmış Valvoline marka yağ ile Volkswagen yetkili servislerinden Aykan Motor’a giden müşteriye söz konusu yağın kullanılamayacağı belirtilmiş, taraflar arasında süren müzakere sonucu yetkili servis tarafından bir kayıt konularak müşterinin getirdiği yağ arabaya konulmuştu. Söz konusu kayda göre, Doğuş Otomotiv’in BP Castrol ile olan anlaşması doğrultusunda tavsiye edilen Castrol motor yağı dışında bir yağın kullanılması nedeniyle oluşacak hasarlardan yetkili servis değil, müşteri sorumlu olacaktı. Bu karara ilişkin değerlendirmelere geçmeden önce hatırlatmakta fayda var ki, rekabet hukuku kuralları çerçevesinde servislerde kullanılan motor yağları yedek parça olarak kabul ediliyor.

Kurul kararında öncelikle söz konusu uygulamanın Motorlu Taşıtlar Grup Muafiyeti Tebliği kapsamına girip girmediğini değerlendiriyor. Zira söz konusu düzenlemeye göre, yeni motorlu taşıtların, bunların yedek parçalarının ya da tamir ve bakım hizmetlerinin alımı, satımı ya da yeniden satımı konulu dikey anlaşmalar, dikey sınırlamalar içermesi halinde belirli koşullara uymak kaydıyla grup muafiyetinden yararlanabiliyor. Yine bu düzenlemeye göre, eşdeğer kalitedeki yedek parçaların kullanımının engellenmesi bu anlaşmaları söz konusu muafiyetin kapsamından çıkarıyor. Ancak garanti kapsamında orijinal parçaların kullanımını zorunlu tutmak bu kuralın istisnası kabul ediliyor. Dolayısıyla, garanti kapsamında yapılan ücretsiz bakım onarım işlemleri için taşıt sağlayıcısının sağladığı orijinal yedek parçaların kullanımının zorunlu tutulması mümkün oluyor.

Bu doğrultuda Kurul ilk olarak karara konu bakımın garanti kapsamında olup olmadığını değerlendiriyor ve bunun garanti kapsamında bir tamir işlemi değil, rutin bir bakım onarım faaliyeti olduğuna karar veriyor. Kurul söz konusu bakımın istisna kapsamında kabul edilemeyeceğini belirledikten sonra eşdeğer olduğu iddia automotive-corbisedilen motor yağının standartlara uygunluğunu ve sağlayıcı tarafından belirli bir marka yağının kullanımın zorunlu tutulup tutulmadığını inceliyor. Yetkili servise getirilen Valvoline markanın Volkswagen tarafından belirli kodlarla tespit edilen standartları haiz olduğu, yetkili servisler tarafından ise belirli bir markanın kullanılması için herhangi bir dayatmanın olmadığı tespit ediliyor.

Başvuruda bulunan tarafından bakım ve onarımda kullanılması istenen yağın eşdeğer yedek parça niteliğinde olduğunu, değerlendirmeye alınan teşebbüsün ve yetkili servislerin belirli bir markanın kullanımını zorunlu tutmadığını tespit eden Kurul, söz konusu uygulamanın ilgili Tebliğ’e aykırı olmadığına kanaat getiriyor. Son kullanıcının, servis hizmeti ya da madeni yağ satın almak istediği her satış noktasında Volkswagen veya diğer araç üreticilerince onaylı BP Castrol ürünlerine ulaşılabileceğini ve dolayısıyla sağlayıcı tarafından üretilen herhangi bir ürüne erişimin engellenmediğini de tespit eden Kurul, şikayetin reddi ile soruşturma açılmasına yer olmadığına karar veriyor. Ancak Kurul’un kararında ilginç olan bu yukarıda anlatılanlardan hiçbiri değil.

Söz konusu karar, Kurul’un yetkili servis tarafından konan kayda ilişkin değerlendirmesi açısından ilgi çekici. Kurul, getirilen yağın kutusunda belirtilen standardı taşıyıp taşımadığının yetkili servislerde tespitinin mümkün olmamasından bahisle, “oluşacak sorunlardan müşterimiz sorumludur” şeklinde bir kaydın konulmasını sektöre ilişkin standart bir uygulama olarak değerlendiriyor. Bu şekilde bir kayıt konulmasının, daha sonraki süreçlerde yetkili servisin yasal haklarının korunması sağlamaya yönelik genel bir uygulama olduğunu belirten Kurul, bunun tek bir markaya yönlendirme olarak kabul edilemeyeceğine vurgu yapıyor.

O halde soruyoruz: Tüm sorumluluğu üzerine almak pahasına kendi götürdüğü motor yağının kullanılmasında diretebilecek kaç kişiyiz? Bakımdan yeni çıkmış arabasında herhangi bir hasar olması halinde yetkili servise başvuramayacağını bilen müşteri, yetkili servis tarafından “tavsiye edilen” motor yağı yerine başka bir yağın kullanılmasını istemekte ne kadar serbest? Müşteri davranışlarına tam anlamıyla ters düşen bu karar, önümüzdeki günlerde oldukça dikkat çekeceğe benziyor.

[1] Rekabet Kurulu’nun 13.10.2016 tarihli ve 16-33/575-251 sayılı kararı

Çimento Sektör Raporundan Satırbaşları

Geçtiğimiz günlerde Rekabet Kurumu çimento sektörüne ilişkin hazırlamakta olduğu raporu yayımladı. Yayımlanan çalışmada, çimento sektörünün Rekabet Kurulu tarafından en fazla idari para cezası uygulanan dördüncü sektör olduğu ve bu konuda imalat sanayi sektörleri arasında ilk sırada geldiği ilk başta göze çarpanlar arasında. Sektör raporu, iki ana bölümden oluşmakta; ilk bölümde sektörün genel yapısı ve Rekabet Kurumu’nun sektör tecrübesi incelenirken, ikinci bölümde sektörün detaylı bir iktisadi analizini yapılarak çalışma sonuçlanmış.

Raporda Rekabet Kurumu’nun çimento sektörüne ilişkin yaptığı tespitlerden satırbaşlarını sırasıyla vermek gerekirse;

Çimento sektöründe, satışların kış aylarında düştüğü ve yaz aylarında belirgin şekilde arttığı tespit edilerek çimento ürünlerinin arz ve talep dengesinde bir mevsimsellik olduğu ve sinfrastructure2ektördeki satışların konjonktürle aynı doğrultuda hareket eden bir yapı sergilediğinin altı çizilmiş. Buna ek olarak şehir bazında satış analizi kapsamında; ülke genelinde satışların yaklaşık %25’inin neredeyse sadece üç şehre, %50’sinin ise 13 şehre yapıldığı belirlenmiş. Kurum inceleme yaptığı şehirlerin neredeyse tamamında, bir şehre 4-5 teşebbüsün satış yapmakta olduğu tespitine ek olarak, toplam üretimin %20’si gibi kayda değer bir kısmının sadece 3 şehirde gerçekleştiğinin altı çizilmiş. Üretimin yarısının ise sadece 10 şehirde gerçekleştiği de ortaya çıkan hususlardan. Ek olarak, inceleme yapılan şehirlerin 40 tanesinde ise üretim fazlalığı bulunduğu belirtilmiş.

Şehir bazında yapılan analiz neticesinde Kurum, şehirdeki yoğunlaşma ve teşebbüs sayısı karşılaştırıldığında, teşebbüslerin ülke çapındaki pazar paylarının ve yoğunlaşmanın göreli olarak düşük olduğu sonucuna ulaşmış. Buna karşılık, pazar payı ve yoğunlaşmanın seviyesinin şehirden şehre değişiklik gösterdiği ve çimento sektöründe yoğunlaşma düştükçe veya teşebbüs sayısı arttıkça fiyatların da düştüğüne ilişkin bir bulguya rastlanmadığı öne çıkan noktalardan. Son olarak, çimento satış pazarının yaklaşık %50’sine, pazar payı sıralamasında ilk 5 sırada gelen teşebbüslerin hakim olduğunun buna uygun biçimde yine ilk 5 teşebbüsün piyasadaki üretimin %50 ila %60’lık kısmını gerçekleştirdiğinin altı çizilmiş.

Çimento fiyatlarının maliyet ve talep değişimiyle ilgili incelemesi kapsamında, çimento sektöründe fiyatlar ile maliyet arasında sıkı bir bağ gözlemlenemediği, bu kapsamda cari dönemdeki fiyat değişiminin aynı dönemdeki maliyet değişimlerinden ender olarak ve çok düşük düzeyde etkilendiğine dikkat çekilmiş. 2010 – 2014 yılları arasındaki firma davranışlarının analiz edildiği çalışma sonucunda ise, çimento sektöründe son yıllarda gözlemlenen fiyat seviyelerinin genel olarak oligopolistik rekabetten beklenen fiyat seviyelerinden yukarıda belirlendiği belirtilmiş.

Sonuç kısmında Kurum’un, satış hacimlerinin dağılımını gerekçe göstererek sektörün olması gereken rekabetçi düzeyin oldukça gerisinde olduğu tespitini yaptığını görmekteyiz. Neticede Kurum raporda, teşebbüs sayısındaki artışın fiyatlarda düşüş yönünde bir baskı oluşturmaması, pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerin ülke genelinde pazar paylarının simetrik olması ve pazarın yaklaşık yarısına 5 teşebbüsün hakim olması gibi sebeplerle, rekabetçi dinamiklerin etkin bir şekilde işletilemediği sonucuna ulaşmış.

Çimento sektörü hakkında verdiği bilgi ve içerdiği detaylı iktisadi analiz itibariyle, Rekabet Kurumu tarafından yapılan bu değerli çalışmanın önümüzdeki süreçte, hem çimento sektöründe faaliyet gösteren oyuncular hem de onların temsilcilerine oldukça fayda sağlayacağını belirtmeliyiz.