Rekabet Kurulu’nun uzlaşma kararlarının idare hukuku ve anayasal haklar üzerindeki etkisini İYUK 10 ve 11 kapsamında ele aldık.
Rekabet Kurulu’nun uzlaşma kurumuna ilişkin uygulamaları, son dönemde yalnızca rekabet hukuku bakımından değil, idare hukuku ve anayasal haklar açısından da önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Özellikle uzlaşma yoluna giden teşebbüsler bakımından, idareye başvuru imkânının tamamen ortadan kalkıp kalkmadığı ve bu durumun hak arama özgürlüğüyle bağdaşır olup olmadığı sorusu giderek daha fazla gündeme geliyor.
Bu çerçevede, Rekabet Kurulu’nun aynı soruşturma kapsamında yer alan teşebbüsler hakkında farklı usuller işletmesi ve uzlaşma kararının kesinliği üzerinden başvuru yollarını kapatan bir yaklaşım benimsemesi, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. ve 11. maddelerinin kapsamı bakımından ciddi tereddütler yaratabiliyor.
Ortaya çıkan bu tablo, yalnızca usule ilişkin bir tartışma olmanın ötesinde; hukuki güvenlik, eşitlik ilkesi ve Anayasa’nın 74. maddesinde güvence altına alınan dilekçe hakkı bakımından da önemli sonuçlar doğurabilecek nitelikte. Özellikle uzlaşma yolunu tercih eden teşebbüslerin, sonradan ortaya çıkan açık hukuka aykırılıklara rağmen idareye başvuru imkânından tamamen mahrum bırakılması, hukuk devleti ilkesinin sınırlarının yeniden düşünülmesini gerektiriyor.
Bu kapsamda, BASEAK CORE Papers serisinin 23’üncü sayısında Dr. Y. Sertaç Serter, Rekabet Kurulu’nun uzlaşma kurumuna ilişkin bir kararından hareketle, İYUK’un 10. ve 11. maddelerinin doğru anlam ve işlevini ele almakta; Rekabet Kurulu’nun yaklaşımını anayasal ilkeler ışığında eleştirel bir bakışla değerlendirmektedir.
Makalemizin tamamını buradan inceleyebilirsiniz!