Dijital platform ekonomilerinin rekabet hukuku bakımından yarattığı ihlal endişeleri, son yıllarda tüm dünyada hem rekabet otoritelerinin hem de mahkemelerin gündeminde yer alıyor. Özellikle “kapalı ekosistemler” içerisinde faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin fiyatlama stratejileri ve kendi platform kuralları, klasik rekabet hukuku araçlarının sınırlarını zorluyor. Bu bağlamda Birleşik Krallık’ta Competition Appeal Tribunal (“CAT”) nezdinde görülen Alex Neill v Sony Interactive Entertainment topluluk davası, yalnızca oyun sektörü açısından değil, tüm dijital platform ekonomileri bakımından emsal teşkil edebilecek vakalardan biri olarak öne çıkıyor. Nitekim Sony’nin PlayStation mağazasına karşı açılan toplu tazminat davası, Apple’ın temyiz ettiği yine İngiltere’deki Dr. Rachael Kent v Apple davasından sonra görülen en önemli teknoloji davalarından biri olarak dikkat çekiyor.

CAT, Kasım 2023 tarihli kararıyla (Collective Proceedings Order – CPO)[1] Sony’nin PlayStation mağazasına karşı açılan davanın görülmesine izin vererek esasına girilmesinin önünü açmıştı. Bu gelişme, İngiltere’de rekabet hukuku temelli toplu davalar rejimi açısından bir başka önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmişti.
Mart 2026 tarihinde CAT nezdinde yargılamasüreci başlayan ve bu sürecin 10 hafta süreceği öngörülen dava, tüketici hakları uzmanı Alex Neill tarafından 2022 yılında, yaklaşık 12.2 milyon PlayStation kullanıcısı adına açılmış bir “opt-out” toplu dava niteliği taşıyor[2]. Davanın temel iddiası ise, Sony’nin PlayStation Store üzerinden dijital oyun ve oyun içi içerik satışında hâkim durumunu kötüye kullanarak fiyatları artırdığı ve tüketicilere “aşırı ve adil olmayan fiyatlar” uygulayarak İngiliz tüketicileri sömürdüğü yönünde. Buna bağlı olarak, PlayStation mağazasını kullanan tüketicilerin toplamda 5 milyar sterline kadar ulaşabilecek bir tutarda fazla ödeme yaptığı öne sürülmüştü[3]. Başta 5 milyar sterlin olarak hesaplanan bu zarar ise, gelinen aşamada 2 milyar sterlin tazminat davası talebine dönüşmüş durumda.
Davaya ilişkin ileri sürülen iddialar daha somut biçimde ifade edildiğinde, Sony’nin hâkim durumunu kullanarak oyun geliştiricileri ve yayıncılarına adil olmayan sözleşme koşulları dayattığı ve bunun nihai olarak tüketici fiyatlarına yansıdığı da ileri sürülüyor. İddialara göre Sony, PlayStation ekosisteminde dijital içeriklerin yalnızca kendi mağazası üzerinden satılmasına izin vererek rekabeti engelleyip oyun geliştiricilerden aldığı yaklaşık %30 komisyonu nihai tüketici fiyatlarına yansıtıyor. Bu şekilde PlayStation mağazasından dijital olarak alınan oyunların, fiziki mağazalarda satılan aynı oyunlardan %20 daha pahalı olduğu belirtiliyor[4]. Bu durumun özellikle disk sürücüsü bulunmayan konsolların yaygınlaşmasıyla daha da güçlendiği ileri sürülüyor.
Davaya ilişkin kamuya açık bilgilendirme sitelerinde de vurgulandığı üzere, iddia yalnızca yüksek fiyatlara değil, aynı zamanda tüketicilerin “kapalı bir dijital ekosistem” içinde seçeneklerinin sınırlandırılmasına dayanıyor. Bu yönüyle dava, klasik fiyatlama analizinin ötesine geçerek platform gücü ve erişim kontrolü tartışmalarını da içeriyor.
Davanın Hukuki Temelleri ve İddiaların Yapısı
Tekel, Aşırı Fiyatlama ve Kapalı Ekosistem Argümanı
Tüketicileri temsil eden davacı taraf, Sony’nin PlayStation ekosisteminde dijital içerik dağıtımı üzerinde fiili bir tekel kurduğunu ileri sürüyor. Buna göre ihlal iddiaları şu başlıklarda toplanıyor:
- Sony’nin PlayStation Store üzerindeki kontrolü sayesinde dijital oyun ve oyun içi içerik satışında “fiili tekel” niteliğinde bir konuma sahip olduğu, bir diğer ifadeyle hakim durumda olduğu,
- Bu pazar gücünü kullanarak oyun geliştiricileri ve yayıncılarına katı ve müzakereye kapalı sözleşme koşulları dayattığı,
- Bu koşulların Sony’e fiyatlandırma üzerinde belirleyici bir etki sağladığı ve her işlem üzerinden yaklaşık %30 oranında komisyon alınmasına imkan tanıdığı,
- Bu komisyon yapısının ve platform kapalı yapısının, nihai tüketiciler açısından “aşırı ve adil olmayan fiyatlar” doğurduğu,
- Uygulanan fiyatların, Sony’nin sunduğu hizmetin maliyeti ve ekonomik değeri ile kıyaslandığında orantısız kaldığı[5].

Bu yapı, davacıya göre rekabet hukukunda hakim durumun kötüye kullanılması altındaki aşırı fiyatlama ihlali anlamına geliyor. Ancak burada önemli olan nokta, fiyatın sadece yüksek olması değil; ekonomik değerle karşılaştırıldığında “adil olmayan” bir seviyeye ulaşması.
Bu iddialar yalnızca teorik bir rekabet ihlaline işaret etmekle kalmıyor; aynı zamanda somut bir tüketici zararı iddiası da ortaya koyuyor. Davacı taraf, PlayStation Store’daki fiyat yapısının sistematik biçimde şişirilmiş olduğunu ve bunun milyonlarca kullanıcıyı etkileyen kolektif bir zarar doğurduğunu ileri sürüyor. Bu zarar tahmini olarak milyarlarca sterlin seviyesinde ifade ediliyor ve davanın kazanılması halinde toplam hesaplanan zarar, tahminen 12.2 milyon sayıda zarar gören her bir tüketici özelinde 162 sterlin olarak öngörülüyor.
Davacının iddiası, Sony’nin bu şekilde dijital oyun ve içeriklerindeki yüksek fiyat seviyesini sürdürebilmesinin temel nedeninin rekabet eksikliği olduğu yönünde. Zira kullanıcılar satın aldıkları oyunlar ve dijital içerikler nedeniyle platforma kilitlenmiş durumda (lock-in effect) ve alternatif platformlara geçiş maliyetleri oldukça yüksek.
İlgili Pazar ve Platform Gücü Tartışması
Davada kritik başlıklardan biri de ilgili pazarın nasıl tanımlanacağı. Davacı taraf pazarı dar bir şekilde “PlayStation dijital oyun dağıtımı” olarak ele alırken, Sony’nin daha geniş bir oyun pazarı tanımını savunduğu görülüyor.
Bu ayrım yalnızca teorik değil; doğrudan davanın kaderini etkileyebilecek nitelikte. Dar bir pazar tanımı Sony’nin hakim durumda olduğunu daha kolay ortaya koyarken, geniş pazar yaklaşımı rekabet baskısının varlığını güçlendirebilir.
Sony’nin Savunmaları Neler?
Güvenlik ve Kalite Kontrol Argümanı
Sony’nin öne çıkardığı savunmalardan biri, kapalı sistemin kullanıcı güvenliği ve platform bütünlüğü açısından gerekli olduğu yönünde şekilleniyor. Bu bakımdan Sony, üçüncü taraf mağazalara izin verilmesinin:
- Güvenlik açıkları yaratabileceği,
- Kullanıcı deneyimini olumsuz etkileyebileceği,
- Teknik uyumluluk sorunlarına yol açabileceği,
- Üçüncü tarafların Sony’nin yıllar süren yatırımlarından bedavacılık suretiyle yararlanabileceği
ileri sürüyor.
Bu yaklaşım, Apple App Store davalarında da sıklıkla karşılaşılan “güvenlik gerekçesi” savunmasıyla benzerlik gösteriyor.
İş Modeli ve Çapraz Sübvansiyon
Sony ayrıca konsol satışlarından sınırlı kar elde edildiğini, esas gelir modelinin dijital içerik üzerinden kurulduğunu vurguluyor ve Sony’nin dijital satış kanalının hem yıllar süren bir zaman hem de ciddi yatırım maliyetlerinin bir eseri olduğu belirtiliyor. Bu çerçevede %30 komisyon oranının:
- Platform yatırımlarını finanse ettiği,
- Geliştirici ekosistemini desteklediği,
- Altyapı ve hizmet maliyetlerini karşıladığı
savunuluyor. Dolayısıyla Sony açısından bu oran, rekabet ihlali değil; iki taraflı platform ekonomisinin doğal bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Pazarda Rakiplerin ve Rekabetin Varlığı İddiası
Sony’nin bir diğer temel savunması, kullanıcıların Xbox, Nintendo, PC veya diğer platformlara yönelebileceği ve dolayısıyla gerçek anlamda bir tekelin bulunmadığı yönünde.
Buna karşılık davacı taraf, özellikle dijital içeriklerin Sony PlayStation Store platformuna özgü olması ve kullanıcıların mevcut kütüphanelerini kaybetme riski nedeniyle bu geçişin pratikte sınırlı kaldığını ileri sürüyor.
Dava Süreci
Mart 2026 itibarıyla dava esastan görülmeye başlanmış durumda. Yargılamanın yaklaşık 10 hafta süreceği ve özellikle ekonomik analizlerin belirleyici olacağı ifade ediliyor.
Son yıllarda rekabet otoritelerinin özellikle dijital platformlara yönelik artan incelemeleri dikkate alındığında, özellikle uygulama mağazaları ve içerik platformlarının, rekabet hukuku analizinin yeni odak alanları haline geldiği anlaşılıyor.
İngiltere’deki toplu dava mekanizmalarının da rekabet hukukundaki rolünün giderek arttığı söylenebilir. Özellikle bireysel zararların küçük, ancak toplam etkinin büyük olduğu dijital pazarlarda bu tür tazminat mekanizmalarına imkan veren düzenlemeler daha da önem kazanıyor. Birleşik Krallık’taki toplu dava ve “opt-out” sistemi ile karşılaştırıldığında, Türkiye’de tüketici zararlarının bu ölçekte kolektif şekilde ileri sürülmesi oldukça sınırlı. Bu durumun ise, özellikle dijital pazarlarda ortaya çıkabilecek benzer zararların telafisinin Türkiye’deki tüketiciler bakımından daha zor olabileceği değerlendirmesine işaret ettiği söylenebilir.
[1] 1527/7/7/22 Alex Neill Class Representative Limited v Sony Interactive Entertainment Europe Limited; Sony Interactive Entertainment Network Europe Limited; and Sony Interactive Entertainment UK Limited – Order of the Chair (Collective Proceedings Order) | 19 Jan 2024
[2] 1527/7/7/22 Alex Neill Class Representative Limited v Sony Interactive Entertainment Europe Limited; Sony Interactive Entertainment Network Europe Limited; and Sony Interactive Entertainment UK Limited | Competition Appeal Tribunal
[3] https://milberg.co.uk/consumers-win-the-first-battle-against-sony-playstation-as-5bn-competition-claim-gets-the-go-ahead-to-proceed-to-trial
[4] PlayStation users in the UK could be collectively awarded billions in compensation for ‘excessive and unfair’ PlayStation Store charges in class-action lawsuit against Sony | TechRadar
[5] https://playstationyouoweus.co.uk/faqs/ ; https://www.reuters.com/business/sony-fighting-27-billion-uk-lawsuit-over-playstation-store-prices-2026-03-10/