Geçtiğimiz günlerde, Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı ile, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“Rekabet Kanunu”) 43. maddesine 16.06.2020 tarihli ve 7246 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle eklenen 8. fıkranın, itiraz yoluyla yapılan somut norm denetimi kapsamında iptali talebi incelenmiş ve anılan hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir[1].
Söz konusu incelemenin konusunu oluşturan düzenleme kapsamında, Rekabet Kanunu’nun anılan 43. maddesi ile Türk rekabet hukukuna uzlaşma usulü kazandırılmış; aynı maddeye eklenen 8. fıkra ile, “Rekabet Kurulu tarafından uzlaşma ile sonuçlandırılan soruşturmalar bakımından idari para cezası ile uzlaşma metninde yer verilen hususların uzlaşan taraflarca dava konusu edilemeyeceği” hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede, bu yazımızda söz konusu kuralın Anayasa Mahkemesi tarafından hangi gerekçelerle Anayasa’ya uygun bulunduğunu inceliyoruz.
İdare Mahkemesi’nin İtiraz Gerekçeleri
Ankara 9.İdare Mahkemesi görülmekte olan bir dava nedeniyle uzlaşan tarafa dava açma yolunu kapatan 8. fıkranın, uzlaşan tarafın mahkemeye erişim hakkını kısıtladığı, rekabet ihlali isnadının suç niteliği taşıyan bir idari işlem olduğu, bu bakımdan uzlaşma kurumunun her ne kadar tarafların iradesiyle uygulanacak olsa da ilgilinin doğabilecek ticari zararları gözeterek hakkındaki suç isnadı, soruşturma baskısı ve külfetinden derhâl kurtulmak amacıyla uzlaşmayı kabul edebileceği, kuralın uzlaşmayan tarafla, uzlaşan taraf arasında usul güvenceleri yönünden eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2, 13, 36 ve 125.maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi’nin Kararının Gerekçeleri
Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kuralı Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilke ile 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir.
Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 13.maddesi bağlamında kanunilik ilkesi yönünden yaptığı değerlendirmede, mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olmasının yeterli olmadığını; kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede, uzlaşma konusu idari para cezasının yıllık gayri safi gelire oransal olarak sınırlandırıldığı; soruşturma kararıyla birlikte iddiaların türü ve niteliğinin ilgililere bildirildiği ve uzlaşılan hususlar bakımından dava edilemeyecek olan konuların öngörülebilir olduğu bu nedenlerle kanunilik şartını sağladığı saptaması yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36.maddesi yönünden yaptığı incelemede konuyu meşru amaç ilkesi yönünden değerlendirmiş, anılan maddede mahkemeye erişim hakkı için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olsa da yerleşik içtihadına uygun olarak hak ve özgürlüğün doğasından kaynaklanan bazı sınırların bulunduğunu belirtmiştir. Uzlaşma, tahkim ve arabuluculuk gibi yargıya alternatif çözüm yöntemlerinin kamusal kaynakların korunması, rekabet ihlali ile sürecinin hızlı ve kesin biçimde sonuçlandırılması ve yargının iş yükünün azaltılmasına hizmet ettiği belirtilerek kuralın meşru bir amaç taşıdığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında yapılan incelemede, kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın aynı zamanda ölçülü olması gerektiği, ölçülülük ilkesinin de elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerinden oluştuğunu belirterek konuyu bu ilkeler çerçevesinde değerlendirmiştir.
Elverişlilik yönünden yapılan değerlendirmede, uzlaşma metninde yer alan hususlar ve idari para cezasının dava konusu edilemeyeceğine ilişkin kuralın, rekabet hukuku kurallarına aykırı eylemlere yönelik sürecin daha az kaynakla ve hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulması ve yine yargının iş yükünün hafifletilmesine katkı sunması nedeniyle elverişli bir yol olduğu değerlendirilmesine varılmıştır.
Gereklilik yönünden yapılan değerlendirmede de, Uzlaşmaya dayanan idarenin bazı eylem ve işlemlerinden mahkemeye erişim hakkından feragat sonucunu doğuracak sınırlamaların öngörülmesinin mümkün olduğu, idarenin bu konuda yöntemi seçmekte takdir yetkisinin bulunduğu, ancak bu sınırlamayla elde edilecek kamusal yarara ulaşmak bakımından anılan hakka en az zarar verici yöntemin tercih edilmesi gerektiği belirtilmiş; kuralın söz konusu amaca ulaşmak bakımından gerekli olduğu değerlendirmesi yapılmıştır,
Orantılılık yönünden yapılan değerlendirmede ise, Anayasa Mahkemesi, uzlaşma sürecinin soruşturma kararı sonrasında başladığını; tarafların hangi eylemler nedeniyle soruşturulacaklarının ve dava haklarının olmadığını bilebilecek durumda olduklarını; uzlaşmanın taraflar için bir zorunluluk teşkil etmediğini; ayrıca uzlaşma hâlinde idari para cezasında yüzde yirmi beşe kadar indirim uygulanabileceğini ve bu indirimin ek indirime engel olmadığını göz önünde bulundurarak kuralın kişiler aleyhine aşırı bir külfete yol açmadığı ve mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahalede bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Bu gerekçelere ilaveten Anayasa Mahkemesi Anayasa’nın 36. maddesinin veya diğer herhangi bir maddesinin mahkemeye erişim hakkından feragati açıkça yasaklayan bir hüküm içermediğini; feragatin Anayasa’ya aykırı olmaması ve feragatin geçerliliği için feragat iradesinin açık olması, sonuçlarının kişi yönünden makul olarak öngörülebilir olması ve adil yargılanma hakkına ilişkin asgari güvencelerin sağlanmış olması gerektiğini; ayrıca feragatin meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının bulunmaması gerektiğini belirtmiştir. Uzlaşma sonucunda kişilere idari para cezası uygulanmasında kişilerin de iradi kabullünün bulunduğunu da ayrıca vurgulanmıştır.
Son olarak Anayasa Mahkemesi gerekçesinde, itirazda kuralın Anayasa’nın 2. ve 125. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüşse de Anayasa’nın 13. ve 36. Maddeleri yönünden değerlendirmeler kapsamında ele alındığından bu maddeler yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi açıkladığı nedenlerle uzlaşma kararına karşı dava açılamayacağına ilişkin getirilen kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına bu nedenle yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararı ile, Rekabet Kurulu tarafından uzlaşma ile sonuçlandırılan soruşturmalar bakımından idari para cezası ve uzlaşma metninde yer verilen hususların uzlaşan taraflarca dava konusu yapılamayacağına ilişkin kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verildiğinden mevcut hukuki durumda bir değişiklik olmamıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı somut norm denetimi sonrasında verilen ret kararı nedeniyle yürürlükte olan 43. Maddenin 8.fıkrası her ne kadar idari para cezası ile uzlaşma metninde yer verilen hususların uzlaşan taraflarca dava konusu edilemeyeceği yazılmışsa da bu hükmün kapsadığı hususlar dışında dava açılabileceği kabul edilmelidir. Şöyle ki; örneğin idari para cezasına konu en önemli parametre teşebbüsün cirosudur. Cezaya esas alınan teşebbüs cirosunda esas alınan kriterler hangi yıla ait ve yine hangi pazara ait olduğudur. Bu kriterler uzlaşma metninde yer almayan hususlar olup uzlaşan tarafla/taraflarla uzlaşmayan taraf/taraflar arasında farklı yıl veya farklı pazarın esas alınması bir başka deyişle cezaya esas alınan pazar olarak bir teşebbüs yönünden ihlale ilişkin pazara ait cironun bir diğerinde ise teşebbüsün tüm cirosunun esas alınması eşitsizlik yaratacaktır. Uzlaşan teşebbüs aleyhine bir durum yaratılması karşısında, ilgili teşebbüsün uzlaşmasına rağmen bu yönden dava açma hakkının bulunduğunun kabulü gerekir. Rekabet Kurulu’nun bu konudaki takdir yetkisi elbette yargısal denetime tabi olup aksine bir düşünce hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz. Bu durumun önümüzdeki süreçte yargı içtihatları ile açıklığa kavuşacağı inancındayız.
[1] Bkz. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/03/20260309-10.pdf