Elektrikli araç şarj hizmetleri piyasasına ilişkin uzun zamandır beklenen düzenleyici çerçeve nihayet netleşti. EPDK’nın Şarj Hizmeti Yönetmeliği’nde yaptığı kapsamlı değişiklik, 23 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Hatırlarsanız, bu değişikliğin taslağı geçtiğimiz aylarda kamuoyunun görüşüne açılmış ve bu blogda da detaylı bir şekilde ele alınmıştı. Taslaktan nihai metne geçiş sürecinde bazı ince ayarlar yapılmış olsa da düzenlemenin ruhu aynı kaldı: daha şeffaf, daha rekabetçi ve kullanıcı odaklı bir şarj hizmeti piyasası.
Bu yazıda, yönetmelik değişikliğini bir iktisatcının gözünden, özellikle hukuk ve iktisat (law & economics) ile davranışsal iktisat (behavioural economics) perspektifinden değerlendirmek istiyorum. Zira yönetmeliğin getirdiği yeniliklerin her birinin arkasında, iktisat literatüründe karşılığı olan piyasa aksaklıklarına yönelik müdahaleler yatıyor. Peşinen söyleyelim: düzenlemenin genel yönü olumlu. Fakat uzaktan hoş gelen davulun sesi, her zaman olduğu gibi, işin detaylarına girdikçe değişebiliyor.

“Ne Kadar?” Sorusuna Net Bir Cevap: kWh Bazlı Fiyatlandırma
Yönetmelik değişikliğinin belki de en dikkat çekici unsuru, şarj hizmeti fiyatının yalnızca tüketilen enerji (TL/kWh) üzerinden belirlenmesi zorunluluğu. Bağlanma bedeli, işlem başlatma bedeli, ekipman kullanım bedeli gibi her ne ad altında olursa olsun ek ücret talep edilmesi artık yasak.
Bu düzenlemeyi iktisadi açıdan değerlendirdiğimizde, aslında “damla fiyatlandırma” (drip pricing) olarak bilinen bir piyasa aksaklığına doğrudan müdahale edildiğini görüyoruz. Damla fiyatlandırma, tüketicinin satın alma kararını verdikten sonra ek ücretlerle karşılaşması durumunu ifade eder. Havayolu biletlerinde bagaj ücreti, otel rezervasyonlarında “resort fee” gibi uygulamalar bu kavramın klasik örnekleri. Davranışsal iktisat literatürü, bu tür fiyatlandırma stratejilerinin tüketicilerin rasyonel karar vermesini sistematik olarak engellediğini ortaya koyuyor. Tüketici, başlangıçta düşük görünen fiyata sabitleniyor (anchoring etkisi) ve sonradan eklenen maliyetleri yeterince değerlendiremiyor.
Şarj hizmeti piyasasında da benzer bir durum söz konusuydu. Bir kullanıcı, farklı şarj ağlarının fiyatlarını karşılaştırmak istediğinde, kWh başına fiyat, bağlantı ücreti, işlem başlatma bedeli gibi farklı bileşenleri bir araya getirmek zorunda kalıyordu. Bu da şeffaf bir fiyat karşılaştırmasını neredeyse imkânsız hale getiriyordu. Yeni düzenleme ile fiyat, herkesin anlayacağı tek bir birime indirgenmiş oluyor. Böylece tüketicinin karşılaştırma maliyeti (search cost) düşüyor ve piyasadaki fiyat rekabeti güçleniyor.
Dinamik Fiyatlandırma: Lokasyon ve Saat Bazlı İndirimler
Yönetmelik, şarj ağı işletmecilerine istasyonun bulunduğu lokasyona ve günün saatlerine göre indirimli fiyat uygulama imkânı da tanıyor. Burada önemli bir detay var: şarj hizmeti başladığı saat dilimindeki fiyat, hizmet sonuna kadar geçerli olacak. Yani şarj ortasında fiyat değişikliği söz konusu değil.
Bu düzenleme, enerji iktisadında iyi bilinen tepe yük fiyatlandırması (peak-load pricing) mantığına dayanıyor. Yoğun saatlerde ve lokasyonlarda talebi düzenlemeye yönelik fiyat sinyalleri, kıt kapasiteyi daha verimli kullanmayı sağlayabilir. Davranışsal açıdan ise tüketicilerin fiyat değişimlerine nasıl tepki vereceği merak konusu: yoğun olmayan saatlerdeki indirimler, şarj davranışını ne ölçüde değiştirebilir? Elektrik piyasasındaki “akıllı tarife” deneyimlerinden biliyoruz ki tüketiciler, indirimli dönemlere kaymak konusunda genellikle beklentinin altında kalıyor. Yine de böyle bir esnekliğin piyasaya sunulması, doğru yönde bir adım.
Sadakat Sözleşmelerinde %25 Sınırı: Fiyat Ayrımcılığının Dizginlenmesi
Yönetmeliğin bir diğer önemli yeniliği, sadakat sözleşmesi olan ve olmayan kullanıcılar arasındaki fiyat farkının %25’i aşamaması kuralı. Üstelik sadakat sözleşmesi kapsamında üyelik bedeli, sözleşme bedeli gibi ayrı bir bedel de talep edilemiyor.
Bu hükmü ikinci derece fiyat ayrımcılığı (second-degree price discrimination) çerçevesinde okumak mümkün. İşletmeciler, sadakat programları aracılığıyla tüketicileri segmentlere ayırarak farklı fiyatlar uygulama imkânına sahipti. Belirli bir ölçüde fiyat ayrımcılığının rekabetçi piyasalarda verimlilik artırıcı etkileri olabileceğini teslim etmekle birlikte, bu ayrımın orantısız hale gelmesi halinde, sadakat sözleşmesi yapmayan — belki de birden fazla şarj ağını kullanmak isteyen — tüketicilerin cezalandırılması riski ortaya çıkıyordu. Bir anlamda, çoklu ağ kullanımının (multi-homing) önünde bir engel oluşuyordu. %25 sınırı, verimlilik ile rekabet arasındaki bu dengeyi kurmaya çalışan pragmatik bir düzenleyici tercih olarak dikkat çekiyor.
Roaming: Değiştirme Maliyetlerini Kırmak
Yönetmelik değişikliğiyle birlikte “ortak dolaşım” (roaming) sözleşmeleri resmi olarak düzenlemeye kavuşuyor. Artık şarj ağı işletmecileri, birbirlerinin kullanıcılarına doğrudan hizmet sunabilecek ve bu sözleşmeleri EPDK’ya bildirecek.
Telekomünikasyon sektöründeki dolaşım düzenlemelerinden aşina olduğumuz bu mekanizma, iktisat literatüründe önemli bir yere sahip olan değiştirme maliyetleri (switching costs) ve kilitlenme etkisi (lock-in) kavramlarıyla doğrudan ilişkili. Bir kullanıcı belirli bir şarj ağının mobil uygulamasına üye olduğunda, başka bir ağa geçmek için yeni bir uygulama indirmesi, yeni bir hesap oluşturması ve belki de yeni bir sadakat sözleşmesi yapması gerekiyordu. Bu durum, tüketicilerin mevcut sağlayıcılarına kilitlenmesine ve piyasadaki rekabetin zayıflamasına yol açıyordu.
Roaming düzenlemesi, bu kilitlenme etkisini kırmayı hedefliyor. Tek bir hesapla farklı şarj ağlarına erişilebilmesi, kullanıcıların piyasadaki alternatifleri fiilen değerlendirebilmesinin önünü açıyor. Davranışsal iktisat açısından bakıldığında ise bu düzenleme, statüko yanlılığını (status quo bias) azaltma potansiyeli taşıyor. Zira tüketicilerin değiştirme maliyeti düştükçe, mevcut sağlayıcılarında kalmak için “tembellik” gerekçeleri de kalmıyor.
Ancak burada bir parantez açmakta fayda var. Roaming sözleşmeleri, doğası gereği rakipler arasındaki yatay iş birliğini içeriyor. Telekomünikasyon sektöründeki deneyimlerden biliyoruz ki bu tür anlaşmalar, kötü tasarlandığında rekabet hukuku açısından hassas bir zemine kayabiliyor. EPDK’nın roaming usul ve esaslarını belirlerken rekabet hukuku perspektifini göz önünde bulundurması, bu düzenlemenin başarısı için kritik önemde.
Serbest Erişim Platformu: Bilgi Asimetrisine Son
Yönetmelik, EPDK tarafından kurulacak bir serbest erişim platformunu da düzenliyor. Aslında, böyle bir platform halihazırda mevcut: Şarj@TR. Ancak bu mobil uygulama, güncel ve güvenilir veri sunma konusunda pek de başarılı olamadı. Yeni düzenleme, işte tam da bu eksikliğe yanıt veriyor: şarj ağı işletmecilerine, istasyonlarının coğrafi konumu, şarj ünitesi tipleri, güçleri, fiyatları ve anlık uygunluk durumlarını Kurum tarafından belirlenen formatta serbest erişim platformuna sunma yükümlülüğü getiriyor. Bir başka deyişle, platformun başarısı artık işletmecilerin iyi niyetine değil, yasal bir zorunluluğa dayanacak.
Bilgi asimetrisi (information asymmetry), piyasa aksaklıklarının en klasik formlarından biri. Şarj hizmeti piyasasında tüketicinin hangi istasyonda, hangi fiyatla, ne kadar beklemeyle şarj hizmeti alabileceğini bilmemesi ciddi bir verimlilik kaybına yol açıyordu. Serbest erişim platformu, bu bilgi asimetrisini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir merkezi mekanizma.
Davranışsal iktisat perspektifinden bakıldığında, bu platformun bir tür “bilgi mimarisi” (choice architecture) işlevi göreceğini söyleyebiliriz. Thaler ve Sunstein’ın ünlü “dürtme” (nudge) kavramını hatırlayalım: insanların karar verme süreçlerini, seçeneklerin sunuluş biçimiyle iyileştirmek mümkün. Tüm fiyatların, uygunluk durumlarının ve konum bilgilerinin tek bir platformda sunulması, tüketicileri en uygun seçeneğe yönlendirecek bir dürtme mekanizması olarak işlev görebilir.
%85 Batarya Sınırı: Sirkülasyon için Bir Dürtme
Yönetmeliğe eklenen ilginç hükümlerden biri de DC şarj ünitelerinde batarya doluluk oranı %85’i aştığında şarj hizmetinin sonlandırılabilmesi. Bu düzenlemenin arkasında teknik bir gerçeklik var: Elektrikli araç bataryaları, %80 doluluk seviyesinin üzerinde çok daha yavaş şarj oluyor. Dolayısıyla, bir aracın %85’ten %100’e çıkması için harcanan süre, istasyondaki sirkülasyonu önemli ölçüde yavaşlatıyordu.
İktisadi açıdan bu düzenlemeyi, bir tür tıkanıklık yönetimi (congestion management) aracı olarak görmek mümkün. Kıt bir kaynağın — şarj istasyonunun — verimli kullanımını sağlamaya yönelik bir müdahale. Davranışsal açıdan ise tam da bir dürtme örneği: Kullanıcının tercihini doğrudan kısıtlamak yerine, belirli bir eşikten sonra hizmetin sonlandırılabileceği bilgisiyle davranışını yönlendirmek. Elbette bu düzenlemenin kullanıcı memnuniyeti üzerindeki etkisi dikkatle izlenmeli; özellikle uzun yolculuklarda batarya doluluk oranının kritik olduğu durumlarda esneklik sağlanması gerekebilir.
Otoyollarda Kredi Kartıyla Ödeme: İşlem Maliyetlerinin Düşürülmesi
1 Temmuz 2026’dan itibaren otoyollardaki DC 50 kW ve üzeri şarj ünitelerinde banka veya kredi kartıyla doğrudan ödeme zorunlu olacak. Bu ödeme yöntemi için kullanıcıdan ilave bedel veya komisyon da talep edilemeyecek.
Bu düzenleme, işlem maliyetlerinin (transaction costs) düşürülmesine yönelik doğrudan bir müdahale. Mevcut durumda, bir şarj istasyonunu kullanabilmek için önce ilgili ağın mobil uygulamasını indirmek, hesap oluşturmak ve ödeme yöntemini tanımlamak gerekiyordu. Özellikle dijital okuryazarlığı daha düşük olan kullanıcılar ya da farklı şarj ağlarıyla ilk kez karşılaşan sürücüler için bu süreç ciddi bir giriş engeli teşkil ediyordu. Hatta bu durumun, elektrikli araca geçiş kararını etkileyen faktörlerden biri olduğunu söylemek bile mümkün: potansiyel bir elektrikli araç alıcısı, şarj sürecinin ne kadar “zahmetli” olduğunu duyduğunda caydırılabiliyor.
Kredi kartıyla doğrudan ödeme, bir benzin istasyonundaki deneyime benzer bir basitlik sunarak bu engeli ortadan kaldırıyor. Davranışsal iktisat açısından bakıldığında, “sürtünme” (friction) kavramı burada devreye giriyor: insanlar, bir eylemi gerçekleştirmek için gereken adım sayısı arttıkça o eylemden vazgeçme eğilimi gösteriyor. Uygulama indirme, üyelik oluşturma gibi ek adımları kaldırmak, şarj hizmetine erişimdeki sürtünmeyi azaltıyor.
Veri Güvenliği ve Hizmet Kalitesi: Kurumsal Altyapının Güçlendirilmesi
Yönetmelik değişikliğinin göz ardı edilmemesi gereken bir boyutu da şarj ağı işletmecilerine getirilen kurumsal yükümlülükler. Yazılım sistemlerinin TS ISO/IEC 27001 bilgi güvenliği standardına uygun olması, 7/24 hizmet veren ISO 18295 sertifikalı çağrı merkezi kurulması ve kullanıcı taleplerinin on beş iş günü içinde sonuçlandırılması gibi yükümlülükler, piyasanın olgunlaşma sürecinin bir parçası. Mevcut işletmecilere bu gerekliliklere uyum sağlamaları için altı ay ile bir yıl arasında geçiş süreleri tanınmış olması da düzenleyicinin “düzenle ama boğma” yaklaşımını benimsediğine işaret ediyor.
Sonuç Yerine: Doğru Yönde Atılmış Adımlar
Genel bir değerlendirme yapıldığında, yönetmelik değişikliğinin şarj hizmeti piyasasındaki temel aksaklıklara — bilgi asimetrisi, yüksek değiştirme maliyetleri, şeffaf olmayan fiyatlandırma ve yüksek işlem maliyetleri — doğrudan yanıt veren bir düzenleyici paket olduğunu söylemek mümkün. Düzenlemenin hem geleneksel hukuk ve iktisat yaklaşımıyla hem de davranışsal iktisat perspektifiyle tutarlı bir çerçeve sunması olumlu.
Ancak, her düzenleyici müdahalede olduğu gibi, burada da şeytanın ayrıntıda gizli olduğunu unutmamak gerekiyor. Roaming sözleşmelerinin rekabet hukuku boyutu, serbest erişim platformunun etkin bir şekilde işletilmesi, dinamik fiyatlandırma mekanizmalarının piyasa üzerindeki etkileri ve %85 batarya sınırının pratikteki uygulaması, önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gereken konular.
Bir de düzenlemenin kapsamadığı alanları belirtmek lazım. Şehir içi AC şarj altyapısı, evde ve sitelerde şarj imkânlarının yaygınlaştırılması gibi konular — birçok ülkede elektrikli araç yaygınlaşmasının asıl darboğazını oluşturan meseleler — bu yönetmelik değişikliğinin doğrudan kapsamında değil. Yönetmeliğin ağırlıklı olarak şehirler arası DC hızlı şarj istasyonlarına odaklandığını görmekteyiz. Elektrikli araç ekosisteminin bütüncül gelişimi için bu alanların da ele alınması gerekecek.
Tüm bunlara rağmen, EPDK’nın şarj hizmeti piyasasını daha şeffaf, daha rekabetçi ve kullanıcı dostu bir yapıya kavuşturma niyetinin somut bir yansıması olan bu düzenleyici paket, doğru yönde atılmış önemli adımlar içeriyor. Elektrikli araç pazasının hızla büyüdüğü bir dönemde, bu düzenlemelerin piyasanın sağlıklı gelişimine ne ölçüde katkıda bulunacağını zaman gösterecek. Fakat şunu söyleyebiliriz: Yön doğru.