ABD Temsilciler Meclisi Türkiye’ye Karşı Yaptırım Uygulanmasına İlişkin Yasa Tasarısı’nı Kabul Etti!

Yazarlar: Şahin Ardıyok, Dr. Selim Keki, Bora İkiler ve Hazar Başar

29 Ekim 2019 (Salı) tarihinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Temsilciler Meclisi (“Temsilciler Meclisi”), Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne (“Türkiye”) yaptırım uygulanmasına dair kanun tasarısını (Protect Against Conflict by Turkey ActPACT Yasası” ve “Tasarı”) yapılan oylama sonucunda 403’e karşı 16 oy ile kabul edildi. ABD Başkanı Donald J. Trump’ın Başkanlık Kararnamesi ile uygulamaya koyduğu ve daha sonradan Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere ilişkin Türkiye ile varılan mutabakat sonucu bu yaptırımların kaldırılması, ABD’nin iç politikasında önemli bir tartışma konusu haline gelmişti. Bu tartışmaların ve Başkan Trump’ın dış politikada aldığı kararların Temsilciler Meclisi tarafından desteklenmemesi sonucu hem demokratlar hem de cumhuriyetçilerin desteğiyle (bipartisan support) Tasarı, Temsilciler Meclisi’nden geçti.

Doğrudan Türkiye’yi başlığında barındıran ilk yaptırım yasası olan PACT Yasası, Amerikan yaptırım rejimi bakımından değerlendirildiğinde oldukça geniş yaptırımlar içeriyor. Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen ve Türkiye’ye karşı uygulanması planlanan yaptırımların kapsamını ve hem tüzel hem de gerçek kişiler bakımından mevcut ve potansiyel hukuki sonuçlarını sizler için derledik.

PACT Yasası’nın amacı ve genel çerçevesi nedir?

PACT Yasası’nın amacı, Türkiye’nin Suriye’deki askerî operasyonlarına karşı “ölçülü bir karşılık (appropriate response)” vermek olarak belirtilmektedir. Bu kapsamda, PACT Yasası’ndaki yaptırımlar, şu genel başlıklar altında öngörülmektedir:

  • Türkiye’nin üst düzey devlet görevlilerine karşı yaptırımlar
  • Türkiye’nin Suriye’deki askeri birliklerine yapılacak olan mühimmat tedarikinin yasaklanması
  • Suriye’deki Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mühimmat sağlayan yabancı kişilere karşı yaptırımlar
  • PACT Yasası kapsamına giren yabancı finans kuruluşlarına karşı yaptırımlar
  • ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) kapsamındaki yaptırımlar

Her ne kadar Amerikan yaptırım rejimi anlamında bir yaptırım olarak değerlendirilemeyecekse de Tasarı ile Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarına ve bu operasyonların gidişatına (ateşkes, geri çekilme, ilerleme vb.) ilişkin düzenli raporlama mekanizmaları öngörülmektedir.

Türkiye’nin üst düzey devlet görevlilerine uygulanacak yaptırımların kapsamı nedir?

PACT Yasası uyarınca Türkiye’nin üst düzey devlet görevlilerine yaptırım uygulanması öngörülmektedir. Yaptırım uygulanması öngörülen kişiler arasında:

  • Milli Savunma Bakanı,
  • Genelkurmay Başkanı,
  • İkinci Ordu Komutanı,
  • Hazine ve Maliye Bakanı yer almaktadır.

Yukarıda yer alan kişiler haricinde:

  • Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine müdahalesinde etkin rol alan üst düzey Milli Savunma Bakanlığı yetkilileri,
  • SDF’ye (YPG/PYD), Kürt ve Arap sivillere ve Suriye’nin kuzeyinde yer alan diğer etnik azınlıklara müdahale edilmesinde etkin rol alan askeri personele,
  • Suriye’nin kuzeyindeki askeri müdahaleyi önemli ölçüde kolaylaştıran Türk yetkililere,
  • Suriye’de doğrudan ya da dolaylı olarak çatışma hukukunun ya da uluslararası insan hakları hukukun ihlal edilmesine sebebiyet veren ya da bu yönde girişimde bulunan Türk devlet yetkililerine ya da Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının ABD Dış İşleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ve Ulusal İstihbarat Başkanlığı’nın ortak çalışması sonucu tespit edilmesi ve bunlarla ilgili bir liste oluşturulması öngörülmektedir. Bu listede yer alan kişilere de PACT Yasası kapsamında yaptırım uygulanması talep edilmektedir.

Yaptırım uygulanmasına karar verilen kişilerin öncelikle ABD içerisinde yer alan tüm varlıkları dondurulacak olup mal varlıklarının ABD’ye girmesi ya da herhangi bir Amerikalı kişisinin kontrolüne geçmesi durumunda başka bir yere transfer edilmesi mümkün olmayacaktır (Asset Blocking).

Ayrıca yaptırım konusu kişiler ABD için “kabul edilemez kişiler (aliens inadmissable for visas, admission or parole)” statüsüne alınmakta ve ABD’ye girmek için vize ve benzeri belgeler alamamakta, dolayısıyla ABD topraklarına girişleri kısıtlanmaktadır. Söz konusu kişilerin ABD’den vize almamasının yanında göç ve vatandaşlık yasalarına göre herhangi bir fayda elde etme imkânı da ortadan kaldırılmaktadır. Yaptırım uygulanan kişilerin hâlihazırda bulunan vize benzeri izinlerinin ise iptal edilmesi öngörülmektedir.

Ticareti kısıtlayıcı yaptırımlar neler?

PACT Yasası, Türkiye yetkililerine uygulanması öngörülen yaptırımların yanında Türkiye’nin doğrudan ve dolaylı olarak ticaretini engelleyecek yaptırımlar öngörmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Tasarı Türkiye’nin ABD’ye ihraç edeceği malları kapsamamakla birlikte Türk ekonomisi için ciddi yaptırımlar öngörmektedir.   

İlk olarak, Tasarı ile ABD’nin Silah İhracatını Denetleme Yasası (Arms Export Control Act) kapsamında yer alan malların, savunma hizmetlerinin ya da teknolojilerinin Suriye’nin kuzeyinde kullanılma ihtimali bulunması durumunda Türkiye’ye gönderilmesi yasaklanmaktadır.

İkinci olarak, ABD otoriteleri tarafından hazırlanacak ve 60 günde bir yenilenecek raporlar uyarınca PACT Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Suriye’nin kuzeyinde kullanabileceği mal, savunma hizmeti ya da teknoloji sağlayan yabancı kişilerin yukarıda belirtilen Türk yetkililer ile aynı yaptırımlara tabi kılınması öngörülmektedir.

Üçüncü yaptırım ise halihazırda ABD’de soruşturmalara konu olan Halk Bankası’nın faaliyetlerini kapsamaktadır. Yaptırım uyarınca Halk Bankası’nın ya da Halk Bankası’nın halefi olan şirketlerin ABD’de yer alan hesaplarının ve mal varlıklarının dondurulması öngörülmektedir.

PACT Yasası kapsamında, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri ile önemli işlemler yapılmasını veya Suriye’deki operasyonlar ile bağlantısı olduğu ölçüde Türk savunma sanayisinin ciddi miktarda varlık transferi yapmasını “bilerek (knowingly)” kolaylaştıran finansal kuruluşlara da mal varlığı dondurma (Asset Blocking) yaptırımının uygulanması öngörülmektedir.

Dördüncü olarak ise Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemlerini satın almasının ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (Countering America’s Adversaries Through Sanctions ActCAATSA”) kapsamında önemli bir işlem/satın alma (significant transaction/purchase) olduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda, ABD Başkanı’nın daha önce uygulamaya koymadığı CAATSA’nın 235. bölümü kapsamında en az beş yaptırım uygulaması öngörülmektedir. CAATSA ile ilgili ayrıntılı bilgiye “Türkiye – ABD İlişkilerinde Yeni Bir Hukuki Boyut: CAATSA” başlıklı yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Bahse konu yaptırımları uygulamak ve gerekli adımları atmak amacıyla ABD başkanı görevlendirilmiş olmakla beraber insancıl hukukun gerekleri ve belirli durumlar altında (örn: NATO ve ABD operasyonlarının sekteye uğratılmaması) yaptırımların askıya alınması için çeşitli istisnalar öngörülmüştür.

Belirtmek gerekir ki tıpkı CAATSA yaptırımları bakımından söz konusu olduğu gibi PACT Yasası kapsamında da ABD Başkanı’nın söz konusu yaptırımların uygulanmasını belirli bir süre için ertelemesi ve/veya yaptırımları yürürlükten kaldırması belirli usuli şartların gerçekleştirilmesi halinde mümkündür. Bu kapsamda, ABD Başkanının;

  • ABD ulusal güvenliği bakımından gerekli olması,
  • Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askerî operasyonlarını sona ermesi
  • Türkiye’nin DAEŞ ile mücadeleyi engellemediğine ilişkin karar vermesi durumunda, bu kararını Kongre’nin ilgili komitesine sunarak yaptırımların uygulanmasını 90 günden fazla olmayacak şekilde erteleyebilir. Erteleme kararı, bir defaya mahsus olmak üzere 90 güne kadar uzatılabilir.

İlaveten ABD Başkanı;

  • Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonları durdurduğuna,
  • NATO müttefiki veya DAEŞ ile Mücadele Koalisyonu’nun bir parçası olarak katıldığı operasyonlar haricinde, Türkiye’nin tüm kuvvetlerini Suriye’nin kuzeyinden çektiğine,
  • Türkiye’nin DAEŞ ile mücadeleyi engellemediğine ilişkin kararını ilgili Kongre komitesine yazılı olarak sunmak suretiyle yaptırımların kaldırılmasına karar verebilir.

Son olarak belirtmek gerekir ki, Temsilciler Meclisi’nden geçen PACT Yasası’nın bir sonraki durağı Senato. Yasa tasarısı, Senato’nun onayından geçmesinin akabinde ABD Başkanı Trump’ın imzasına sunulacak. Trump’ın Yasa tasarısını veto yetkisinin bulunduğunun, ancak Senato ve Temsilciler Meclisi’nin her ikisinin de veto üzerine üçte iki çoğunlukta tasarıyı yeniden hiçbir değişiklik yapmaksızın onaylaması durumunda kanunlaştırabileceğinin altını çizmek gerekir.

ABD Yaptırımları Yazı Dizisi I – Bana Bir Şey Olmaz Deme! İhracat Kontrolü (EAR) Uygulamalarının Kapsamı ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Amerika Birleşik Devletleri (“ABD”) katma değerli üretimler ve yüksek ticaret hacmi ile dünya ekonomik peyzajında önemli bir yer tutmaktadır.  Sanayi ürünlerinden bilişim teknolojilerine kadar pek çok farklı segmentte üretim yapan ABD, toplam ihracatın da önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye ile de önemli bir ticaret hacmine sahip olan ABD, ülkemiz iş çevreleri açısından önemli bir dış ticaret kanalı teşkil etmektedir. Hal böyle olunca, ABD ile yapılacak ticaretin hukuki boyutu da önem kazanmaktadır. Artan ticaret hacimleri ile her geçen gün daha fazla uygulama alanı bulan ABD yaptırım rejimi ise ABD ile dirsek temasına sahip teşebbüsleri -varlığından haberdar dahi olmadıkları- birtakım yaptırım riskleri ile karşı karşıya bırakmaktadır. Yolsuzlukla mücadeleden ihracatın kontrolüne, teknoloji hırsızlığından askeri kullanımlı ürünlerin ticaretine kadar pek çok farklı alanı ilgilendiren bu yaptırımlar sonucunda, ağır para cezaları ile hürriyeti bağlayıcı hapis cezaları gündeme gelmektedir.

ABD yaptırımlarının belirleyici özelliklerinden bir diğeri ise uygulama kapsamının coğrafi sınırlamalara tabi olmamasıdır. Kanunların, egemen devletlerin siyasi sınırları ötesinde sonuç doğurmasına alışık olmayan hukuk sistemleri açısından yanıltıcı olabilen bu uygulama; kapsamına giren unsurları dünyanın herhangi bir köşesinde denetleyebilmekte ve cezalandırabilmektedir. Alışık olunanın aksine, kapsamlı bir sınır ötesi erişime sahip olan bu yaptırımlar, özellikle ABD ile yoğun çalışan şirketler ile bunların yetkililerinin, şahsi ve kurumsal sorumluluklarını gündeme getirebilmektedir. Yaptırıma maruz kalan kişi ve kurumların, çoğu zaman kapsama girdiklerinin farkında olmadığı düşünüldüğünde, bu alandaki hukuki farkındalık ve önleyici tedbirler de önem kazanmaktadır.

Bu itibarla belirtmek gerekir ki, ABD ile iş yapan, ABD içerisinde iş yapan, ABD menşeli olup da başka ülkelerde iş yapan teşebbüsler ile ABD menşeli ürün veya teknolojilerle üretim yapan şirketler ve bunların pay sahipleri ile yöneticileri; kapsama giren unsurların başında gelmektedir. Dolayısıyla, ABD ile ticari, coğrafi veya organik herhangi bir temas noktasına sahip tüm oyuncuların veya ABD ile doğrudan bir bağı olmamasına rağmen bu sayılan unsurlar ile iş yapan üçüncü tarafların; gerek kurumsal gerekse şahsi olarak ABD yaptırımları ile yüzleşmemek adına bu uygulamaları tanımaları ve alınabilecek önlemleri tetkik etmesinde fayda bulunmaktadır.

Bu bağlamda, burada birincisini arz ettiğimiz “ABD Yaptırımları Yazı Dizisi” ile bu çok boyutlu ve multidisipliner konuyu ele alıp hem teorik çerçeveyi hem de uygulama trendlerini anlatarak kimlerin hangi durumlarda nelere dikkat etmesi gerektiği konularına değineceğiz. Bu dizinin ilk çalışması kapsamında ise pek çok ABD yaptırımının temelini oluşturan ihracat kontrolü rejimini inceleyerek bu uygulamanın detaylarına ışık tutacağız.

İhracat kontrol rejimi

Malların ve hizmetlerin serbest dolaşımı üzerine kurulu bir düzen olan serbest piyasa ekonomisinde, geçtiğimiz yüzyılda yaşanan teknolojik gelişme ve inovasyonun da etkisiyle ticaretin seyrinde ciddi yapısal değişiklikler gerçekleşmiştir. İletişim ve çevrim içi bağlılığın artması sonucu açılan yeni ticaret kanalları, ekonomik düzen üzerinde değişikliklere sebep olduğu gibi bu düzeni düzenlemekten sorumlu hukuk kurallarına da etki etmiştir. Beşeri ve sosyal ilişkilerin medeni ve ticari boyutlarını düzenleyen normatif hukuk sistemi ise düzenlemeyi amaçladığı öğelerde yaşanan bu gelişmelere duyarsız kalmamış ve ortaya çıkan bu yeni ilişki türlerine ilişkin yeni düzenlemeler oluşturmuştur.

Bir başka deyişle, dış ticarette yaşanan gelişmeler sonucu ortaya çıkan yeni ürünler, yeni ihracat metodlarını da beraberinde getirmiştir. Hal böyle olunca, gerek konvansiyonel ihracatı gerekse gelişmekte olan yöntemleri yakından takip ederek değişen şartlar karşısında uyarlanabilir bir esnekliğe sahip kontrol mevzuatlarına duyulan ihtiyaç da artmıştır. Bu kodifikasyon ekolünün en köklü ve kapsamlı temsilcilerinin başında ise anglo-amerikan hukuk sistemi gelmektedir. Gerçekten de, uluslararası mukayeseli hukukun ihracat kontrolüne ilişkin kaynaklarının da başında gelen ABD mevzuatı, gerek uygulama alanının genişliği gerekse içeriksel temelleri itibariyle mevcut uygulamalara yön vermektedir. Silikon vadisi gibi teknoloji üslerini bünyesinde barındıran ABD açısından ise bu tür düzenlemeler elzem hale gelmektedir.

Malların ve hizmetlerin yanında meta dataların da ihracat konusu yapıldığı ve teknoloji transferleri ile know-how aktarımları üzerinden yepyeni ihracat kanallarının oluşturulduğu yaratıcı yıkım süreçleri karşısında, tüm bu ihtiyaçları aynı merkezden regüle edebilen ve ihracat faaliyetini coğrafi yer değiştirmenin ötesinde tanımlayarak uygulama alanı bulan ABD rejiminin bu amaçla kullandığı mevzuatın başında ise İhracat Yönetimi Düzenlemeleri (Export Administration Regulation – “EAR”) gelmektedir.

Bu anlamda düzenlediği ilişkilerin jeopolitik konumları gereği geniş bir ufuk ve etki alanını haiz EAR’ı yakından incelemek, hem benzer kodifikasyonların ülkemizdeki görünümlerini etkin biçimde idrak ve icra edebilme hem de ABD ile herhangi bir temas noktasına sahip şirketler için hukuki öngörülebilirliği artırmak açısından fayda sağlayacaktır.  

Genel bakış

EAR, ulusal güvenlik sebepleri, dış politika ya da belli yerli ürünlerin korunması için, malların ve teknolojilerin ihracını kontrol eden ve ABD federal hükümeti tarafından kodifiye edilmiş bir mevzuat olarak karşımıza çıkmaktadır. Endüstri ve Güvenlik Ofisi (Bureau of Industry and Security – “BIS”) tarafından icra edilen bu kurallar bütünü, ürünlerin teknik özelliklerine, gidecekleri ülkelere, son kullanıcı profillerine ve ürünün son kullanımına bağlı olmak kaydıyla çeşitli izin yükümlülükleri öngörmektedir. Hangi ürünlerin ihracatının izne bağlandığına ilişkin bilgiler ise birtakım ürün sınıflandırmalarına göre yapılmakta ve bu kapsamda oluşturulan tablolar üzerinden takip edilmektedir. Ayrıca mevzuatın kendisi de hangi ürünlerin izin gerektireceğine veya ihracat rejimi ile uyum için yapılması gerekenlere dair kılavuzluk eden hükümler içermektedir.

Bu kapsamda, Türkiye’de kurulu şirketler açısından da önemli bir risk teşkil edebilen bu sınırlamalar, özellikle ABD ile ticareti olan veya ABD menşeli ürünlerin, Türkiye’de veya başka ülkelerde, ithalatını veya ihracatını gerçekleştiren şirketler açısından farkındalık ve dikkat gerektirmektedir. İlk etapta yalnızca ürünlerin menşe ülkeden ihracatını yapan şirketlerin veya bu şirketlerin alıcılarının sorunu gibi gözükebilen bu hükümler, geniş doğrudan ve dolaylı uygulamaları ile dağıtım ve satış zincirinin farklı seviyelerinden pek çok şirkete etki edebilmektedir.

Hal böyle olunca, ABD ile bağlantılı ticari faaliyetler yürüten iş insanlarının, öncül bir refleks olarak bahse konu mevzuat kapsamında sunulan ürün listelerini kontrol etmesinde ve kapsama girme ihtimali doğuran tüm ürün grupları için danışmanlık ve önleyici tedbir almasında fayda bulunmaktadır.

Uygulamanın kapsamı

İhracat kavramı bakımından kapsam

Bu itibarla, EAR’ın uygulama kapsamının belirlenmesi açısından en önemli hususların başında ihracat kavramının nasıl tanımlandığı gelmektedir. Konvansiyonel olarak ürün veya hizmetlerin ülke dışarısına çıkartılması ekseninde şekillenen ihracat faaliyetleri, ticareti yapılan emtianın türü ve niteliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu açıdan da kapsamı geniş tutan EAR rejimi; eşya, ürün, kargo ile gönderilen, yanında bulundurmak suretiyle uçak ile taşınan ürünler ile faks yoluyla iletilen belgeler ya da internet üzerinden indirilen yazılım, e-posta yoluyla iletilen ya da telefon konuşmasında paylaşılan bilgi ve teknolojileri de düzenleme alanına dâhil etmektedir.

Aynı şekilde, bahse konu eşyanın, ABD’yi geçici süreliğine terk etmesi dahi EAR anlamında ihracat olarak değerlendirilebilmektedir. EAR rejiminin ihracat tanımını alışılagelen kapsamın dışını çıkaran bir başka özellik ise teknoloji aktarımlarına ilişkin getirdiği kurallardır. Bu doğrultuda, EAR’ın kapsamına giren teknolojik bilgi ve alt yapıların yabancı menşeli bir kişi veya kuruluşa aktarılması durumu da ihracat olarak değerlendirilmektedir. Kendisine teknoloji aktarımı yapılan kişi veya kuruluşun ABD sınırları içerisinde olması ise bu durumu değiştirmemektedir. Bir başka deyişle, bahse konu teknoloji fiziksel olarak ABD sınırlarını terk etmemiş olsa dahi, yabancı menşeli bir kişi veya kuruluşa aktarılmış olmakla birlikte ihracat gerçekleşmiş sayılmakta ve aktarılan teknolojinin niteliğine göre EAR rejimi devreye girebilmektedir.

Ülke sınırları dışına çıkmamasına rağmen ihracat olarak değerlendirilebilecek durumların bir diğer örneği ise yine EAR rejimi kapsamında kontrole tabi bilgi olarak sınıflandırılan bilgilerin aktarılmasıdır. Teknoloji transferlerine benzer şekilde, bahse konu bilgilerin, ABD’de bulunan ve mevzuat kapsamında “ABD kişisi” statüsüne sahip olmayan kişi ve kurumlar ile paylaşılması da EAR anlamında ihracat olarak değerlendirilebilecektir. Ayrıca bu paylaşımın ister ABD’de ister yurt dışında olsun; sosyal bir ortamda veya bir eğitim kurumunda verilen bir ders esnasında sözlü veya görsel de dâhil olmak üzere gerçekleştirilmiş olması da bu durumu değiştirmemektedir.

Teknoloji transferleri ve kontrole tabi bilgilerin aktarılması konusunda oldukça katı bir tutum belirleyen EAR rejiminin, bu tür hassas transferleri gözlemlerken alıcının tabiiyetine endeksli bir değerlendirme yaptığı görülmektedir. Alıcının yabancı statüsünde bir kişi veya kuruluş olması durumunda ise bahse konu aktarım (fiziken ABD içerisinde gerçekleştirilse bile) ihracat olarak addedilip denetlemektedir.

Öte yandan, EAR rejimi yalnızca alıcının statüsü üzerinden değil ürünlerin niteliği üzerinden de değerlendirmeler yapabilmektedir. Ürün bazında yapılan ayrıştırmaya verilebilecek örneklerin başında ise çift kullanımlı ürünler gelmektedir. Bu ürünler EAR rejimi kapsamında hem askeri uygulamalar hem de sivil uygulamalarda kullanılabilecek ürünler olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, sivil kullanım amacıyla üretilen ve fakat askeri ve taktiksel kullanımlar açısından da elverişli olan ürünler EAR rejimi içerisinde bu kapsama girmekte ve İhracat Kontrolü Sınıflandırma Numarasına tabi olmaktadır.

Kişiler bakımından kapsam

EAR’ın uygulama kapsamanın belirlenmesi bakımından ihracat kavramı gibi geniş bir kapsam alanı sunan bir başka kıstas da kişiler bakımından ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda, ihracat olarak değerlendirilebilecek durumların herhangi birine katılan tüm taraflar EAR rejimine tabii tutulmuşlardır. Bu kişiler yalnızca ihracatçıları değil; ihracata katılan nakliye firmalarını, taşıyıcıları, alıcıları ve tüm diğer katılımcıları da içerir. 

Daha önce de belirtildiği üzere, EAR yaptırımları yalnızca ABD’deki taraflara değil, aynı zamanda yabancı ülkelerdeki; EAR’a tabi işlemlerde yer alan kişilere de uygulanır. Bu bakımdan düzenlemenin, yabancı kişi ve kuruluşları da fiziken ABD içerisinde bulunmasalar dahi önemli risklerle karşı karşıya bıraktığı dikkat çekmektedir.

Ticari Kontrol Listesi (CCL), İhracat Kontrolü Sınıflandırma Numarası (ECCN) ve yaptırımlar

Bir ürünün ihracat iznine tabii olup olmadığını anlamak adına dikkate alınacak birincil kaynak, EAR kapsamında hazırlanan Ticari Kontrol Listeleri (Commerce Control List – “CCL”) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu listeler üzerinden ise ihracat izni aşamasında kullanılmak üzere bahse konu ürünlere atanmış İhracat Kontrolü Sınıflandırma Numaralarına (Export Control Classification Number-“ECCN”) ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, ticarete konu ürün grupları üzerinden CCL ve ECCN değerlendirmesi yapılarak ihracat izni gerekliliğine dair öncül bir fikir edinilebilmektedir.

Bu itibarla ECCN, Ticaret Kontrol Listesi’ndeki (CCL) ürünleri tanımlamak için kullanılan beş karakterlik alfa-sayısal sınıflandırma teşkil etmektedir. Özel olarak ABD ihracat kontrolü mevzuatına tabi olan ürünlerin tanımlanmasında kullanılan bu kodlara sahip ürünlerin ihracat iznine ihtiyaç duyması gerekebilecektir. Eğer ihraç edilmek istenen ürün bu listede yer alıyorsa, ulusal güvenlik, teknolojik, dış ilişkiler, nükleer bozulma, kimyasal ya da biyolojik silahlar, anti terörizm, suç kontrolü, kısıtlı arz gibi sebeplerden ötürü kontrol amacıyla ECCN koduna tabi kılınmış olabilmektedirler.

Bu itibarla, CCL kapsamında bulunan ürün grupları temel olarak aşağıdaki on kategori altında sınıflandırılmaktadır:

  • Nükleer materyaller, ekipmanlar ve malzemeler
  • Elektronikler
  • Bilgisayarlar
  • Telekomünikasyon ve bilgi güvenliği
  • Lazerler ve sensörler
  • Navigasyon ve aviyonikler
  • Denizcilik
  • Tahrik sistemleri, uzay araçları

CCL’de listelenmiş olan ürün ve teknolojiler için bir ayrım veya muafiyet uygulanmadıkça hedef ülkeye, alıcı tarafa ve son kullanıma bağlı olarak ihracat iznine ihtiyaç duyulabilir. Ambargo ülkelerinin dâhil olduğu durumda ise ihracat izni; OFAC yaptırımları kapsamında iptal edilebilecektir. Dolayısıyla sistem, bu aşamada bizi OFAC rejimine yönlendirmektedir. ABD yaptırımları arasında önemli bir yer tutan OFAC ise terörist eylemler, uyuşturucu kaçakçılığı ve bunlara benzer eylemleri önlemek amacıyla belirli ülkelere ticari yaptırımlar öngören bir uygulama getirmektedir. Bu yazımız kapsamında daha fazla detaya girmemekle birlikte, OFAC yaptırımları ile bunlara uyum için izlenmesi gereken adımları takip eden haftalarda ayrı bir yazıda ele alacağız. OFAC rejimi için ufak bir parantez açmamızın ardından belirtmek gerekir ki, EAR rejimi ile uyum sağlanmaması durumunda bahse konu ihracat faaliyetlerini tamamlamak mümkün olmazken bu kurallara aykırılık halinde ağır para cezaları ve cezai sorumluluklar gündeme gelmektedir.

Öngörülen yaptırımlar

Düzenlemede yer verilen yaptırımlara gelince, EAR rejimi ile uyumlu olmayan ihracat faaliyetleri bakımından hem cezai hem de idari olmak üzere ağır cezalar öngörülmüştür. Yer verilen cezai yaptırımlar, ilgili kişilerin ihlali kasıtlı olarak gerçekleştirmeleri veya ihlalden haberdar olmalarına ve gerçek kişi veya kurum olmalarına göre farklı şekillerde düzenlenmiştir. Bu bağlamda kasıtlı bir ihlal olması halinde, ilgili kuruma ihlal başına, maksimum $1,000,000 veya ihraç ürünlerinin değerinin beş katından hangisi daha fazla ise onun ceza olarak verileceği düzenlenmiştir. Kasıtlı bir ihlalde bulunan gerçek kişiler bakımından ise ihlal başına maksimum $250,000 ve 10 yıla kadar hapis cezası veya her ikisi birlikte uygulanacaktır. Burada açacağımız bir parantez ile kasten ihlalde bulunma ile ihlalden haberdar olma kavramlarını açıklamak önem arz etmektedir. Düzenlemeye göre kasıtlı ihlal halinde, söz konusu ürünlerin, ulusal güvenlik veya dış politika nedenleriyle ihracatın yasaklandığı bir ülkenin menfaati için kullanılacak olması veya ürünlerin varacağı veya varması arzulanan hedefin bu ülkelerden biri olduğunun bilinmesi söz konusudur. İhlalden haberdar olunması durumunda ise eylem kasıtlı olarak yerine getirilmiş olmakla beraber kanunları çiğnemeye yönelmiş belirli bir niyet yoktur.

Kişilerin ihlalden haberdar olmaları halinde ise ilgili kuruma maksimum $50,000 veya ihraç ürünlerinin değerinin beş katından hangisi daha fazla ise onun ceza olarak verilmesi; ihlal edenin gerçek kişi olması durumunda ise ihlal başına maksimum $50,000 ve 5 yıla kadar hapis cezası veya her ikisinin birlikte verilmesi düzenlenmiş bulunmaktadır.

EAR yaptırımlarının diğer bir kolunu oluşturan idari yaptırımların da yine ağır para cezaları içerdiği dikkat çekmektedir. Buna göre, EAR’ın getirdiği yükümlülüklere aykırı davranarak ihlalde bulunan kurumlar için ihlal başına maksimum $1,000,000 ve kurum bünyesinde bulanan gerçek kişiler bakımından ise ihlal başına $100,000’a kadar idari para cezası verilebileceği düzenlenmiştir. Benzer şekilde, ihlali gerçekleştiren gerçek kişiler için ise ihlal başına, maksimum $250,000 idari para cezasının veya 10 yıla kadar hapis cezasının veya her ikisinin birlikte verilmesinin söz konusu olduğu görülmektedir.

Bunlara ek olarak idari yaptırımlar arasında sayılabilecek bir başka uygulama ise ihraç ayrıcalıklarının reddidir. Buna göre, ihlalde bulunanlar, ihraç ayrıcalıklarının BIS tarafından 10 yıla kadar reddedilmesine de maruz bırakılabilir. İhraç ayrıcalıklarının reddi, kişinin EAR’a tabii olan herhangi bir ihraç faaliyetine, herhangi bir şekilde dâhil olmasını engeller. Ayrıca, diğer kurumlar ve gerçek kişiler için de, reddedilmiş bir kişi ile herhangi bir şekilde EAR kapsamında olan bir ihraç faaliyetine girilmesi yasadışıdır. Görüldüğü üzere EAR ile uyumluluğun sağlanabilmesi için son derece sıkı ve ağır bir yaptırım rejimi düzenlenerek caydırıcılık etkisi arttırılmıştır.

Bunlara karşılık, BIS’te yer alan İhracat Yürütme (Export Enforcement), EAR’ı ihlal etmiş olabileceğini düşünen tarafların gönüllü olarak bildirimde bulunmak suretiyle (voluntary self-disclosures – “VSD”) başvuru yapmalarını teşvik etmektedir. VSD’ler, tarafların, ABD’nin ihracat kontrol gereklilikleriyle uyum içinde olma niyetinin önemli bir göstergesidir. Bu yola başvuran tarafların, ihlaller ilk ortaya çıktığında bir ilk açıklamada bulunmaları ve ardından 180 gün içinde tam bir açıklama getirmeleri beklenir. Maksimum para cezaları üzerinden %50 ceza indirimi ile ödüllendirilen bu gönüllü kendini-ihbar yolu sayesinde BIS ile işbirliği kuvvetlendirilmiş ve birçok ihlal davası henüz açılmadan sonlandırılmış olmaktadır. Başvurulara ilişkin teknik detayların ise yine her faaliyet bazında bireysel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

EAR ile uyumluluk sağlanması için dikkate alınması gerekenler

Her ne kadar geniş kapsamlı bir düzenleme ile pek çok kişi ve kurum çeşitli yükümlülükler, para cezaları ve cezai sorumluluklar altında bırakılmış olsa da BIS tarafından, EAR ile uyumluluğun sağlanabilmesi amacıyla çeşitli uyumluluk eğitim ve programları da oluşturulmuştur. Buna ilişkin İhracat Yönetimi Uyum Programı (Export Management Compliance Program – “EMCP”) kurallarına, BIS’in Uyumluluk ve Eğitim sekmesi altındaki www.bis.doc.gov adresindeki web sitesinden erişilebilmektedir.

Yazılım ve teknoloji dâhil olmak üzere kontrole tabii çoğu ürünün ihracatında, BIS’den lisans almak zorunluluğunun bulunduğu daha önce belirtilmişti. Dolayısıyla, öncelikle faaliyetiniz için bir lisans gerekip gerekmediğini belirlerken şu soruların cevaplanması önemlidir:

  • Ne ihraç ediliyor?
  • Ürün nerede ihraç ediliyor?
  • Ürünü kim alacak?
  • Ürün nasıl kullanılacak?

Ardından ve son olarak, BIS’in değerlendirmelerinde göz önünde tuttuğu önemli birkaç noktaya da  kısaca işaret etmek gerekirse, ABD ile bağlantılı ticari faaliyetler yürüten kişilere yol gösterebilecek sekiz prensip şu şekilde sıralanabilir:

  • Yönetsel olarak kararlılık göstermek ve etkili bir program oluşturmak ve sürdürmek:
    • Uyum politikalarını ve prosedürlerini aleni olarak desteklemek
    • Yeterli kaynak sağlamak
    • İhracat uyum eğitimi vermek
  • Sık sık risk değerlendirmeleri yaparak kuruluşunuzun potansiyel güvenlik açıklarını tespit etmek ve azaltmak.
  • Yetki, sınıflandırma, ruhsatlandırma ve taramaya ilişkin İhracat Yetkilendirme politikalarını belirlemek ve uygulamak.
  • Kayıt tutmada bireylere rol atamak ve prosedürlerin EAR § 762.4’teki gereklilikleri karşıladığından emin olmak.
  • Politika ve prosedürlerin ne kadar iyi uygulandığını ve güçlendirilmeleri gereken yerleri tespit için düzenli denetim yapmak.
  • İhracat ihlallerinin nasıl önleneceği ve ihlal bulunduğunda düzeltici eylemlerin nasıl yapılacağı da dâhil olmak üzere bir program uygulamak.