Rüzgarın Bol Olsun Türkiyem

Rüzgar enerjisi santrali (“RES”) kurulu gücü yaklaşık 7,4 GW olan ülkemizde 2018 yılında üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 6.8’i rüzgar santrallerinden sağlandı. Enerjide dışa bağımlılık ile karbon izinin azaltılmasında ve enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik önemi haiz rüzgar enerjisine ilişkin yatırımlar hız kesmiyor. 2017 yılında yapılan RES’lere yönelik ilk YEKA ihalesinden sonra 250 MWe kapasiteli Balıkesir, Çanakkale, Aydın, Muğla bağlantı bölgeleri için YEKA-2 ihalesi de 30.05.2019 tarihinde yapıldı. Bir milyar dolarlık yatırım anlamına gelen bahse konu RES’ler tamamlandığında yaklaşık 1 milyon 200 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması öngörülüyor. YEKA RES-2 ihalesi kapsamında kurulacak tesislerin lisans süresinin 49 yıl olacağını belirtmekte fayda var.

YEKA-2 kapsamında yapılan Aydın Bağlantı Bölgesi ihalesini 4,56 dolar/cent’lik teklifiyle ve Çanakkale bağlantı Bölgesi ihalesini 3,67 dolar/cent’lik teklifiyle Enerjisa Üretim Santralleri A.Ş. kazandı. Diğer yandan, Muğla Bağlantı Bölgesi için yapılan ihaleyi 4,00 dolar/cent’lik teklifiyle ve Balıkesir Bağlantı Bölgesi için yapılan ihaleyi 3,53 dolar/cent’lik teklifiyle  Enercon Rüzgar Enerji Santrali Kurulum Hizmetleri Ltd.Şti., kazandı.

İlk YEKA için yapılan açık eksiltmenin 3,48 dolar/centlik teklif ile kazanıldığını göz önüne aldığımızda YEKA-2’deki fiyatlar görece yüksek olduğu belirtilebilir.  Elbette ki,  bunun temel sebebi yatırımların ölçeklerindeki farklılık anımsanacağı üzere YEKA-1 ihalesi bin MWe için yapılmıştı.) ve döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar. Ancak, son dönemde yaşanan ekonomik gelişmelere rağmen ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin göstergesi olması nedeniyle bu ihalenin çok önemli olduğunu söylemek mümkün. Keza, yerli ve milli enerji söyleminin meyvelerinin yeşerdiği de aşikar. Yatırımların hız kesmemesi temennisiyle: Rüzgarın bol olsun Türkiyem…

Malların Serbest Dolaşımı Faslında Ne Kadar İlerledik?

2018 İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin “oldukça hazırlıklı” olarak nitelendirildiği Malların Serbest Dolaşımı Faslı, Gümrük Birliği kapsamındaki bazı yükümlülüklerin ihlal edilmeye devam edildiğinin altını çizse de AB müktesebatına uyum konusunda ilerleme kaydedilen alanlardan birini oluşturuyor.

Raporda vurgu yapılan ilk husus, genel ilkelere ilişkin olarak Türkiye’de malların serbest dolaşımına ilişkin yasal çerçevenin büyük ölçüde mevcut olması. Teknik düzenlemeler, standartlar, uygunluk değerlendirmesi, akreditasyon, metroloji ve piyasa gözetimi ve denetimine ilişkin olarak gerekli hukuki dayanak ve idari yapının mevcut olduğu ifade ediliyor; ancak eleştiri noktası uygulamaya ilişkin sorunların yaşanması olarak ifade ediliyor. Nitekim ithalat ve ihracat denetimlerinin risk esaslı olarak yapılmasına imkan veren ve böylelikle fiziki denetim sayısını azaltmakla birlikte etkinliği artırmayı ve kamu kaynaklarının verimli kullanılmasını hedefleyen TAREKS’in uygulanmasında AB’den gelen mallar açısından sorun yaşanması, uygunsuz veya tehlikeli ürünlerin saptanması halinde fiili tedbirlerin yetersizliği örnek olarak gösterilmiş.

Bu noktada gelecek dönem için ihracat kısıtlamaları ile tescil, ön izin, lisans ve gözetim ile ilgili gereklilikler gibi Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülükleri ihlal eden engellerin kaldırılması gerektiği ve özellikle riskli ürünlerin tespiti ve gerekli tedbirlerin alınması konusunda gelişme kaydedilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Raporda eleştiride bulunulan bir diğer nokta ise yerlileştirme planlarına yönelik. İlaçlar ile tarım ve orman traktörlerine yönelik yerlileştirme planları ve Dünya genelinde büyük tartışmalara sebep olan mega rüzgar ve mega güneş enerjisi projeleri ile yenilenebilir elektrik üretiminde yerli katkı gereklilikleri, AB ürünlerinin piyasaya erişimi yönünde fiili engeller olarak nitelendirilmiş. Net bir yorumda bulunulmamakla gelecek dönemde Türkiye’den beklenen, yerli katkı gerekliliklerine yönelik planlarını yeniden ele alması ve özünde AB ürünlerine ayrımcılık yapmaması. Bir diğer deyişle, yerlileştirme planlarını “minimum” seviyeye indirgemiş olması.

Son olarak ilaçlar ve kültürel mallar olmak üzere gelecek yıl Türkiye’den AB müktesebatına hızlı bir şekilde uyum sağlamaya devam etmesi bekleniyor.

Son Dönemin Popüler Tartışması: Yenilenebilir Enerjide Yerli Ekipman Kullanımına Bağlanan Teşvik Mekanizmaları

Artan nüfusa bağlı olarak enerjiye olan talep de gün geçtikçe artıyor. Kömür, petrol, doğalgaz, nükleer gibi yenilenemez enerji kaynaklarının hem çok ciddi çevre kirliliğine yol açması hem de sınırlı ve özellikle belirli bölgelerde ulaşılabilir olmaları, maalesef artan enerji ihtiyacını tam olarak karşılayabilir nitelikte görülmüyor.

Bu noktada yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilginin artmasına ise şaşmamak gerekiyor. Nitekim güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik enerjisi, dalga enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları doğaya çok daha az zarar verirken çevre kirliliğini de minimum seviyeye indiriyor. Ek olarak söz konusu kaynakların ‘yenilenebilir’ oluşu ise, bu kaynakların hiçbir zaman tükenmemesi sebebiyle sınırsız kullanım vadediyor.

Tüm bu olumlu özelliklerin varlığına rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarından ‘yeterli’ derecede yararlanılamadığı da aşikar. Aslında bunun birçok sebebi var. Öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğu düzensiz ve dolayısıyla elektrik enerjisine dönüşümü nispeten daha zor. Örneğin rüzgar enerjisinden yararlanabilmek için rüzgara, güneş enerjisini kullanabilmek için güneş ışınlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla doğa şartlarının elverişli olmadığı zamanlarda (örneğin rüzgarın olmadığı veya havanın bulutlu olduğu) söz konusu kaynaklardan elektrik enerjisi kullanabilmek mümkün değil. Diğer bir sebep ise yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanabilmek için kurulması gereken tesis ve ekipmanların oldukça maliyetli olması. Kabaca bir hesaplamayla çoğu zaman özellikle fosil yakıtlardan enerji elde edilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasen daha kolay ve az maliyetli olabiliyor.

Yine de yenilenebilir enerji kaynaklarının olumlu ve çevre dostu etkilerinin ağır basması, söz konusu enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretimine ağırlık verilmesi sonucunu doğuruyor. Bu noktada ülkeler, bu kaynaklara dayalı elektrik enerjisi üretimini arttırabilmek amacıyla, çok çeşitli teşvik mekanizmaları uyguluyorlar. Genel olarak bu teşvik mekanizmaları uzun dönemli ve sabit fiyatlı alım garantisi olarak karşımıza çıkıyor.

Son yıllarda yenilenebilir enerjide en çok tartışılan konu ise, yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerli üretim malların kullanılması sonucu verilen teşvikler. Yakın zamanda Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) Kanada – Temyiz Mahkemesi kararı[1] ile birlikte gündeme gelen ve yenilenebilir enerji ekipmanlarında yerli ekipman kullanılması şartına bağlanan teşvik mekanizmaları oldukça tartışmalı. Hatırlatmak gerekirse DTÖ’ye şikayette bulunan Japonya ve Avrupa Birliği, Kanada’nın yenilenebilir enerji sektöründe elektrik üreten belirli ekipmanların teşvikten (Feed-in Tariff) yararlanmasına yönelik uygulamanın, Ticaretle Bağlantılı Yatırım Tedbirleri Anlaşması (TRIMS), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler (SCM) hükümlerine aykırı olduğunu belirtmişti. Temyiz Mahkemesi de kararında söz konusu uygulamanın Article III:8’de yer verilen ve devlet alımlarına yönelik tanınan muafiyetten yararlanamayacağını belirterek Panel bulgularını onamıştı.

Şimdi ise benzer bir konu Hindistan’ın Amerika’yı şikayeti üzerine Panel önüne geliyor. Hindistan, Amerika’nın Washington, California, Montana, Massachusetts, Connecticut, Michigan, Delaware ve Minnesota eyaletlerinde uygulamaya koyduğu ve yenilenebilir enerji üretiminde yerli ürün kullanımı zorunluluğu ve buna bağlı teşviklerin, TRIMS, GATT ve SCM hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini ifade ederek Panel kurulmasını talep etti. Türkiye’nin de üçüncü taraf olarak katıldığı uyuşmazlık, 21 Mart tarihinde Panel’in kurulmasıyla birlikte devam ediyor[2].

 

[1] https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/412_426abr_e.pdf

[2] https://www.wto.org/english/tratop_e/dispu_e/cases_e/ds510_e.htmr