Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan dört yeni karar!

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) tarafından son dönemde uygulamayı yakından ilgilendiren kararlar yayınlandı. Bu yazımızda, Kurul’un, kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması ve korunması, Kurul kararlarına uyulması ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgili olan kararlara ilişkin bilgilendirmemizi bulabilirsiniz.

I. Teknik Servis Hizmeti Veren Veri Sorumlusunun Kurul Kararına Uymaması

Teknik servis hizmeti veren veri sorumlusu firma hakkında kişisel verileri ihlal ettiği gerekçesi ile Kurul’a gelen ihbar neticesinde, Kurul firmanın internet sitesinde servise bırakılan cihazlar için kişilere verilen sorgu numaralarının son iki hanesinin değiştirilerek başka cihaz sahiplerine ait cihaz kod numaralarına ulaşılabildiğini ve bunu takip eden linklerde ise ilgili kişilere ait kimlik bilgileri ile sahip oldukları cihazlara ilişkin kod numaralarına erişilebildiğini tespit etmişti. Kurul bu tespiti üzerine, veri sorumlusu tarafından söz konusu linklerin kullanımının durdurulmasına ve kişisel verilerin güvenliğine ilişkin gerekli idari ve teknik tedbirleri almaması sebebi ile veri sorumlusu firmanın 150.000 TL idari para cezası ödemesine karar vermişti.[1]

Kurul’un bu kararının şirkete tebliğinden sonra, Kurul tarafından veri sorumlusu firmanın internet sitesinde yapılan sorgulamada, internet sitesi üzerinden yönlendirilen çeşitli linkler aracılığı ile halen teknik servis hizmeti alan ilgili kişilerin sahip oldukları cihazların kod numaralarına ulaşılabildiği, kargo gönderileri sorgulama linki aracılığı ile firma tarafından ilgili kişilere gönderilen kargoları teslim alan kişilerin ad ve soyad bilgilerine açık bir şekilde erişilebildiği tespit edilmiş olup; veri sorumlusu firmanın Kurul Kararı’na uymadığı tutanağa bağlandı. Bunun üzerine Kurul, Kurul kararına uymama sebebi ile veri sorumlusu firmaya 50.000 TL idari para cezası uygulanmasına ve söz konusu sorgulama sistemine erişimin tamamen engellenmesine karar verdi.[2]

II. Sadakat kartları hizmet alımına engel mi? [3]

Tüketici şikayetleri ve Kurum’a intikal eden ihbarlar sonucunda Kurum bir marketi mercek altına aldı. Şikayetlerde marketin bazı alışveriş/hizmet alımlarında indirim ve puan biriktirme avantajı sağlayan sadakat kartlarının açık rızanın bir ürün veya hizmetin sunulmasına ilişkin koşul olarak ileri sürüldüğü, ihbarlarda ise marketin kart kullanımına ilişkin açık rıza alma esnasında “Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında 0,01 TL’lik bir hizmet bedeli alındığı iddia edildi.

Yapılan incelemede, müşterilerin sadakat karta ilişkin açık rıza vermemeleri halinde kendilerine hizmet sunulmaması gibi bir durumun ortaya çıkmadığı, dolayısıyla hizmet veya ürün sunumunun açık rıza şartına bağlanmadığı anlaşıldı. Marketin savunmasından müşterilere çeşitli kanallardan yapılan duyuruların hukuka uygun olmayan şekilde elde edilen kişisel verilere meşruiyet kazandırılması için değil, aksine önceden alınan rızalara ilişkin matbu formdaki bazı eksiklik veya tahrifatların giderilmesi amacıyla alındığı anlaşıldığından konuya ilişkin bir işlem tahsis edilmedi.

“Veri İzni Alma Uygulaması” adı altında alınan hizmet bedelinin ise alışveriş kasalarına kurulan bilgi teknolojileri sisteminden kaynaklanan ve sehven yansıtılan bir bedel olduğu ve söz konusu bedelin müşteri kartlarına aynı tutarda indirim olarak yüklendiği anlaşıldığından, bu hususta da herhangi bir işlem yapılmamasına hükmedildi.

Bu süreçte marketin Üyelik Rıza metni ile Aydınlatma Metni arasında tutarsızlıklar tespit eden Kurul, bu tutarsızlıkların giderilmesine ve Aydınlatma metninin kanunun temel ilkeleri ile Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’e (“Tebliğ”) uygun hale getirilmesine hükmetti. Bu kararın arkasında yatan sebebin, marketin gıda ve ihtiyaç maddelerinin perakende olarak tüketiciye sunulması faaliyetinin kapsamını ve amacını aşan nitelikteki özel nitelikli kişisel verileri toplaması ve işlemesi olduğu anlaşıldı.

III. Siz siz olun başvurulara zamanında cevap verin![4]

İlgili kişinin hakları kapsamındaki taleplerini veri sorumlusu T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’ye (“Banka”) bildirmesi ile başlayan süreç, Kurum’un önüne geldi. Kuruma yapılan şikayet başvurusunda Banka’nın kanuni yükümlülüğü olan 30 günlük sürede ilgili kişinin başvurusuna yanıt vermediği anlaşıldı.

Kurum’un konuya ilişkin açıklama talebini içeren yazısı Banka’ya teslim edilmekle beraber, Banka’dan herhangi bir dönüş yapılmamasını takiben Kurum, Kanun’un 18/3. maddesi çerçevesinde sorumlular ile gerekli tedbirleri almak ve denetimleri yapmakla yükümlü kişiler hakkında disiplin hükümlerine göre işlem yapılmasına karar verdi.

İlgili kişi başvurusuna ilişkin ise Banka tarafından cevap verilmesine ve Banka’nın kanuni yükümlülüklerine uyum konusunda azami dikkat ve özen göstermesi konusunda talimat verilmesi kararlaştırıldı. Son olarak Banka’nın internet sitesinde yer alan Aydınlatma Metni’ne ilişkin görüşlerini bildiren Kurul, ilgili metinde işlenen verilerin hangi hukuki sebebe dayandırıldığı belirtilmediği ve veri işleme amaçları ifadesinin belirsizlik yarattığı gerekçesiyle metnin gözden geçirilmesine ve Tebliğ’e uygun hale getirilmesine hükmetti.

IV. Kurul’a Yapılan Şikayet

İlgili kişi, bir şahsın kendisi ve ailesine ait kişisel verilere hukuk dışı yollar ile erişerek bu verileri ilgili kişinin rızası olmaksızın üçüncü kişiler ve İcra Müdürlükleri ile paylaştığı iddiası ile Kurul’a şikayette bulundu.

Kurul tarafından yapılan inceleme neticesinde, şikayet edilen şahsın kısmen veya tamamen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla gerçekleştirdiği bir veri işleme faaliyetinin olmadığı, dolayısıyla kendisinin veri sorumlusu olarak değerlendirilemeyeceği belirtildi.

Ek olarak, Kurul, şikayet edilenin eylemlerinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç niteliği taşıyabileceğini belirtmiş ve konunun ceza yargılaması konusu olabileceğini açıkladı. Bu nedenlerle, ilgili kişinin iddiası bakımından Kurul tarafından yapılabilecek bir işlem olmadığına karar verildi.[5]

Sonuç

Kurum kararlarınında veri sorumluları için önemli mesajlar içerdiği kanaatindeyiz. Bu kapsamda Kurul kararlarının yerine getirilmesinin önemi ve gerekliliğini ve Kurul’a yapılan şikayetlerde ortaya konan iddiaların ispat yükünün başvurucuda olduğunu hatırlatır, başkalarına ait kişisel verilerin ilgili kişilerin rızası olmadan elde edilmesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edeceğini dikkatinize sunarız. Ayrıca kararlardan Kurul’un veri sorumlularının aydınlatma metinlerini mercek altına aldığı anlaşılmakla, aydınlatma metinlerinizi Kanun’un temel ilkeleri ve Tebliğ kapsamında yeniden gözden geçirmenizin faydalı olabileceğini belirtmek isteriz.


[1] Kurul’un 14/02/2019 Tarihli ve 2019/23 Sayılı Kararı

[2] Kurul’un 05/03/2019 Tarihli ve 2019/52 Sayılı Kararı

[3] Kurul’un 25.03.2019 Tarihli ve 2019/82 Sayılı Kararı

[4] Kurul’un 02.05.2019 Tarihli ve 2019/122 Sayılı Kararı

[5] Kurul’un 01/03/2019 Tarihli ve 2019/47 Sayılı Kararı

Kişisel Verilerin Korunması Alanında Yol Gösterici Gelişmeler: İngiltere Ses Kaydı ve Diğer Biyometrik Verilerin İşlenmesi Konusunda GDPR’ı Nasıl Uyguluyor?

Regülasyon ekosisteminin önemli unsurlarından olan kişisel verilerin korunması, 6698 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ülkemizdeki uygulama hayatına da hızlı bir giriş yaptı. Gelişen teknolojiler karşısında dijitalleşen dünyanın en değerli varlığı olan “kişisel veriler”; bir taraftan müşteri davranışları ve kullanıcı tercihlerini gözlemleyerek kişiselleştirilmiş hizmetlerin önünü açarken bir taraftan da veri sahiplerinin mahremiyetlerini hacir altına alıyor. İnovsyon destekli yaratıcı yıkım süreçlerinin karşı karşıya getirdiği bu menfaatler arasındaki dengeye hukuk zerk etmek ise yine yasamaya ve düzenleyici otoritelere düşüyor.

Bu kapsamda, veri koruma kurallarına uluslar üstü bir standart kazandırmayı amaçlayan General Data Protection Regulation (“GDPR”), 2016 yılından itibaren mehaz Avrupa uygulamalarını düzenliyor. Ülkemiz veri koruma mevzuatına da doğrudan şekil vermiş olan GDPR’ın Avrupa’daki uygulama trendleri ise veri koruma alanındaki karar insicamını yeni yeni oluşturan tüm ülkeler tarafından yakından takip ediliyor ve referans alınıyor.

İşte bu bağlamda, GDPR temelli bir veri koruma uygulamasına sahip olan Birleşik Krallık cephesinde biyometrik verilerin işlenmesine kılavuzluk edecek bir gelişme yaşandı. Avrupa veri koruma içtihadı üzerinde önemli etkisi olan Birleşik Krallık Veri Koruma Otoritesi[1] (“ICO”), İngiltere Gelir ve Gümrük İdaresi’nin[2] (“HMRC”) telefon destek hattını arayan kullanıcıların ses kaydı verilerinin işlenerek otomatik bir ses tanıma (Voice ID) sistemi kurulmasını incelemiş ve açık rıza alınmadan işlenen yaklaşık beş milyon kullanıcının verisinin silinmesi yönünde karar vermiştir.

Bildiğiniz üzere, kişisel verilerin işitsel bir izdüşümü olan ses kayıtları, gerek ülkemizde gerekse Avrupa veri koruma otoritelerince biyometrik veriler kategorisinde değerlendiriliyor ve özel verilerin işlenmesi rejimine tabi tutuluyor. Bu kapsamda, veri koruma ağının işleyişine yön veren İngiltere’deki güncel uygulama trendleri ile bunların ülkemizdeki yansımalarına dair değerlendirmeler de önem kazanıyor.

İnceleme konusu uygulama

HMRC, 2017 yılında telefon destek hattının ara yüzü içerisine yeni bir otomasyon sistemi ekledi. Kullanıcıların, uzun güvenlik prosedürlerini tamamlayarak kimliklerini teyit etmek için vakit kaybetmelerine engel olmak isteyen bu sistem, kullanıcıların ses kayıtlarını alarak bir sonraki aramalarında onları seslerinden tanımlamak üzere işletiliyor. Kullanıcıların bir HMRC danışmanı ile konuşmaya başlamalarına kadar geçen süreyi önemli ölçüde kısalttığı değerlendirilen sistemin, tüm bu etkinlik kazanımlarını sağlayabilmesi için ise öncelikle veri koruma kuralları ile tam uyumluluğu sağlaması gerekiyor.

İşte HMRC’nin sisteminin karşılaştığı problem de tam burada ortaya çıkıyor. İleri teknolojik imkanlar karşısında bireylerin mahremiyetlerini ve medeni özgürlüklerini korumayı hedefleyen bir sivil haklar organizasyonu olan Big Brother Watch[3] tarafından hazırlanan bir şikayet üzerine başlatılan inceleme sonucunda, vergi otoritesinin bahse konu sisteminin GDPR ile uyumlu olmadığı anlaşılıyor. Gerçekten de, kar amacı gütmeyen bir organizasyon olarak özellikle devlet destekli mahremiyet ihlallerini engellemek amacıyla kampanyalar yürüten ve kamu davalarına katılan Big Brother Watch; Haziran 2018’de şikâyet konusu eylemlerin detaylarını açıklamış[4] ve kullanıcılara verilerini ses tanıma sistemine aktarmak dışında bir seçenek sunulmadığını belirterek sistemin kullanıcıların rızası hilafına uygulamaya koyulduğunu iddia etmişti.

Birleşik Krallık Veri Koruma Otoritesi’nin kararı

Big Brother Watch şikâyeti üzerine konuyu inceleme altına alan ICO ise HMRC tarafından kurulan sistemin bir biyometrik veri türü olan ses kayıtlarının işlenmesi üzerine inşa edildiğini değerlendirerek bu tür verilerin özel nitelikli veriler grubuna dâhil olduğunu ve işlemeler için kullanıcılardan açık rıza alınması gerektiğini belirtiyor. İnceleme konusu uygulamayı da bu perspektiften değerlendiren İngiliz veri koruma otoritesi, kullanıcılardan ses tanıma sistemine dâhil edilmeleri aşamasında tatminkâr bir “açık rıza” alınmadığını ve kullanıcılara sistemden çıkabilme opsiyonunun (opt-out) izah edilmediğini değerlendiriyor[5]. Özel nitelikli biyometrik verilerin, kullanıcıların açık rızası olmaksızın işlenmesinin veri koruma kurallarına aykırı olduğuna kanaat getiren ICO, bu sebeple HMRC tarafından mevzuata aykırı şekilde toplanarak işlenen tüm verilerin silinmesine karar veriyor[6].

Veri koruma otoritesinin kararına saygı duyduğunu belirten HMRC ise bir yandan mevzuata aykırı şekilde sistemine dâhil ettiği yaklaşık beş milyon kullanıcının verisini imha ederken bir yandan da ses tanıma sisteminin devamlılığını sağlamak adına kullanıcılardan rıza alma sürecini yeniden gözden geçiriyor. GDPR döneminde biyometrik verilere ilişkin ilk defa böyle bir yaptırım uygulanmasını öngören karar, biyometrik verilerin, ileri bir koruma gerektiren özel nitelikli verilerden olduğunu sarih biçimde tanımlayan ilk karar olması ile de dikkat çekiyor[7].

Veri koruma uygulamasının en kapsamlı “veri imha etme” vakıasını ortaya çıkartan ICO kararı, gerek biyometrik verilerin işlenmesi konusundaki hassas sinir uçlarına işaret etmek açısından gerekse veri koruma kurallarının vergi idaresi gibi önde gelen kamu kuruluşlarına da tavizsiz uygulanacak olduğunu göstermesi açısından ülkemiz uygulamasına da yol gösterecek önemli iç görüler içeriyor. Bu itibarla, bankalar, GSM operatörleri ve hastaneler başta olmak üzere telefon destek hatlarını yaygın kullanan teşebbüsler açısından ICO’nun kararından ders çıkartılabilecek noktaların daha iyi anlaşılması adına, ses kaydı kullanımlarının biyometrik veri vasfını incelememiz de faydalı olacaktır.

Ses kaydının biyometrik veri olup olmadığını nasıl anlarım

Ses tanıma sistemleri, bireyin kendisine has ses şablonunu ve konuşma ritmini analiz ederek parmak izi benzeri bir biyometrik tanıma ve kimlik tespit etme işlevi taşıyor. Sisteme işlenen bir ses kaydının vokal karakterini çözümlemek için yüzlerce farklı davranışsal faktörü inceleyen ses tanıma sistemleri, konuşan kişinin ağız yapısı, konuşma hızı ve vurgu şemalarını da bu değerlendirmeye dâhil ediyor.

Sesleri ve ritimleri sayısal bir şablon üzerine oturtan bu sistemler, her birey için farklı bir işitsel kimlik oluşturup kişinin hasta olduğu veya sesinin değiştiği durumlarda dahi tanımlama yapabilecek şekilde dizayn ediliyor.

Öte yandan belirtmek gerekir ki, “biyometrik ses tanıma sistemleri” ile “otomatik ses algılama sistemlerini” birbirleri ile karıştırmamak gerekiyor. Biyometrik ses tanıma sistemlerinin aksine, otomatik ses algılama sistemleri yalnızca sisteme yöneltilen kelimeleri algılayarak bu kelimeler üzerinden talimatlar alıp yönlendirmeler veriyor fakat kullanıcının kimliğini tanımlamak üzere herhangi bir işlem gerçekleştirmiyor. Veri koruma sorumluluklarının belirlenmesinde önem arz eden bu farklılık kapsamında; ses verisini kişileri tanımlamak için kullanan biyometrik sistemler için kullanıcının açık rızası gerekirken herhangi bir tanımlama işlemi içermeyen sesli komut sistemleri açısından bu yükümlülük gündeme gelmiyor.

Karara ilişkin tepkiler

İnovatif dijital hizmetlerin hayatlarımızı kolaylaştırdığını” belirten ICO Yardımcı Komiseri Steeve Woods, konuya ilişkin hazırladığı değerlendirme yazısında “bu gelişmelerin bedelinin bireylerin temel mahremiyet haklarının ihlali olmaması gerektiğini” belirtiyor[8].

ICO Komiseri Elizabeth Denham ise HMRC’nin “ses tanıma sistemini uygularken veri koruma prensipleri hakkında hiç denecek kadar az değerlendirme yaptığını” belirterek “bilgilerin toplanması esnasında kullanıcılarla kurum arasında belirgin bir güç dengesizliği olduğunu” ekliyor “kullanıcıların sisteme girmeyi nasıl reddedeceklerinin veya reddetmeleri halinde herhangi bir olumsuzluk yaşamayacaklarının açıklanmadığına” da vurgu yapıyor[9]. Konunun veri koruma ve hesap verebilirlik açısından önemli olduğunu da belirten ICO Komiseri, “HMRC nezdinde bir denetim gerçekleştirerek karara uyulup uyulmadığını takip edebileceklerine” de dikkat çekiyor[10]

Şikâyeti gerçekleştirerek inceleme sürecini tetikleyen Big Brother Watch organizasyonunun Direktörü Silkie Carlo ise konuya ilişkin yaptığı açıklamada “kararın biyometrik verilerin toplanmasına ilişkin emsal niteliğinde olduğunu” değerlendiriyor[11]. HMRC İcra Kurulu Başkanı Sir Jon Thompson ise konuya ilişkin yazdığı mektup ile bahse konu verileri silmeye başladıklarını belirterek “ses tanıma sisteminin kullanıcılar arasında popüler olduğunu ve kullanıcı verilerinin de daha etkin korunmasını sağladığını” ve yürürlükte kalmasından memnun olduklarını belirtiyor[12].

Sonuç

ICO’nun kararı biyometrik verilerin işlenmesi alanında birtakım ilklere sahne oluyor. Birleşik Krallık’taki en kapsamlı veri imhasına karar veren veri koruma otoritesi, bu kararı ile GDPR temelli uygulamalarında ilk defa “ses kayıtlarını” ve dolayısıyla da “biyometrik verileri” daha ileri bir koruma rejimine tabi özel nitelikli verilerin içerisinde değerlendiren bir içtihat oluşturuyor. Bu kapsamda belirtmek gerekir ki, ülkemiz veri koruma mevzuatı kapsamında da özel nitelikli veri olarak değerlendirilen biyometrik verilerin işlenmesi için kullanıcıların açık rızalarının alınması gerekiyor.

Açık rızanın yokluğunda toplanan verilerin; veriyi toplayan kurumun bir kamu kurumu olmasına veya toplanan verilerin hacminin ne kadar büyük olduğuna bakılmaksızın silinmesine karar verilebileceğini ve bu durumun takip eden denetim ve yerinde incelemeler ile temin edilebileceğini gözler önüne seren karar, bu tür verilerin işlenmesi ile iştigal eden şirketler açısından da bir uyarı niteliği taşıyor. Açık rızanın nasıl algılanması ve neleri ihtiva etmesi gerektiği konusunda da ipuçları veren ICO kararı; rızası aranan kullanıcılara, bahse konu sistemden çıkma hakları (opt-put) olduğunun ve bu hakkı icra etmeleri durumunda kendilerine sağlanan hizmetlerin olumsuz etkilenmeyeceğinin açıkça ve pro-aktif olarak belirtilmesi gerektiğini öğütlerken sisteme dâhil olmanın mecburi olduğu yönünde bir izlenim uyandırmaktan da kaçınılması gerektiğini gösteriyor.

Türk veri koruma rejimi tarafından da yakından takip edilen GDPR uygulamaları hakkında faydalı iç görüler sağlayan bu içtihat; özellikle bankalar, GSM operatörleri, internet servis sağlayıcıları ve hastaneler gibi kapsamlı telefon destek hizmetleri sunan ve ses kaydı verileri ile muhatap olan teşebbüsler açısından önem arz ediyor.

Bu itibarla belirtmek gerekir ki, ses kaydı veya parmak izi gibi biyometrik verilerin kişileri tanımlamak için kullanılmasını içeren uygulamaları hayata geçirecek kurumların, öncelikle kullanıcılara yüksek standartta bilgi veren ve seçeneklerini tanımlayan bir açık rıza prosedürü hazırlamaları gerekiyor. Aynı kapsamda, bu tür bir açık rıza almadan bahse konu verileri işlemeye başlamış olan kuruluşların ise bu verileri imha etmeleri veya kullanıcılardan açıklanan şekilde bir açık rıza almaları önem kazanıyor. Benzer bir durumda, Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından nasıl bir aksiyon alınacağı konusu henüz keşfedilmeyi beklerken İngiliz veri koruma otoritesinin GDPR uygulamalarının, büyük ölçüde yol gösterici olabileceği değerlendiriyoruz.


[1] The Information Commissioner’s Office.

[2] Her Majesty’s Revenue and Customs.

[3] https://bigbrotherwatch.org.uk/about/who-we-are/

[4] https://bigbrotherwatch.org.uk/2018/06/hmrc/

[5] https://www.itpro.co.uk/privacy/33577/the-ico-compels-hmrc-to-delete-5m-biometric-records

[6] https://ico.org.uk/action-weve-taken/enforcement/hmrc/

[7] https://ico.org.uk/about-the-ico/news-and-events/news-and-blogs/2019/05/blog-using-biometric-data-in-a-fair-transparent-and-accountable-manner/

[8] https://ico.org.uk/about-the-ico/news-and-events/news-and-blogs/2019/05/blog-using-biometric-data-in-a-fair-transparent-and-accountable-manner/

[9] https://ico.org.uk/about-the-ico/news-and-events/news-and-blogs/2019/05/blog-using-biometric-data-in-a-fair-transparent-and-accountable-manner/

[10] https://ico.org.uk/about-the-ico/news-and-events/news-and-blogs/2019/05/blog-using-biometric-data-in-a-fair-transparent-and-accountable-manner/

[11] https://www.itpro.co.uk/privacy/33577/the-ico-compels-hmrc-to-delete-5m-biometric-records

[12] https://assets.publishing.service.gov.uk/government/uploads/system/uploads/attachment_data/file/799688/Letter_from_Sir_Jonathan_Thompson_to_HMRC_Data_Protection_Officer_-_3_May_2019.pdf

Siirt ve Batman’da Kişisel Verilerin Korunması ve Rekabet Hukuku anlattık!

Barolara eğitim serimiz kapsamında geçtiğimiz hafta sonu Siirt ve Batman Barolarını ziyaret ettik. Bizleri karşılayan ilgili gözlere kişisel verilerin korunması hukuku ve rekabet hukuku nedir, ne işe yarar, nasıl uygulanır gibi temel konuları açıklamaya çalıştık.

Eğitimlere katılım gösteren avukatlar, hem ilgili alanlardaki bilgi dağarcıklarını geliştirme hem de müvekkillerini daha iyi yönlendirebilme adına önemli detaylara vakıf olma şansını yakaladılar.

Katılımcılardan gelen ilgili ve bilgili sorular eliyle şekillenen katılımcı tartışmalar sonucu, özveri ile icra ettiğimiz avukatlık mesleğinin gelişimine katkı sağlayabilmiş olmak ise bizleri ayrıca mutlu etti. İlerleyen günlerde barolara eğitim serimize diğer illerimizde de devam edeceğimizi buradan duyurmak isteriz.

Siirt ve Batman Barolarına misafirperverliklerinden ötürü teşekkür ederiz.

Kişisel Verilen Korunması Mevzuatında Yapılan Son Değişiklikler

28 Nisan 2019 tarihinde yayınlanan Resmi Gazete ile i) “Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik”, ii) “Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi Veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik”[1] ve iii) “Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğ”’de bazı değişiklikler yapılmıştır.

Mevzuat değişikliklerine ek olarak, yine aynı tarihte, Kişisel Verileri Koruma Kurumu (“Kurum”) resmi web sitesinde “Kişisel Veri İşleme Envanteri Hazırlama Rehberi” yayınlanmıştır. Yazımızda bu rehbere ilişkin olarak da hazırlanmış olan kısa bilgilendirmeyi bulabilirsiniz.                                                                                                                                                        

VERİ SORUMLULARI SİCİLİ (“SİCİL”) HAKKINDA YÖNETMELİK’TE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

– Yönetmeliğin tanımları düzenleyen ilgili maddesinde yapılan değişiklikler neticesinde irtibat kişisi ile kişisel veri işleme envanteri tanımına birtakım eklemeler yapılmış olup; bu eklemeler ile;

       (a) Mevzuattan doğan yükümlülükleri bakımından Kurum ile iletişimi sağlayacak olan irtibat kişisinin;

              (i) Türkiye’de yerleşik olan gerçek ve tüzel kişiler için veri sorumlusu;

              (ii) Türkiye’de yerleşik olmayan gerçek ve tüzel kişiler için ise veri sorumlusu temsilcisi tarafından Sicil’e kayıt esnasında bildirileceği;

         (b) Kişisel Veri İşleme Envanterinde;

(i) Kişisel verileri işleme faaliyetlerine, kişisel veri işleme amaçlarına, veri kategorisine, aktarılan alıcı grubuna, yabancı ülkelere aktarımı yapılan kişisel verilere ve veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirlere ek olarak veri işleme faaliyetinin hukuki sebebine ve kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami muhafaza etme süresine yer verilmesi gerektiği düzenlenmiştir.[2]

– Kişisel Veri İşleme Envanteri’nin Sicile kayıtla yükümlü veri sorumluları tarafından hazırlanması kanuni bir yükümlülük haline getirilmiştir.

– Sicil’de yer alan ve kamuya açıklanacak olan bilgiler kapsamından irtibat kişisine ilişkin bilgiler çıkarılmıştır.

– Sicil’de yer alan kayıt bilgilerinde meydana gelen değişikliklerin, değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren 7 (yedi) gün içerisinde Kurum’a bildirileceği düzenlenmiştir.

– Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (“Kurul”) Sicil’e kayıt yükümlülüğüne istina getirirken değerlendireceği kriterlere Kurul’un daha önceki kararıyla da paralel olarak veri sorumlusunun yıllık çalışan sayısı ile yıllık mali bilanço toplamı bilgisi eklenmiştir.

AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN YERİNE GETİRİLMESİNDE UYULACAK USUL VE ESASLAR HAKKINDA TEBLİĞ’DE YAPILAN DEĞİŞİKLİK

– Veri sorumlusunun farklı birimlerinde farklı amaçlarla işlenen kişisel veriler bakımından, her bir birim için aydınlatma yükümlülüğünün ayrı ayrı yerine getirilmesi gerekliliğini düzenleyen ilgili madde yürürlükten kaldırılmıştır.

– Veri Kayıt Sistemi değişiklik öncesi “Tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenen kişisel verilerin bulunduğu her türlü ortam” olarak tanımlanırken, değişiklik ile birlikte “Kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemi” olarak tanımlanmıştır.

KİŞİSEL VERİ İŞLEME ENVANTERİ HAZIRLAMA REHBERİ

Yayınlanan Rehber’de, Sicil’e kayıt yükümlülüğü olan veri sorumlularının;

– Kişisel verileri işleme faaliyetlerini,

– Kişisel veri işleme amaçlarını ve hukuki sebebi,

– Veri kategorisini,

– Kişisel verilerin aktarıldığı alıcı grubunu,

– Kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami muhafaza etme süresini,

– Yabancı ülkelere aktarımı yapılan kişisel verileri,

– Veri güvenliğine ilişkin alınan idari ve teknik tedbirleri

içeren Kişisel Veri İşleme Envanteri hazırlamakla yükümlü olduğu ve Kişisel Veri İşleme Envanteri ile VERBİS’in birbirinden farklı kavramlar olduğu ancak Kişisel Veri İşleme Envanteri’nin VERBİS’e kayıt esnasında kaynak olarak kullanılacağı düzenlenmiştir.

SONUÇ

Kanun’a uyumluluk kapsamında mevzuatta meydana gelen değişiklikleri yakından takip etmenin ve bu değişiklikler ışığında, prosedürleriniz ve politikalarınızda gerekli güncellemeleri yapmanın siz veri sorumlusu şirketler için önemini vurgulamak isteriz


[1] Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi Veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik’te mevzuatın uygulanma esaslarını etkilemeyecek derecede şekli değişiklikler yapılmıştır.

[2] Kişisel Veri İşleme Envanteri tanımında yapılan bu değişiklik çerçevesinde; tüm mevzuatta yer alan bu tanım güncellenmiştir. 

Dijital platformlara yönelik rekabet politikasında popülizm ve sağduyu arayışı

Şahin Ardıyok, Emin Köksal

Dijital platformların ekonomik ve sosyal hayatta kapladığı alan büyüdükçe bir yandan daha önce tasavvur edemediğimiz hizmetlerin ortaya çıktığına, diğer yandan da çok boyutlu kaygıların belirdiğine şahit oluyoruz. Bu kaygılar rekabet politikası alanında hem yeni söylemleri hem de müdahaleleri beraberinde getiriyor. Bu söylem ve müdahaleler sadece Kuzey Amerika ya da Avrupa ülkelerinde değil, Hindistan’dan[1] Türkiye’ye kadar birçok gelişmekte olan ülkenin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Zira her biri küresel dev haline gelen bu platformların gelişimi, kimi kesimlere kazanç sağlarken bazı kesimlerin de var olan kazançlarını azaltıyor. Öte yandan, bu platformlar tarafından toplanan kişisel verilerin bir taraftan tüketici refahını artırırken diğer taraftan mahremiyete zarar verecek şekilde veya politik çıkarlar için kullanılması ise kamuoyunda hassasiyeti arttırarak popülist politikalara zemin hazırlıyor.

Popülist söylemler

Popülist olarak nitelendirilebilecek önerilerden biri bu dev platformları bölmek, hatta parçalara ayırmak şeklinde söylemler olarak karşımıza çıkıyor. Bu görüşü bugünlerde açıkça dillendiren kişi, ABD’de Demokratların olası başkan adayı Senatör Elizabeth Warren[2]. Warren -her ne kadar bu açıklıkta belirtmese de- dev platformların bölünmeleriyle ölçeklerinin sınırlanacağını, mevcut ve potansiyel rakiplerin rekabet şansının artacağını ve bunun da arzu edilir bir rekabetçi piyasa düzenine işaret edeceğini dile getiriyor. Bu söylem, ilk bakışta oldukça hakkaniyetli bir yaklaşımı çağrıştırıyor olabilir. Ancak, bu tür bir müdahalenin hem hukuki hem de iktisadi temellerinin somut bir şekilde gerekçelendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Daha açık bir ifadeyle, böylesi yapısal bir müdahalenin olmaması durumunda toplum refahının olumsuz etkileneceğinin somut iktisadi verilerle ortaya koyulması; hukuk kurallarının ve buna ilişkin içtihadın bu müdahaleye izin veriyor olması gerekir.

Geçmişten gelen ses: Verizon v. Trinko kararı

Bir şirketin büyük ve güçlü olmasının bu şirkete karşı doğrudan müdahaleleri meşru kıldığını söylemek çok da doğru olmaz. Özellikle yapısal piyasa aksaklıklarının bulunduğu elektrik, telekom gibi altyapı endüstrileri dışında böyle bir müdahalenin uygulanabilirliği oldukça tartışmalıdır. Bu konuda telekomünikasyon hukuku ile ilgili görüşlerde sıklıkla atıf yaptığımız Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin örnek niteliğindeki Verizon v. Trinko kararını hatırlatmak yerinde olacaktır. Yüksek Mahkeme, kararında bu durumu şu şekilde ortaya koymuştur[3]:

Tekel gücüne sahip olunması ve bunun doğal sonucu olan tekelci fiyatlar uygulanması sadece Yasa’ya uygun olmakla kalmamakta, aynı zamanda serbest piyasa sisteminin de önemli bir unsurunu teşkil etmektedir. En azından kısa bir süre için tekelci fiyatlama fırsatı, iş zekasını cezbeden unsurdur; ayrıca inovasyon ve iktisadi büyüme yaratacak risk almayı da teşvik eder.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan rekabet otoritesi FTC’nin başkan yardımcısı Andrew Finch, dijital ekonomideki gelişmeleri değerlendirirken Verizon v. Trinko kararının yukarda aktarılan kısmına dikkat çekti[4]. Finch, bugün rekabet için birer tehdit olarak görülen Google, Facebook, Amazon vb. platformların, şimdi sahip oldukları üstünlüklerin inovasyon ve yatırım güdüsünden kaynaklandığını, rekabet otoritelerinin görevinin ise tüketici talebini karşılayacak bu üstünlükleri elde edilebilecek yarışın hızlandırılması olduğunu söyledi. Finch bu konudaki görüşünü, “geleceğin yenilikçilerinin neler yapabileceği bu güdüleri koruduğumuz sürece bizleri şaşırtacaktır” şeklinde dile getiriyor. Kısacası Finch, bir şirketin büyük ve güçlü olmasının onun hareketlerinin doğrudan kısıtlanmasını gerektirmediğini vurguluyor. Konumu itibariyle Finch’in görüşlerinin bir anlamda FTC’nin söz konusu meselelere bakış açısını yansıttığını söylemek mümkün.

Benzer bir politika anlayışına sahip kurum yine Amerika kıtasından, Kanada rekabet otoritesi olarak karşımıza çıkıyor. Kanada rekabet otoritesinin geçen yıl yayınladığı rapor[5], şirketlerin sadece güçlü konumda bulunmaları ve/veya büyük veri sahibi olmaları sebebiyle doğrudan müdahaleler ile karşılaşmamaları gerektiğini açık bir biçimde ortaya koyuyor. Dahası, rekabet politikasının temel amacının herhangi bir ticari başarıyı -hâkim durum yaratması ve yoğunlaşmayı arttırması durumunda dahi- cezalandırmaması gerektiğinin altını çiziyor. Aksi bir politikanın yenilik yaratma güdüsünün, etkinliği sağlamak için gerekli ölçek ve kapsam ekonomilerine ulaşmayı engelleyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.

Atlantik’in karşı yakası

Her otoritenin yukarda anlatıldığı şekliyle daha az müdahale yanlısı olmadığını da hatırlatmak gerekir. Zira Avrupa Komisyonu’nun yıllardır devam eden ve son dönemde rekor cezalar ile somutlaşan bu dev şirketler ile olan mücadelesini biliyoruz. Bu tutumun devam edip etmeyeceği konusunda ise geçtiğimiz haftalarda uzmanlarca Komisyon için hazırlanan bir rapor[6], merakları bir anlamda gidermiş durumda.

Dijital pazarlar konusunda pek çok konuya değinen bu raporda yer alan en önemli görüşlerden biri, hâkim durumdaki bir teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı hareketlerinin gözlenmesi durumunda yaratılan tüketici refah artışı açıkça ortaya konulamıyorsa tüketici zararının çok katı şekilde aranmasının gerekmediği belirtiliyor[7]. Bu bağlamda Komisyon’un raporda sunulan tavsiyeleri uygulaması durumunda görece sert tutumumun süreceğini söylemek mümkün. Avrupa’nın bu bakış açısına yönelik, yüreği iktisatla atan bizlerin değerlendirmesi ise kuşkularla dolu. Dışlayıcı uygulamaları etki bazlı değerlendirme ile ele alan ve daha sıkı bir birleşme & devralma politikası öngören bir yaklaşımın, Avrupa’da da çok sayıda yenilikçi şirket doğurabileceğine inanıyoruz.

Özetle

Dijital pazarlardaki rekabet politikasının önümüzdeki süreçte gerek yeni düzenlemeler gerekse yeni içtihatlar ile ilgi odağı olacağı kesin gibi görünüyor. Fakat, şunu unutmamak gerekir diye düşünüyoruz. Rekabet hukuku ve uygulamalarını da içeren rekabet politikasının her derde deva olmasını beklememek gerekir. Dijital pazarlara dair meselelerin çok boyutlu bazı sorunları barındırması sebebiyle vergi, kişisel veriler vb. alanlardaki düzenlemelerin de bu bileşenin bir parçası olması gerekir.


[1] Bkz. ÇINAR, G. (4 Nisan 2019). Hindistan’da doğrudan yabancı yatırımın kuralları değişiyor: Çevrimiçi platformların başı yine dertte! Rekabet Regülasyon. Erişim tarihi 25.04.2019,http://www.rekabetregulasyon.com/hindistanda-dogrudan-yabanci-yatirimin-kurallari-degisiyor-amazonun-basi-yine-dertte/.

[2] HERNDON, A. S. (8 March 2019). Elizabeth Warren Proposes Breaking Up Tech Giants Like Amazon and Facebook. The New York Times. Erişim tarihi 25.04.2019, https://www.nytimes.com/2019/03/08/us/politics/elizabeth-warren-amazon.html

[3] Verizon Communications, Inc. v. Law Offices of Curtis V. Trinko, 540 US 398 (2004). Erişim tarihi 25.04.2019, https://supreme.justia.com/cases/federal/us/540/02-682/

[4] McDONNEL, C. (26 March 2019). US DOJ view of digital platforms guided by Trinko. Global Competition Review.  Erişim tarihi 25.04.2019, https://globalcompetitionreview.com/article/1189234/us-doj-view-of-digital-platforms-guided-by-trinko

[5] CBC (2018). Big data and innovation: key themes for competition policy in Canada. Erişim tarihi 25.04.2019,  https://www.competitionbureau.gc.ca/eic/site/cb-bc.nsf/vwapj/CB-Report-BigData-Eng.pdf/$file/CB-Report-BigData-Eng.pdf

[6] CRÉMER, J., DE MONTJOYE, Y. A., & SCHWEITZER, H. (2019). Competition Policy for the Digital Era. Erişim tarihi 25.04.2019,  http://ec.europa.eu/competition/publications/reports/kd0419345enn.pdf

[7] Bkz. SESLİ, E. ASLAN, R. (10 Nisan 2019). Ayna ayna söyle bana, var mı rekabet politikası dijital piyasalara? : Artık var! Rekabet Regülasyon. Erişim tarihi 25.04.2019, http://www.rekabetregulasyon.com/ayna-ayna-soyle-bana-var-mi-rekabet-politikasi-dijital-piyasalara-artik-var/

Ayna ayna söyle bana, var mı rekabet politikası dijital piyasalara? : Artık var!

Avrupa Komisyonu geçtiğimiz günlerde, bir süredir rekabet hukuku çevrelerinin hararetli tartışma konusu olan dijital platformlara ilişkin politika raporu yayınladı. Dijital ekonomilere yönelik rekabet politikasının şekillenmesi açısından önemli nüanslar barındıran bu rapora göre Avrupa, büyük teknoloji şirketlerine karşı rekabet hukukunun bazı konularında daha sıkı bir yaklaşım benimseyecek gibi görünüyor.

Big Tech, dijital platformlar, dijital ekonomiler, Big Data, verinin pazar gücünü artırmada kullanılması, büyük teknoloji şirketlerinin rekabet gücü… Bu kavramlar bir süredir rekabet hukukunun da aralarında bulunduğu çok çeşitli mecraların tartışma konusu. The Economist’in 17 Kasım 2018 sayısında büyük teknoloji şirketleri hakkındaki serzenişler şöyle yansıtılmış[1]:

Batı’da pek çok insanın üzerinde mutabık kaldığı nadir konulardan biri büyük teknoloji şirketleriyle ilgili bir problem olduğudur. En yaygın şikâyetler ise şunlar; yüksek pazar payına sahip şirketlerin ortaklık yapısı yoğunlaşmış olduğundan bu şirketlerin gelişiminden kodamanlar yararlanıyor, teknoloji şirketleri bağımlılığa neden oluyorlar, ifade hürriyetini kısıtlıyorlar, ifade hürriyetini kısıtlamıyorlar, Rus ajanlarınca istila edilmiş durumdalar, Çinli otokratlara yaranmaya çalışıyorlar, kullanıcılara verileri karşılığında para vermiyorlar, verileri üçüncü taraflara veriyorlar, verileri üçüncü taraflara vermeyi reddediyorlar, yeterince yatırım yapmıyorlar, kendilerini eleştirenlerin gözünü korkutuyorlar, işçilerine az ücret veriyorlar, üniversitelerden çok fazla sayıda uzmanı kadrolarına katıyorlar, çok az vergi veriyorlar, politikayı yozlaştırıyorlar.

Bu serzenişlerin önemli bir kısmının rekabet hukuku ve kişisel verilerin korunması hukuku ile yakından ilgili olduğunu görüyoruz. Avrupa’da geçtiğimiz yıllarda dijital platformlara ve büyük teknoloji şirketlerine yönelik incelemelerle ve bazıları sonucunda çıkan cezalarla birlikte rekabet hukuku çevrelerinde dijital platformlar için özel bir rekabet politikasına ihtiyaç olup olmadığı, hatta dijital ekonomiyi regüle etme gerekliliğinin bulunup bulunmadığı yönünde tartışmalar hızlanmıştı. Avrupa Komisyonu da geçtiğimiz günlerde tartışılan konuları bir araya toplayan ve bu konular hakkındaki genel görüşleri içeren “Dijital Çağ İçin Rekabet Politikası” (Competition Policy for the Digital Era) adlı raporunu yayınlayarak tartışmalara bir nevi yön vermiş oldu[2].

Biz de bu yazımızda raporu sizler için ana hatlarıyla gözden geçirecek ve rekabet politikasının dijital platformlar bakımından nasıl şekilleneceğine ilişkin öngörülere değineceğiz.

Rapor esasen beş ana bölümden oluşuyor ve bu bölümlerde genel olarak şu konulara değiniliyor: (i) dijital hizmetlerin sunulduğu piyasalar nasıl işliyor? (ii) AB rekabet hukukunun amaçlarının dijital çağ açısından değerlendirilmesi ve kullanılacak metodoloji, (iii) çok taraflı platformlar bakımından rekabet hukukunun uygulanması, (iv) veri kavramının dijital piyasalar bakımından önemi ve rekabet hukuku bakımından incelenmesi ve (v) dijital piyasaları ilgilendiren birleşme ve devralma işlemlerinin incelenmesi.

Dijital hizmetlerin sunulduğu piyasalar nasıl işliyor?

Raporda dijital piyasaların özellikleri ile dijital ekonomileri ilgilendiren ana hususlar; ölçeğe göre yüksek getiri, ağ dışsallıkları ile şebeke etkileri ve verinin önemi yönlerinden inceleniyor. Rapora göre alışılmış piyasalarda tüketici/kullanıcı sayısının artmasıyla birlikte maliyetler de benzer ölçüde artarken dijital piyasalarda kullanıcı sayısındaki artışlar maliyetlere daha düşük oranda yansıyor. Öte yandan,  alışılmış piyasada faaliyet gösteren oyunculardan kapasitesi daha yüksek olan üreticinin maliyetler açısından etkinlik kazanması söz konusu olsa da, dijital piyasalardaki oyuncular bakımından bu örnek çok daha uçlarda yaşanıyor. Bu durumun ise dijital piyasalardaki yerleşik oyuncular bakımından ciddi bir rekabet avantajı yarattığı görüşü ifade ediliyor.

Ağ dışsallıkları noktasında; yerleşik oyuncu olan çok taraflı platformların şebeke etkisi nedeniyle piyasa güçlerinin rekabetle azaltılmasının güçlüğüne vurgu yapılıyor. Zira platformun bir tarafındaki kullanıcıların o platformu tercih sebebinin diğer taraftaki kullanıcılar olması durumunda, rakip platformun daha ucuz ve daha kaliteli hizmet sunması yeterli olmuyor ve kullanıcıların kitlesel olarak yeni platforma göç etmesinin sağlanması gerekiyor.

Raporda ayrıca dijital ekonomilerin beslendikleri ana kaynaklardan olan verinin ilerleyen süreçte de hayati önemini koruyacağına vurgu yapılıyor.

Dijital piyasalar bakımından yapılan bu karakterizasyonun ardından kapsam ekonomisinin denkleme girişine değiniliyor. Kapsam ekonomisi, bir teşebbüsün sahip olduğu uygun kaynaklar sayesinde diğer teşebbüslere nazaran daha kolay bir biçimde ilgili pazarın ilişkili pazarlarında ya da tamamen bağımsız pazarlarda hızlıca faaliyete geçebilmesine olanak sağlıyor. Bu sayede örneğin belli bir piyasada faaliyet gösteren çok taraflı bir platform, elindeki teknolojik avantajlar, veri analiz gücü ve kaynakları gibi unsurlar sayesinde diğer pazarlarda da faaliyete geçerek pazar gücü elde edebiliyor, bu faaliyetleri birbirlerine entegre etmesi sonucunda da bir ekosistem pazarı meydana getirebiliyor. Raporda bu konuya örnek olarak Uluslararası Ödemeler Bankası’nın (Bank of International Settlements) organize ettiği Finansal İstikrar Kurulu’nun (Financial Stability Board) yaptığı bir çalışmaya yer veriliyor. Bu çalışmaya göre finansal piyasalardaki yerleşik oyuncuların mevcut konumlarını bozacak olanların, yeni gelişmekte olan finansal teknoloji (fintech) şirketleri değil, farklı piyasalarda faaliyetlerini sürdüren mevcut Big Tech firmaları olduğu ifade ediliyor.

Dijital piyasalarla ilgili olarak genel değerlendirmede ise yerleşik oyuncuların genelde şebeke etkisi nedeniyle piyasadaki güçlerinin sarsılmasının çok zor olduğuna, öte yandan bu teşebbüslerin mevcut konumları nedeniyle rekabete aykırı davranışlar içine girme dürtülerinin de daha yüksek olduğuna kanaat getiriliyor.

AB rekabet hukukunun amaçlarının dijital çağ açısından değerlendirilmesi ve kullanılacak metodoloji

Raporda mevcut AB rekabet hukuku kurallarının (ABİHA – Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Anlaşma 101. ve 102. maddeler) rekabet sorunlarını çözebilecek kapsamda olduğu ve dijital piyasalara ayak uydurmak amacıyla bu kurallarda değişikliğe gidilmesinin gerekli olmadığı vurgulanıyor. Bununla birlikte AB rekabet hukuku kurallarının dijital piyasada faaliyet gösteren teşebbüslere uygulanması safhasında farklı yaklaşımlar gösterilebileceği kanaati geniş yer buluyor. Bu bakımdan tüketici refahı standardı, pazar tanımı, pazar gücü, ispat yükü ve rekabet hukuku ile regülasyonun ilişkisi konuları ekseninde değerlendirmelere yer veriliyor.

Tüketici refahı standardı açısından yapılan değerlendirmede, tüketici zararı açıkça görülmüyor ve tespit edilemiyor dahi olsa hâkim durumdaki oyuncuların rekabet karşıtı stratejilerinin yasak olması gerektiği vurgulanıyor. Bu noktada, hâkim durumdaki teşebbüsün rekabete aykırı birtakım davranışlarının gözlenmesi halinde tüketicide refah artışı açıkça ortaya konulamıyorsa tüketici zararının çok katı şekilde aranmasının gerekmediği belirtiliyor.

Bilindiği üzere pazar tanımı kavramı dijital piyasalar ve özellikle çok taraflı platformlar bakımından oldukça tartışma yaratan bir konu. Ancak son dönemlerde pazar tanımına yüksek önem atfedilmemesi gerektiği yönündeki görüşler kabul görüyor. Raporda da bu yönde bir değerlendirmeye yer veriliyor. Alışılmış tek taraflı pazarlardan farklı olarak çok taraflı pazarlarda pazarın farklı taraflarının birbirlerine bağlılığı da vurgulanarak pazar tanımının güçlüğüne dikkat çekiliyor. Bu eksende pazar tanımına ciddi mesai harcamaktansa gerekli eforun daha çok rekabete aykırı davranışın izdüşümünün ortaya çıkarılması noktasında harcanması tavsiye ediliyor. Pazar tanımı noktasında getirilen dikkat çekici önerilerden biri ise “ekosistem pazarı”. Buna göre kapsam ekonomileri sayesinde birden çok pazarda faaliyet yürüten ve bu pazarlardaki hizmetlerini entegre hale getiren teşebbüslerin ekosistemler oluşturduğu durumlarda kullanıcılar bu ekosistemi terk etmekte zorlanıyorlarsa ekosistem spesifik pazar tanımı yapılabileceği öneriliyor.

Pazar gücü noktasında; dijital piyasalara yönelik rekabet hukuku incelemelerinde davranışsal ekonomiye daha yoğun olarak eğilmek gerektiğine vurgu yapan rapor, yerleşik oyuncuların kendilerini rekabetten nasıl koruduklarına yönelik olarak incelemeler yapılması gerektiği yönünde tavsiyeler sunuyor. Oldukça parçalı pazarlarda dahi çok taraflı platformlar bakımından aracılık gücü şeklinde pazar gücünün ortaya çıkabileceği değerlendirilirken, pazara giriş yapacakların erişemedikleri veriyi elinde tutan teşebbüsün ciddi bir rekabetçi güç barındırdığı hususuna yer veriliyor.

İspat yükü noktasında ise rekabete aykırı olup olmadığı kesin olarak tespit edilemeyen riskli davranışların kimi hallerde yasak olarak kabul edilmesi (Tip 1 hatasının Tip 2 hatasına tercih edilmesi) yönünde bir eğilim gözleniyor. Özellikle güçlü şebeke etkisinin ve yüksek giriş engellerinin olduğu yoğunlaşmış dijital piyasalarda bir davranışın rekabete aykırı olup olmadığı noktasında ispat yükünün incelenen taraf üzerinde bırakılması, riskli davranışın rekabet yanlısı olduğunun bu teşebbüs tarafından ispat edilmesi gerektiği görüşü ifade ediliyor.

Rekabet hukuku ile regülasyon arasındaki ilişkinin ikame edilebilirlik göstermediğinin değerlendirildiği raporda regülasyonun, rekabet hukukunu tamamlar şekilde denkleme dahil edilmesi gerektiği yönünde görüşler bildiriliyor.

Çok taraflı platformlar bakımından rekabet hukukunun uygulanması

Raporda pazar gücüne sahip çok taraflı platformların belirli davranışlarının daha sıkı incelemeye tabi tutulması öneriliyor. MFN (Most Favored Nation – En Çok Kayrılan Müşteri) hükümlerinin çok taraflı platformlar tarafından uygulanması durumunda daha katı bir yaklaşım benimsenmesinin tavsiye edildiği raporda, özellikle hâkim durumdaki platformların yatırımlarının karşılığını almak için sözleşmelerinde yer alacak MFN gibi kısıtların minimal düzeyde olması gerektiği tavsiye ediliyor. Bu noktada platform kullanıcıları bakımından adeta bir düzenleyici otorite olarak hareket edip platform içi regülasyonlar kuran çok taraflı platformların bu düzenlemelerinde rekabeti kısıtlayabilecek hükümlerden mümkün olduğunca kaçınmaları yönünde görüş bildiriliyor.

Öte yandan bu tür teşebbüslerin aynı anda birden çok platform kullanımını (multi-homing) ve platformlar arası geçişi kısıtlayıcı davranışlarda bulunmaktan kaçınması gerektiği ifade ediliyor. Özellikle kullanıcıların bir platformdaki verilerini başka bir platforma taşıyabilmesine (data portability) imkan tanınması, ayrıca bahse konu teşebbüs nezdindeki bu verilerin başka platformda da kullanılabilir vaziyette olması (data interoperability) gibi hususların önemine vurgu yapılıyor. Bu noktada kişisel verilerin korunmasına yönelik regülasyonların önemi ve bunlarca üstlenilecek rol, raporun veriye ilişkin bölümünde ayrıntılandırılmak üzere burada da dile getiriliyor.

Veri kavramının dijital piyasalar bakımından önemi ve rekabet hukuku bakımından incelenmesi

Günden güne veri kullanımının dijital piyasalarda rekabetçi güç elde etme bakımından öneminin arttığı tartışmasız. Raporda da veri kullanımının ve verinin iktisadi boyutunun önemine bu şekilde dikkat çekilirken işlenen verinin niteliğinin de önemli bir parametre olduğu vurgulanıyor. Bu doğrultuda verinin ve rekabetin tesisi için veriye erişimin öneminin tespitinde ilgili piyasanın özelliklerinin, verinin niteliğinin ve ne şekilde kullanıldığının dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.

Veriye erişimin tesis edilmesi noktasında AB veri koruma düzenlemesi GDPR’ın (General Data Protection Regulation) veri taşınmasına yönelik kuralının önemine dikkat çekilmekle birlikte söz konusu hükmün nasıl yorumlanacağı noktasında bir netlik olmamasının olumsuz yönleri de değerlendiriliyor. GDPR’ın ilgili hükmü kişiye belirli bir platform nezdindeki verilerini bir başka platforma taşıma konusunda bir hak tanımışken bu hakkın nasıl kullanılacağı ve söz konusu verinin ne nitelikte olacağı (aynı verinin başka platformda kullanılabilir/çalışabilir durumda olması – data interoperability) hususu net değil. Bu bakımdan raporda hâkim durumdaki dijital platformların bağımlılık yaratıcı uygulamalarının önüne geçecek olan veri taşınabilirliği bakımından daha açık ve katı bir yaklaşım benimsenebileceği, hatta bu sorunların önüne sektör spesifik bir regülasyon ile geçilebileceği görüşleri sunuluyor.

Verinin rakiplerle paylaşılması açısından ise bir bilgi değişimi riskinin gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Bunun yanında bahse konu veri paylaşımının, pazardaki rakiplerin kendi verilerini yaratma güdüsünü azaltabileceği, bu nedenlerle veri paylaşımının bazı hallerde rekabeti olumsuz etkileyen sonuçlara yol açabileceği ifade ediliyor. Öte yandan verinin adil, makul ve ayrımcı olmayan (fair, reasonable and non-discriminatory – FRAND) koşullar dışındaki şartlarla sunulması durumunda da bir sömürücü kötüye kullanma riskiyle karşılaşılabileceği görüşü sunuluyor.

ABİHA’nın 102. maddesi uyarınca hâkim durumdaki teşebbüsün nezdindeki verileri paylaşma yükümlülüğü konusunda yapılan değerlendirmede bahse konu verinin vazgeçilmez olup olmadığı üzerinde duruluyor. Buna göre teşebbüslerin ABİHA’nın 102. maddesine dayanarak hâkim durumdaki teşebbüsten veri paylaşımı talep etmeleri durumunda verinin vazgeçilmez nitelikte olup olmadığının, verinin niteliğiyle paralel olarak farklı veri gruplarının ayrıştırılarak verilmesinin mümkün olup olmadığının incelenmesi tavsiye ediliyor. Bu noktada yerel rekabet otoritelerinin yapacakları değerlendirmelerde netlik olmadığı hallerde, verinin paylaşımına hükmederek piyasaya doğrudan müdahale etmektense çekingen davranmalarının daha doğru olacağı yönünde yorumlarda bulunuluyor. Bununla birlikte bu konuyu da düzenleyen bir sektör spesifik regülasyona ihtiyaç olabileceği belirtiliyor.

Dijital piyasaları ilgilendiren birleşme ve devralma işlemlerinin incelenmesi

Bu başlık altında yapılan en önemli değerlendirmeler AB’nin mevcut birleşme ve devralma kontrol eşiklerinin yeterli olup olmadığına yönelik. Avrupa’daki devralmaların bildirimi için öngörülen ciro eşiklerinin önemli sayılabilecek işlemleri gözden kaçırabildiği husus bir süredir rekabet hukuku çevrelerinin en çok tartışılan konularından. Biz de daha önce burada “İşlem Tutarı Esasına Dayalı Birleşme ve Devralma Bildirimi Yükümlülüğü: Cermenler Neler Söylüyor?” başlıklı yazımızda söz konusu hususa değinmiş ve Almanya ile Avusturya’nın kanunlarında yaşanan değişimlere ve yeni bildirim eşiklerine ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşmıştık.

Raporda da AB üye devletlerinin mevcut eşiklerin yanında işlem tutarına dayalı eşikler belirliyor olması değerlendirmeye tabi tutuluyor ve AB’nin de bu tip yeni bir sisteme ihtiyacı olup olmadığı tartışılıyor. Ancak Almanya ve Avusturya’nın tanıştırdığı işlem tutarı sisteminin henüz çok yeni olduğu ve gözlenebilir sonuçlarının henüz ortaya çıkmadığı belirtilerek Avrupa için yeni bir birleşme ve devralma kontrolü rejiminin gerekli olmadığı kanaati bildiriliyor. Komisyon tarafından söz konusu sistemlerin çıkaracağı sonuçların yakından gözleneceği ifade edilmekle birlikte, ilerleyen dönemlerde üye devletlerin benimsedikleri bu yeni sistemler nedeniyle sistematik bir boşluk oluşması durumunda AB Birleşme Regülasyonu’nun revize edilebileceğine ilişkin görüşler paylaşılıyor.



[1] Trustbusting in the 21st Century, Special Report: Competition, The Economist, 17.11.2018, s. 6.

[2] Avrupa Komisyonu, Competition Policy for the Digital Era, http://ec.europa.eu/competition/publications/reports/kd0419345enn.pdf (Erişim tarihi: 8.4.2019)

Kayıt Tarihleri Belli Olmuşken Sicile Kayıt Detaylarını Hatırlayalım

Geçtiğimiz günlerde sıcağı sıcağına yayınladığımız yazımız ile Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (“Kurul”), uzun bir bekleyişin ardından Veri Sorumluları Sicili’ne (“Sicil”) kayıt tarihlerini belirleyip ilan ettiğinden, ayrıca aynı gün yayınlanan iki kararla bazı veri sorumlularının Sicile kayıt yükümlülüğünden müstesna tutulduğundan bahsetmiştik. Bu yazımızda da kayıt tarihlerinin de belli olmasıyla birlikte herkesin aklındaki ortak sorunun cevaplarına değineceğiz; Sicile kayıtla ilgili nelere dikkat edilmeli?

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda (“Kanun”) genel esaslarına yer verilen Sicil, Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik’le (“Yönetmelik”) ayrıntılı şekilde düzenleniyor. Yönetmelik hükümlerinde özellikle dikkat edilmesi gereken konular ise Sicile ilişkin ilke ve esaslar, kayıt işlemi, verilerin azami muhafaza süresi ile irtibat kişisi ve veri sorumlusu temsilcisi alt başlıklarında düzenleniyor.

Sicile İlişkin İlke ve Esaslar

Kurul, Sicile ilişkin ilke, usul ve esaslar başlığı altında öncelikle veri sorumlularının veri işleme faaliyetlerine başlamadan önce Sicile kayıt yükümlülüklerini  tekrar ediyor. Bu noktada bu temel düzenlemenin, Sicilin faaliyetine başlamasından ve Kurul’un halihazırda yayınladığı ilk kayıt takvimi sürelerinin sona ermesinden sonra hayata geçeceğini hatırlatmakta fayda var.

Sicil kamuya açık bir şekilde tutuluyor olacak. Bu sayede kişisel verileri işlenecek ilgili kişiler, Sicil üzerinden veri sorumlularının bilgilerine erişebilecek, ayrıca hangi verilerinin ne kadar süre ile işleneceğine dair bilgi sahibi olabilecekler.

Sicile ilişkin ilkeler noktasında belki de en önemli husus Sicil ile veri envanterinin birbirleri ile olan bağlantısı. Zira Yönetmelik hükmüne göre Sicil başvurularında Sicile açıklanacak bilgiler Kişisel Veri İşleme Envanterine dayalı olarak hazırlanacak. Öte yandan veri sorumlularının Kanun’dan doğan yükümlülüklerinin çerçevesinin belirlenmesinde de veri envanterine dayalı olarak Sicile bildirilip yayınlanan bilgiler esas alınacak. Bu kapsamda aydınlatma yükümlüğünün, ilgili kişilerin başvurularına verilecek yanıtların ve ilgili kişilerden alınacak açık rızaların kapsamlarının belirlenmesinde Sicilde yayınlanan bilgiler önem arz edecek. Dolayısıyla Sicile kayıt öncesinde veri envanterinin sürece uygun şekilde hazırlanmış olması dikkat edilmesi gereken hususlardan.

Daha önceden Sicile kayıt yükümlülüğüne tabi olmadığı halde kayıt yükümlüsü haline gelen veri sorumlularının kayıt yükümlüsü haline geldikleri tarihten itibaren otuz gün içerisinde kayıt yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekeceğini de hatırlatalım.

Sicile Kayıtta Verilecek Bilgiler

Sicile Kayıt İşlemi

Sicile kayıt işlemi ve sonrasında Sicil üzerinde veri sorumlularınca gerçekleştirilecek tüm işlemler, internet üzerinden erişim sağlanabilecek bir bilişim ağı olan VERBİS üzerinden yapılacak.

Sicile kayıt başvurusunda bulunacak veri sorumlularının VERBİS üzerinden, veri envanteri ile de paralellik arz edecek şekilde aşağıdaki asgari bilgileri iletmeleri gerekiyor:

  • Veri sorumlusu, varsa veri sorumlusu temsilcisi ve irtibat kişisine ait kimlik ve adres bilgilerine ilişkin başvuru formunda yer alan bilgiler,
  • Kişisel verilerin hangi amaçlarla işleneceği,
  • Veri konusu kişi grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar,
  • Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları,
  • Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler,
  • Kişisel veri güvenliğine ilişkin veri sorumluları tarafından alınan tedbirler,
  • Kişisel verilerin azami muhafaza edilme süresi.

Azami Muhafaza Süreleri

Yönetmelikte düzenlenen en önemli konulardan biri de kişisel verilerin ne kadar süre ile muhafaza edileceği belirlenirken dikkate alınacak kriterler. Kanun’un belirlediği genel ilkelerde de belirtildiği üzere kişisel veriler, ilgili mevzuatta öngörülen ya da işlendikleri amaç için gerekli olan süre boyunca veri sorumluları tarafından muhafaza edilebiliyor.

Düzenlemeye göre veri sorumluları tarafından verilerin hangi sürelerle işleneceğine ilişkin bilgiler ilgili veri kategorileri de eşleştirilerek Sicile bildirilecek. Veri sorumlusu tarafından Sicile bildirilen işleme amaçlarına dayalı muhafaza süreleri ile mevzuattaki süreler farklı olabilir. Bu durumda mevzuatta azami muhafaza süresi öngörülmüşse bu süre, yoksa bunlardan en uzun süre esas alınarak veri kategorisi için süre bildirimi yapılması gerekiyor. Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli azami muhafaza süreleri belirlenirken Kurulca aşağıdaki hususların dikkate alınması gerektiği düzenlenmiş:

  • İlgili veri kategorisinin işlenme amacı kapsamında veri sorumlusunun faaliyet gösterdiği sektörde genel teamül gereği kabul edilen süre,
  • Kişisel verinin işlenmesini gerekli kılan ve ilgili kişiyle tesis edilen hukuki ilişkinin devam edeceği süre,
  • Veri sorumlusunun elde edeceği meşru menfaatin hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olarak devam edeceği süre,
  • İlgili veri kategorisinin işlenme amacına bağlı olarak saklanmasının yaratacağı risk, maliyet ve sorumlulukların hukuken devam edeceği süre,
  • Belirlenecek olan azami sürenin ilgili veri kategorisinin doğru ve güncel tutulmasına elverişli olup olmadığı,
  • Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğü gereği kişisel verileri saklamak zorunda olduğu süre,
  • Veri sorumlusu tarafından kişisel veriye bağlı bir hakkın ileri sürülmesi için belirlenen azami zamanaşımı süresi.

İrtibat Kişisi ve Veri Sorumlusu Temsilcisi

Bilindiği üzere tüzel kişilerde veri sorumlusu tüzel kişiliğin kendisidir ve veri sorumlusu sıfatından doğan yükümlülükler bu tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili organ ya da kişilerce yerine getirilir. Bu sorumluluk baki kalmak kaydıyla pek çok sicil tipinde olduğu gibi Veri Sorumluları Sicilinde de irtibat kişisi kavramının düzenlendiğini görüyoruz. İrtibat kişisi, Türkiye’de yerleşik tüzel kişi veri sorumluları tarafından belirlenip Kurum ile kurulacak iletişim için Sicile kayıt esnasında bildirilen gerçek kişidir. Bu noktada irtibat kişisinin veri sorumlusunun hiçbir surette temsile yetkili olmadığını belirtmekte fayda var. İrtibat kişisinin tek görevi ilgili kişilerin veri sorumlusuna yönelteceği taleplerin cevaplandırılması konusundaki iletişimin sağlanmasıdır.

Türkiye’de yerleşik olmayan veri sorumlularının da Sicile kaydolacağı, Sicil nezdinde çeşitli işlemler yürüteceği düşünüldüğünde, Yönetmelik ile bu kimselerin temsil sorununa ilişkin bir çözüm getiriliyor; veri sorumlusu temsilcisi. Veri sorumlusu temsilcileri, Türkiye’de yerleşik olmayan veri sorumlularının Sicil nezdindeki işlemleri yürütebilmeleri adına yetkilendirdikleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiler ya da Türkiye’de yerleşik tüzel kişilerdir. Veri sorumlusu temsilcisinin, çoğunluğu veri sorumlusunun iletişim sorunlarını gidermek üzerine kurulmuş çeşitli görevleri bulunuyor:

  • Kişisel Verileri Koruma Kurumu (“Kurum”) tarafından yapılan tebligat ve yazışmaları veri sorumlusu adına tebellüğ veya kabul etmek,
  • Kurum tarafından veri sorumlusuna yöneltilen talepleri veri sorumlusuna; veri sorumlusundan gelecek cevapları da Kurum’a iletmek,
  • Kurulca ayrı bir düzenleme yapılmamışsa, ilgili kişi başvurularını veri sorumlusu adına almak ve veri sorumlusuna iletmek,
  • Kurulca ayrı bir düzenleme yapılmamışsa, başvurular üzerine veri sorumlusunun cevabını ilgili kişilere iletmek,
  • Veri sorumlusu adına Sicile ilişkin iş ve işlemleri yapmak.

Son olarak hatırlatmakta fayda var; Sicile kayıt ve bildirim yükümlülüğüne tam olarak riayet edilmesi, Sicile yapılan bildirimlerin gerçeği tam olarak yansıtması ve yanıltıcı bilgi içermemesi çok önemli. Aksi takdirde veri sorumlularının yirmi bin TL ile bir milyon TL arasında bir idari para cezası ile karşılaşmaları mümkün.