Hepsine hükmedecek tek bir Kanun! : AB’de Dijital Hizmetler Kanunu tartışmaları

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in, önümüzdeki beş yıl için öngördüğü hedeflerden biri Avrupa Tek Pazarı (European Single Market) kavramının dijital pazarlara uygulanmasını içeriyor. Bu girişim kapsamında Avrupa Birliği düzeyinde bir Dijital Hizmetler Kanunu (EU Digital Services Act) çıkarılması öngörülüyor. AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun telif haklarından ifade hürriyetine, platformlardan e-ticarete pek çok konuyu düzenlemesi bekleniyor.

Bilindiği üzere, Avrupa Birliği’nin temelinde yatan esas kavramlardan biri Avrupa Tek Pazarı. Avrupa Tek Pazarının garanti altına alınmasıyla malların, hizmetlerin, sermayenin ve emeğin AB içinde herhangi bir sınıra takılmadan serbestçe hareket etmesi hedeflenmekte. Ancak, üye devletlerin kanunları ve düzenlemeleri birbirinden farklılaştıkça, bu düzenlemelerden doğan soyut veya dolaylı sınırlar malların, hizmetlerin, sermayenin ve emeğin serbest dolaşımını zora sokmakta, bunun neticesinde “tek piyasa” sağlanamamakta.

Dijital pazarlar bu aksamanın ciddi oranda hissedilebildiği pazarlardan biri. Gerek dijital piyasalardaki teşebbüsler, gerek bu dijital oyuncuların hizmetlerinden yararlanan tüketiciler, Tek Dijital Pazarın (Digital Single Market) tam anlamıyla sağlanamamasından olumsuz etkilenebilmekte. Avrupa Komisyonu da Tek Dijital Pazarın tesisini gündeminde üst sıralara yerleştiren, bu misyonun gerçekleştirilmesi için somut adımlar atan bir kuruluş olarak öne çıkıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 2019 yılının ikinci yarısında göreve gelmesi sonrasında sözünü verdiği AB Dijital Hizmetler Kanunu da bu misyonun gerçekleştirilmesinde önemli adımlardan biri.

Düzenlemenin ardında yatan değerlendirmeler

AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun esas düzenleme alanı adından da anlaşılacağı üzere dijital piyasalar; bununla birlikte düzenleme tek bir hukuki rejimi değil, dijital piyasalarla yakından ilişkili birden fazla hukuku rejimi ilgilendiriyor[1]. Nitekim düzenlemenin bir amacı da Tek Dijital Pazarı tamamlayıcı şekilde dijital piyasa oyuncuları için tek bir sektörel regülasyon oluşturmak. Bu bakımdan AB Dijital Hizmetler Kanunu çeşitli alanlarda düzenlemeler içeriyor; zira arka planda yatan gerekçeler de birbirinden farklı alanları ilgilendiriyor.  Düzenlemenin gerekçeleri genel olarak şu şekilde sayılabilir:

  • Çevrimiçi hizmetlere yönelik yerel düzenlemeler farklılık gösteriyor.
  • AB’deki mevcut düzenlemeler yeni ortaya çıkan dijital hizmetlere cevap verebilecek güncellikte değil.
  • Çevrimiçi zararı ortadan kaldıracak ve hukuka uygun içeriği koruyacak mekanizmalar AB düzenlemelerinde yeterince yer almıyor.
  • Kamu denetimi yeterli seviyede değil.
  • Yenilikçi ve inovasyon yoğun piyasalara giriş engelleri yüksek.

Ursula von der Leyen’e göre AB Dijital Hizmetler Kanunu Tek Dijital Pazarı tamamlayacak; dijital platformlara, dijital hizmetlere ve mallara ilişkin güvenliği ve sorumluluk rejimini bir üst seviyeye taşıyacak[2].

Düzenlemenin yöneleceği alanlar

Bu çeşitli sorunları çözmeye yönelen AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun esasen bir yandan AB’nin mevcut E-Ticaret Direktifinin[3] kurallarını değiştirmesi, diğer yandan dijital platformlara yönelik yeni düzenlemeler getirmesi öngörülüyor:

  • Halihazırda pek çok dijital hizmetin (sosyal medya, çevrimiçi reklamcılık, bulut depolama hizmetleri), e-Ticaret Direktifinin düzenleme alanı dışında kaldığı değerlendirildiğinde, bu hizmetleri düzenlemenin kapsamına alınması.
  • Blokzincir teknolojisi ile birlikte anılan distributed ledger teknolojisine dayalı sözleşmelerin hukuki rejiminin netleştirilmesi.
  • Rekabet hukukundaki hâkim durum değerlendirmesine ve elektronik haberleşme regülasyonundaki etkin piyasa gücü analizine benzer şekilde, dijital servis piyasalarında etkin piyasa gücüne sahip dijital oyuncuların belirlenmesine yönelik kuralların geliştirilmesi.
  • Aracı konumundaki dijital platformların hukuki sorumluluklarının genişletilmesi.
  • İçeriklerin algoritmalar üzerinde otomatik filtrelendiği hallere yönelik şeffaflığı sağlayacak kuralların getirilmesi.
  • İnternet üzerindeki hukuka aykırı içeriklerin düzenlenmesine yönelik tavsiye niteliğindeki AB düzenlemelerinin bağlayıcı hale getirilmesi; hukuka aykırı olmamakla birlikte zararlı olan içeriklerin düzenlenmesinin de gündeme alınması.
  • Çevrimiçi reklamcılık hizmetlerine yönelik özel kurallar getirilmesi.
  • Tüketicilerin sağlayıcı değiştirmelerine izin verecek şekilde rakip sağlayıcıların birbirine ikame ürünlerinin interoperability özelliğine sahip olmasına yönelik kurallar getirilmesi.
  • Dijital piyasalara yönelik kurallar ihdas edecek ve uygulayacak özel bir düzenleyici kurumun oluşturulması.
  • Özellikle çifte vergilendirme sorunu gibi sorunları çözmek üzere kamu kurumları arası işbirliğini geliştirilmesi.

AB Dijital Hizmet Kanunu öngörüleri ile ilişkili yorumlar

AB Dijital Hizmetler Kanununun bu öneriler doğrultusunda şekillenmesi, dijital piyasalardaki oyuncuların tek bir regülasyona tabi olmaları sonucunu doğuracak. Bununla birlikte söz konusu düzenleme, rekabet hukukundan veri koruma hukukuna geniş bir hukuki yelpazeyi ilgilendiriyor. Dolayısıyla sektör özelinde bir düzenlemenin dijital dünyanın oyuncularının genel hukuki yükümlülüklerini azaltmaktan ziyade artırabileceğinin göz önüne alınması gerekiyor. Öte yandan düzenleme, AB’de şiddetle hissedilen teknoloji devleri ile mücadele politikasıyla yakından ilişkili görünüyor. Bununla beraber, düzenlemenin amaçlandığı şekilde teknoloji devleriyle mücadele etmekten ziyade küçük işletmelerin uyum maliyetlerini artırabileceği de göz ardı edilmemesi gereken noktalardan biri. Her halde Avrupa’da (ve Avrupa’yı yakından takip eden Türkiye’de) dijital piyasaların geleceğinin belirlenmesinde Dijital Hizmetler Kanununun önemli rol oynayacağı aşikar.


[1] Henüz hazırlık aşamasında da olsa yapılan açıklamalar, AB Dijital Hizmetler Kanunu’nun kapsamı hakkında genel bir fikir veriyor. Öte yandan Avrupa Komisyonu Dijital Tek Pazar Strateji Grubu’ndan (Digital Single Market Strategic Group – DSM SG) sızan Tartışma Notu düzenlemenin sınırları hakkında değerlendirmeler içeriyor. Bkz. https://cdn.netzpolitik.org/wp-upload/2019/07/Digital-Services-Act-note-DG-Connect-June-2019.pdf (Son erişim tarihi: 03.01.2020)

[2] A Union that strives for more: My agenda for Europe – Political Guidelines for the Next Europen Commission 2019-2023, Ursula von der Leyen, s.13, https://ec.europa.eu/commission/sites/beta-political/files/political-guidelines-next-commission_en.pdf (Son erişim tarihi: 03.01.2020)

[3] Directive 2000/31/EC of the European Parliament and of the Council of 8 June 2000 on certain legal aspects of information society services, in particular electronic commerce, in the Internal Market (‘Directive on electronic commerce’), https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/ALL/?uri=CELEX%3A32000L0031 (Son erişim tarihi: 03.01.2020)

RTÜK’ten internet yayınlarına müdahale!

Ekibimizin yaz dönemi üyelerinden Mustafa Erdoğan ile gündeme oturan RTÜK düzenlemelerini kaleme aldık…

İnternetin an be an gelişen ve kontrolü kendine özgü tedbirleri gerektiren yapısı dolayısıyla regülasyon otoritelerinin günlük yaşamdaki değişimlere ayak uydurması oldukça önem arz ediyor. Hatırlanacağı üzere RTÜK, 27 Eylül 2018 tarihinde Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik Taslağı’nı internet sitesinde yayınlayarak geleneksel yayın kuruluşlarını düzenlemenin ötesine geçeceğinin sinyallerini vermişti. Biz de söz konusu regülasyonların dikkatli bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğine, aksi halde hizmet sunan teşebbüslerin faaliyet göstermekten çekinebileceğine dikkat çeken bir makale hazırlamıştık. Tüm öngörülerin ardından dün söz konusu Yönetmelik Taslağı’nın son hali Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi!

Taslak Yönetmelik ile yayınlanan Yönetmelik neredeyse birbirine benzer – dolayısıyla öncelikle Taslak Yönetmelik’i ana hatlarıyla hatırlayalım…

24 maddeden oluşan Taslak Yönetmelik, internet ortamından hizmet sunan medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara ve internet üzerinden yayın yapan platform işletmecilerine yönelik birçok yükümlülük öngörüyor. Bu kapsamda, izleyicinin dilediği zaman (on demand) izleyebildiği Netflix gibi platformlara yönelik düzenlemeler karşımıza çıkıyor.  

Taslak Yönetmelik’te, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayınlarını internet üzerinden yapmak isteyen hizmet sağlayıcılarının RTÜK’ten her bir ortam için ayrı ayrı lisans alması gerektiği yer alırken, bu kapsamda lisans başvurusunda sunulması gereken belgeler ile sürece dair ayrıntılara da yer veriliyor. Bununla beraber, yayın hizmetlerini internet ortamından iletmek isteyen platform işletmecilerine yönelik ise yetkilendirme başvurusunda bulunulması yer alıyor. Bu kapsamda, söz konusu başvuruya dair detaylı bilgilere yer veriliyor.

İlgili Yönetmelik’te lisans ücretleri internet üzerinden radyo yayını için 10 bin TL, isteğe bağlı yayın için 100 bin TL, internetten televizyon yayını lisansı için ise 100 bin TL olarak belirleniyor. Yayın iletim yetkilendirme ücreti ise 100 bin TL olarak belirleniyor.

Lisans ya da yayın iletim yetkisi almayıp “izinsiz” yayın yapanlar için köprüden önceki son çıkış!

Taslak Yönetmelik’te hem internet ortamından mevcut durumda yayın hizmeti sunan medya hizmet sağlayıcıları hem de internet ortamından yayın iletimi gerçekleştiren platformların lisans ve yetki almak için bir ay içerisinde Üst Kurul’a başvurması gerektiği yer alıyor!

İzinsiz devam eden yayınlar bakımından ise lisans alınması için üç aylık grace period tadında bir süre öngörülürken, üç aylık yayın lisansı ücretinin peşin olarak ödenmesi halinde ilave üç ay daha süre verileceğinden bahsediyor. Benzer bir düzenleme internet üzerinden yayın sağlayan platformların sahip olması gereken yayın iletim yetkisi bakımından da geçerli…

RTÜK’ün, Taslak Yönetmelik ile aynı zamanda internet üzerinden sunulacak yayınları kontrol mekanizmasını güçlendirdiğini görüyoruz. Taslak Yönetmelik’te söz konusu mekanizma, yayın lisansının iptali, içeriğin yayından çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi ve suç duyurusu olarak önümüze çıkıyor.

Yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcı kuruluşa şartları yerine getirmesi için 30 günlük süre verilmesinin akabinde şartları yerine getirmeyen kuruluşun yayınları üç ay süre ile durduruluyor. Üç aylık sürede de şartları yerine getirmeyen kuruluşun internet ortamından yayın lisansı iptal ediliyor. Tabi yayın lisansının verilmesi için şartların hile ile elde edildiği tespit edilirse kuruluşun internet ortamından yayın lisansının iptal edileceğini de görüyoruz.

Geçici yayın hakkı ve/veya lisansı iptal edilmesine rağmen, yayın hizmetlerinin internet ortamından iletmeye devam eden teşebbüsler hakkında sulh ceza hakiminden içeriğin yayından çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi talep edilebileceği Yönetmelik’te sıralanıyor. Ayriyeten teşebbüslerin yönetim kurulu üyeleri ve genel müdürü hakkında da suç duyurusunda bulunma imkanı, Yönetmelik’te yer alıyor. Karar, teşebbüslere bildirilmesine rağmen gereğini yerine getirmeyen teşebbüslere ise idari para cezası uygulanması öngörülüyor.

Söz konusu Yönetmelik, dün itibariyle Resmi Gazete’de yayınlarak yürürlüğe girdi ve Taslak Yönetmelik ile neredeyse birebir aynı demiştik… Peki Taslak Yönetmelik ile yayınlanan Yönetmelik arasındaki farklar neler?

Taslak Yönetmelik, bireysel iletişim hizmetleri, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlara ve söz konusu hizmetlere yalnızca yer sağlayan gerçek ve tüzel kişileri kapsam dışında bırakıyordu. Ancak yayınlanan Yönetmelik’te yalnızca bireysel iletişim hizmetlerinin kapsam dışı bırakıldığını görüyoruz. Bununla beraber, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar ve söz konusu hizmetlere yalnızca yer sağlayan gerçek ve tüzel kişilerin (YouTube, Onedio, Facebook, Scorp vs.) platform işletmecileri olarak değerlendirilmediğini görüyoruz. Söz konusu Yönetmelik’in yalnızca internet üzerinden medya hizmet sağlayıcı kuruluşları ve platform işletmecilerini kapsadığını göz önünde bulundurduğumuzda, ilgili teşebbüslerin yine Yönetmelik uygulamasının dışında bırakıldığını gözlemliyoruz.

Bu noktada, YouTube, Onedio, Facebook ve Scorp gibi platformların, bazı durumlarda Yönetmelik’teki kapsam dahilinde bulunan teşebbüslerden daha geniş kitlelere erişebildiği ve söz konusu kitle ile ticari iletişimde bulunabildiği düşünüldüğünde Yönetmelik ile çizilen sınırlar genişletilebilir miydi? sorusu aklımıza ilk gelen sorulardan biri.

Taslak Yönetmelik’te lisans alan kuruluşların lisans süresi, URL adresi ve yayın iletimini gerçekleştirecek platform işletmecisini Üst Kurul’a bildirmesi ve Üst Kurul’dan izin alması halinde yayınlarını yürütülebileceği belirtilmişken; yayınlanan Yönetmelik’te, oldukça haklı bir şekilde bildirim yapılmasının ardından söz konusu bilgilerin Kurul kayıtlarına sokulmasının yeterli olduğu belirtiliyor.

Yayınlanan Yönetmelik Medya hizmet sağlayıcıları ve internet yayın platform işletmecileri bakımından sayılan yükümlülüklere ek bir yükümlülük getiriyor ve bu kapsamda, yayın lisansı alan kuruluşların yayın hizmetinin iletileceği internet adresi, künye bilgisi, adres ve kayıtlı elektronik posta adresinin ve bu yöndeki değişikleri Üst Kurul’a bildirilmesi ve internet sitesinde yayınlaması öngörülüyor.

Bunlarla beraber, Taslak Yönetmelik’te internet ortamından yayın lisans ücretlerinin Üst Kurul tarafından Hazine ve Maliyet Bakanlığı’nca yıllık olarak ilan edilen oranda arttırılacağı ele alınırken; yayınlanan Yönetmelik’te, Vergi Usul Kanunu uyarınca gerçekleştirilen ilanların esas alınacağı yer alıyor.

Yönetmelik’in yürürlüğe girmesiyle gerçekleşecek gelişmelere yönelik takipte kalarak düzenlemelerin hayatımıza nasıl etki edeceğini hep birlikte deneyimleyeceğiz. Daha fazla bilgi için Yönetmelik’e buradan ulaşabilirsiniz.

Avrupa Birliği Dikey Anlaşmalar Tebliğ’ini güncelliyor: YSFB, EKM ve seçici dağıtım gündemde!

Emin Köksal

Avrupa Birliği’nin (AB) Dikey Anlaşmalar Tebliği’ne ilişkin Ekim 2018 tarihinde başlayan değişiklik sürecinde yeni gelişmeler yaşandı. On yıla yakın bir süredir uygulanan mevcut tebliğ, Mayıs 2022 itibari ile yürürlükten kaldırılacak. Komisyon, grup muafiyeti eşikleri, internet satışları gibi konuları ele alarak yeni tebliği dijital çağa uygun hale getirmeyi hedefliyor.

Geçtiğimiz ay, tedarik ve üretim zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında yapılan dikey anlaşmalara AB rekabet kurallarının nasıl uygulanacağını düzenleyen Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin revize edilmesine dair kamuoyundan görüş alınmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise, ERA Avrupa Hukuku Akademisi’nde “Dikey Sınırlamalar: Güncel Konular ve Zorluklar” başlıklı bir konferans düzenlendi. mlex’de haber olan bu konferans kapsamında, yeniden satış fiyatının belirlenmesi (YSFB), seçici dağıtım sistemleri ve en çok kayrılan müşteri (EKM) koşulu olmak üzere dağıtım faaliyetini ilgilendiren tartışmalı konular ele alındı. Konferansa ayrıca, Komisyon’un rekabet politikası yetkilisi Mariele Scholz da katkı sağladı.

Scholz’un yorumlarından ilki EKM koşulu ile ilgiliydi. Scholz, EKM koşulunun önemli ve tartışmalı konular arasında yer aldığını belirtti. Hatırlatma yapmak gerekirse, EKM koşulu, sağlayıcı tarafından, diğer alıcılara önerilen en uygun fiyat ve sözleşme koşullarının, sözleşme tarafı alıcıya da önerilmesi yükümlülüğünü ifade etmektedir. AB içinde en önemli görüş ayrılığı, EKM koşuluna ilişkin yaklaşımlarda görülüyor. Özellikle Booking.com ve Expedia gibi seyahat siteleri, ‘geniş EKM’ koşulu uygulayarak otellerin başka platformlara daha uygun koşullar sunmasını engelliyor. Ancak, bu uygulama, birçok ulusal otorite tarafından ihlal olarak kabul ediliyor. Öte yandan otellerin kendi web sitelerinde sundukları koşulları platformlar için de sunmalarına dair ‘dar EKM’ koşuluna ise daha sıcak bakılıyor. Fakat yakın tarihte, benzer bir koşul, Alman rekabet otoritesi tarafından ihlal olarak kabul edilmişti. Tüm bu gelişmeler, “tartışmada hareketliği” göstermekle birlikte, EKM koşulunun uyumlu şekilde uygulanma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.

Konferansta ayrıca, küçük ve orta ölçekli işletmeler için dağıtım kurallarının karmaşıklığına ilişkin endişeler de dile getiriliyor ve bunların uygulanabilir bir şekilde düzenlenmesi gerektiği belirtiliyor. Scholz, birçok teşebbüsün, seçici dağıtım sistemlerinde uyguladığı kuralların gidişatının endişe verici olduğunu söylüyor. Söz konusu kurallar marka sahiplerinin mağazaların görünümünden, müşteri hizmetlerine, hangi ürünlerin çevrimiçi ve çevrimdışı satılacağına kadar birçok konuda kontrol imkânı veriyor. Buradaki temel eleştiri, mevcut kuralların serbestliğinin marka sahiplerinin koşulları belirlerken çok kısıtlayıcı olmalarına yol açtığı yönünde.

Öte yandan, YSFB uygulamalarının bütüncül bir yaklaşımla yasaklanmasının günümüz ekonomisinde hala geçerli olup olmadığı da konferansta sorgulan konular arasında yer alıyor. Scholz ise, Komisyon’un bu konudaki takdir yetkisinin önceki içtihat ve emsaller ile sınırlı olduğunu belirtiyor.

Hatırlatmak gerekirse, Türkiye’de Mart 2018’de hazırlıkları iki yıla yakın süren ve yukarda tartışılan konuları içeren “Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz” güncellenmişti. Yeni kılavuz, özellikle internet üzerinden yapılan satışlar bakımından ve EKM koşuluna ilişkin değerlendirmeler bakımından AB’deki bazı uygulamalara kıyasla yenilikler barındırmasıyla ön plana çıkmıştı.

Son olarak, AB’de değişiklikler için öngörülen takvim ise şu şekilde: 2020 yılının ikinci çeyreğinde yeni tebliğe ilişkin çalışma belgesi yayınlanacak ve mevcut tebliğin yürürlükten kaldırılmasına kadar geçen zamanda ise etki analizi yapılacak.

Android Savaşları vizyonda: Avrupa Komisyonu’ndan Google’a rekor ceza!

Avrupa Komisyonu, yaklaşık iki yıl önce Google aleyhine başlattığı soruşturmasını 18 Temmuz günü tamamladı. Kaliforniya merkezli teknoloji devi, Android temelli cihazlarda kendi uygulamalarını teşvik etmesi sebebiyle 4,34 milyar Euro tutarında rekor bir cezaya çarptırıldı.

Yaptığı değerlendirmede üç temel kısıtlayıcı uygulama üzerine yoğunlaşan Komisyon, öncelikle Google’ın aplikasyon marketinin (Google Play) ve web tarayıcısının (Google Chrome), Android kullanan cihazlara önceden yüklenmesi (pre-install) ve bu cihazların standart arama motorunun Google olarak tanımlanması için cihaz üreticilerine kısıtlamalar getirdiğini tespit etti.

Google’ın, Android’in resmi olmayan versiyonlarının kullanımını önlemek için aldığı tedbirler ise Komisyon değerlendirmesinin bir diğer kolunu oluşturuyor. Google, Android altyapısını açık kaynak (open-source) usulüyle ücretsiz olarak kullanıma sunduğundan, pek çok şirket bu altyapı üzerinden alternatif işletim sistemleri geliştiriyor. Komisyon, Google’ın Android’in bu gayri resmi sürümlerinde çalışan uygulamaların satılmasına kısıtlamalar getirdiğini belirtirken aynı zamanda kendisi tarafından onaylanmayan Android sürümlerinin de cihaz üreticileri tarafından kullanılmasına engel olduğunu tespit etti.

Komisyon’un değerlendirdiği üçüncü ve son ihlal kalemi ise Google’ın, kendi arama hizmetlerinin cihazlara münhasıran önceden yüklenmesi karşılığında cihaz üreticilerine çeşitli mali teşvikler sağlaması yönündeki uygulama. Google’ın bu sayede arama motorları ve web tarayıcıları alanındaki gücünü artırarak rakip teknolojiler karşısında avantaj sağladığı değerlendiriliyor.

Komisyon, Google’ın yukarıda açıklanan kısıtlayıcı eylemler üzerinden Android işletim sisteminin hakim durumunu kötüye kullandığını tespit ederek şirketin ihlale konu uygulamalarının da sona erdirileceğini belirtti.

Verilen ceza teknoloji devi açısından soğuk duş etkisi yaratırken, kararın içeriğinde yer alan değerlendirmeler Google’ı mevcut iş modelini değiştirmek zorunda bırakacak nitelikte. Google’ın, soruşturma sürecindeki savunması ise incelenen uygulamaların akıllı telefon üreticileri arasındaki rekabeti artırıp fiyatların düşmesini sağlayarak esasen tüketicilerin lehine hareket ettiği yönündeydi. Cihaz üreticilerinin rakip aplikasyonlar için de ön-yükleme yapabildiği ve ön-yükleme sayesinde cihaz ile birlikte sunulmasa bile tüm aplikasyonların tüketiciler tarafından kolaylıkla yüklenebildiği önermeleri de Google’ın savunmaları arasında yer alıyor.

Bir başka argüman ise Google’ın uygulamalarının; cihaz üreticileri, yazılım geliştiricileri, şebeke operatörleri ve tüketicilerin de aralarında bulunduğu çok taraflı bir yapı (internet ekosistemi) içerisinde menfaat dengesini gözeterek belirlenmesi. Burada Google, açık-kaynak bir yazılım açısından en önemli özelliğin cihazlar arası yeknesaklık olduğunu belirterek Android’in resmi olmayan sürümlerine alınan önlemlerin, yazılımların tüm Android cihazlarında ortak standartlarda çalışmasını sağlayarak maliyetleri düşüreceğini savunuyor. Android’i açık-kaynak olarak sağlamanın piyasadaki rekabeti artırarak tüketicilerin seçeneklerini çeşitlendirdiğini öne süren şirketin bu karar sonucunda Android’i ücretli hale getirmek zorunda kalabileceği ve Komisyon’un kısıtlamaları sebebiyle cihazlar-arası yeknesaklığın da zarar görebileceği yapılan değerlendirmeler arasında.

Konuya ilişkin Google cephesinden gelen açıklamalardan çıkan sonuç ise; buradaki savunmaların Komisyon’un Android’in yukarıda bahsedilen faydalarını göz ardı etmesi ve bu faydaların atıf yapılan zararları dengeleyebileceğini dikkate almadan karar vermesi yönünde olacağını düşündürüyor.

Komisyon’un iddialarını reddeden Google yetkilileri, kararın duyurulmasını takiben temyize gideceklerini de açıkladı. İş modelini Komisyon’un getirdiği sınırlamalar ile uyumlu hale getirmek için 90 günü olan Google, temyiz süreci esnasında kararın icrasının askıya alınmasını talep edebilir. AB’nin Lüksemburg’da bulunan Genel Mahkemesi nezdinde yürütülecek temyiz süreci, Google-Komisyon mücadelesinde yeni bir savaş alanı olacağa benziyor. Komisyon’un argümanlarının, Google’ın stratejilerinin zararlı yanlarını detaylı şekilde ortaya koymakla beraber, bu uygulamalardan elde edilebilecek katma değerleri ve teknolojik gelişmeleri yeterince ele almadığı savunmasının ise temyizde gündeme getirileceği değerlendiriliyor.

Dolayısıyla, temyiz sürecinde halatın bir tarafına Google’ın kısıtlayıcı eylemleri asılırken diğer tarafına da bu uygulamaların teknolojik inovasyonu kolaylaştırarak müşterilere ve rekabete katkı sunduğu yaklaşımı asılacağa benziyor. Cihaz üreticilerinin, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmamaları önemli bir kazanım olmakla birlikte, Android’in sağladığı sürdürülebilir ve bütüncül ekosistemin, yazılımcılara sağladığı imkanlar da bu değerlendirmede önem kazanıyor.

Yüksek tutarlı para cezasını bir köşeye bırakacak olursak, kararın asıl etkilerinin ise ilerleyen süreçlerde kendisini göstermesi bekleniyor. Google aplikasyonlarının Android cihazlarının beraberinde sunulmasının, Google’ın bu ürünlerin pazarlanmasındaki temel stratejisi olduğunu düşünürsek, bu yöntemin yokluğunda izlenecek strateji ve bu gelişme karşısında rakiplerin alacakları pozisyon daha çok tartışmaya konu olacağa benziyor. Komisyon’un Google’a getirdiği bu kısıtlamaların, teknoloji devinin hakimiyetini zayıflatabileceği de AB rekabet hukuku çevrelerinde konuşulanlar arasında. Bahse konu uygulamalar ile rakiplerin cihaz üreticileri nezdindeki hareket alanlarını kısıtladığı belirtilen Google’ın bu yolla pazardaki inovatif motivasyonu düşürerek tüketicileri yeni aplikasyonların gelişiminden mahrum bıraktığı da değerlendiriliyor.

Amerika merkezli teknoloji devleri ile Avrupa’lı düzenleyici kurumlar arasında bir süredir devam eden çekişmenin son perdesi olan ceza, Komisyon’un Google’a kestiği ilk rekabet cezası değil. Hatırlayacağınız üzere Komisyon, geçtiğimiz yıl Haziran ayında Google’ın kendi fiyat karşılaştırma hizmetine avantaj sağlayarak arama motorları pazarındaki hakim durumunu kötüye kullandığını tespit etmiş ve online alışveriş şirketlerini yakından ilgilendiren bir karar ile Google’a 2,4 milyar Euro tutarında bir para cezası kesmişti. Hem geçen Haziran’daki cezanın hem de güncel cezanın, Silikon Vadisi şirketlerinin teknolojik gelişmeler neticesi elde ettikleri gücü; rekabet, vergi ve veri koruma gibi düzenleyici uygulamalar eliyle dizginlemek ve disipline etmek yönünde yükselen trendin bir parçası olduğu değerlendiriliyor.

Kararın açıklanması üzerine kararı destekleyen ve eleştiren farklı açıklamalar yapıldı. Google hakkında daha önce AB’ye şikayette bulunan Open Internet Project (OIP) ve FairSearch ile tüketici birliklerini temsil eden European Consumer Organization (BEUC) Komisyon’a destek açıklamaları yaparken küresel bir yazılım geliştirme ağı olan Developers Allience ise kararın internet ekosistemi ve yazılım geliştiricileri açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını belirtti.

Hakim durumun kötüye kullanılması konusunda Avrupa’daki güncel yaklaşımı yansıtan karar, özellikle Komisyon’un akıllı cihazlar ve mobil işletim sistemleri özelinde sergilediği katı duruşa ışık tutması açısından önem taşıyor. Akıllı cihazların, modern dünya insanının sosyal ve profesyonel yaşantısında köşe-taşı bir konuma sahip olduğu düşünülürse, karardaki değerlendirmeler gerek tüketiciler gerekse teknoloji geliştirenler açısından uzun vadeli sonuçlar doğuracaktır. Komisyon’un gerekçeli kararı henüz yayınlanmadığı için tespit ve değerlendirmelere ilişkin daha detaylı bir analiz gerçekleştiremiyoruz. Öte yandan, gerek çarpıştırılan argümanlar gerekse yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde, Komisyon-Google mücadelesi daha uzunca bir süre gündemimizden düşmeyeceğe benziyor.

 

Rekabet Hukukunda Dikey Anlaşmaların Son 10 Yılındaki Gelişmelerde İnternet Satışları ve MFC Koşulları Gündemde

Daha önce blog’da duyurusunu gerçekleştirdiğimiz “Rekabet Hukukunda Dikey Anlaşmaların Son 10 Yılı”nı ele alan ve Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen konferans geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Pek çok farklı akademisyen yanı sıra pek çok farklı sektörden hukuk müşavirinin ilgisini çeken konferansta ekibimizin lideri Şahin Ardıyok ile iktisatçı of-counselımız Emin Köksal en cafcaflı konuları ele aldı.

Konferansın genel seyri nasıldı?

İki oturumdan oluşan konferansta açılış konuşmasını Bilgi Üniversitesi’nin Rekabet Hukuku ve Politika Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Kerem Cem Sanlı gerçekleştirdi. Konuşmasında son 10 yılda teknoloji, internet kullanımı, perakendecilik – lojistik – dağıtım alanlarında değişen trendlere değinen Sanlı, mevcut durumda alıcı gücünün önem kazandığını belirterek değişen koşullar ile farklı seviyelerde artan, baskılanan rekabeti anlattı. Türkiye’de son 10 yılda önemli değerlendirmelerin en çok öne çıktığı pazarların bira ve akaryakıt pazarları olduğunu belirten Sanlı, günümüzde çoğu 4. madde incelemesi bakımından potansiyel 6. madde incelemesinin de önem kazandığı, dikey kısıtlamalar bakımından yeniden satış fiyatının tespiti açısından genellikle zımnen bir rule of reason analizi gerçekleştirildiği ve buradaki değerlendirme eşiklerinin oldukça yukarıya çekildiğini, pasif satış değerlendirmesi gibi değerlendirmelere ilişkin olarak “9/3” görüş gönderelim yaklaşımının benimsendiği yönündeki gözlemlerini paylaştı.

Sanlı, daha sonrasında internet satışları bakımından dikey anlaşmalar ve kısıtları ele alan ilk oturumu başlatmak üzere Rekabet Kurumu Daire Başkanı, Mehmet Yanık’ı sahneye çağırdı. Bahse konu oturumda internet satışlarını üç farklı bakış açısı tarafından inceleyen üç farklı sunum gerçekleştirildi. Bu kapsamda, internet satışlarına yönelik hukuki yanı sıra iktisadi değerlendirmeler Türkiye’de özellikle Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz’un da benimsenmesiyle ortaya çıkan gelişmeler ve Avrupa Birliği’ndeki örnekler esas alınarak aktarıldı.

Söz konusu sunumlar öncesinde, Mehmet Yanık özellikle internet satışları bakımından Türkiye’de benimsenen Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz da yer alan düzenlemelerin Avrupa Birliği’ndeki uygulamalar ile mukayese edilmemesi gerektiğini, Kurul’un “internet üzerinden gerçekleştirilen satışlar pasif satış teşkil eder” anlayışından yola çıkarak ve farklı paydaşlar arasındaki dengeleri gözetilerek bir düzenleme oluşturulduğunun altını çizdi.

Konferansın ikinci oturumu ise akademisyen ve uygulamacı Prof. Dr. Yılmaz Aslan tarafından yürütüldü. Bu kısımda bir tarafta son 10 senede gelişen münhasırlık uygulamaları ile yeniden satış fiyatı uygulamaları örnek Rekabet Kurulu kararları ışığında ele alınırken, diğer tarafta yakın zamanda Rekabet Kurulu yanı sıra diğer ülkelerde gündem konusu olan en çok kayırılan müşteri (MFC) koşuluna dair rekabet hukuku açısından yaklaşımın nasıl geliştiği anlatıldı.

İlk oturumda Emin Hoca neler anlattı?

Emin Köksal, internet satışları bakımından dikey sınırlamaların iktisadi bakış açısıyla nasıl ele alınması gerektiğine değinmeden önce mevcut durumda dünya genelinde artan e-ticaret eğilimine yönelik verileri paylaştı ve günümüzde ticari inovasyonun önemini vurguladı. Bu noktada, hukuk kurallarının değişen trendler ile uyumlu olması gerektiğini önemle belirten Köksal, özellikle platformların yüzleştiği kısıtlamalara değindi.

Köksal, konuşmasında kar maksimizasyonu güdüsüyle hareket etme ile bedavacılık sorunsalı ve ortak standart ve marka imajı belirleme arasında ince bir çizgi olduğunu ve bu yönde dengeli bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, özellikle internet satışları bakımından dikey kısıtlamaların inovasyonu öldürmeyecek şekilde düzenlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Şahin Ardıyok konuşmasında hangi konulara değindi?

Konferansın ikinci oturumda tartışmalara katılan Şahin Ardıyok ise, mevcut durumda Türkiye’de iktisaden gerekenden fazla dikey anlaşmaların ve kısıtlamaların bulunduğu yönündeki gözlemlerine yer verdikten sonra gelişen internet ile gündeme oturan ve çoğu zaman etkinlik arttırıcı nitelendirilen MFC koşullarını anlattı.

MFC koşullarının pozitif ve negatif etkilerine değinen Ardıyok, konuşmasında Amerika yanı sıra pek çok Avrupa Birliği ülkesindeki uygulamaları inceledi. Bu noktada Ardıyok, söz konusu uygulamalarda taahhüt mekanizmasının uygulanmasından hareketle, rekabet hukukunda özellikle e-ticaret oyuncuları bakımından yeni yeni inceleme alanına giren söz konusu MFC koşullarına yönelik herhangi bir yaptırım öngörülmediğinin altını çizerek Rekabet Kurulu’nun dünyada söz konusu uygulamalara yönelik yaptırım öngören ilk rekabet otoritelerinden olduğunu ve bu yönde ilk düzenleme getiren otoritelerden biri olduğunu hatırlattı.

Türkiye’de özellikle e-ticaret sektöründe açılan ilk MFC soruşturması olan ve 6. madde kapsamında incelenerek MFC davranışlarının hakim durumu kötüye kullanmasına yol açtığını sonucuna varılan Yemek Sepeti soruşturmasından bilfiil deneyimlerini aktaran Şahin Ardıyok daha sonrasında konuşmasında Booking.com’un 4. madde kapsamında ele alınan MFC davranışlarına ilişkin Kurul’un değerlendirmelerine yer verdi. Ardıyok, konuşmasını Dikey Anlaşmalara İlişkin Yeni Kılavuz’da getirilen yenilikleri açıklayarak sonlandırdı.

İnternet sınırlamaları gündemde

Amerika’da ünlü telekomünikasyon şirketi olan AT&T’nin sınırsız sunmayı taahhüt ettiği internet hizmetinin hızını kesince Federal Ticaret Komisyonu (FTC – Federal Trade Commission) ayaklanmış ve AT&T’ye yönelik dava açmıştı. Ancak açılan dava FTC’nin yetki sınırlarında olmaması sebebiyle 3 yargıcın bulunduğu bir panelde Temyiz Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Yakın zamanda ise Temyiz Mahkemesi davayı tam bir panelde tekrar inceleyeceğini açıkladı.

AT&T 2007 yılında iPhone alanlara sınırsız internet paketi sunmaya başlamış; ancak 2010 yılında bu hizmeti yeni müşterilere sunmayı bırakmıştı. 2010 yılına kadar sınırsız internet paketine sahip müşterilerine ise “grandfathering customers” adı altında aynı hizmeti sunmaya devam edeceğini taahhüt etmişti. Ancak 2011 itibariyle sınırsız internet paketi sahipleri internet hızının aşırı derecede azaldığını fark edince, AT&T’ye şikayetler akmaya başladı.

FTC ise Ekim 2014’te bu değişikliklere el atma girişiminde bulundu ve AT&T’ye yönelik dava açtı. FTC’nin şikayetinde yer alan bulgulara göre AT&T Ekim 2011’den itibaren farklı bölgelerde farklı veri eşikleri uygulamaya, bahse konu veri eşiklerini aşan müşterilerin ise internet hızını kesmeye başlamıştı. Bu dönemde özellikle New York, San Francisco gibi kalabalık ve telekomünikasyon hizmetlerinin yoğun olarak kullanıldığı şehirlerde nispeten daha düşük eşikler uygulayan AT&T, Mart 2012 itibariyle ise şebekeler özelinde (örneğin 3G bağlantısı kullananlar için farklı, LTE bağlantısı kullananlar için farklı olmak üzere) veri eşikleri belirlemiş ve belirlenen eşiklerin aşılması halinde sınırsız internet paketine sahip müşterilerin internetini yavaşlatmaya başlamıştı.

Açılan dava başlangıçta FTC’nin internet servis sağlayıcıları üzerinde herhangi bir yetkisi olmadığı değerlendirilerek 3 kişilik bir panel tarafından reddedilse de, geçtiğimiz ay FTC’nin şikayetinin tüm panel tarafından tekrar incelemeye alınacağı yönünde karar alındı. Bu noktada, özellikle FTC’nin yetkisinin AT&T gibi internet hizmeti sunan ortak sağlayıcı niteliğindeki telekomünikasyon şirketlerine genişleyip genişlemeyeceği, genişlemesi halinde Federal İletişim Komisyonu (FCC – Federal Communications Commission) ve FTC’nin yetkilerinin hangi alanlarda çarpışacağı tartışma konusu.

FCC, 2015 yılı öncesine benzer şekilde FTC’inin yetkilerinin genişletilmesi konusunda destek çıkıyor. Zira geçen haftalarda “Internet Özgürlüğünün Yeniden Sağlanması” adı altında yayınladığı Düzenleme Önerisinde (Notice of Proposed Rulemaking – WC Docket No. 17-108 on Restoring Internet Freedom), 2015 yılında genişbant internete erişim hizmetlerinin ortak telekomünikasyon sağlayıcı hizmeti olarak tanımlanması ile birlikte FTC’nin internet servisi sağlayıcıları üzerindeki yetkisini kaybetmesine sıcak bakılmadığı, FTC’nin bu yöndeki yetkilerine yeniden kavuşmasının faydalı olacağı yönünde öneriler bulunuyor.

Türkiye’de ise internet sınırlaması Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde yürütülen dijital telif hakkı ihlalleriyle mücadele kapsamında gündeme oturdu.

Yakın zamanda tartışma konusu olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı Taslağı’nda ise korsan film ve dizilerin dijital ortamda yayılmasına yönelik olarak internet hızını yavaşlatma cezası öngörülüyor. Bu kapsamda, 2 uyarı sonrasında 6 aya kadar internet yavaşlatma cezası getirilmesi planlanıyor. 3 Mayıs tarihinde kamuoyu görüşüne açılan Kanun Tasarısı Taslağı’na görüş verme süresi bu haftanın başında bitti. Bahse konu düzenlemenin nasıl şekilleneceğini önümüzdeki günler gösterecek.