Elektrik Piyasasında Perşembenin Gelişi…

Geleneksel olarak elektrik piyasaları dikey bütünleşik firmaların üretimden tedarike birçok piyasa faaliyetini yürüttüğü ve yoğun regülasyonların olduğu piyasalar olmakla birlikte bilhassa son 30-35 yılda elektriğin üretim ve tedarikinde birçok ülkede devlet tekelinden aşamalı olarak rekabetçi piyasa yapılarına geçiş temayülünün olduğu görülmektedir.  Ülkemizde de benzer bir eğilim gözlenmiş ve halihazırdaki piyasa yapısının kanuni çerçevesi 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 2013 yılında yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile çizilmiştir.

Bununla birlikte, liberalleşme rüzgarları her zaman elektrik piyasalarında olumlu sonuçlar vermeyebilmekte ve ister istemez birtakım problemler ile karşılaşılmaktadır. Bilhassa 2010 sonrasında Avrupa, ABD ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde düşük marjinal maliyetli elektrik üretimi, düşük doğalgaz maliyetleri ve talebin durağan olması nedeniyle toptan elektrik satış piyasalarında oluşan elektrik fiyatlarında önemli oranda bir düşüş ile karşılaşılmakta. Her ne kadar düşük karlılığın rekabetçi piyasaların olağan bir sonucu olduğu ileri sürülebilecek olsa da yatırıma ihtiyaç duyulan bir piyasada düşük karlılığın olması elektrik arz güvenliğini tehdit edebileceğinden bu noktada “düşük karlılığın” piyasa yapısının yeniden değerlendirilmesi gerektiği hususunda bir sinyal olarak algılanması mümkün.[1] Bu bakımdan gelecekte oluşturulacak piyasa yapısının üretim santralleri, enerji depolama sistemleri ve talep tarafı yönetimini gibi sistemin işleyişine ilişkin tüm bileşenlerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurularak kurgulanması gerekebilecektir. Son yıllarda Avrupa Birliği ve ABD’de elektrik satışlarından elde edilen gelirin elektrik üretim maliyetlerini karşılanma oranında önemli düşüşler görülmektedir. Dahası, yeni enerji hizmet sağlayıcılarının ve yenilikçi teknolojik gelişmelerin de destekleyeceği sıfıra yakın marjinal maliyetli elektrik üretim santrallerinin sisteme girmeleriyle birlikte, orta ve uzun vadede toptan elektrik fiyatlarında aşağı yönlü baskının devam edeceğini tahmin etmek mümkündür. Netice itibariyle, yukarıda belirtmiş olduğumuz ülkelerde; politika yapıcıların, düzenleyici kurumların ve elektrik piyasasındaki paydaşların elektik piyasasına geçiş sürecindeki değişimleri idrak etmeleri, enerji arz güvenliğini ve sistem güvenilirliğini sağlarken aynı zamanda düşük karbonlu piyasa yapısına geçiş sürecinin gerektirdiği çözümler ve piyasa tasarımının ön koşulunu teşkil etmektedir.[2]

Diğer yandan, aşağıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere ülkemizde elektrik fiyatları yukarıda sayılan gelişmiş ülkelerden farklı olarak ülkemizde düşüş göstermemiş aksine 2018 yılında PTF Aritmetik Ortalamasının 231,636. TL/MWh[3] olarak zirve yaptığı göz önüne alındığında ciddi anlamda artmıştır. Buradan yola çıkarak ülkemiz elektrik piyasasının yapısal problemleri ile Avrupa Birliği, ABD ve Avustralya örneklerinde gözlemlenebilecek ülkelerin yapısal problemlerinin nitelikleri itibariyle birbirlerinden farklı olduğunu ileri sürebilmek mümkün.

Grafik 1: Yıllar itibariyle PTF (Piyasa Takas Fiyatı)[4]

Elektrik kurulu gücü yaklaşık olarak 88.550 MW[5] olan ülkemiz elektrik piyasasında her ne kadar yukarıda değinmiş olduğumuz gelişmiş ekonomilerde elektrik üretim maliyetlerinde düşüş nedeniyle karşılaşılan problemler ile karşılaşılmasa da, heybemizdeki problemler bizim de piyasa yapısının yeniden gözden geçirilmesini ve gerekirse yeniden yapılandırılmasını kaçınılmaz kılacak raddeye erişmiş durumdadır.

Öncelikle, ülkemizde son zamanlarda yüzleşmek zorunda kaldığımız yüksek enflasyonun ve döviz kurumda gözlemlenen yukarı yönlü değişkenliğin elektrik piyasasını olumsuz etkilediğine hiç şüphe yok. Yine bu gelişmelerle paralel olarak Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizmasının (“YEKDEM”) toplum üzerinde ciddi maliyet baskısı oluşturduğu da bir gerçek. Tedarik piyasasının teknolojik gelişmelere paralel olarak dijitalleşmesi için daha radikal adımlar atılması, üretimin artık belirli lokasyonlarda öbekleşmek yerine dağıtık ve hatta tüketicilerin de üretici olabileceği kurgulara evrilmesi için gerekli yasal zeminin hazırlanması, enerji sektöründe dövizle borçlanmış şirketlerin yaratmış olduğu riskin dağıtılması, iletim sisteminin üretim ve tedarikte olması gereken gelişmelere ayak uydurabilmesi, bugün elektrik üretiminde  yüzde 34 civarında olan kamu payının düşürülmesi, gün öncesi piyasalarda oluşan fiyatların gerçek maliyetleri yansıtacak şeklide piyasa yapısının yeniden kurgulanması, ulusal tarifeler, piyasada şeffaflığın ve öngörülebilirliğin arttırılması, iyi yönetişim ilkelerinin benimsenmesi gerekliliği, tüketicilerin bilinçlendirilmesi ve tüketici haklarının korunması konuları yüzleşmemiz gereken problemlerden yalnızca bir kaçını oluşturmaktadır.

Tüm bu yapısal problemlerin neticesi olarak, üreticilerden tedarikçilerin sektörün tüm oyuncuları birçok problem ile boğuşmakta ve bu problemlere çözüm üretebilmek için yapılan devlet müdahaleleri (teşvikler, alım garantileri vs.) ise ister istemez piyasa yapısını bozucu etkiler doğurmaktadır. Dolayısıyla, Avrupa Birliği ve ABD’de elektrik üreticilerinin karşılaştığı “düşük karlılığın” piyasa yapısının yeniden değerlendirilmesi gerektiği hususunda bir sinyal olarak algılanması gerektiğinin ileri sürüldüğü bir ortamda, ülkemiz elektrik piyasasında karşılaşılan problemleri “piyasa yapısının yeniden değerlendirilmesi gereken bir sinyal olarak nitelemek” bunları çok hafife almak olacaktır.

Netice itibariyle, elektrik piyasasında karşılaştığımız problemler yukarıda değinmiş olduğumuz gelişmiş ülke örnekleri ile karşılaştırdığımızda yapısal olarak ciddi farklılıklar arz etmektedir. Bu itibarla, piyasanın kendine özgü nitelikleri ve dünyadaki gelişmelerin de göz önünde bulundurarak birtakım yapısal değişikliklerin yapılması kaçınılmaz görülüyor. Bu noktada iki alternatif ortaya çıkmaktadır. Birincisi, her bir problemi tek tek ele alarak bunlara çözüm üretmeye çalışmak. Diğeri ise, piyasa yapısını bozan tüm etmenler göz önünde bulundurularak piyasa yapısının gerekirse yeniden kurgulanması yoluyla rekabetçi bir piyasanın önün açmak. Politika yapıcıların ve düzenleyici kurumun konuya ilişkin tavrını merakla takip etmekteyiz.

Her halükarda, önümüzdeki süreçte elektrik piyasasında radikal değişikliklerin olması kaçınılmaz gözükmektedir. Zira, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir…


[1] https://www.iea.org/newsroom/news/2018/december/how-will-the-electricity-market-of-the-future-work.html

[2] İbid.

[3] https://rapor.epias.com.tr/rapor/xhtml/ptfSmfGunluk.xhtml

[4] EPDK: Elektrik Piyasası 2017 Yılı Piyasa Gelişim Raporu, sy. 51

[5] https://www.enerjiekonomisi.com/turkiye-elektrik-enerjisi-kurulu-gucu-88-550-mw/5082/ Erişim tarihi 07.05.2019

YEKDEM’den yararlanacaklar dikkat: Zaman daralıyor!

Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretiminin teşvik edilmesi amacıyla getirilen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) yeniden enerji piyasasının gündeminde. 2020 sonrasında uygulanacak teşvik mekanizmasının nasıl şekilleneceği de merak konusu. Bununla birlikte, geçtiğimiz Şubat ayında 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un (“YEK Kanunu”) 6/C maddesine eklenen fıkra ile kapasite artışı lisans tadili Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (“EPDK”) tarafından uygun görülen üretim tesislerinde bahse konu kapasite artışları için YEKDEM’den yararlanılmayacağını hatırlatmakta fayda var.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesisleri için zaman daralıyor. YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim tesislerinin işletmeye girmeleri için son tarih 31 Aralık 2020. Oysa, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim 2019. Hal böyle olunca uygulamada YEKDEM’den faydalanmak isteyen tesislerin akıllarında soru işaretleri oluşabiliyor. Bu yazımızda, uygulamanın son senesi olan 2020 yılında ilgililerin karşılaşması muhtemel birtakım problemlere ve bunlara ilişkin EPDK’nın yaklaşımlarına değineceğiz.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesislerini nasıl bir süreç bekliyor?

Yerli aksam kullanan tesisler için süreç 1 Ağustos’ta Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik’te (“YEKDEM Yönetmeliği”) yer alan belgelerin Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne sunulması ile başlıyor. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim.

Başvuru evraklarının sunulmasını takiben Kasım ayının ilk on günü içerisinde EPDK internet sitesinde yayınlanacak ön YEK listesi için yapılacak itirazlar ise bu listenin yayınlanmasını takip eden beş gün içerisinde EPDK’ya yazılı olarak bildirilecek. 30 Kasım’da nihai YEK listesinin EPDK’nın internet sitesinde yayınlanması üzerine nihai listede yer alan üretim lisansı sahipleri için bir senelik YEKDEM’de yer alma zorunluluğu başlayacak.

10 yıllık süre ne zaman başlayacak?

YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık süre ne zaman başlayacağı, uygulamada özellikle kurulu gücünün bir kısmı için geçici kabul yaptırmış tesisler için merak konusu. Burada altını çizmek istediğimiz husus YEKDEM’den faydalanabilmek için kısmen dahi olsa 31 Aralık 2020 öncesinde işletmeye girilmesi suretiyle YEKDEM mekanizmasına dahil olunması. 10 yıllık süre ise, geçici kabul yapılmış kısmın YEKDEM’den faydalanmaya başladığı tarih esas alınarak hesaplanmakta.

YEKDEM Yönetmeliği’nin 8.maddesi uyarınca 31 Aralık 2020’ye kadar kısmen veya tamamen işletmeye girmiş veya girecek olan üretim tesisler için 10 yıllık süre, lisansına derç edilen ilk kurulu gücün;

  • Tamamının işletmeye giriş tarihinden,
  • Tamamı işletmeye girmeden YEKDEM’e katılması halinde, YEKDEM’e ilk katıldığı tarihten

itibaren işlemeye başlayacaktır.

Bu halde geçici kabul tarihi aslen, üretim tesisinin YEKDEM’e başvuracağı tarihin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Ancak, YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık sürenin başlangıç tarihine esas teşkil etmemektedir. Zira, mezkur sürenin başlangıç tarihi YEKDEM’e ilk katıldığı tarihtir. Bu noktada önem arz eden ayrım tesisin tamamının işletmeye girmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 15 MW’lık kurulu gücünün 10 MW’ı için kısmi geçici kabul alan ve bu dönemde YEKDEM’e katılan bir tesis, 10 yıllık yararlanma süresinin başlaması için YEKDEM’e ilk ünitesinin katıldığı tarihi esas almalıdır. Bu örnekte 15 MW’ın tamamının işletmeye giriş tarihinin dikkate alınması isabetsiz olacaktır. Geriye kalan 5 MW’lık kapasite ise, bu kapasite için alınacak geçici kabul ve işletmeye girişini takiben YEKDEM’den faydalanmaya başlayacak, ancak yararlanma süresi bakımından 10 MW’lık kapasite için tanınmış 10 yıllık süreye tabi olacaktır.

Kapasite artışı YEKDEM’den yararlanma süresini etkiler mi?

Üretim tesislerinde kurulu güç artışı uygulamalarının hayata geçirilmesi de YEKDEM’den yararlanma süreleri konusunda soru işaretleri yaratabiliyor. Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir husus, YEKDEM uygulamasının kapasite üzerinden değil, tesis üzerinden işlediğidir. Dolayısıyla, bir üretim tesisinin YEKDEM’den faydalanabilmesi için 31 Aralık 2020 tarihinden önce kısmen de olsa geçici kabulünün yapılması suretiyle kendisini YEKDEM sistemine atması yeterli olacaktır. Bir başka örnekle açıklamak gerekirse, kurulu gücü 5 MW olan üretim tesisi için geçici kabulün 2020 yılında alındığını ve daha sonra tesisin kurulu gücünün 15 MW’a çıkarıldığı (konuya ilişkin tadilin YEK Kanunu 6/C’de yapılan değişiklikten önce olması koşuluyla) ve ek 10 MW’lık bölüm için 2022 yılında geçici kabulün tamamlandığı bir senaryoda, tesisin tamamının YEKDEM’den faydalanacağı zaman aralığı 2021-2030 yılları olacaktır. Çünkü tesisin YEKDEM’e dahil edildiği ilk tarih 2021 olacaktır.

EPDK’dan yeni karar

EPDK’nın 10 Nisan 2019 tarihli ve 30741 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile 2011 yılı YEKDEM uygulamasının kapsamı genişletildi ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den yararlanmasının önü açıldı. EPDK karar kapsamında;

  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılında YEKDEM’den yararlanabileceğine ve
  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer alan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılının 11 ayında YEKDEM’den yararlanabileceğine

hükmetmiştir. İlgili karara buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer yandan, YEKDEM’den faydalanabilmek için son tarihin 31  Aralık 2020 olduğu buna mukabil YEKDEM başvurularının ise en son 31 Ekim 2020 tarihine kadar yapılması gerektiği göz önüne alındığında, 31 Ekim 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında işletmeye girecek tesislerin (Kısmen dahi işletmeye girmeleri yeterlidir.) YEKDEM’den faydalanacaklarına şüphe bulunmamakla birlikte, bunların başvuru süreçlerine ilişkin olarak herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için EPDK tarafından konuya ilişkin olarak düzenleme yapılması yerinde olacaktır.