İdari Yargıda Feragat İle Davanın Sona Erdirilmesinin Ölçüsü: Bireysel Yarar Mı Kamu Yararı Mı?

Print Friendly, PDF & Email

2577 sayılı yasanın “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun Uygulanacağı Haller” başlıklı 31.maddesinin yaptığı yollama nedeniyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunda (“HMK”) düzenlenen feragat hükümleri, yine aynı kanunda yer bulan, davanın kabulü, keşif, bilirkişi incelemesi vb. kurumlar gibi idari yargıda da uygulanmaktadır.

Davadan feragat kurumu, HMK’nın “Davaya Son Veren Taraf İşlemler” üst başlıklı 307. ve devamındaki maddelerinde hüküm altına alınmıştır. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğe  göre anlamı “hakkından kendi isteğiyle vazgeçme” olarak açıklanmaktadır. HMK’nın 307. maddesinde feragat; “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” şeklinde tanımlanmıştır[1]. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, idari yargıda feragat kurumu HMK’da olduğu gibi sadece tek taraflı bir irade beyanı ile uygulanamaz. Çünkü iptal davasının objektif niteliği, iptale konu işlemin bazı durumlarda davacının dışında başka şahısların menfaatini de ilgilendirmesi ve anılan davaların hukukun üstünlüğünü sağlama işlevi nedenleri ile davacının tek taraflı irade beyanı gerçekleştirilemez. Bununla birlikte iptal kararını verecek olan mahkemenin bütün bu hususları da göz önünde bulundurarak yapacağı değerlendirme sonucunda feragat taleplerini kabul etmesi gerekir.

İşte tamda bu noktada, Rekabet Kurumu internet sitesinde yakın tarihte yayımlanan Danıştay 13.Dairesi’nin feragat konusu ile ilgili önemli bir kararına dikkatinizi çekmek istiyoruz. Dava konusu olayda Kardan’ın şikâyeti üzerine Tırsan ve Tiryakiler’in oluşturduğu ekonomik bütünlük hakkında hâkim durumlarını kötüye kullanarak tedarikçilere baskı yaptığı ve bu şekilde şirketlerinin mal alımını ve piyasaya girişlerini engellediği gerekçesiyle soruşturma açılmıştır. Soruşturma sürecinin sonunda da anılan bu bütünlüğün ilgili pazarlarda hâkim durumda olmadığı gerekçesiyle, Rekabet Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca ihlal olmadığı gerekçesiyle idari para cezası verilmesine gerek olmadığı kararı verilmiştir[2]. Bu karar üzerine şikayetçi KARDAN, kararın iptali için Ankara 18. İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası ikame etmiş ve bu davanın sonucunda da adı geçen mahkeme TIRSAN ve TİRYAKİLER’den oluşan ekonomik bütünlüğün, Rekabet Kurulunca hakim durum tespiti yapıldığında, en yakın rakip teşebbüsün pazar payları hesaplanırken ortağı olduğu ana sanayi firmasına üretim yaptığı ve bu üretimin Pazar payının hesaplanmasına dahil edildiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda ilgili teşebbüsün şaft pazarında pazar payı hesaplanırken bu satışların dahil edilmemesi gerekirken hesaplamaya dahil edildiği gerekçesiyle Rekabet Kurulu kararını iptal etmiştir.[3] İptal kararı üzerine Rekabet Kurumu istinaf yoluna başvurmuş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi (“BİM”) 8.İdari Dava Dairesi kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.[4] 

Dava dosyası, Rekabet Kurumu tarafından temyiz başvurusu yapıldıktan sonra Danıştay 13.Daire’de karar verilmek üzere beklerken, davacı vekilince 07.05.2019 gününde Danıştay’a davadan feragat dilekçesi verilmiştir. Anılan feragat başvurusu üzerine Danıştay 13.Dairesi, hukukun temel ilkelerinden bahisle davacının feragat başvurusundan dolayı kararı bozarak dava dosyasının BİM 8.İdari Dava Dairesine feragat başvurusu hakkında karar verilmesi için gönderilmesine karar vermiştir.[5]

Danıştay feragat başvurusunu değerlendirirken öncelikle; iptal davalarının, idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının tespitini yaparak hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine ve böylece hukuk devleti ilkesinin tecelli etmesi işlevine haiz olduğunu belirtmiştir.  Bu nedenle, iptal davalarında feragatin farklı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini işaret ederek kamu menfaatini ilgilendiren davalarda karar sonucunun genele etkili olması dolayısıyla davadan feragatin hüküm ve sonuçlarının sadece davacı üzerinde değil kamu menfaati üzerinde de doğrudan etkisi olduğunu belirtmiştir.  

Danıştay, bu noktada bireysel yarar ve kamu yararı kavramlarının irdeleyerek dava sonucunda etkilenecek menfaatlerin belirlendikten sonra feragat ile ilgili kararın verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bireysel yararın olduğu bir işlem söz konusu olduğunda feragat halinde doğacak durumdan sadece kişi menfaati etkileneceğinden bu durumda kişinin kendi ile ilgili her türlü kararı özgür iradesi ile verebileceğini belirtmiştir. Dolayısı ile bu durumda, sadece davacının talebi ile feragat hakkında bir karar verilmesinde sorun olmayacağını söylemiştir. Ancak Danıştay, davanın bireysel menfaat gözetilerek açılmasına rağmen, davanın sonucu kamuyu ilgilendiren, kamu yararı özelliği olan objektif bir nitelik taşıyorsa bu durumda davacının feragat yönündeki iradesinin tek başına bir sonuç doğurmayacağını içtihat olarak ortaya koymuştur.

Gerçekten örnek vermek gerekirse, terfii ile ilgili iptal davası açan bir memurun bu davadan feragat etmesi kendisi dışında bir başka kişinin menfaatini ilgilendirmeyecektir. Bu sebeple, bu durumda sadece bireysel bir yarar söz konusu olduğundan bu davadan feragat eden memurun feragatinde tek taraflı olarak beyanını açıklaması yeterli olacak ve yargı yerinin bunu bireysel yarar ölçütünden hareketle tartışmadan kabul etmesi gerecektir. Fakat (X) mahallesinde oturan aynı kişi bu mahalleye malik olduğu binanın komşu parseline yapılmak istenilen çocuk parkı ile ilgili karara karşı açtığı davada yapacağı feragat başvurusu sonucunda verilecek karar, kendisi dışında tüm komşularını da, yani geneli etkilediği için kamu yararı söz konusu olacaktır. Davayı açan kişinin  bu yöndeki tek taraflı feragat iradesi sonuç doğurmayacak ve yargı yerinin feragat talebini reddetmesi gerekecektir.

Burada yeri gelmişken, Rekabet Kurumu tarihinde Sinema Devralma Kararı olarak anılan karardan kısaca söz etmek isteriz.[6] Anılan devralma izin kararında, AFM Uluslararası Film Prodüksiyon Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin (“AFM”) çoğunluk hisselerinin Mars Sinema Turizm ve Sportif Tesisler İşletmeciliği A.Ş. (“MARS”) tarafından devralınması ve AFM üzerinde tek kontrol uygulayan Esas Holding A.Ş’nin, MARS üzerinde ortak kontrol uygulayan Park Entertainment Ltd. Şti’nin %50 hissesini devralması işlemine, verilen taahhütler çerçevesinde izin verilmiştir. Menfaat ilişkisi olduğu gerekçesiyle bir kişi, bu işlemin iptali talebiyle dava açmış ve o tarihte ilk derece olarak davaya bakan Danıştay 13.Dairesi, verilen taahhütlerin yeterli olmadığı gerekçesiyle önce yürütmenin durdurulması kararı ve akabinde de dava konusu devralma iznine ilişkin Rekabet Kurulu Kararını iptal etmiştir[7]. Ancak, bu karar verilmeden önce, davacı vekili 13.12.2012 tarihinde davadan feragat etmesine rağmen Danıştay Savcısının düşüncesinde ve karşı oyda yer alan feragat konusu hakkında mahkeme hiçbir değerlendirme yapmamış ve bu talebi meskut geçmiştir. Anılan Danıştay 13.Daire kararının davalı Rekabet Kurumunca temyiz edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (“Danıştay İDDK”) yukarıda bahsi geçen KARDAN kararında olduğu gibi feragatle ilgili bir tartışma ve değerlendirme yapmaksızın, sanki bir hukuk mahkemesinde feragat talebi üzerine karar veriyormuşçasına, feragatin tek taraflı irade beyanı olduğu ve bu nedenle davanın esastan inceleme olanağı kalmadığını belirterek, Danıştay 13. Dairesince feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verilmesi gerekirken anılan Daire tarafından davanın esastan incelenerek karar verildiği gerekçesiyle kararının bozulmasına karar vermiştir[8]. Bu bozma kararı üzerine Danıştay 13. Dairesi de bu doğrultuda karar vererek, davayı sonlandırmıştır.

Görüleceği üzere Danıştay İDDK, sinema kararında, 13. Dairenin yukarıda belirtilen yeni kararında olduğu gibi bireysel yarar ve kamu yararı ölçütlerini değerlendirmeksizin feragat talebini hukuk mahkemesinde karar verir gibi kabul etmiştir. Oysa dava konusu edilen sinema sektöründeki bir devralma iznine ilişkin işlemdir. Tüm sinema sektöründe faaliyette bulunan teşebbüsleri yakinen ilgilendiren bir devralma olup davanın feragatle sonuçlandırılması durumunda genele teşmil edilecek ve doğrudan geneli etkileyecek bir menfaate ilişkin bir karardır. Bu nedenle, Danıştay İDDK kararının hatalı olduğu inancındayız.

Sonuç olarak, Rekabet Kurulu kararlarının dava konusu edilmesi sonucunda verilecek iptal kararlarına ilişkin olarak yapılacak feragat başvurularında, her olayın ayrı ayrı irdelenmek suretiyle feragat konusunda karar verilmesi gerektiğine biz de katılmakla birlikte bir hususu da ilave etmek isteriz. Rekabet Kurulu’nun verdiği kararlardan her olaydaki özel durum saklı kalmak kaydıyla,  Rekabet Kanunu’nun 4. maddesine aykırılık nedeniyle vereceği ihlal kararları ile anılan kanunun 7. maddesine göre vereceği birleşme/devralma izinlerinin iptali doğrultusunda verilecek  kararlara ilişkin davalarda, yapılacak feragat başvurularının kamu menfaati ile yakinen ilgili olması nedeniyle feragat taleplerinin kabul edilemeyeceği, ancak aynı yasanın 6. maddesindeki ihlaller nedeniyle açılan ve iptalle sonuçlanan davalarda yapılacak feragat başvurularının, sadece şikâyetçi teşebbüse yönelik bir ihlal söz konusu  olacağından burada bireysel yarardan söz edilebilecektir. Ancak, böyle genel bir saptama yapmakla birlikte her olayın tekil olarak değerlendirilmesi gerektiği inancındayız.


[1] F.Göçgün Gazi Üniversitesi  Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa. 3

[2] Rekabet Kurulunun 10.07.2015 gün ve 15-30/445-132 sayılı kararı.

[3] Ankara 18.İdare Mahkemesinin 27.10.2017 gün ve E.2016/143, K.2017/2749 sayılı kararı

[4] Ankara BİM 8.İdari Dava Dairesinin 27.09.2018 gün ve E.2018/368, K.2018/1126 sayılı kararı.

[5] Danıştay 13.Dairesinin 08.07.2019 gün ve E.2018/4184, K.2019/2422 sayılı kararı.

[6] Rekabet Kurulunun 17.11.2011 gün ve 11-57/1473-539 sayılı kararı.

[7] Danıştay 13. Dairesinin 17.06.2014 gün ve E.2012/2013, K.2014/2507 sayılı Kararı.

[8] Danıştay İDDK 05.02.2015 gün ve E.2014-3599, K.2015-215 sayılı Kararı.