Hollywood Yayın Hakları ve Avrupa’da Bölgesel Münhasırlık

Savaş sahnelerini çok seven Hollywood bu defa barışı seçti; Komisyon’un baskısı üzerine Hollywood ile yayıncılar arasındaki yayın hakları sözleşmelerinden pasif satış yasağı hükümleri çıkıyor.

Avrupa Komisyonu (“Komisyon”), uzunca bir süredir Hollywood stüdyoları ile ödemeli TV’ler (pay-TV) arasındaki sözleşmeleri inceliyor. Stüdyolar ile ödemeli TV’ler arasındaki sözleşmelerdeki bölgesel münhasırlığa yol açan hükümlerin rekabetçi endişelerin temelini oluşturduğu soruşturmada sona yaklaşıldı.

On yıllık mazisi olan ve Murphy olarak da bilinen QC Leisure dosyasında[1] Avrupa Birliği Adalet Divanı (“ABAD”); tüketicilerin, başka bir üye devletteki yayını izleyebilmelerine olanak veren dekoderleri temin etmelerinin önüne geçen yerel ya da akdi hükümlerin AB rekabet düzenlemelerine aykırı olduğuna karar vermişti.

Murphy dosyasıyla da bağlantılı olarak Hollywood stüdyoları ile ödemeli TV yayıncıları arasındaki sözleşmeler de beş yıldır Komisyon’un incelemesi altında. Komisyon, Birleşik Krallık ve İrlanda’da yayın yapan ödemeli TV yayıncısı Sky ile Hollywood stüdyoları arasındaki lisans sözleşmelerini incelediğinde, bu sözleşmelerde bölgesel münhasırlıkta pasif satış yasağını düzenleyen hükümlerle karşılaşıyor. Yayın haklarının belirli bir bölgede tek bir yayıncıya tanınması ve bu bölge dışına aktif satış yasağı getirilmesi, Hollywood stüdyolarının iş modelinde benimsedikleri bölgesel münhasırlığın alışılmış bir örneği. Ancak bu hükümlerin üzerine pasif satışların da yasaklanmış olması Komisyon’un kırmızı bayrağı çektiği yer oldu. Bu hükümlere göre Sky, aldığı lisans hakları Birleşik Krallık ve İrlanda bölgeleri ile sınırlandığı için bu bölgeler dışındaki AB tüketicilerinin ödemeli TV abonelik taleplerini reddetmek zorundayken; sözleşmenin karşı tarafındaki Hollywood stüdyoları da başka ödemeli TV yayıncılarının Birleşik Krallık ve İrlanda’ya abonelik satmasını engellemekle yükümlüler.

Bölge dışına pasif satışların yasaklandığı bu sistemin AB rekabet düzenlemelerini ihlal ettiğini belirten Komisyon, öncelikle stüdyolar ve Sky ile uzlaşma yolunu tercih ediyor. İlk olarak 2016 yılında Paramount, Komisyon’a bir uzlaşma paketi sunmuş ve söz konusu hükümleri sözleşmelerden çıkaracağını taahhüt etmişti. Bu taahhüt paketinin hukuken bağlayıcı olmasını takiben, Fransız hükümeti ile Fransız ödemeli TV yayıncısı Canal Plus uzlaşma paketini yargıya taşımış, sözleşmelerdeki bu hükümlerin kültürel çeşitlilik ve sinema endüstrisinin geleceği için hayati olduğu argümanını ileri sürmüştü. Geçtiğimiz Aralık ayında Canal Plus’ın bu argümanları genel mahkeme nezdinde geçersiz kabul edildi ve Komisyon’un uzlaşma paketinin hukuka uygun olduğuna karar verildi. Genel mahkeme tarafından yapılan değerlendirmede, lisans anlaşmalarındaki bölgesel münhasırlık hükümleriyle Avrupa’nın bölgelere ayrıştırılmasının, Avrupa’nın tek pazar yapısını korumayı hedef alan rekabet hukuku düzenlemelerine aykırı olduğu ifade edildi.

Canal Plus’ın itirazının genel mahkemece reddinden kısa süre önce, Walt Disney Komisyon ile uzlaşmaya varmış ve lisans sözleşmelerindeki bölgesel münhasırlık hükümlerini kaldıracağını taahhüt etmişti. Son olarak Aralık ayı sonunda, diğer stüdyolar NBCUniversal, Sony Pictures ve Warner Bros ve ödemeli TV yayıncısı Sky da soruşturmanın uzlaşma yoluyla kapanması için Komisyon’a taahhüt paketlerini sundular. Komisyon da sunulan taahhütleri kamuoyunun görüşü için bir özet halinde yayınladı. Sky ile Hollywood stüdyolarınca sunulan taahhütlerin kapsamı şu şekilde[2]:

  • Stüdyolar, ödemeli TV yayıncılarının kendi bölgeleri dışından gelen tüketici abonelik taleplerini reddetmelerine neden olan pasif satış yasaklarını yeni sözleşmelerinde kullanmayacak ya da eski sözleşmelerindeki bu hükümleri yenilemeyecek.
  • Stüdyolar, girdikleri anlaşmalarda başka ödemeli TV yayıncılarına pasif satış yasağı getirme yükümlülüğü altına girdikleri hükümleri yeni sözleşmelerinde kullanmayacak ya da eski sözleşmelerindeki bu hükümleri yenilemeyecek.
  • Stüdyolar, lisans sözleşmesi yaptıkları ödemeli TV yayıncıları aleyhine pasif satış yasağını ihlal ettikleri gerekçesiyle dava ya da takip başlatamayacak.
  • Stüdyolar, lisans sözleşmesine dayalı olarak başka bölgelerdeki ödemeli TV yayıncılarına pasif satış yasağı getirilmesini talep eden yayıncıların taleplerini kabul edemeyecek.

Sky ve Hollywood tarafından sunulan taahhütler yalnız ödemeli TV’lerdeki lisans anlaşmaları için değil, bu anlaşmalarla bağlı olarak yapılan seç-izle hizmetlerini kapsayacak lisans anlaşmaları için de geçerli olacak. Taahhütlerin süresi de beş yıl olarak belirlenmiş durumda.

Komisyon, ilgili tarafların sunulan taahhütler hakkındaki yorum ve görüşlerini 22 Ocak 2019’a kadar bekliyor. Bu taahhütlerin kabul edilmesinin ardından önemli ölçüde bölgesel münhasırlığa dayanan Avrupa film endüstrisinin etkileneceği kuşkusuz. Avrupa’daki bu hareketlenme, Türkiye’nin de dâhil olduğu geniş bir coğrafyada yayın haklarına ve filmlerin dağıtımına ilişkin sözleşmeleri mercek altına alabilir.


[1] Joined cases C-403/08 and C-429/08

[2] Ana hatlarına değinilen taahhütlerin tamamına İngilizce olarak http://europa.eu/rapid/press-release_IP-18-6894_en.htm adresinden erişebilirsiniz (Son erişim tarihi: 15.01.2019)

Geleneksel Bilgi Üniversitesi Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerlerine Hazır Mısınız?

Türkiye’de rekabet hukuku alanındaki usta isimlerin katkılarıyla 2011 yılından bu yana süren Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Seminerleri, 19 Şubat’ta başlıyor!

Piyasa ekonomisinin rekabet hukuku kuralları çerçevesinde nasıl evirildiğini deneyimler üzerinden anlatan ve 12 hafta sürecek seminerlere, BASEAK Rekabet ve Regülasyon ekibinden tanıdık simalar 8. ve 9. haftalarda konuşmacı olarak katılacak.

8. haftada ekibimizin lideri Av Şahin Ardıyok yanı sıra ekibimizin iktisatçılarından Evren Sesli, “Rekabet Hukuku Bakımından Elektrik Tedarik Piyasalarında Davranışsal Ekonomi ve Kamu Politikaları: Rekabet Kurulu’nun Son Dönemdeki Soruşturmaları” konusunu ele alacak. Uzun yıllardır “Regülasyon Ekonomisi ve Hukuk” ile “Enerji Hukuku ve Politikası” derslerini veren Ardıyok ve son dönemde Enerjisa ile Bereket Soruşturmalarında hem hukuki hem iktisadi savunmalar sunan ekipte bulunan ve Rekabet Kurumu geçmiş olan Evren Sesli elektrik piyasalarına dair tüketici menfaati ile yatırımcı motivasyonunu kamu yararı ve davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirecek. Sunumda halihazırda yeni başlatılan Sektör Araştırmasına yönelik düşüncelere de yer verilecek.

9. haftada ise ekibimizin Of-Counsel iktisatçısı Doç Dr. Emin Köksal ile Counsel’ı Av. Bora İkiler, son zamanlarda rekabet hukuku camiasında en dikkat çekici alanlardan biri olarak öne çıkan dijital platformları inceleyecek. Platform ekonomisi alanında oldukça önemli bir bilgi birikimine ve know-how’a sahip Köksal ve İkiler, bu konuyu “Dünyada ve Türkiye’de Platformlara Yönelik Güncel Rekabet Politikaları: ABD’de Amex, AB’de Google Shopping ve Türkiye’de Sahibinden Kararları” adlı sunumlarında hem hukuki hem de iktisadi bakış açısıyla irdeleyecek.

19 Şubat -14 Mayıs tarihlerinde her Salı saat 19:00 -21:30 arasında Bilgi Üniversitesi Santral Kampüs’te gerçekleşecek olan seminerlere herhangi bir ücret ödemeden genel katılım sağlayabilir ya da sertifika programına kayıt olabilirsiniz. Aman sertifikalı katılım için erken indirim tarihini kaçırmayın, sonrasında pişman olursunuz – 25 Ocak 2019 tarihine kadar %40 oranında erken kayıt indiriminden yararlanabilirsiniz!

Daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Rekabet Hukukunun Geleceği Tartışıldı: OECD Rekabet Forumu – 2

OECD Global Rekabet Forumu’na yönelik yazı dizimize pazar gücü ile ilgili oturumlarda tartışılan hususlara dair gözlemlerimle devam ediyoruz…

Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar

Bu oturumda, OECD Rekabet Komisyonu ve Max Planck Enstitüsü’nden Marco Botta panelde söz aldı.

Bu oturumda, fiyat olmayan pazarlarda rekabet hukuku uygulamasında kullanılan analitik araçların değişmesi gerekip gerekmediği tartışıldı. Bu kapsamda, ilgili pazar, pazar gücü, rekabet hukuku ihlalleri, ve bunlara karşı uygulanabilecek yaptırımlar üzerinde duruldu.

İlgili Pazar

Rekabet hukuku uygulamasında ilgili pazarın geleneksel olarak SSNIP testi ile tanımlandığı ama fiyat olmayan pazarlarda “küçük ama önemli fiyat artışının” tespitinin mümkün olmaması nedeniyle bu testin pazar tanımında kullanılmasının mümkün olmaması üzerinde duruldu. Zira referans fiyat sıfırken tüketiciler herhangi bir fiyat artışında herhangi bir ürüne geçiş yapabileceğinden ilgili pazarın oldukça geniş tanımlanması riski olduğundan bahsedildi ve çok taraflı pazarlarda SSNIP testinin pazarı, yalnızca platformun tek tarafını dikkate alacak şekilde tanımlamaya neden olacağı üzerinde duruldu.

Bu çerçevede, fiyatın sıfır olduğu pazarların tanımlanmasında kullanılmak üzere SSNIP testine alternatif olarak SSNIC (tüketicilerin maliyetlerindeki artışı dikkate alacak) ve SSNDQ (ürün kalitesindeki düşüşü dikkate alacak) testlerinin söz konusu olabileceğinden bahsedildi. Fakat bu testlerin de, ölçüm kriterinin sayısallaştırılması (artış veya düşüşün neye göre ölçüleceği), tüketici tercihlerinin homojen olmaması dolayısıyla maliyetler ve kalite konusunda hangi unsurların dikkate alınacağı, artan veri miktarının her zaman kalitede düşüşü beraberinde getirmeyeceği, ve çok taraflı pazarların tanımlanmasına uygun olmayabilecekleri gibi unsurular açısından sınırlı uygulanabilirliğinin olduğundan bahsedildi.

Pazar Gücü

Pazar gücünün, rekabet hukuku uygulamasının çeşitli alanlarında tetikleyici konumda olduğu düşünüldüğünde fiyatın sıfır olduğu pazarlar açısından pazar gücü tanımının öneminin daha da arttığından bahsedildi. Geleneksel olarak pazar gücünün, fiyatları rekabetçi seviyelerin üzerine çıkarmak ve bu seviyelerde tutmak olarak tanımlandığı düşünüldüğünde, fiyatın sıfır olduğu pazarlarda fiyat artışı olmayacağından geleneksel anlamda bir pazar gücünden bahsetmenin mümkün olmayacağı ve bu anlamda pazar payının da pazar gücünü ölçmek açısından sınırlı bir katkısının olacağı ifade edildi.

Bu çerçevede, fiyatın sıfır olduğu pazarlarda pazar gücünü ölçmek için kullanılabilecek alternatif araçlar olarak aşağıdaki hususların dikkate alınabileceği ifade edilmiştir.

  • kullanıcıların gösterdiği ilgi
  • doğrudan veya dolaylı ağ etkileri (kullanıcı sayısı, ürün kalitesi)
  • birden fazla sağlayıcı kullanabilme imkanı ve sağlayıcı değiştirme maliyetleri
  • veriye erişim ve alternatif veri temin kaynakları
  • batık maliyetler
  • pazar açısından inovasyonun önemi, pazardaki inovasyon geçmişi ve pazara yeni girişlerin varlığı

Rekabet Hukuku İhlalleri

Fiyatın sıfır olduğu pazarlarda rekabet hukuku ihlallerini değerlendirirken fiyat temelli yaklaşımlardan kaçınılması gerektiği üzerinde duruldu.

Bu durumun, karteller açısından per se yaklaşımdan etki temelli bir yaklaşıma doğru kaymayı gerektirdiği ifade edildi.

Yıkıcı fiyatlama açısından ise, zararların telafi edilmesi imkanına bakılmasının zorunlu olacağı fakat bunun çok taraflı pazarlar açısından bütün pazarları dikkate alacak şekilde yapılması gerektiği üzerinde duruldu.

Sömürücü kötüye kullanma halleri açısından, aşırı fiyatlama veya fiyat ayrımcılığı gibi ihlallerin fiyatların sıfır olduğu pazarlar için geçerli olmayacağından bahsedildi.

Yaptırımlar

Fiyatın sıfır olduğu pazarlarda, ihlal kararı ve uygulanacak para cezasının hukuka aykırılığı gidermek için yeterli olmayacağından bahsedildi ve yapısal veya davranışsal bazı yaptırımların da uygulanması gerekliliğine değinildi.

Bu ayırımda da, yapısal yaptırımların doğrudan ağ etkileri ve ürün kalitesi üzerindeki olası olumsuz ektileri nedeniyle davranışsal yaptırımların daha tercih edilebilir olduğu üzerinde duruldu. Davranışsal yaptırımlara örnek olarak, tüketici farkındalığını artırıcı tedbirler almak, veri korumasına yönelik asgari standartlar belirlemek, tüketicileri verilerinin işlenmesine yönelik olarak vermiş oldukları izinleri periyodik olarak yenileme imkanı veren mekanizmalar tanımlamak, veri taşınabilirliğinin sağlanması gibi hususlar verildi.

Bu oturumda, 12 delegasyon konuya katkıda bulundu. Özellikle, İngiltere, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya’nın katkıları konu hakkında farklı perspektifler sundu.

İlaç sektöründe aşırı fiyatlama

Bu oturumda, OECD Rekabet Komisyonu, Compass Lexecon’dan John Davies, University of Roma’dan Margherita Colagelo, Mines Paris Tech’den Margaret Kyle konuşmacı olarak yer aldı. Genel olarak bu oturumda, fahiş fiyatın tanımı, fahiş fiyata müdahale edilmeli mi, farklı ülkelerde son zamanlarda ilaç sektöründe fahiş fiyat uygulamaları, ilaç sektöründe fiyata müdahale konusunda arz ve talep yönlü argümanlar ve müdahalenin ne zaman yapılması gerektiği konuları tartışıldı. Bu oturumda, 19 delegasyon konuya katkıda bulundu. Özellikle, İngiltere, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri, BIAC ve İtalya’nın katkıları konu hakkında farklı perspektifler sundu.

Rekabet Hukukunun Geleceği Tartışıldı: OECD Rekabet Forumu – 1

Dünya nüfusunun ekonomik ve sosyal refahını artıracak politikalar üretmek üzere kurulmuş olan Organisation for Economic Co-operation and Development (“OECD”) yılda iki defa olmak üzere 100’den fazla rekabet otoritesinin temsilcileri ve konusunda uzman kişilerin katılımı ile yuvarlak masa toplantıları ve Global Forum on Competition etkinliğini düzenlemektedir. Bu organizasyonda, iş dünyası ve sendikalar da Business and Advisory Committee to the OECD (“BIAC”) ve the Trade Union Advisory Committee (“TUAC”) tarafından tayin edilen delegasyonlarla temsil edilmektedir. Ayrıca, tartışılan konularda tüketici perspektifinin ortaya konulması adına, Consumers International da toplantılara iştirak etmektedir. Bu sene 26-28 Kasım tarihleri arasında yuvarlak masa toplantıları, 29-30 Kasım tarihlerinde de Global Forum on Competition etkinliği Paris’te OECD Conference Center’da gerçekleştirildi. Ben de bu ilk yazımda “Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama” oturumuna ilişkin gözlemlerimi paylaşacağım. Devam eden yazılarda da “Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar” ve “İlaç sektöründe aşırı fiyatlama” oturumlarına ve Global Rekabet Forumu’nun ilk gününe yönelik gözlemlerim yer alacak.

Yuvarlak Masa Toplantıları 

Yuvarlak masa toplantılarında, genellikle güncel rekabet politikası konuları akademisyenler ve uygulayıcılardan oluşan paneller tarafından sunulmakta, konuyla ilgili katkı yapmak isteyen ülke rekabet otoriteleri panel sunumları bittikten sonra katkılarını sunmaktadır. Bu sene yuvarlak masa toplantıları aşağıdaki konularda gerçekleştirildi.

  • Toplumsal olarak finanse edilen sağlık sektörü inşası (Designing publicly funded healthcare markets)
  • Rekabet hukuku usulünde avukat-müvekkil imtiyazına tabi bilginin akıbeti (Treatment of legally privileged information in competition proceedings)
  • İzne tabi birleşme/devralma işlemlerinin izin olmadan gerçekleştirilmesi ve bildirimlerin işlem üzerinde etkileri (Gun jumping and suspensory effects of merger notifications)
  • İlaç sektöründe aşırı fiyatlama (Excessive pricing in pharmaceuticals)
  • Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama (Personalised pricing in the digital era)
  • Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar (Quality considerations in the zero-price economy)
  • Rekabet hukuku daha adil bir toplumsal düzene nasıl katkıda bulunabilir? (How can competition contribute to fairer societies?)
  • Cinsiyet ve Rekabet (Gender and competition)
  • Rekabet hukuku uygulaması bakımından bölgesel anlaşmaların faydaları ve zorlukları (Benefits and challenges of regional competition agreements)
  • Uygulamada soruşturma yetkisi (Investigative powers in practice)
  • Rekabet hukuku ve kamu teşebbüsleri (Competition law and state-owned enterprises)

Biz de bu yuvarlak masa toplantılarından, “Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama”, “Ürün fiyatı sıfır olan pazarlarda “ürün kalitesi”ne bağlı açılımlar” ve “İlaç sektöründe aşırı fiyatlama” oturumlarına katıldık.

Dijitalleşen dünyada kişiselleştirilmiş fiyatlama

Bu oturumda, OECD Rekabet Komisyonu ve University of Namur öğretim üyesi Alexandre De Streel panelde söz aldı. Oturumda, kişisel fiyatlamanın tanımı, kişisel fiyatlamanın ekonomik etkileri, rekabet hukuku politikası açısından kişisel fiyatlama, tüketici hukuku politikası açısından kişisel fiyatlama ve veri koruma hukuku politikası açısından kişisel fiyatlama gibi ana başlıklar ele alındı.

Kişisel fiyatlama, tüketicilerin tercih ve değer fonksiyonlarına göre farklılaşacak şekilde aynı ürün ve/veya hizmetler için farklı fiyatların uygulanmasını öngören bir tür fiyat ayrımcılığı olarak tanımlandı.

Kişisel fiyatlamanın birçok farklı kamu politikası açılımı bulunduğundan, kişisel fiyatlama hakkında alınacak pozisyonun farklı politikaların dengelenmesini gerektirdiğinden bahsedildi. Örneğin, kişisel fiyatlamanın ödeme gücü fazla olmayan tüketicilerin de mal ve hizmetlere ulaşımını sağlamak bakımından tahsis etkinliğini artıran bir uygulama olduğundan fakat dağıtım etkinliği ve dinamik etkinlik üzerindeki etkilerinin henüz tam olarak tespit edilememiş olduğundan bahsedildi. Ayrıca, kişisel fiyatlamanın zaman zaman tüketiciler tarafından “haksız” bir uygulama olarak algılanarak, dijital pazarlara olan güvenin azalmasına neden olduğuna değinildi.

Ayrıca, hem OECD araştırmasının hem de katılımcı bazı ülkelerin ortaya koyduğu üzere, kişisel fiyatlamanın fiiliyatta pazarlarda ne kadar uygulandığına ilişkin somut bir veri olmadığından bahsedildi.

Bu oturuma ilişkin olarak OECD tarafından hazırlanan çalışmaya göre;

  • Kişisel fiyatlama, her bir nihai tüketicinin, kişisel tercihleri doğrultusunda bir mal veya hizmete atfettiği değere bağlı olarak farklılaşacak şekilde bu mal veya hizmet için farklı fiyatlar ödemesi anlamına gelmektedir.
  • Kişisel fiyatlama, genel olarak rekabetçi etkiler doğurmakta ve tüketici refahını artırmaktadır. Yenilikçiliğin teşvik edilmesine ve statik etkinliğin optimize edilmesine önemli katkıları vardır.
  • Bunun yanında, kişisel fiyatlamanın tüketicilerin sömürülmesi ve adaletsizlik algısına yol açması gibi olumsuz sonuçları da vardır.
  • Kişisel fiyatlamanın tüketici zararına neden olması farklı politika araçlarının dengeli bir şekilde kullanılmasıyla önlenebilir.
  • Kişisel fiyatlama, hakim durumun kötüye kullanılması teşkil ettiği ölçüde rekabet hukuku politikası altında değerlendirilecektir. Ancak, pazar gücüne sahip olmayan teşebbüslerin yapacağı kişisel fiyatlamanın akıbeti, sömürücü kötüye kullanma hallerinin çoğu zaman soruşturma konusu olmaması ve ayrımcılığa yönelik rekabet hukuku kurallarının sağlayıcı-müşteri ilişkisine de uygulanıp uygulanmayacağı gibi konular rekabet hukuku uygulamasının konuyu tam anlamıyla ele almakta yeterli olmayabileceğini ortaya koymaktadır.
  • Bu noktada tüketicinin korunması hukuku, uygulama için herhangi bir hakim durum tespiti gerekmediğinden ve sağlayıcı-müşteri ilişkilerine de uygulanabilir olduğundan kişisel fiyatlamanın bu kapsamda değerlendirilmesi daha uygun olabilecektir.
  • Son olarak, veri koruma hukuku da kişilerin rızaları dışında profillerinin çıkarılması ve buna dayanarak kişisel fiyatlama yapılması veya fiyatlamada cinsiyet veya ırk gibi hassas konuların dikkate alınmasının önüne geçilmesi anlamında uygulanabilecek bir araçtır.

Bu oturumda, 10 delegasyon konuya katkıda bulundu. Özellikle, İngiltere, Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri ve BIAC’ın katkıları konu hakkında farklı perspektifler sundu.

Dert Sende, Derman Bende: Kişiselleştirilmiş Fiyatlandırma Üzerine BIAC-OECD Değerlendirmeleri

1920 senesinde alışverişe çıkan bir insanın, alacağı ürünlere dair aklına gelebilecek pek çok soru vardır. Ne var ki, bu ürünlerin fiyatının, alıcı profiline göre değişip değişmeyeceği bu sorular arasında yer almamaktadır. Zira fiyatların kişiselleştirilmesi, o dönem ekonominin maruz kaldığı bir kavram değildir. Fakat aradan geçen yıllarda, teknolojide meydana gelen gelişmeler, müşteri davranışlarına ilişkin kapsamlı verileri toplamayı ve çeşitli algoritmalar üzerinden işleyerek kullanmayı mümkün kılmıştır. İşte bu dijitalleşme, ticaret hayatında yeni bir perde açmış ve böylece başlayan yaratıcı yıkım süreci bizleri fiyatların müşteri profiline göre kişiselleştirilmesi yönündeki çok boyutlu uygulamalar ile baş başa bırakmıştır.

İşte bu bağlam içerisinde, OECD de bu konuya kayıtsız kalmayarak 28 Kasım 2018 tarihinde, Rekabet ve Tüketici Politikaları Komiteleri arasında ortak bir çalışma grubu toplantısı gerçekleştirdi. Dijital çağda kişiselleştirilmiş fiyatlandırma konusunu değerlendirmek için toplanan çalışma grubuna, çeşitli ülkelerin rekabet otoritelerinin yanı sıra özel sektör temsilcilerinden oluşan Business and Industry Advisory Committee (Business at OECD – BIAC) de iştirak etti.

Konuya ilişkin OECD görüşü kapsamında, müşteri verilerinin analitik incelemeleri sonucu fiyatlama algoritmaları oluşturulmasının, dijital dönüşümün bir sonucu olarak ticaret hayatının mutat bir uygulaması haline geldiği tespit edilirken; kişiselleştirilmiş fiyatlandırmanın tahsis etkinliğini artıracağını ve düşük seviyeli müşterilerin -başka türlü alamayacakları ürünleri- almalarına imkân tanıyabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan, fiyatları kişiselleştirmek için kullanılan parametrelerin şeffaf olmamasının, dijital pazara duyulan güvenin sarsabileceği ve fiyat ayrımcılığına dönüşerek tüketici refahını düşürebileceği yönünde endişeler de dile getiriliyor.

Uygulamayı Tanıyalım

Bu kapsamda, özel sektör temsilcilerinin değerlendirmelerine geçmeden evvel, fiyat kişiselleştirmesi hakkında kısa bir arka plan bilgisi vermek isabetli olacaktır. Fiyat kişiselleştirmesi, temelde her bir müşteri için, kişisel eğilimleri ve harcamaya hazır olduğu en yüksek tutar üzerinden bir değerlendirme yapılmasını içeriyor. Elbette, bu değerlendirmenin en önemli girdisini, müşteriler hakkında farklı mecralardan elde edilen bilgiler oluşturuyor. Yaptığı değerlendirmede OECD, gelişen teknolojilerin şirketlere, müşterilerin harcamayı göze aldıkları en yüksek tutarları tahmin edebilme imkânı sağladığını belirtirken bu tahminlerin mükemmel olmadığını da ekliyor. Office of Fair Trade’in (OFT) 2013 tarihli bir raporu ise kişiselleştirilmiş fiyatı; bireylerin işlem veya karakteristikleri hakkında gözlem, gönüllü paylaşım veya veri toplama gibi faaliyetler üzerinden bilgi edinip bu bireylerin ne kadar harcama yapmaya razı olduklarını değerlendirerek farklı müşteriler için (bireysel veya grup olarak) farklı fiyatlamalar yapılması olarak tanımlanmaktadır.

Buradan hareketle OECD, fiyat kişiselleştirmesini üç kategoride inceliyor;

  • birinci derece fiyat ayrımcılığı (mükemmel fiyat),
  • ikinci derece fiyat ayrımcılığı (versiyonlama) ve
  • üçüncü derece fiyat ayrımcılığı (grup fiyatlama).

Bu kapsamda birinci derece fiyat ayrımcılığı; her bir müşteriye, ödemeye razı oldukları tutarların en fazlası üzerinden fiyat teklif edilmesini ifade etmektedir. Bu yöntem içim müşteriler arası farklar çok iyi gözlemlenip fiyatlandırmaya yansıtılmalıdır. İkinci derece fiyat ayrımcılığında ise satıcı, aynı ürünün farklı versiyonları için farklı fiyatlar vermekte ve seçimi müşteriye bırakmaktadır. Burada ayrımcılık dolaylıdır ve bu faaliyet müşteriler hakkında sahip olunan bilgilere dayanmamaktadır. Son olarak, üçüncü derece fiyat ayrımcılığı, farklı müşteri grupları için farklı fiyatlandırmalar belirlenmesini ifade etmektedir. Burada fiyatlama bireysel davranışların değil grup tercihlerinin gözlemlenmesine dayanmaktadır.

BIAC’ın Görüşü

Uygulamanın esaslarına kısaca temas ettikten sonra, BIAC çatısı altındaki özel sektör temsilcilerinin görüşlerine geçtiğimizde; çevrimiçi fiyat farklılaşmalarının, fiziki mağazalarda sunulanlar ile benzer nitelikte kişiselleştirilmiş teklifler içerdiği yönünde önemli bir tespit paylaşıldığını görüyoruz. Aynı kapsamda, bu ikisinin bir kombinasyonu olarak, bazı şirketlerin müşterilerine çevrimiçi ortamda kendi indirimlerini seçme ve daha sonra bu indirimleri fiziki mağazalarda kullanma imkânı tanıması örneği paylaşılıyor.

Özel sektör temsilcilerinin dikkati çektiği bir başka önemli vurgu noktası ise fiziki mağazalarda uygulanan fiyatlandırma politikalarının, gerek müşteri beklentilerini gerekse geleneksel perakendecilerin beklenmedik sonuçlar ile karşılaşmasını engellemek açısından oldukça önemli olduğudur. Bu kapsamda, çok-kanallı bir değerlendirme yapılması hem fiziksel mağazalarda hem de çevrimiçi mecralarda inovasyonun ve yenilikçi yaklaşımların engellenmemesi için elzem olarak tespit ediyor.

Müşterilerin Yaklaşımı

Tüm bu dijital muharebe içerisinde müşterilerin karşı-davranışları (veya davranışsızlıkları) da BIAC’ın değerlendirdiği mülahazalar arasında. Bu kapsamda özel sektör temsilcileri, müşterilerin, fiyat kişiselleştirmesinin temelini oluşturan veri toplama faaliyeti karşısında pasif kalmak mecburiyetinde olmadıklarını belirterek satın alma davranışlarına dair bilgileri stratejik olarak bloke edebileceklerini değerlendiriyor. Bu amaca hizmet eden uygulamalara örnek olarak ise satın alımların geciktirilmesi, veri geçmişini muhafaza eden “çerezlerin” silinmesi veya alternatif e-posta adreslerinin kullanılması sunuluyor.

Öte yandan müşterilerin, fiyatların kişiselleştirilmesine dair harcanan tüm bu çabaya olumlu bakan tarafta da yer alabileceklerini belirten özel sektör temsilcileri, kişiselleşen fiyatlardan elde edilebilecek menfaatlerin, bu yaklaşımı güçlendireceğini vurguluyor. Bu kapsamda tedarikçilerin -genellikle- müşterilerini kişisel verilerini kullanıma açmaları yönünde ikna etmeye çalıştıkları ve bu amaçla ücretsiz üyelik gibi teşvik mekanizmaları kurdukları da değerlendiriliyor.

Uygulamanın Güncel Durumu ve Rekabet Hukuku Perspektifinden Değerlendirilmesi

Güncel uygulamalar değerlendirildiğinde ise BIAC, kişiselleştirilmiş fiyatların hâlihazırda oldukça kısıtlı durumlarda kullanıldığı yönünde bir gözlem paylaşıyor. Ayrıca, bahse konu uygulamanın rekabetçi süreçleri akamete uğrattığını gösteren bir örneğin de bulunmadığı vurgulanıyor.

Bu değerlendirmeyi bir adım ileri taşıyan özel sektör temsilcileri, kişiselleştirilmiş fiyatların bazı müşteriler açısından daha düşük fiyat uygulayarak bunları, aksi takdirde ulaşamayacakları mal ve hizmetlere kavuşturduğunu belirtiyor. Tüketici refahını artıran bir unsur olarak değerlendirilen bu durum ve benzeri pozitif geri dönüşlerin, bahse konu uygulamanın baskın unsuru olduğuna kanaat getiren özel sektör temsilcileri; tüketicilerin bu uygulamadan zarar görebileceklerinin ise ancak hâkim durumda teşebbüslerin söz konusu olduğu özel koşullar için gündeme gelebileceğini değerlendiriyor.

Rekabet politikaları ve tüketicinin korunması merceğinden bakıldığında ise BIAC, mevcut düzenlemelerin etkin olduklarını ve ilave bir şeffaflık getirilmesinin gerekli veya yararlı olmadığını değerlendiriyor.

Özel Sektörden Uyarılar

Yukarıdaki değerlendirmeleri kapsamında; yeni pazarlara giriş imkanını, mal ve hizmetlerde artan çeşitliliği ve araştırma maliyetlerinin azalmasını dijital ekonomide inovasyonun gerçek faydaları arasında sayan özel sektör temsilcileri, bu alana müdahale etmek isteyen otoritelerin bu faydaları göz ardı etmemesi gerektiğini not ediyor. Aşırı uygulamalardan kaçınılmasını savunan bu görüş kapsamında ayrıca, toplam refahın her daim gözetilmesi gerektiği değerlendiriliyor.

Aynı kapsamda, tüketiciler nezdinde oluşabilecek olası risklere müdahale ederken, dijital ekonomi için gereken yenilik dostu eko-sistemin zarar görmemesi gerektiği de vurgulanırken çevrimiçi pazarlar ile fiziki mağazalar arasındaki dengenin de gözetilmesi tavsiye ediliyor.

Sonuç olarak, BIAC’ın, rekabet ve tüketici politikalarını düzenleyen otoritelerin müdahalelerine ılımlı baktıklarını, bu müdahalelerin koordinasyon içerisinde yapılması gerektiğini ve gelişmekte olan uygulamalar ile müşterilerin eğitilmesi gereken muhtemel durumların gözlemlenmesi gerektiği vurgulanıyor.

Daha Hızlı, Daha Güçlü: ECN+ Direktifi Avrupa Rekabet Otoritelerinin Etkinliğini Artıracak

2015 yılında AB Komisyonu yeni bir direktif taslağı hazırlayarak bu taslağı kamuoyunun görüşlerine açmıştı. Adını Avrupa Rekabet Ağı’ndan (European Competition Network) alan ve Avrupa’daki yerel rekabet otoritelerinin daha etkin bir işleyişe kavuşmalarını amaçlayan ECN+ Direktifi’nin taslak metni bu yılın Mayıs ayında Avrupa Parlementosu ile Avrupa Konseyi’nin geçici onayını aldı. ECN+ Direktifi’nin yıl sonuna doğru resmi şekilde onaylanıp AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanması bekleniyor.

ECN+ Direktifi’nin yöneldiği amaç, diğer rekabet düzenlemelerinde olduğu gibi Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (“ABİHA”) 101. ve 102. maddelerinin etkin şekilde uygulanabilmesini kolaylaştırmak. Bu amacın gerçekleştirilmesi için ECN+ Direktifi, yerel rekabet otoritelerinin bağımsızlık ve kaynak kullanımı alanlarında güçlendirilmesine, yetkilerinin artırılmasına ve pişmanlık programlarının daha etkin hale getirilmesine ilişkin çeşitli  yöntemler benimsiyor.

Bağımsızlık ve Kaynak Kullanımı

ECN+ Direktifi’nde yer alan en önemli konulardan biri yerel rekabet otoritelerinin tam bağımsız bir işleyişe sahip olmalarının sağlanması. Üye devletler, rekabet otoritelerinin çalışanlarının ve karar organlarının politik ya da dışsal etkilerden bağımsız şekilde karar alabiliyor olmasını temin etmekle yükümlüler. Bağımsızlığın temin edilebilmesi amacıyla ECN+ Direktifi, rekabet otoritelerinin çalışanlarının ve karar organlarının devlet kademesinden talimat almıyor olmaları, bu kişilerin görevden alınmalarının objektif kriterlere bağlanması ve ayrıca rekabet otoritelerinin iç işleyişlerini kendilerinin tayin ediyor olmaları gibi şartlar belirliyor.

Yine rekabet otoritelerinin bağımsızlığı ile ilişkili  bir diğer önemli husus ise yerel rekabet otoritelerinin yeterli kaynağa erişimlerinin temin edilmiş olması. ECN+ Direktifi’ne göre üye devletler, rekabet otoritelerinin insan kaynağı, finansal ve teknik kaynaklar bakımından yeterli donanıma sahip olduklarından emin olmalılar.

Yetkiler

ECN+ Direktifi ile yerel rekabet otoritelerinin rekabet ihlallerini incelerken kullanabilecekleri asgari yetkiler de belirleniyor. Buna göre rekabet otoriteleri, teşebbüslere ait her türlü mülkte yerince inceleme yapma ve bunları mühürleyerek geçici süreliğine kapatma, teşebbüslerin ticari defterlerini ve her türlü kayıtlarını inceleme ve bunlardan kopya alma, teşebbüslerin yönetici ve çalışanlarını sorgulama gibi yetkileri kullanabilecekler. Üye devletler, rekabet otoritelerinin bu yetkilerini kullanırken herhangi bir güçlükle karşılaşmaları halinde bu engellerin bertaraf edilmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlüler.

Bu noktada teşebbüslerin incelenecek kayıtlarının ne tür ortamda depolanıyor olduğuna önem atfedilmediğini belirtmekte fayda var. Yani teşebbüslerin kayıtları fiziki ortamda da saklansa, dijital ortamda da depolansa bunlar yerel rekabet otoritesinin incelemesine tabi olacak. Nitekim ECN+ Direktifi’nin açıklama bölümünde dijital çağda rekabet otoritelerinin dijital verileri de inceleyebileceğine özellikle vurgu yapılıyor. Ayrıca her türlü bilgi ve belgenin rekabet ihlallerinin tespitinde delil olarak kullanılabileceği de öngörülüyor.

Teşebbüslerin kendi mülklerinde inceleme yapılması haricinde, ECN+ Direktifi ile teşebbüse ait olmayan ancak teşebbüsle ilgisi bulunan diğer yerlerde de inceleme yürütülmesi konusunda yerel rekabet otoritelerine yetki tanınması öngörülüyor. Düzenlemeye göre teşebbüse ilişkin bilgi ve belgelerin başka bir mülkte bulunması halinde, mahkeme kararıyla bu mülkte de yerinde inceleme yürütülebilmesi ve incelenen kayıtlardan örnek alınabilmesi mümkün. ECN+ Direktifi’nde, özellikle teşebbüsün yöneticilerinin ve çalışanlarının mülklerinin inceleme yapılabilecek yerlere örnek verildiğini belirtmekte fayda var.

ECN+ Direktifi ile yerel rekabet otoritelerinin, teşebbüslerden bilgi ve belge talep etmek, rekabetin korunması için aciliyet gerektiren hallerde geçici tedbirler almak ve rekabetin korunması için teşebbüslerden çeşitli taahhütler almak gibi yetkileri de düzenleniyor.

Para Cezaları

ECN+ Direktifi, ABİHA’nın 101. ve 102. maddelerini ihlal eden teşebbüslerin para cezasına çarptırılması hususunu da düzenleme altına alıyor. Üye ülkelerdeki farklı uygulamaları yeknesaklaştırmak ve cezaları daha caydırıcı hale getirmek için ECN+ Direktifi, teşebbüslere ciroları üzerinden verilecek en yüksek para cezası oranına ilişkin bir düzenleme yapıyor. Buna göre rekabet ihlalleri nedeniyle teşebbüslere verilecek cezalardaki en yüksek sınırın yıllık cironun %10’unun altında olamayacağını  belirtiliyor. Böylelikle, üye devletler tarafından bir teşebbüse verilecek en yüksek ceza oranının %10’un altında olmaması güvence altına alınırken üye devletlerin %10’un üzerindeki mevcut eşiklerini koruması veya buna yönelik yeni düzenleme yapması önünde herhangi bir engel olmadığı ifade ediliyor.

Öte yandan rekabet otoritelerince, ECN+ Direktifi’nin düzenlemelerine aşağıda sayılan şekillerde aykırı davranan teşebbüslere para cezası verilmesi öngörülüyor:

i) Rekabet otoritelerinin yerinde inceleme yapmasına engel olunması,

ii) Rekabet otoritelerince mühürlenerek kapatılmış mülk ya da kayıtların mühürlerinin bozulması,

iii) Rekabet otoritelerince teşebbüs yöneticilerinin ve çalışanlarının sorgulanması sırasında bu kimselerce yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesi,

iv) Rekabet otoritelerince bilgi ve belge talebinde bulunulması halinde, cevaben yanlış ve yanıltıcı bilgi ve belge sunulması,

v) Rekabet otoritelerince uygulanan geçici tedbirlere aykırı davranılması,

vi) Rekabet otoritelerine verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi.

ECN+ Direktifi’ne göre teşebbüsler, yukarıda i, iv, v ve vi maddelerinde saydığımız aykırılıkları giderene kadar günlük ciroları üzerinden belirlenen para cezası ile cezalandırılabilecek.

Pişmanlık Programları

ECN+ Direktifi’ne göre üye devletlerce, teşebbüslerin para cezasından muaf tutulmalarını ya da para cezalarında indirim almalarını sağlayacak pişmanlık programlarının düzenlenmiş olması gerekiyor. Gerek cezadan bağışıklık gerek cezada indirim için pişmanlık başvurusunda bulunan teşebbüsün çeşitli şartları sağlıyor olması gerekiyor.

  • Teşebbüs, pişmanlık başvurusunun ardından kartelle ilişiğini kesmiş olmalıdır. Bu durumun tek istisnası rekabet otoriteleri tarafından soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi için teşebbüsün kartel içerisinde kalması gerektiğine karar verilmesidir.
  • Teşebbüs, pişmanlık başvurusunu yaptığı andan soruşturma kapanana kadarki süre boyunca rekabet otoritesiyle eksiksiz bir işbirliği yapmalıdır.
  • Teşebbüs, pişmanlık başvurusu yaptığı ana kadar, kartele ilişkin hiçbir bilgi ve belgeyi imha etmemiş olmalı ve pişmanlık başvurusu yapacağına ilişkin bilgiyi gizli tutmalıdır.

ECN+ Direktifi’ne göre pişmanlık programına başvuran ve yukarıdaki şartları sağlayan bir teşebbüsün verdiği bilgiler soruşturma bakımından önemli nitelikteyse, bu teşebbüse uygulanacak para cezasında indirim yapılması gerekir.

Cezadan bağışıklık için pişmanlık programına başvuran bir teşebbüsün, yukarıda sayılanların yanında gizli bir kartele katılımını ifşa ederek rekabet otoritesinin soruşturma başlatmasını sağlayacak ilk delili de temin etmesi gerekiyor. Üye devletlerin yapacakları düzenlemelerle şartları sağlayan her teşebbüsün cezadan bağışık tutulabilmesini temin etmesi öngörülüyor. Bu durumun tek istisnası ise başvuruda bulunan teşebbüsün aynı zamanda  diğer teşebbüsleri kartele katılmaya zorlamış olması. Bu durumda söz konusu teşebbüs bağışıklıktan yararlanamıyor.

ECN+ Direktifi ve Türk Rekabet Uygulaması

Türkiye’deki rekabet düzenlemelerine ve Rekabet Kurumu’nun uygulamalarına bakıldığı zaman, ECN+ Direktifi ile büyük farklılıklar olduğunu söyleyemiyoruz. Ancak özellikle yerinde inceleme konusunda ECN+ Direktifi’nin düzenlemelerinin daha açık olduğunu söylemek mümkün.

Türk rekabet hukukunda Rekabet Kurumu’nun yerinde inceleme konusunda geniş yetkileri bulunuyor. Ancak Rekabet Kurumu’nun bu inceleme yetkisinin içeriği tam açıklıkla düzenlenmediğinden hangi bilgi ve belgelerin incelenebileceği konusunda çeşitli tereddütler bulunuyor. Örneğin Türk ceza hukukunda dahi dijital verilerin incelenebilmesi için ayrı bir usuli prosedür gerekirken Rekabet Kurumu dijital verileri genel inceleme yetkisi çerçevesinde inceleyebileceği görüşünde. ECN+ Direktifi ise hangi ortamda saklandığı önemli olmaksızın teşebbüsün tüm kayıtlarının incelenebileceğini düzenleyerek dijital verilerin incelenmesi noktasında açık bir hüküm öngörüyor.

Öte yandan, Türk rekabet hukukunda yerinde incelemenin teşebbüsler nezdinde yürütüleceği, teşebbüslerin yerinde incelemeyi engellemeleri halinde ya da ihtimalinde ise sulh ceza hakiminin kararıyla yerinde inceleme yapılabileceği düzenlenmiş durumda. Ancak ECN+ Direktifi ile bilindik yerinde incelemenin ötesinde mahkeme kararıyla, teşebbüs yöneticisi ya da çalışanlarının mülklerinde de inceleme yapılabileceği ayrıca düzenlenmiş durumda.

Bilindiği üzere Türk rekabet hukukunda yerinde incelemenin engellenmesi ya da bilgi taleplerine verilen cevapların yanlış ve yanıltıcı beyan içermesi, Rekabet Kurumu’na verilmiş taahhütlere uyulmaması ya da geçici tedbir kararlarına aykırı davranılması hallerinde çeşitli idari para cezaları öngörülüyor. ECN+ Direktifi’nde ise bu tip aykırılıkların sınıflandırılmasında ve bunlar için öngörülecek para cezasının hesaplanmasında bazı farklılıklar söz konusu.

Teşebbüslere verilecek en yüksek para cezasının belirlenmesi bakımından ise Türk rekabet hukuku ile ECN+ Direktifi arasında paralel bir seyir olduğunu söylemek mümkün. Türk rekabet hukukunda rekabet ihlalinde bulunan teşebbüslere ciroları üzerinden en fazla %10 oranında ceza verilebilmekte. ECN+ Direktifi ise söz konusu en yüksek ceza oranının %10’dan  daha az olamayacağını düzenliyor. Bu noktada, ECN+ Direktifi’nin verilecek en yüksek ceza oranının tabanını %10 olarak belirlerken tavan bakımından bir düzenleme getirmediğini ve dolayısıyla, yerel rekabet düzenlemelerinde daha yüksek oranların belirlenebileceğini hatırlatmakta fayda var.

ECN+ Direktifi’nin resmi olarak kabulünün ardından üye devletlerin kendi iç düzenlemelerini uyumlaştırmaları için iki yıllık süreleri olacak. Büyük farklılıklar barındırmamakla birlikte, Türk rekabet hukukunun ECN+ Direktifi’ne uyum sürecinin nasıl gelişeceğini ise ilerleyen süreç gösterecek.

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf