Veri Koruma Hukuku’nun İhlali Tek Başına Rekabet Hukuku’nun İhlali Anlamına Gelir mi? : Düsseldorf Bölge Mahkemesi’ne Göre Hayır!

Hatırlanacağı üzere bu yılın başında Almanya Rekabet Otoritesi Bundeskartellamt, Facebook hakkındaki soruşturmasını neticelendirmişti. Soruşturma neticesinde Facebook’un rekabeti ihlal ettiği tespit edilmiş, herhangi bir para cezası uygulanmadan ihlale neden olan davranışlara son verilmesi yönünde bazı tedbirlerin uygulanmasına karar verilmişti.

Bundeskartellamt tarafından verilen kararda Facebook’un, kullanıcıların verilerini ölçüsüz bir şekilde topladığı ve başka internet siteleri üzerindeki eklentileri sayesinde kullanıcıların bilgisi olmaksızın veri toplayabildiği belirtilmişti. Bundeskartellamt Facebook’un bu davranışlarını Alman Rekabet Kanunu GWB’nin (Gesetz gegen Wettbewerbsbeschränkungen) hakim durumun kötüye kullanılmasını düzenleyen  hükmüne aykırılık olarak değerlendirmişti. Kararda Facebook’un bu davranışları AB Genel Veri Koruma Tüzüğü GDPR (General Data Protection Regulation) ekseninde de değerlendirilmişti.

Bundeskartellamt’ın Şubat ayında açıkladığı bu Facebook kararı pek çok eleştiriye hedef oldu. Eleştirilerin başında ise Facebook’un karara konu davranışlarının rekabet hukukundan ziyade veri koruma hukuku ile ilişkili olduğu, bu nedenle Bundeskartellamt’ın düzenleyici kurum olarak kendisine tanınan yetki alanının sınırlarını aştığı gelmekteydi. Facebook da hakkında verilmiş karara karşı aynı eleştiriyi getirmiş ve Bundeskartellamt’ın kararına karşı itiraz sürecini işleteceğini belirtmişti.

Geçtiğimiz günlerde Facebook’un itirazı ilk meyvesini verdi. Karara karşı itiraz mercii olan Düsseldorf Bölge Mahkemesi, Bundeskartellamt’ın Facebook hakkında verilmiş kararının yürütmesini durdurdu ve rekabet otoritesinin kararındaki tedbirlerin uygulanmamasına karar verdi. Düsseldorf Bölge Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararında, Bundeskartellamt’ın kararında açık bir hukuka aykırılık olduğu konusunda ciddi şüphelerinin bulunduğunu belirtti ve “Facebook’un uygulamalarının veri koruma hukukuna aykırı oluşu doğrudan bir rekabet ihlaline işaret etmez” ifadeleriyle karara yönelik eleştirilerle benzer bir tavır sergiledi. Facebook’un davranışlarının yeni rakiplerin piyasaya girişine engel olduğuna yönelik herhangi bir değerlendirmenin Bundeskartellamt tarafından yeterince yapılmadığına dikkat çekilen yürütmeyi durdurma kararında, Google’ın nezdinde çok kapsamlı veriler barındırmasına karşın sosyal medya platformu Google+’ın piyasada tutunamayarak kapanması verinin tek başına rekabetçi avantaj sağlamayabileceği argümanına örnek olarak yer verildi.

Bundeskartellamt, Düsseldorf Bölge Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararının ciddi hukuki eksikliklerinin bulunduğunu belirterek kararın kaldırılması için temyiz merciine müracaat edeceğini açıkladı.

Asya Pasifik’ten gelişmeler!

Geçtiğimiz hafta Dentons Singapur ofisindeki rekabetçilerden Nicole Teo ile birlikte Tokyo’da gerçekleştirilen Uluslararası Barolar Birliği’nin (International Bar Association – IBA) sene ortası rekabet konferasında; Japonya, Kore, Çin, Hong Kong, Singapur, Filipinler, Avustralya, Hindistan rekabet dünyasının önemli isimlerinin yanı sıra Avrupa ve Amerika’dan pek çok düzenleyici, hukukçu ve ekonomistin deneyimlerini tartışma fırsatını yakaladık.

Konferansta rekabet dünyasının yakından takip ettiği online pazarlar, teknoloji devleri ve dijital platformlara yönelik rekabet hukuku değerlendirmeleri, uluslarası ticaret politikaları ile rekabet politikalarının etkileşimi, hâkim durumun özellikle fiyatlama yoluyla kötüye kullanılması, karteller ve pişmanlık başvuruları bakımından trendler ile karmaşık bildirim yükümlülüğü analizleri ve bildirimlere yönelik izlenimler paylaşıldı.

Oldukça bilgilendirici ve heyecanlı geçen konferansta edindiğimiz değişik bazı bilgileri ve dünya genelindeki rekabet eğilimlerine dair gerçekleştirilen tartışma özetlerini sizlere de aktarmazsak olmaz.

Biraz genel bilgi…

Rekabet politikaları ve kurallarının uygulanması bakımından özelllike otoriteler arasında uluslararası ve bölgesel işbirliklerinin önemi gün geçtikçe artıyor. Buna karşın, ülkeler arası uygulamalar farklılık gösterebiliyor. Örneğin; Asya Pasifik bölgesinde nispeten uzun süredir rekabet mevzuatına sahip olan ülkelerden biri olan Japonya’da, henüz düne kadar avukat-müvekkil gizliliği kabul edilmiyordu. Geçen hafta Japonya Rekabet Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrasında kartel dosyalarıyla sınırlı olmak üzere Japonya da avukat-müvekkil gizliliği ilkesini benimsemiş oldu.

Karteller ve pişmanlık başvuruları trendleri

Kartellere uygulanan cezalar sıkılaştırılırken ve pek çok farklı ülke idari para cezası yanı sıra cezai yaptırım da öngörürken, kartellerin deşifresinde en önemli mekanizmalardan biri olan pişmanlık başvurularının ve dolayısıyla kartel bulgularının dünya genelinde düşüşte olduğu gözlemleniyor. Bu düşüşün temel sebepleri arasında pişmanlık protokollerine ve prosedürlerine yönelik şeffaflığın gittikçe azalması, kartel davranışının tespitine yönelik standartların değişmesi, uzun soluklu – yüksek maliyetli ve belirsiz nitelikteki tazminat davalarında artışlar gibi unsurlar sıralanıyor.

Öyle ki, Japonya’da pişmanlık başvuruları 110’lardayken 70’lere düşmüş durumda. Singapur gibi daha çok uluslararası kartellere yönelik pişmanlık başvurularının gerçekleştirildiği ve bu kapsamda uluslarası kartel soruşturmalarının yürütüldüğü ülkelerde ise global trendin etkilerini görmek mümkün. Bu noktada, dünya genelinde hâkim olan düşüş eğiliminin tersine Avustralya’da pişmanlık başvurularının ve kartel soruşturmalarının gün geçtikçe arttığı gözlemleniyor.

Dünya genelindeki seyre karşılık ise pişmanlık başvuruları yanı sıra ihbar mekanizmaları geliştirilmesi, piyasanın yakından takibini sağlamak adına yatırımlar yapılması gibi konular önem kazanan noktalar olarak öne çıkıyor. Avrupa’da uygulamaya konulan ve online olarak anonim bir şekilde kartel uygulamalarının ihbar edilmesini kolaylaştıran whistleblowing toolu yanı sıra özellikle Asya Pasifik ülkelerinde ihbarcılara yönelik yüksek ödüller öngören mekanizmaların geliştirilmesi dikkat çeken noktalardan biri! Örneğin; Singapur’da kartel uygulamalarını ihbar eden kişilerin yüz bin dolara kadar ödüllendirilmesi mümkün. Söz konusu araçlar dışında rekabet otoritelerinin gün geçtikçe veri analizi gerçekleştiren uzmanlara, iktisatçılara ve yapay zekâya yatırım yaptığı gözlemleniyor.

Online pazarlar, teknoloji devleri, dijital platformlar

Rekabet alanında pek çok ülkenin gözü özellike e-ticaret alanına ilişkin kısıtlamalarda.

Avrupa’da gerçekleştirilen sektör incelemesinde de gözlemlendiği üzere, online dünyanın gelişimiyle dikey kısıtlamalar öne çıkıyor. Online dünyaya penetrasyonun artışı ile beraber fiyatlarda şeffaflığın hızla arttığı ve bu bakımdan hem tüketici hem farklı seviyelerdeki piyasa oyuncuları nezdindeki fiyat takibinin kolaylaştığı aşikâr. Söz konusu gelişmelere karşın özellikle, yeniden satış fiyatının tespiti ve bölgesel kısıtlar gibi konuların uzun bir süreden sonra tekrar gündeme oturduğu gözlemleniyor. Bu doğrultuda, online algoritma kullanımları, online trafiği şekillendiren markalara yönelik keyword kullanımı, websitesi yönlendirmeleri gibi konular Avrupa ve Amerika yanı sıra Asya-Pasifik bölgesinde de revaçta.

Bu noktada önem kazanan bir başka konu ise özellikle hızla güç kazanan ve hakim duruma gelen, hakim durumunu güçlendiren teşebbüslerin davranışlarına yönelik incelemeler. Sadece Amerika’da değil  Avrupa genelinde de pek çok incelemeye konu Amazon, Google gibi teknoloji devleri, Japonya, Hindistan gibi ülkelerde de incelemeye tabi!

Hakim durumun kötüye kullanılması ve fiyatlamalar

Hakim durumda olan teşebbüsler bakımından önem kazanan konulardan biri bedavaya sunulan hizmetler. İnternet kullanımındaki artış ile dijital dünyanın çehresinin genişlediği günümüzde, tüketicilerin pek çok bilgi vererek bedava ve anında elde edilen hizmetlere erişim sağladığı gözlemleniyor. Ancak, elde edilen bilgiler ile karşılaştırıldığında sunulan hizmetin ne kadar dengeli olduğu tartışmalı – işte bu noktada acaba hâkim durumdaki teşebbüsler bakımından sömürücü ya da dışlayıcı stratejiler mi benimseniyor konusu rekabet dünyasında kafaları kurcalıyor.  Bu bakımdan; veri ticareti, verinin maliyeti, kullanımı ve sunulan hizmet karşısında ilişkisi, zamanlama gibi hususların fiyatlamalar bakımından orantılı mı yoksa orantısız mı olduğu ve haksız bir uygulamanın benimsenip benimsenmediği ve davranışların rekabetçi mi yoksa rekabeti kısıtlayıcı mı olduğunun değerlendirilmesinde önemli olduğu belirtiliyor.

Karmaşık birleşme-devralmalar ve bildirim analizi

Birleşme-devralmalar ile ilgili olarak pek çok farklı ülkede tartışılan başlıklar ise şu şekilde sıralanıyor:

  • Bildirim analizi nasıl yapılacak?
  • Bildirime tabi karmaşık birleşme-devralma işlemleri bakımından  bildirim zorunluluğu olmayan ülkeler için  doğru adımlar nasıl belirlenecek?
  • Gun jumping uygulamaları etkin şekilde nasıl engellenecek?
  • Kontrol kavramının net bir şekilde anlaşılması ve süreçlerde kullanımı,
  • Geçerli taahhüt mekanizmalarının belirlenmesi,
  • Korunan sektörler hakkında bilinçli olarak hareket etme ve
  • tüm bu hususları göz önüne alarak strateji belirleme.

 Bu noktada, özellikle farklı ülkeleri etkileyen işlemlerde işlemin ilk aşamalarından itibaren rekabet hukuku analizini gerçekleştirmek önemli. Örneğin; tarafların büyüklükleri ve işlemden beklentileri doğrultusunda, işlem için öngörülen süreleri de dikkate alarak  carve out teknikleri konuşulabilir – ancak Çin gibi carve out uygulamalarına izin verilmeyen ülkeler bakımından bilgi sahibi olmak önemli!

Bu noktada, farklı ülkelerde farklı süreçlerin ve analizlerin gerçekleştiğini bilip  işlemleri bu gözle değerlendirmek ve işleme ilişkin sözleşmelerde, rekabet hukuku bakımından işlemin değerini dahi etkileyebilecek unsurları göz önüne alarak ilgili hükümlere yer vermek önem kazanıyor.

Uluslarası ticaret politikaları ile rekabet politikalarının etkileşimi

Rekabet hukuku bakımından ticaret savaşlarının etkilediği alanlar ilgili pazar analizi, birleşme-devralma incelemeleri ve taahhüt sistemleri olarak öne çıkıyor. Bu doğrultuda, özellikle korumacı ve ulusalcı bir yaklaşımın globalleşme ile çakıştığı, çok taraflı politikalar karşısında tek taraflı politikalara ağırlık yüklendiği durumlarda, piyasaların bazı oyunculara ve oyunlara ne derece serbest ve hoşgörülü yaklaştığı rekabet politikalarını da doğrudan etkiliyor.

Amerika-Çin arasındaki ticaret savaşları ortamında özellikle, Amerika’da Çin menşeili şirketlere yönelik uygulamalar yanı sıra söz konusu gelişmelerin Avrupa’daki işleyişi de etkilediği gözlemleniyor. Bu bakımdan, yakın zamanda Avrupa Komisyonu’nun Siemens-Alstom Kararı ses getiren bir örnek! Öyle ki, söz konusu kararda ilgili pazarın Avrupa sınırlarını aşarak dünya olarak tanımlanması gerektiği, zira ulusal şampiyonların esasen Çin menşeili şirketler olduğu ve dünya genelinde rekabet ettiği argümanları öne sürülmüştü. Buna karşın Çin’in pazar lideri olmasının sebebinin ülkenin coğrafi olarak oldukça büyük olması ve Avrupa’daki ulusal şampiyonların teknoloji bakımından avantajlı olması gibi unsurlar ele alınarak işleme izin verilmemişti.  Bu karar ise Çin pazarının hafife alındığı ve bu bakımdan rekabetçi etkilerin tekrar revize edilmesi gerektiği yönündeki pek çok yorumu da beraberinde getirdi. Katıldığımız konferansta gördük ki Japonya gibi ülkeler de söz konusu yoruma katılan ülkeler arasında yer alıyor.

Etkinlik: Türkiye’de Rekabet Hukuku Perspektifinden 2018 Yılı ve 2019 Yılı ve Sonrası için Öngörüler

Geçtiğimiz hafta, BASEAK Rekabet ve Regülasyon departmanı bünyesinde, Türkiye’de 2018 yılının rekabet hukuku açısından nasıl geçtiğine ve önümüzdeki dönemde rekabet politikası ve rekabet hukuku uygulaması adına bizleri neler beklediğine ilişkin bir etkinlik düzenledik.

Farklı sektörlerde faaliyet gösteren çeşitli şirketlerin hukuk departmanlarından avukatların katılımıyla gerçekleştirdiğimiz panelin ilk bölümünde departmanımız bünyesinde “counsel” olarak görev yapan Av. Bora İkiler ile Evren Sesli, “Rekabet Hukukunda Öne Çıkan Başlıklar: 2018’e Bakış” adlı bir sunum gerçekleştirdiler. Bu oturumda, Rekabet Kurumu’nun 2018 yılındaki faaliyetlerine ilişkin yayınladığı Yıllık Rapor’da sunulan veriler, (i) rekabet savunuculuğu, (ii) birleşme ve devralmaların kontrolü, (iii) rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar, (iv) hakim durumun kötüye kullanılması ve (v) usul olmak üzere beş ayrı alt başlık altında değerlendirildi. Rekabet Kurulu’nun teşekkülündeki değişikliklerin rekabet hukuku uygulamasına etkisinden, Kurul’un son zamanlarda verdiği tartışmalı kararlara, Kurul’un ortak girişimlerde tam işlevselliğe yaklaşımından, teknoloji yoğun pazarlardaki rekabet hukuku ihlallerine karşı reaksiyonlarına kadar geniş yelpazede değerlendirmeler katılımcılarla paylaşıldı.

Bu bölümün sonunda ise avukat sayısı bazında Dünya’nın en büyük uluslararası “elit” hukuk bürosu olan Dentons’ın Brüksel ofisi bünyesindeki ortak avukatı Yves Botteman, 2018 yılını Avrupa rekabet hukuku açısından ortaya koyan bir sunum gerçekleştirdi. 2018 yılının genel değerlendirmesinin yanında 2019 yılına ilişkin öngörülerin de paylaşıldığı bu bölümde Avrupa Komisyonu’nun dijital piyasalara yaklaşımı, yoğunlaşmaların kontrolünde inovasyon güdüsü ve imkanının önemindeki artış ve Brexit’in özellikle İngiltere’de halihazırda açılmış olan rekabet hukuku ihlallerinden kaynaklanan tazminat davalarına potansiyel etkisi gibi konular öne çıkan başlıklar olarak dikkat çekti.

Etkinliğin ikinci bölümünde BASEAK Rekabet ve Regülasyon departmanının ortak avukatı Av. Şahin Ardıyok moderatörlüğünde, Türkiye’de rekabet politikasına ve rekabet hukukuna yönelik 2019 yılı ve sonrası için öngörülerin paylaşıldığı bir panel gerçekleştirildi. Panelin katılımcıları arasında Bahçeşehir Üniveritesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emin Köksal, geçmişte Danıştay tetkik hakimliği ve idare mahkemesi başkanlığı da yapmış olan eski Rekabet Kurulu üyesi ve başkan vekili Av. Reşit Gürpınar ve Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Muzaffer Eroğlu bulunmaktaydı. Rekabet Kurulu’nun idarî yapısında yapılması gereken değişikliklerden, halihazırda üzerinde çalışılmakta olan kanun taslağına; teknoloji yoğun pazarlara ilişkin rekabet politikalarından, yeniden satış fiyatının belirlenmesine ilişkin güncel Rekabet Kurulu kararlarına kadar birçok farklı konu üzerinden Türkiye’de rekabet hukukunun geleceğine ilişkin deneyimli panelistlerin öne sürdüğü düşünceler, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.

Türkiye’de rekabet hukukunun güncel problemlerini ve geleceğini farklı sektör temsilcileri ile paylaşıp tartıştığımız etkinliğin bir yenisini yapmak için sabırsızlanıyoruz!

Dijital platformlara yönelik rekabet politikasında popülizm ve sağduyu arayışı

Şahin Ardıyok, Emin Köksal

Dijital platformların ekonomik ve sosyal hayatta kapladığı alan büyüdükçe bir yandan daha önce tasavvur edemediğimiz hizmetlerin ortaya çıktığına, diğer yandan da çok boyutlu kaygıların belirdiğine şahit oluyoruz. Bu kaygılar rekabet politikası alanında hem yeni söylemleri hem de müdahaleleri beraberinde getiriyor. Bu söylem ve müdahaleler sadece Kuzey Amerika ya da Avrupa ülkelerinde değil, Hindistan’dan[1] Türkiye’ye kadar birçok gelişmekte olan ülkenin gündeminde önemli bir yer tutuyor. Zira her biri küresel dev haline gelen bu platformların gelişimi, kimi kesimlere kazanç sağlarken bazı kesimlerin de var olan kazançlarını azaltıyor. Öte yandan, bu platformlar tarafından toplanan kişisel verilerin bir taraftan tüketici refahını artırırken diğer taraftan mahremiyete zarar verecek şekilde veya politik çıkarlar için kullanılması ise kamuoyunda hassasiyeti arttırarak popülist politikalara zemin hazırlıyor.

Popülist söylemler

Popülist olarak nitelendirilebilecek önerilerden biri bu dev platformları bölmek, hatta parçalara ayırmak şeklinde söylemler olarak karşımıza çıkıyor. Bu görüşü bugünlerde açıkça dillendiren kişi, ABD’de Demokratların olası başkan adayı Senatör Elizabeth Warren[2]. Warren -her ne kadar bu açıklıkta belirtmese de- dev platformların bölünmeleriyle ölçeklerinin sınırlanacağını, mevcut ve potansiyel rakiplerin rekabet şansının artacağını ve bunun da arzu edilir bir rekabetçi piyasa düzenine işaret edeceğini dile getiriyor. Bu söylem, ilk bakışta oldukça hakkaniyetli bir yaklaşımı çağrıştırıyor olabilir. Ancak, bu tür bir müdahalenin hem hukuki hem de iktisadi temellerinin somut bir şekilde gerekçelendirilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Daha açık bir ifadeyle, böylesi yapısal bir müdahalenin olmaması durumunda toplum refahının olumsuz etkileneceğinin somut iktisadi verilerle ortaya koyulması; hukuk kurallarının ve buna ilişkin içtihadın bu müdahaleye izin veriyor olması gerekir.

Geçmişten gelen ses: Verizon v. Trinko kararı

Bir şirketin büyük ve güçlü olmasının bu şirkete karşı doğrudan müdahaleleri meşru kıldığını söylemek çok da doğru olmaz. Özellikle yapısal piyasa aksaklıklarının bulunduğu elektrik, telekom gibi altyapı endüstrileri dışında böyle bir müdahalenin uygulanabilirliği oldukça tartışmalıdır. Bu konuda telekomünikasyon hukuku ile ilgili görüşlerde sıklıkla atıf yaptığımız Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin örnek niteliğindeki Verizon v. Trinko kararını hatırlatmak yerinde olacaktır. Yüksek Mahkeme, kararında bu durumu şu şekilde ortaya koymuştur[3]:

Tekel gücüne sahip olunması ve bunun doğal sonucu olan tekelci fiyatlar uygulanması sadece Yasa’ya uygun olmakla kalmamakta, aynı zamanda serbest piyasa sisteminin de önemli bir unsurunu teşkil etmektedir. En azından kısa bir süre için tekelci fiyatlama fırsatı, iş zekasını cezbeden unsurdur; ayrıca inovasyon ve iktisadi büyüme yaratacak risk almayı da teşvik eder.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan rekabet otoritesi FTC’nin başkan yardımcısı Andrew Finch, dijital ekonomideki gelişmeleri değerlendirirken Verizon v. Trinko kararının yukarda aktarılan kısmına dikkat çekti[4]. Finch, bugün rekabet için birer tehdit olarak görülen Google, Facebook, Amazon vb. platformların, şimdi sahip oldukları üstünlüklerin inovasyon ve yatırım güdüsünden kaynaklandığını, rekabet otoritelerinin görevinin ise tüketici talebini karşılayacak bu üstünlükleri elde edilebilecek yarışın hızlandırılması olduğunu söyledi. Finch bu konudaki görüşünü, “geleceğin yenilikçilerinin neler yapabileceği bu güdüleri koruduğumuz sürece bizleri şaşırtacaktır” şeklinde dile getiriyor. Kısacası Finch, bir şirketin büyük ve güçlü olmasının onun hareketlerinin doğrudan kısıtlanmasını gerektirmediğini vurguluyor. Konumu itibariyle Finch’in görüşlerinin bir anlamda FTC’nin söz konusu meselelere bakış açısını yansıttığını söylemek mümkün.

Benzer bir politika anlayışına sahip kurum yine Amerika kıtasından, Kanada rekabet otoritesi olarak karşımıza çıkıyor. Kanada rekabet otoritesinin geçen yıl yayınladığı rapor[5], şirketlerin sadece güçlü konumda bulunmaları ve/veya büyük veri sahibi olmaları sebebiyle doğrudan müdahaleler ile karşılaşmamaları gerektiğini açık bir biçimde ortaya koyuyor. Dahası, rekabet politikasının temel amacının herhangi bir ticari başarıyı -hâkim durum yaratması ve yoğunlaşmayı arttırması durumunda dahi- cezalandırmaması gerektiğinin altını çiziyor. Aksi bir politikanın yenilik yaratma güdüsünün, etkinliği sağlamak için gerekli ölçek ve kapsam ekonomilerine ulaşmayı engelleyen sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.

Atlantik’in karşı yakası

Her otoritenin yukarda anlatıldığı şekliyle daha az müdahale yanlısı olmadığını da hatırlatmak gerekir. Zira Avrupa Komisyonu’nun yıllardır devam eden ve son dönemde rekor cezalar ile somutlaşan bu dev şirketler ile olan mücadelesini biliyoruz. Bu tutumun devam edip etmeyeceği konusunda ise geçtiğimiz haftalarda uzmanlarca Komisyon için hazırlanan bir rapor[6], merakları bir anlamda gidermiş durumda.

Dijital pazarlar konusunda pek çok konuya değinen bu raporda yer alan en önemli görüşlerden biri, hâkim durumdaki bir teşebbüsün rekabeti kısıtlayıcı hareketlerinin gözlenmesi durumunda yaratılan tüketici refah artışı açıkça ortaya konulamıyorsa tüketici zararının çok katı şekilde aranmasının gerekmediği belirtiliyor[7]. Bu bağlamda Komisyon’un raporda sunulan tavsiyeleri uygulaması durumunda görece sert tutumumun süreceğini söylemek mümkün. Avrupa’nın bu bakış açısına yönelik, yüreği iktisatla atan bizlerin değerlendirmesi ise kuşkularla dolu. Dışlayıcı uygulamaları etki bazlı değerlendirme ile ele alan ve daha sıkı bir birleşme & devralma politikası öngören bir yaklaşımın, Avrupa’da da çok sayıda yenilikçi şirket doğurabileceğine inanıyoruz.

Özetle

Dijital pazarlardaki rekabet politikasının önümüzdeki süreçte gerek yeni düzenlemeler gerekse yeni içtihatlar ile ilgi odağı olacağı kesin gibi görünüyor. Fakat, şunu unutmamak gerekir diye düşünüyoruz. Rekabet hukuku ve uygulamalarını da içeren rekabet politikasının her derde deva olmasını beklememek gerekir. Dijital pazarlara dair meselelerin çok boyutlu bazı sorunları barındırması sebebiyle vergi, kişisel veriler vb. alanlardaki düzenlemelerin de bu bileşenin bir parçası olması gerekir.


[1] Bkz. ÇINAR, G. (4 Nisan 2019). Hindistan’da doğrudan yabancı yatırımın kuralları değişiyor: Çevrimiçi platformların başı yine dertte! Rekabet Regülasyon. Erişim tarihi 25.04.2019,http://www.rekabetregulasyon.com/hindistanda-dogrudan-yabanci-yatirimin-kurallari-degisiyor-amazonun-basi-yine-dertte/.

[2] HERNDON, A. S. (8 March 2019). Elizabeth Warren Proposes Breaking Up Tech Giants Like Amazon and Facebook. The New York Times. Erişim tarihi 25.04.2019, https://www.nytimes.com/2019/03/08/us/politics/elizabeth-warren-amazon.html

[3] Verizon Communications, Inc. v. Law Offices of Curtis V. Trinko, 540 US 398 (2004). Erişim tarihi 25.04.2019, https://supreme.justia.com/cases/federal/us/540/02-682/

[4] McDONNEL, C. (26 March 2019). US DOJ view of digital platforms guided by Trinko. Global Competition Review.  Erişim tarihi 25.04.2019, https://globalcompetitionreview.com/article/1189234/us-doj-view-of-digital-platforms-guided-by-trinko

[5] CBC (2018). Big data and innovation: key themes for competition policy in Canada. Erişim tarihi 25.04.2019,  https://www.competitionbureau.gc.ca/eic/site/cb-bc.nsf/vwapj/CB-Report-BigData-Eng.pdf/$file/CB-Report-BigData-Eng.pdf

[6] CRÉMER, J., DE MONTJOYE, Y. A., & SCHWEITZER, H. (2019). Competition Policy for the Digital Era. Erişim tarihi 25.04.2019,  http://ec.europa.eu/competition/publications/reports/kd0419345enn.pdf

[7] Bkz. SESLİ, E. ASLAN, R. (10 Nisan 2019). Ayna ayna söyle bana, var mı rekabet politikası dijital piyasalara? : Artık var! Rekabet Regülasyon. Erişim tarihi 25.04.2019, http://www.rekabetregulasyon.com/ayna-ayna-soyle-bana-var-mi-rekabet-politikasi-dijital-piyasalara-artik-var/

Ekibimizden yeni bir başarı: Evren Sesli Counsel Oldu!

Ekim 2017 tarihinde ekibimize katılan Rekabet Kurumu’nun eski başuzmanı ve ekonomisti Evren Sesli’nin Counsel pozisyonuna terfi ettiğini duyurmak isteriz.

Yaklaşık 1,5 yıldır Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı’nın (BASEAK) Rekabet ve Regülasyon Departmanı bünyesinde kıdemli danışman olarak görev yapan Evren Sesli, özellikle farklı sektörlerdeki müvekkillerimize yönelik rekabet hukuku danışmanlığı ve rekabet uyum programlarının yürütülmesindeki başarılarıyla dikkat çekti.

Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi İktisat bölümünde tamamlayan Evren Sesli ayrıca, “Online Reklamcılık Sektörü’nde Göze Çarpan Rekabet Politikaları Endişeleri” üzerine yazdığı tez ile İtalya’daki Bocconi Üniversitesi’nden ekonomi alanında yüksek lisans derecesini aldı.

Evren Sesli, engin birikimi ve değerli katkılarıyla BASEAK’ı güçlendirmeye devam edecek.

Kendisini kutluyoruz!

Buzdağının görünen yüzü: Otomotiv ve telekomünikasyon dünyası arasındaki patent lisansı çekişmesi geleceği şekillendirebilir

Daimler ile Nokia arasında patent lisansı konusunda yaşanan uyuşmazlık Avrupa rekabet otoriteleri önüne taşındı. Avrupa Komisyonu’nun yapacağı değerlendirme yalnız otomotiv ve telekomünikasyon dünyalarını değil nesnelerin interneti çağını da etkileyebilir; bu bakımdan Daimler-Nokia uyuşmazlığı aslında buzdağının yalnızca görünen yüzü.

Almanya merkezli dünya otomotiv devlerinden Daimler ile Finlandiya merkezli mobil iletişim öncüsü Nokia arasında bir süredir devam eden müzakere süreci ve uyuşmazlık, Daimler’in Avrupa rekabet otoritelerine başvurmasıyla birlikte rekabet dünyasında önemli bir gündem konusu haline geldi. Avrupa Komisyonu’nun Daimler’in şikâyeti üzerine yapacağı değerlendirme, Standarda Esas Patentlerin (Standard Essential Patents ya da SEP) inovasyon ile şekillenen nesnelerin interneti (Internet of Things ya da IoT) çağında nasıl ele alınacağı bakımından yol gösterici olabilecek. Yani Nokia’nın patentlerin lisanslanması konusundaki tutumunun Avrupa Komisyonu tarafından nasıl değerlendirileceği, IoT çağında nesnelerin ihtiyaç duyacakları haberleşme teknolojilerinin nasıl lisanslanacağı konusunu da yakından ilgilendirecek.

SEP ve FRAND

SEP’ler belirli bir endüstri standardının sağlanabilmesi için gerekli olan patentlerdir ve SEP’ler olmaksızın cep telefonu gibi standarda uyumlu ürünlerin üretilmesi için gerekli teknolojilerin kullanılması mümkün değildir. SEP sahibi bir teşebbüs, ilgili piyasada bir standart olmasaydı sahip olmayacağı ölçüde bir pazar gücü elde edebilmektedir[1]. Dolayısıyla SEP lisansı talep edenlerin bu taleplerinin SEP sahibi teşebbüslerce reddedilmesi rekabet hukuku açısından dışlayıcı davranış olarak nitelendirilebilmektedir.

SEP kavramıyla birlikte gündeme gelen ve lisanslama müzakerelerinde önemli ağırlığı olan bir diğer kavram ise FRAND’dır. Adil, makul ve ayrımcı olmayan (fair, reasonable, and non-discriminatory) ifadelerinden türetilen FRAND yükümlülüğü, SEP sahibi teşebbüslerin standarda uyum için gerekli olan bu patentlerinin kullanımına lisans yoluyla izin vermeleri sürecinde adil, makul ve ayrımcı olmayan şartlar belirlemelerini gerekli kılıyor. FRAND, fikri mülkiyet hakkı sahiplerinin lisanslamayı reddetmek ya da sektör bir standarda bağlandıktan sonra adil veya makul olmayan (fahiş) ya da ayrımcı bedeller talep etmek yoluyla bir standardın uygulanmasını güçleştirmelerini engelleyebilir[2]. Uygulamada Avrupa Komisyonu FRAND’ın fiyat açısından ne şekilde ele alınacağına ve ne tip lisans ücretlerinin FRAND ile uyumlu olacağına ilişkin değerlendirmeyi mahkemelere bırakma yolunda tavır sergiliyor.

Tedarik zincirinin hangi halkası lisanslanacak?

FRAND kapsamında SEP lisanslaması yapılacak olsa da lisanslamanın tedarik zincirinin hangi safhasına yönelik olması gerektiği konusunda uygulamada bir görüş birliği yok. Nitekim Daimler ile Nokia arasındaki uyuşmazlık da buradan kaynaklanıyor. Bu patentlerin lisans ile kullanılacağı nihai ürünlerin üreticilerinin (örneğin otomobil üreticisi Daimler) argümanına göre SEP sahiplerinin lisanslama başvurusunda bulunacak tüm teşebbüslere bu lisansları FRAND kapsamında temin etmesi gerekir. Nihai ürünün üretim safhasında çokça parça tedarikçilerden temin edilmektedir ve bu tedarikçilerce lisanslama başvurusunda bulunulduğunda SEP sahibi teşebbüslerce FRAND kapsamında ayrımcılık yapılmaksızın bu başvurulara olumlu cevap verilmelidir. Üreticilerin bu görüşü Avrupa Komisyonu’nun rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager’in görüşleriyle de uyumlu görünüyor. Vestager daha önceki bir ifadesinde SEP sahibi teşebbüsün sözleşme yapma mecburiyetine gönderme yaparak “talep eden tüm üçüncü kişilere” lisans verilmesi gerektiğini belirtmişti.

Öte yandan Nokia’nın da aralarında bulunduğu SEP sahibi teşebbüsler ise, tedarikçilerin SEP’i lisansla alıp almadıklarının takibinin çok güç olduğu ve uygulamada karmaşıklığa yol açtığı argümanlarıyla lisanslamanın nihai üreticiler seviyesinde yapılması gerektiği kanaatindeler.

Esasen bu uyuşmazlığın temelinde fiyat unsurunun yattığı şeklinde bir yorum yapmak mümkün. Zira eğer SEP sahibi teşebbüsler tedarik zincirindeki teşebbüslere lisans verirse, lisans ücreti üretici teşebbüsün üzerinde kalmamış ve tedarik zincirindeki teşebbüslere dağıtılmış oluyor. Ücretin tedarik zincirine dağıtılmadığı halde Daimler gibi araç üreticileri araç başına 15 Amerikan Doları gibi bir lisans ücretiyle karşılaşıyorlar. Nokia hâlihazırda lisanslama faaliyetlerini 2G, 3G ve 4G gibi teknolojilerin lisanslamalarının yapıldığı Avanci adlı platform üzerinden yapıyor ve bilindiği kadarıyla platform üzerinden lisans alan tek otomotiv sektörü oyuncusu BMW. Nokia tarafından şikâyetin, Daimler’in lisans almama çabalarının bir ürünü olduğu ifade ediliyor. Daimler ise şikâyetin, otomotiv sektörü ile SEP lisansı sahipleri arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulmasında önemli olduğu kanaatinde.

Avrupa Komisyonu 2013 yılında Microsoft’un Nokia’nın mobil telefon ve tablet işini devralması işleminde Nokia’nın SEP lisanslama faaliyetleriyle ilgili endişelerini dile getirmişti. Her ne kadar SEP lisanslamaları devralma incelemesinin kapsamında olmasa da Komisyon devralma sonrasında Nokia’nın patent lisans faaliyetlerini yakından izleyeceğini belirtmişti.

Her ne kadar Daimler’in şikâyeti yalnızca araç iletişim sistemlerinin lisanslanmasına ilişkin olsa da otomotiv sektörü oyuncuları ile SEP sahibi telekomünikasyon sektörü oyuncuları arasındaki çekişme nesnelerin interneti evrenine ilerledikçe ortaya çıkabilecek sorunlara bir ışık tutuyor. Nesnelerin birbirleriyle haberleşmelerinde önemli yere sahip olan telekomünikasyon patentlerinin lisanslamasının kolay yapılamaması veya ücretlerinin yüksek olması durumunda rekabet otoritelerinin inovasyonun önünü açma amacıyla SEP sahibi teşebbüsleri yakından izlemesi ve aksiyon alması beklenebilir.


[1] Antitrust decisions on standard essential patents (SEPs) – Motorola Mobility and Samsung Electronics – Frequently asked questions, http://europa.eu/rapid/press-release_MEMO-14-322_en.htm

[2] Yatay İşbirliği Anlaşmaları Hakkında Kılavuz, Rekabet Kurumu, para. 258.

Hindistan’da doğrudan yabancı yatırımın kuralları değişiyor: Çevrimiçi platformların başı yine dertte!

Bir süredir, başta Amazon olmak üzere çevrimiçi satış platformları Avrupa Komisyonu’nun gündeminde. Komisyon’un rekabetten sorumlu üyesi Margrethe Vestager yaptığı açıklamada, Amazon’un alıcılarla satıcıları buluşturduğu platform aracılığıyla topladığı verileri kendi ürünlerinin satışını arttırmak için kullanıp kullanmadığının incelemekte olduğunu hatırlatıyor. Benzer bir inceleme halihazırda Avusturya Rekabet Otoritesi nezdinde de yürütülüyor. Alman Rekabet Otoritesi Bundeskartellamt ise 2018 yılının Aralık ayında Amazon’un hakim durumunu kötüye kullanıp kullanmadığını belirlemek üzere soruşturma başlatmıştı.

Tüm Avrupa’da Amazon’un iş modeli bu şekilde yakından incelenirken bir darbe de Hindistan’dan geldi. Hindistan Ticaret Bakanlığı’nın öngördüğü doğrudan yabancı yatırım politikasındaki değişiklik, 2018 yılının sonunda yayımlandı ve Şubat ayında resmen yürürlüğe girdi. Bu yeni düzenlemeden en fazla etkilenenler tabi ki Amazon ve Hindistan’ın ikinci büyük çevrimiçi satış platformu Flipkart oldu. Nitekim mevcut durumda bu iki şirket birlikte çevrimiçi satış pazarının %60’ını elinde bulundurmakta.

Peki, bu değişiklikte neler yer alıyor?

Esasen söz konusu değişiklik ile yabancı sermayeli çevrimiçi platformların, bu platformlar aracılığıyla kendi ürünlerini satan satıcılar üzerinde baskı kurması engellenmeye çalışılıyor. Buna göre söz konusu platformların kendi markalarını taşıyan ürünlerini bu platformlarda satması engelleniyor.

Burada neden bahsettiğimizi daha iyi anlatabilmek için Amazon, Flipkart gibi çevrimiçi platformların iş modeline kısaca değinmek gerekir. Yabancı sermayeli Amazon ve Flipkart, platformlarında (internet sitelerinde) hem üçüncü taraf satıcıların hem de kendi (Amazon, Flipkart markalı ürünlerin) satışını gerçekleştiriyor. Son dönemlerde üçüncü taraf satıcıların en büyük şikayeti ise bu platformların kendi markalarını taşıyan ürünleri, fiyatlama politikalarıyla kayırdığı yönünde. Söz konusu değişikliğin geçtiğimiz Şubat ayında yürürlüğe girmesiyle artık Amazon veya Flipkart, Hindistan internet sitesinde kendi markalı ürünleri satamayacak.

Benzer şekilde platformun, platform sahibi şirketi kontrol eden şirketin veya bu şirketin iştiraklerinin hissesine sahip olduğu satıcıların da bu platformda satış yapması mümkün olmayacak. Bu yasağın kapsamına platformun, satıcının envanterinin %25’inden fazlasını kontrol ettiği durumlar da giriyor. Söz konusu platformların satıcılarla imzaladığı sözleşmelerde münhasırlık hükümlerine yer vermesi de bu değişiklikle yasaklandı. Dolayısıyla Amazon gibi çevrimiçi platformlar, satıcıları münhasıran bu platformlarda (çevrimiçi olarak) satış yapmaya zorlayamayacak.

Çalışmalar ticaret birliklerinden gelen şikayetler üzerine başladı

Yapılan açıklamalara göre Amazon ve Flipkart’ın çevrimiçi satış pazarındaki gücü arttıkça, bu platformların üçüncü taraf satıcılar üzerindeki baskıları da artmaya başladı. Platformların, kendi ürünlerini bu satıcıların ürünlerinin aksine çok düşük fiyatlardan satışa sunması, yüksek indirimler uygulaması, platform aracılığıyla edindiği bilgileri kendi satışlarını arttırmak için kullanması ve bu satıcılara münhasıran platform üzerinden satış yapma yükümlülüğü getirmesi sonucu satıcılardan ve ticaret birliklerinden şikayetler yağmaya başladı. Söz konusu şikâyetlere kulak veren Ticaret Bakanlığı çalışmalar başlatarak geçtiğimiz Aralık ayında söz konusu değişikliği 2019 yılının Şubat ayında yürürlüğe girmek üzere yayımladı. Değişikliğin yürürlüğe girmesi beklenirken, Flipkart’ın değişiklikle öngörülen yükümlülüklerinden kaçınmak için birtakım uygulamalarda bulunduğuna ilişkin şikâyetler gelmeye devam etti.

Amazon ise ilgili bakanlık ile iletişime geçerek değişikliğin kapsamı ve uygulamasına ilişkin detaylı bilgi almaya çalıştığını, iş modelini ise bu yeni düzenlemeye göre gözden geçireceğini açıkladı.

Bu düzenleme kimlerin işine yarayacak?

Söz konusu değişiklik ile çevrimiçi platformlar üzerinden satış yapan üçüncü taraf satıcılar üzerinde kurulan baskıların bertaraf edilmesi amaçlanıyor. Dolayısıyla bu yeni düzenlemeden ilk olarak,

  • çevrimiçi platformlarda satış yapan,
  • platform, platformu kontrol eden şirket ya da bu şirketin iştiraklerinin herhangi bir hissesine sahip olmadığı satıcılar yarar sağlayacak.

Tahmin edileceği gibi, çevrimiçi satışların başlaması ve bu platformların satıcıları münhasıran çevrimiçi mecralarda satış yapmaya zorlaması ile brick & mortar olarak adlandırılan geleneksel kanallardan satışlar önemli derece azalmıştı. Platformların sözleşmelerinde münhasırlık hükümlerine yer vermesinin yasaklanması ile brick & mortar satışlarının tekrar artması, bu kanalda yaklaşık olarak %19’luk bir büyüme yaşanması bekleniyor[1].

Amazon ve Flipkart gibi çevrimiçi platformların işini zorlaştıran bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile bu platformların Hindistan’da uyguladığı iş modellerini revize etmesi için süreç başladı. Eğer yeni düzenlemeye uyum süreci başarılı olarak yürütülemezse, Amazon’un başı Avrupa’da olduğu gibi Hindistan’da da belaya girecek gibi duruyor.


[1] https://economictimes.indiatimes.com/industry/services/retail/brick-and-mortar-to-see-additional-sales-of-rs-10000-12000-crore-in-2020-due-to-recent-fdi-norms-crisil/articleshow/67524904.cms