Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Duymayan kalmasın: gun jumping’e ilişkin kriter açıklandı!

Duymayan kalmasın: gun jumping’e ilişkin kriter açıklandı!

Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız yazımız ile Avrupa Komisyonu’nun Altice kararı hakkındaki basın açıklamasını ve bu açıklama kapsamında hangi davranışların gun jumping olarak değerlendirildiğini aktarmıştık. Komisyon’un gerekçeli kararı ise geçtiğimiz günlerde yayınlandı ve karar gun jumping ihlallerine ilişkin olarak son derece bilgilendirici nitelikte.

İzinden/bildirimden önceki süreçte devralan şirketin, devralınan şirket tarafından verilen kararlarda veto hakkına sahip olmasının, şirketin pazarlama faaliyetleri ve bilgi değişimine yönelik politikaları hakkında söz sahibi olmasının Komisyon tarafından gun jumping olarak değerlendirildiğinden bahsetmiştik. Söz konusu kararı incelediğimizde ise, ihlal teşkil eden davranışların tespitine ilişkin bir kriter belirlendiğini ve davranışların Komisyon tarafından bu doğrultuda değerlendirildiğini görüyoruz.

Komisyon kriterini belirliyor, ona göre değerlendiriyor!

Bahsettiğimiz kriter ise devralınan şirket üzerinde “kontrol sağlayan davranışların” bu şirketin değerini korumak için kesinlikle gerekli olup olmadığı şeklinde karşımıza çıkıyor. Başka bir deyişle, devralan şirkete sağlanan yetkilerin, devre konu şirketin işlemin tamamlandığı tarihte değer kaybetmemiş olması için ne derece gerekli olduğu inceleniyor.

Bu kapsamda Komisyon Altice’in, PT Portugal’ın (i) yöneticilerine, (ii) fiyatlandırma politikasına ve (iii) sözleşmeye girme, sözleşmeyi feshetme ve değiştirme serbestine müdahalesini, söz konusu yetkilerin PT Portugal’ın değerinin korunması için ne kadar gerekli olduğu süzgecinden geçiriyor. Komisyon, devre konu şirketin faaliyetleri için vazgeçilmez olan bir çalışanın şirket bünyesinde muhafaza edilmesi için yapılan genel nitelikli gözetimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak herhangi bir çalışanın sözleşmesinde yer alan şartlara ilişkin veto hakkına sahip olmak gibi geniş yetkilerin “kontrol sağlayan davranış” olarak değerlendirileceğini söylüyor. Benzer şekilde Komisyon, teşebbüslerin, belirlediği ticari koşullar açısından bağımsız olmasına yönelik en önemli koşulun fiyatlandırma politikalarına yönelik bağımsızlık olduğunu vurguluyor. PT Portugal’ın, Altice’in onayı olmaksızın bu politikalarda değişikliğe gidemiyor olması, Altice’e bu konularda da veto hakkı tanınmış olmasını devre konu şirketin ticari bağımsızlığının sınırlanması olarak değerlendiriyor ve bu tür bir yetkinin şirketin değerinin korunması açısından zaruri olmadığını vurguluyor. Son olarak Komisyon, devre konu şirketin imzalayacağı anlaşmalar ve vereceği taahhütlere ilişkin olarak genel bir gözetim yetkisini orantılı bulurken, Altice’in düşük olduğu değerlendirilen bir eşiğin üzerindeki her türlü ticari işlemde veto yetkisine sahip olmasını şirketin değerinin korunması için gerekli olandan geniş bir yetki olarak değerlendiriyor. PT Portugal’ın değerinin, imza tarihinden kapanışın gerçekleştiği tarihe kadar korunması için elzem olmayan bu tür yetki transferleri ise gun jumping olarak değerlendiriliyor.

Bilgi değişimine ilişkin önemli tespitler!

Soruşturma sürecinde Altice’in düzenli olarak PT Portugal’dan hassas ticari bilgi talebinde bulunduğunu tespit eden Komisyon, devralma işlemleri açısından taraflar arasında belirli ölçüdeki bilgi paylaşımının işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli olabileceğini vurguluyor. Ancak burada da söz konusu bilgi paylaşımının devralan şirkete izinden/bildirimden önce devre konu şirkete ilişkin konularda karar alma yetkisi tanıyıp tanımadığını değerlendiriyor. Bu doğrultuda Altice tarafından düzenli olarak bilgi talep edilmesinin ve PT Portugal tarafından bu tür stratejik bilgilerin güncel ve detaylı olarak paylaşılmasının rekabeti, işlem açısından gerekli olandan fazla sınırladığına karar veriyor.

Kararda yer verilen önemli bulgulardan bir tanesi ise Komisyon’un yerinde incelemelerde elde ettiği dokümanlardan, Altice’in gun jumping ihlallerine yönelik bilince sahip olduğunu tespit etmiş olması. Söz konusu dokümanlarda gun jumping’in ne olduğu, gun jumping teşkil edebilecek davranışlar ve bunlardan kaçınmanın ne kadar önemli olduğu ve aksi takdirde yüksek miktarda para cezalarının söz konusu olabileceğine ilişkin ifadeler yer alıyor. Komisyon bu belgeleri de dikkate alarak Altice’in söz konusu ihlali en azından ihmali davranışlarla işlediğine karar veriyor.

Amerikan rekabet hukuku geleneğine sadık kalan mahkemeden AT&T’ye yeşil ışık

Mahkeme AT&T Time Warner dosyasında beklenen kararını verdi. Dosyada görevli hakim Richard Leon, işlemin rekabete aykırı olmadığına karar verirken mahkemenin ispat yükümlülüğüne ve bu tür dikey ilişkilere ilişkin önemli tespitlere imza attı. Kararın ileride gerçekleşecek dikey anlaşmalara ilişkin tutumu yakından etkilemesi bekleniyor. Peki bu karar neden bu kadar önemli? Gelin işlemi şöyle kısaca hatırlayalım.

Her şey 2016 yılının Ekim ayında telekomünikasyon devi AT&T’nin yaklaşık olarak 100 milyar dolara Time Warner’ı satın alacağını açıklaması ile başladı. Söz konusu işlem, teşebbüslerin doğrudan birbiriyle rekabet etmemesi de göz önüne alınarak dikey bir işlem olarak değerlendirilmişti. Nitekim devralan teşebbüs AT&T, güçlü bir kablo ve uydu altyapısına sahip bir telekomünikasyon şirketi iken Time Warner, film ve televizyon sektörlerinde büyük güce sahip, bünyesinde TBS, TNT, CNN gibi önemli kanalları da bulunduran bir içerik sağlayıcısı olarak tanımlanmaktaydı. Dolayısıyla bu iki teşebbüs tarafından sunulan hizmetler rakip değil tamamlayıcı hizmetlerdi.

İşte tam da bu sebepten Amerikan hükümetinin 2017 yılının Kasım ayında söz konusu işlemin iptali için hukuki süreç başlatması oldukça büyük ses getirdi. Gözlemlediğimiz kadarıyla Amerikan rekabet hukuku, meydana getirebileceği etkinlik kazanımlarını da dikkate alarak, dikey birleşmeleri, yatay birleşmelerden çok daha olumlu karşılıyor. Bunun en açık göstergesi ise neredeyse 40 yıldır birbiriyle doğrudan rekabet etmeyen iki teşebbüsün birleşmesine yönelik işlemlere karşı herhangi bir hukuki işlem başlatılmamış olması. Tabi ki bu yatay birleşmelerin rekabet hukuku açısından hiç kontrol edilmediği anlamına gelmiyor. Bu işlemler çoğunlukla hükümet ile birtakım anlaşmalar yapılması, taahhütler verilmesi doğrultusunda sonuçlanıyor. Hatta bu nedenle Amerikan rekabet hukuku pratiğine aykırı olarak AT&T işleminin iptali için başlatılan sürecin de yine birtakım anlaşmalar doğrultusunda sonuçlandırılabileceği düşünülmüştü. Bu kapsamda AT&T’nin Direct TV ve (CNN’in de içinde bulunduğu) Turner Broadcasting gibi son derece önemli iştiraklerini elden çıkarmayı taahhüt edebileceği konuşulmuştu.

Peki Amerikan hükümetinin bunca yıl sonra bir dikey birleşmeye bu şekilde karşı çıkmasının sebebi neydi? İşlemin bu şekilde tepki almasının sebebi işlemin, ödemeli televizyon (pay TV) sektöründeki rekabeti ortadan kaldırarak tüketicilerin zarar görmesine yol açacağı yönündeki endişelerdi. Hükümet, işlem sonrasında pazar payı önemli derecede artacak olan AT&T’nin, Turner kanalları tarafından verilen hizmetin fiyatını makul seviyenin üzerine çekerek tüketicileri mağdur edecek olmasından endişe ediyordu. Daha önce Turner tarafından kontrol edilen kanalların müşterileri, bu fiyat artışı nedeniyle başka bir firma ile anlaşmak istediğinde ise alternatif olarak AT&T’nin bir iştirakinden (ör: Direct TV) hizmet almak durumunda kalacaktı. Yani anlayacağınız AT&T her iki senaryoda da – sözüm ona – fiyatları bağımsız bir şekilde belirleyerek kar ediyordu.

İşlemin engellenmesine ilişkin tartışmalar bir süre devam ettikten sonra herkes dosyada görevli hakim Richard Leon’un kararını beklemeye başladı. Leon, işlemin 21 Haziran 2018 tarihinde gerçekleşmemesi halinde telekomünikasyon devi AT&T’nin Time Warner’a 500 milyon dolar değerinde bir ceza (break up fee) ödeyeceğini de dikkate alarak kararını en geç Haziran ayının sonunda açıklayacağını duyurdu.

Burada kısaca mahkemenin AT&T aleyhine karar vermesi halinde Time Warner’a ödenecek ceza miktarına ilişkin yorumlara da değinmekte fayda var. O dönemde yaklaşık 100 milyar dolar değerindeki bu işlemin gerçekleşmemesi halinde  öngörülen ceza miktarı 500 milyon dolar, oldukça düşük bulunmuştu. Nitekim Bayer AG’nin Monsanto Co.’yu devralmasına ilişkin 66 milyar dolar değerindeki işlemin gerçekleşmemesi halinde ödenecek ceza miktarı 2 milyar dolar veya işlem değerinin %3’ü olarak belirlenmişti. Tarafların bu denli düşük bir miktarda anlaşması bile iki teşebbüsün, söz konusu işlemin rekabete aykırı değerlendirilebileceği ihtimalini dahi düşünmediğini açıkça gösteriyordu.

Sonuç olarak Richard Leon 12 Haziran 2018 tarihinde beklenen kararını verdi, AT&T’nin Time Warner’ı devralmasına ilişkin tüm itirazları reddetti. Leon 172 sayfalık kararı ile hükümetin, işlem sonrasında tüketicinin zarar göreceği iddialarına yönelik ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğine ve böylece işlemin rekabet açısından tehlike oluşturmayacağına karar verdi.

Time Warner da, 500 milyon dolar ceza ödemekten kurtulan AT&T de rahat bir nefes aladursun, Leon’un kararı sert eleştirilerin hedefi olmaya başladı. Bu eleştirilerden ise Leon’un kararının aceleci ve günümüz gerçeklerinden uzak olarak değerlendirildiği anlaşılıyor. Yorumlara göre Leon, işlemi engelleyerek risk almak istemedi ve bu karar nedeniyle ödemeli televizyon (pay TV) sektöründeki rekabet ilerleyen günlerde gittikçe azalacak, sektörde faaliyet gösteren teşebbüsler yenilikçi olmak yönünde herhangi bir baskı hissetmeyecek.

Leon’un kararına ilişkin eleştiriler şöyle dursun, söz konusu kararın gelecekteki dikey birleşme işlemlerine yaklaşımı büyük ölçüde etkileyeceği kesin. Yaygın görüş Amerika hükümetinin bir daha dikey bir birleşme işlemine karşı kolaylıkla hukuki süreç başlatmayacağı yönünde. Acaba gerçekten Amerikan hükümeti bundan sonra gerçekleşecek dikey birleşme işlemlerini rahat mı bırakacak? Yoksa değişen rekabet koşullarını da dikkate alarak benzer bir işlemi yeniden mahkemenin önüne getirecek mi? Hep beraber göreceğiz…

Vitol-OMV POAŞ işiyle BASEAK ödülü kaptı!

Hollandalı Vitol’ün Petrol Ofisi’ni OMV’den devralmasına ilişkin işleme yönelik süreçte OMV’yi temsil eden BASEAK, Şirketler Ekibi ile Rekabet ve Regülasyon Ekibi’nin katkılarıyla bir başarıya daha imza attı ve geçtiğimiz günlerde CEE Legal Matters’ın 2017’de Türkiye’deki “Yılın İşi” (Deal of the Year) ödülünü aldı.

Ekibimizin hem enerji regülasyonu hem de rekabet alanındaki deneyimlerini pekiştirdiği ve beauty contest şeklinde başlayan bu projede, olası alıcıların özellikleri detaylı bir şekilde incelenerek özellikle rekabet tarafında oldukça gelişmiş bir gun jumping önleme sistemi kurgulandı. Sistem due diligence gerçekleştirirken yatay ve dikey nitelikteki potansiyel alıcıların rekabet hukuku bakımından hassas olarak değerlendirilemeyecek bilgileri haiz olacağı şekilde kurgulandı.

Aklınızda “Gun jumping neydi?”, “Bu tür işlerde gun jumping neden önemli?” gibi sorular varsa, şöyle buyrun …

Avrupa Birliği’nden gun-jumping’e yakın takip

İzin verilen birçok birleşme/devralma işleminin, bildirimden/izinden önce uygulamaya konduğu (gun-jumping) iddiası ile yeniden incelemeye alındığı bu dönemde Avrupa Komisyonu, Brezilya’lı telekomünikasyon şirketi Altice hakkında beklenen kararını verdi. Söz konusu karar Altice’in, Brezilya’lı telekomünikasyon operatörü Oi’den PT Portugal’ı devralmasına ilişkin.

Üzerinden neredeyse üç yıl geçmiş olması nedeniyle öncelikle işlemi hatırlatmakta fayda görüyoruz. 2015 yılının Şubat ayında Altice’in söz konusu devralma işlemini Komisyon’a bildirmesi üzerine Komisyon işleme ilişkin incelemesini başlatmıştı. Komisyon bu süreçte PT Portugal’ın devralınması işleminin, Altice’in Portekiz telekomünikasyon hizmetleri pazarında faaliyet gösteren iştirakleri ONİ ve Cabovisao üzerindeki rekabetçi baskıyı önemli ölçüde azaltacağına ve tüketicilere uygulanan fiyatların artmasına yol açacağına yönelik endişeleri incelemişti. Söz konusu rekabetçi endişelerin bertaraf edilmesi amacıyla ilgili işleme 2015 yılının Nisan ayında Altice’in Portekiz iştiraklerini elden çıkarması şartıyla izin verilmişti. Altice ise söz konusu iştirakleri, yatırım fonu Apax Fransa’ya devrederek bu şartı yerine getirmişti.

Ancak Komisyon 2017 yılının Mayıs ayında, Altice’in ilgili devralma işlemini, işleme izin verilmeden ve hatta bazı hallerde Komisyon’a herhangi bir bildirim yapılmadan önce uygulamaya koyduğu (gun-jumping) iddialarına yönelik olarak inceleme başlattı. Komisyon izinden/bildirimden önceki süreçte Altice’in, PT Portugal tarafından verilecek kararlarda veto hakkına sahip olduğunu, Altice’in PT Portugal’ın pazarlama faaliyetleri ve bilgi değişimine yönelik politikaları hakkında söz sahibi olduğunu açıkladı. Devralan şirket Altice’e bu tür yetkiler tanınmasının, devralınan PT Portugal üzerinde kontrol sağladığını belirten Komisyon, izne tabi işlemin bu şekilde izinden ve hatta bildirimden önce uygulamaya konduğunu tespit etti. Komisyon sonuç olarak Altice hakkında 124.5 milyon Avro para cezasına hükmetti.

Belirtmek gerekir ki bu kararın, Komisyon’un 2015 yılının Nisan ayında işlem hakkında verdiği izin kararına herhangi bir etkisi bulunmuyor. Ancak söz konusu karar ile Komisyon, “birleşme ve devralmalarda erken başlama sorunu” olarak da adlandırılan gun-jumping ihlallerine yönelik olarak şimdiye kadarki en yüksek para cezasını vermiş oldu.

Biz nelerin gun-jumping teşkil ettiğini düşünürken Avrupa Birliği Adalet Divanı da konuya açıklık getirecek bir karar verdi. Adalet Divanı’nın, Ernst & Young’ın (“EY”) KPMG’nin Danimarka iştirakini devralması işlemine ilişkin kararı, gun-jumping sayılacak hallerinin sınırının belirlenmesi açısından yol gösterici nitelikte. Hatırlatmak gerekirse Danimarka Rekabet Otoritesi, 2014 yılının Mayıs ayında EY’ın rakip teşebbüs KMPG’nin Daminarka iştirakini devralmasına yönelik işleme izin vermişti. Ancak rekabet otoritesi daha sonra KMPG Danimarka’nın ana şirket ile olan anlaşmasını izinden önce, 2013 yılının Kasım ayında feshettiğini tespit ederek teşebbüs hakkında para cezasına hükmetmişti. Dosyayı temyizen inceleyen Adalet Divanı ise ana şirket ile işbirliği anlaşmasının feshedilmesinin devralınan şirket üzerinde kontrol sağlamadığını ve bu nedenle EY’ın, KPMG’yi ilgili anlaşmayı feshetmeye teşvik ederek Avrupa Birliği’nin birleşme ve devralma işlemlerine ilişkin kurallarını ihlal etmediğine karar verdi. Adalet Divanı bu kararı ile devralınan şirketin işbirliği anlaşmasının feshedilmesinin devralma işlemlerinin tamamlanması anlamına gelmeyeceğini hüküm altına almış oldu.

Görüleceği üzere rekabet otoriteleri gun-jumping iddialarına yönelik incelemelerde temel olarak, bildirimden/izinden önce gerçekleştirilen davranışın kontrol değişikliğine yol açıp açmadığını irdeliyor. Birbiri ardına açılan soruşturmalar ve Komisyon tarafından verilen bu rekor miktardaki ceza ise yargı mercilerinin ilerleyen dönemde birleşme ve devralma işlemlerine ve nelerin kontrol değişikliği teşkil ettiğine yönelik incelemelerde çok daha dikkatli bir tavır sergileyeceğini gösteriyor.

Alman Rekabet Kurallarında Değişiklik

Alman Rekabet Hukuku kurallarında, özellikle AB Özel Tazminat Yönetmeliği’nin uygulanmasına ilişkin olarak bazı önemli değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu değişiklikleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

Yeni M&A Kontrolü Eşiği: Bu değişiklerden ilki yeni M&A kontrolü eşiğinin getirilmesidir. Bu yeni eşiğe “WhatsApp Boşluğu” da denilmektedir.  Alman hukukunda, önceki M&A kontrol eşiğine göre ilgili teşebbüslerin dünya çapında cirolarının toplamının 500 milyon Euro’yu, teşebbüslerden en az birinin Almanya cirosunun 25 milyon Euro’yu ve diğer teşebbüsün Almanya cirosunun 5 milyon Euro’yu geçmesi gerekiyordu. Yeni getirilen ek M&A kontrol eşiğine göre ise 5 milyon Euro’luk eşiğin aşılmadığı ancak işlemin değerinin 400 milyon Euro’yu aştığı ve işlemin Almanya’da önemli yerel etkiler doğuracak nitelikte olduğu durumlarda söz konusu işlemi bildirme yükümlülüğü getirilmektedir.

AB Tazminat Yönetmeliği’nin uygulanması: AB Tazminat Yönetmeliği’nin uygulanması bakımından en önemli değişikler, kartel ihlallerinin zararlı olduğu karinesi ile sınırlama süresinin uzatılması ve açıklama hakkını ilgilendirmektedir. Değişiklikler mevcut içtihatlarda yer alan kartellerin zararlı olduklarına dair aksi ispatlanabilen karineyi kanunlaştırmıştır. Hali hazırda 3 yıl olan sınırlama süresi ise 5 yıla çıkarılmıştır. Ayrıca, dosyaya erişim ve delillerin açıklanma hakkı gibi idari ve medeni usulü haklarına ek olarak, tazminat davası taraflarının birbirlerine ve üçüncü kişilere karşı delillerin açıklanmasını talep etme yönünde maddi bir hakka sahip olmaları sağlanmıştır.  Bu talepler kartele ilişkin tazminat davalarında söz konusu olabilecektir.

Rekabet cezalarından grup sorumluluğu (“Sosis Boşluğu”): Değişiklik, AB’deki “ekonomik bütünlük” prensibine benzer şekilde ana şirketin rekabet ihlallerinden doğrudan sorumluluğunu düzenlemektedir. Böylece söz konusu değişiklik, çalışanlarının veya yöneticilerinin rekabet ihlalleri işlemeleri durumunda yalnızca tüzel kişiliğin sorumlu tutulabileceğini öngören Alman şirketler hukuku ve idari para cezaları hukukunun temel prensiplerinden ayrılmaktadır. AB hukukunda olduğu gibi, sorumluluk ana şirketin çalışanlarının veya yöneticilerinin ihlale konu kartele dahil olup olmadıklarından veya ilgili kartel ihlalini bilip bilmemelerinden bağımsız bir şekilde söz konusu olabilecektir. Bu şekilde genişletilmiş sorumluluk aynı zamanda halefler için de söz konusudur. İlgili faaliyet varlık satışı dahilinde satılmış olsa da, eski ve yeni faaliyet arasında “ekonomik kimlik” söz konusu ise devralan sorumlu tutulabilecektir. Bu duruma Sosis Boşluğu denilmesinin sebebi bir Alman sosis kartelinin faaliyetlerini yeniden yapılandırarak 128 milyon Euro tutarında para cezasından kurtulmuş olmasıdır. Böylece söz konusu değişiklikler “Sosis Boşluğu”nu kapamıştır.

Dijital konseptler ve online platformlar: Değişiklik, servislerin ücretsiz olduğu durumlarda bile bir pazar belirlenmesine özellikle dikkat ederek ve çok taraflı pazarların ve ağların analiz edilmesinde ağ etkilerini dikkate alarak dijital konseptleri düzenlemiştir.

Basın işbirlikleri için kartel yasağından muafiyet ve yatırım bankaları için birleşme kontrolünden muafiyet: Yazı işleri aktivitelerini ilgilendirmediği sürece, gazete ve dergi yayımcıları arasındaki işbirliği muafiyetten yararlanmaktadır. Aynı banka topluluğunun (örneğin, Alman yatırım bankaları) üyelerini içeren işlemler ise belli şartlar altında birleşme kontrolüne tabi tutulmamaktadır.

Bakanlık izin prosedürünün değiştirilmesi: Alman Federal Kartel Ofisi tarafından izin verilmeyen Edeka/Tengelmann market birleşmesine Bakanlık tarafından izin verilmesine ilişkin yapılan eleştiriler doğrultusunda Bakanlık izin prosedürüne ilişkin yeni kurallar getirilmiştir.

Söz konusu değişiklikler 9 Haziran 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Zaman bakımından uygulaması açısından aşağıdaki durumlar söz konusudur:

  • AB Yönetmeliği’nin uygulanma süresi 26 Aralık 2016 tarihinde sona ermiştir. Bu nedenle rekabet hukuku ile ilgili tazminat davalarına dair esasa ilişkin hükümlerin geçmişe dönük olarak 27 Aralık 2016 tarihinden itibaren uygulanacağı düzenlenmiştir. Usule ilişkin hükümler ise yalnızca bu tarihten sonra açılan davalar için uygulama alanı bulacaktır.
  • Sınırlama süresinin uzatılmasına ilişkin hüküm ise henüz zamanaşımına uğramamış mevcut taleplere geçmişe dönük bir şekilde uygulanacaktır.
  • Grup sorumluluğunun genişletilmesine ilişkin hükümler ceza hukukunun temel prensipleri uyarınca geçmişe yürüyemeyecektir. Buna rağmen, değişiklik yeni hükümlerin yürürlüğe girmesinden sonra yapılan veya yürürlüğe konulan işlemler (özellikle yeniden yapılandırma) için muhtemel bir sorumluluk öngörmektedir.

Hümeyra Çolak

İngiltere’nin mobil şebeke sahipleri dörtte kaldı

İngiltere’nin mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayıcılarından Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik yaklaşık £10.3 milyar değerindeki işlem, Mart 2015’ten beri gündemdeydi.  İşlem ile birlikte, Three UK’in ana şirketi Hutchinson CK’nin İngiltere’de 30 milyon üzeri müşteri ile beraber %40 üzerinde mobil telefon kullanıcısına sahip olması beklenmekteydi. Bununla birlikte, İngiltere’nin dört şebeke sahibi üçe inecek; mobil telekomünikasyon hizmeti sağlayan şirketler arasında Hutchinson, Vodafone ve BT kalacaktı.

Söz konusu işlem, Aralık 2015’te AB Komisyonu tarafından değerlendirilmeye başladı. Bu süreçte, hem İngiltere Rekabet Otoritesi (CMA) hem de İngiltere Telekomünikasyon Düzenleme Kurumu (OFCOM) işleme ilişkin rekabetçi endişelerini dile getirdi.

İşleme izin verilmesi umudundaki Hutchinson CK birçok kez sunduğu taahhütleri gerçekleştirmeye hazır olduğunu dile getirmişti. Zira bir yandan Three UK geçtiğimiz Ocak ayında BT’nin EE’yi devralmasının artçı etkilerini yaşamaya; diğer yandan rakibi EE ve Vodafone ise pazardaki güçlü konumlarını ellerinde tutmaya devam ediyordu. Bu doğrultuda, sunulan taahhütler arasında 5 senelik fiyat sabitlemesi, Sky, Virgin, Tesco gibi işletmeciler ile şebeke paylaşımı yanı sıra pek çok kişi tarafından iddialı olarak değerlendirilen geniş kapsamlı bir yatırım programı da bulunmaktaydı. Ancak, Three UK ve O2’nun birleşmesine yönelik işlem AB Komisyonu tarafından kabul görmedi.

Margrether Vestager işleme yönelik yaptığı açıklamalarda mobil telekomünikasyon sektörünün rekabetçi olmasını istediklerini, rekabetçi bir sektörün uygun fiyatta ve iyi bağlantı kalitesinde inovatif mobil hizmetler sağlanmasını destekleyeceğini dile getirdi. Söz konusu işlemin İngiltere’nin mobil telekomünikasyon sektörü için olumlu sonuçlara yol açmayacağını değerlendiren Vestager, işlem ile beraber mobil şebeke altyapısını etkileyecek bir pazar liderinin doğacağını belirterek, tüketicilerin seçeneklerinin ürün ve fiyat bakımından kısıtlanacaklarını öngördüklerini ifade etti. Vestager açıklamalarında söz konusu işlemin hızlı gelişen sektör olan mobil telekomünikasyon sektörü için pek çok rekabetçi endişe doğurduğunu açıklarken aynı zamanda Hutchinson tarafından sunulan taahhütlerin yeterli bulunmadığını söyledi. Vestager’in Twitter üzerinden yaptığı açıklamalar AB Komisyonu’nun değerlendirmelerini kısa ve net bir şekilde açıklıyor:

AB Komisyonu’nun kararına yönelik Hutchinson CK tarafından yapılan açıklamalarda ise şirketin Komisyon kararını iyice inceleyip tavaf ederek temyize gideceği ve işlemi zorlayacağı yönünde ifadeler yer alıyor. Özellikle de Almanya ve İrlanda’da telekomünikasyon sektöründe izin alan birleşme ve devralma işlemleri sonrasında, Three UK ve O2 işlemine haksız yere izin verilmediğine ilişkin açıklamalar bulunuyor.

Bonus: AB Komisyonu tarafından Hutchinson CK’nin Italya’daki iştirakinin faaliyetleri ile rakibi konumundaki mobil operatör Wind’in birleşmesi işlemi incelenmeye devam ediyor. AB Komisyonu’nun İtalya’daki işleme yönelik son sözünü merakla bekliyoruz.