BTK 2019 İŞ PLANINI YAYINLADI: Kişisel Verilerin Korunmasına ilişkin yeni bir Yönetmelik yolda!

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (“BTK”) geçtiğimiz günlerde 2019 iş planını yayınladı. Her yıl gerçekleştirilen rutin işlerin yanında bu yıl dikkat çekilmesi gereken planlar şu şekilde:

Yeni Bir Kişisel Verilerin Korunması Yönetmeliği Yolda!

BTK 2019 iş planında, Elektronik Haberleşme sektöründe kişisel verilerin işlenmesi ve gizliliğin korunmasına ilişkin bir yönetmelik çıkarılmasına karar verdi. İlgili yönetmelikte Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 51. maddesindeki hususların netleştirilmesi ve konuya ilişkin ikincil bir düzenlenmenin yapılmasının amaçlandığı belirtildi.

2019’un Mayıs ayında tamamlanması planlanan yönetmeliğin tüketici mağduriyetini asgari seviyeye indirmeyi hedeflediği vurgulandı.

Gözüken o ki kişisel verilerin korunması alanında telekomünikasyon şirketlerini yeniden yoğun bir gündem bekliyor.

Yerli Ürün Portalı

2019 iş planında ayrıca, yerli ve milli ürün portalının ve sektörel yetenek matrisinin oluşturulmasının planlandığı belirtildi. Kurulacak olan bu portal ile üretici ve işletmeciler arasında iletişim kanallarının açılması ve karşılıklı işbirliğinin artırılması amaçlanıyor.

Portalın Ağustos ayında tamamlanması öngörülüyor.

Yetkilendirme Yönetmelik’inde değişiklik

BTK ayrıca, 05.12.2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri ve Kurumun diğer düzenleme ihtiyaçları çerçevesinde Elektronik Haberleşme Sektörüne İlişkin Yetkilendirme Yönetmelik’inde değişiklik yapılmasını planlamakta.

Aralık ayında tamamlanması planlanan çalışmanın, Kurum’un etkin düzenleme yapabilme yetkinliğini artırması hedefleniyor.

Bunun dışında 2019 iş planında öngörülen diğer hususlara dair bilgi almak için tıklayınız.

RekabetRegülasyon ailesi olarak 2019’un tüm kurumlar adına iyi bir yıl olmasını dileriz.

Rekabet Kurulu’ndan Bir Frito Lay Kararı Daha: El terminalleri bu kez sınıfı geçti

Biz Rekabet Hukuku sevdalıları ve cips severler Frito Lay’i yakından bilir. Çok sevdiğimiz cipslerin üreticilerinden biri olan Frito Lay’e ilişkin güncel bir Rekabet Kurulu kararı ile karşınızdayız.

Tahmin etmesi zor olmasa gerek, karar paketlenmiş cips pazarına ilişkin. Paketlenmiş cipslerin film izlemek ile ayrılmaz bir ikili olmasının yanında bu pazara dair bilinmesi gereken bir diğer önemli bilgi, pazarın temelde iki oyuncunun faaliyet gösterd

iği oligopol yapıda bir piyasa oluşu. Şimdi Frito Lay’in neden rekabeti ihlal ettiği iddia edilmiş buna daha yakından bakalım.

İddialar neler?

Başvuruya konu iddiaların temelinde Frito Lay’in rakip ürünlerin satışını engellemek adına bedelsiz ürün, ücretsiz stant, vadeli ödeme imkanları gibi yöntemlerle bayileri üzerinde baskı kurduğu, diğer bir ifade ile fiili münhasırlık yaratma eğiliminde olduğu yatmaktadır.

Ne var ki, yerinde incelemede elde edilen bilgilerde Frito Lay’in bayileri üzerinde fiili münhasırlık yarattığını destekler bir belgeye ulaşılamamıştır. Bununla birlikte,  Frito Lay, fiili münhasırlığın yanında uyguladığı indirim sistemleri ile yeniden satış fiyatını tespit ettiği iddialarına yönelik olarak noktasında incelenmekten kurtulamamıştır.

İndirimler yoluyla fiili münhasırlık yaratıldığı iddiası

Bu başlık altında Kurul tarafından esas olarak Frito Lay tarafından oluşturulan hedefler ve hedefleri sağlamak adına nokta özelinde değişmekle birlikte verilen indirim veya diğer katkılar yoluyla münhasırlık yaratılıp yaratılmadığı ve pazarda rakipleri dışlayıcı kapamanın oluşup oluşmadığı değerlendirilmiş. Bu çerçevede hedefleri gerçekleştirmek için ayrılan bütçeler ele alınmak suretiyle söz konusu uygulamaların fiiliyata nasıl yansıtıldığı mercek altına alınmış.

Yapılan inceleme neticesinde bu bölümde ele alınan büyüme hedeflerinin tüm Türkiye nezdinde ele alınması ihtimalinde rekabeti kısıtlayıcı etkilerin doğabileceği değerlendirilmiştir.

Frito Lay bakımından yapılan incelemede ise soruşturmaya konu uygulamanın 2018 yılı itibariyle yalnızca 5 ay gibi kısa bir süreyle sınırlı bir bölgede hayata geçirildiği tespit edilmiştir. Bu yönüyle, uygulamanın henüz sistematik bir yapıya ulaşmaması dikkate alınarak indirim sistemleriyle bağlantılı olarak Frito Lay hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yeniden Satış Fiyatının Tespitine Yönelik Değerlendirme

Soruşturmaya konu iddialar esasen yeniden satış fiyatının tespitini kapsamamaktadır. Ancak ne var ki, gerçekleştirilen yerinde incelemelerde elde edilen yazışmalardan birinde “…Dst.lerimizin kulandığı sistemdeki ürün/fiyat/iskonto ve benzeri tanımlamaların tümü tarafımızdan yapılıyor. Dst. lerimizin buna zaten müdahale şansı bulunmuyor.” ifadesine rastlanılmış, bunun üzerine soruşturmanın yeniden satış fiyatının tespitini kapsar şekilde genişletilmesine karar verilmiştir.

Öncelikli olarak 2007 tarihli el terminallerine ilişkin karara atıf yapılmış, el terminallerinin distribütörün özgürce fiyat belirlemesine olanak sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Yapılan inceleme neticesinde ise distribütörlerin artık el terminallerinde yer alan “BAŞKA” seçeneğini kullanarak özgürce işlem gerçekleştirebildikleri, işin özünde distribütörlerin genel olarak noktaya indirim yapma yönündeki saiklerinin az olduğu, kar marjı düşüklüğü sebebiyle aralarındaki rekabetin sınırlı oranda seyrettiği tespitinde bulunulmuştur. Bunun en temel sebeplerinden birinin de distribütörlerin bölgelerinde münhasır olarak çalışıyor olması gösterilmiştir.

Bu yönüyle yapılan değerlendirmede geleneksel kanalda iskonto uygulamasının yaygın olmadığı ve tavsiye edilen fiyatı distribütörlerin kendi iradeleri ile benimsendiği tespit edilmiştir.

Yapılan inceleme sonucunda Frito Lay’in 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği yönünde bir bilgi ve bulguya ulaşılamadığından soruşturma açılmamasına karar verilmiştir.

Spread the Word: Retail Minus is Recognized by the TCA

It is well-known fact that the infrastructure and transaction costs are quite high for the undertakings who operates in the broadband internet access services market. Thus, it is crystal clear that the recent regulations of the Information and Communication Technologies Authority (“ICTA”) do not help to change this fact by imposing heavy legislative burden to the market players.

Maybe that is why …

Approximately one year ago, Vodafone applied to the Turkish Competition Authority (“TCA”) to request an exemption for the agreement which stipulates network sharing on the wholesale fiber data stream access and support services with Superonline. After a yearlong examination, the TCA decided to grant the individual exemption to the agreement. But most importantly, the retail minus method is recognized by the TCA for the first time.

Let’s take a closer look…

Before digging into the rationale behind the acquired individual exemption, it is worth to mention the relevant product market and the agreement in question.

The TCA emphasized that the agreement is directly associated with several markets at both the wholesale and retail level. Therefore, the relevant product market is defined as;

  • wholesale broadband internet services market
  • wholesale fixed fiber broadband internet access services market and
  • retail fixed broadband internet access services market.

Speaking of the agreement…

It should be noted that the parties of the agreement are competitors both in the wholesale and retail market. Both sides have its own fiber infrastructure and both of them offer fixed broadband internet services to end users. More specifically, Superonline, who is the affiliate company of Turkcell – the biggest mobile operator-, has the second largest fiber network.  On the other hand, Vodafone is more active in mobile network and however its network infrastructure is not wide-spread.

Therefore, the cooperation should be taken into under consideration in line with the horizontal relationship between the competitors.

In addition, as the agreement stipulates the sharing of the infrastructure which is an essential facility for the activities in the retail market, vertical implications come into question as well.

As the Türk Telekom is incumbent operator and it has the largest fiber network in Turkey with a 79% of market share in fiber infrastructure prevalence, parties of the agreement require access to the infrastructure of Türk Telekom in order to enlarge their fiber network.

Therefore, the main purpose of the agreement is to enhance the service network of the parties by sharing their fiber infrastructure and cooperation in the new infrastructure construction.

In this respect, the performance of the agreement requires continuous cooperation and information exchange between the parties.

What was the rationale behind the decision?

It is given that Superonline can only use 60% of its fiber infrastructure capacity. With this respect, the TCA simply noted that the cooperation allows the parties to access higher capacity utilization rates.

Therefore, infrastructure sharing between Vodafone and Superonline will increase the power of the competitors against Türk Telekom and strengthen the competition in the market. In addition, it may diversify the preferences of the potential subscribers. Thus, TCA also stated that the parties will have 16% cost advantage compared to potential cooperation with the Turk Telekom.

Another positive implication of the cooperation is the investment incentive premium. Accordingly, the parties will entitle to a premium at the rates specified by the number of subscribers and the number of households ready for sale. The TCA stated that it will foster the motivation of the parties to invest in the infrastructure.

On the other hand, the TCA emphasized that the cooperation in the support services will contribute the quality standard of the services offered to consumers in Turkey. Thus, it will allow the consumers to choose between different service providers when they are not satisfied with the received services.

In its analysis, the TCA noted that parties do not stipulate any exclusivity or non-competition clause in the agreement. Accordingly, parties can solely provide services in the retail market. In this respect, TCA considered that the agreement does not intend to anti-competitive cooperation and market sharing between the parties. Therefore, it is concluded that the agreement does not exceed its purpose.

What about the common infrastructure company?

In addition, the agreement includes the establishment of a common infrastructure company in order to make the new infrastructure investments in one hand. As the contemplated company has not been established yet, the TCA decided that the related provision is not evaluable at this stage.

Finally, the retail minus method…

The TCA highlighted that the cooperation has the potential to increase in the prices at the retail level. In response, Vodafone referred the so-called “retail minus method” which is about the margin available to a potential competitor created by the subtraction of specific cost components. For example, if the final product price is 100$ and the incumbent avoids cot of 30$ by not supplying the customer itself, then the access charge should be 70$. Therefore, entrance will be efficient if the costs are less than 30$

In this respect, Vodafone claimed that it is inevitable to cause a correlation between the wholesale and retail tariffs in order to establish commercially viable cooperation.

The Vodafone also demonstrated that the cooperation will help the parties to prevent from the potential exclusionary behaviors of the Turk Telekom who is in the dominant position in the market.

From 5 to 3 years

Lastly, the TCA decided to decrease the duration of the contract to the 3 years as it considered that the developments in the fiber infrastructure set out in Article 5 of the Competition Act.

KVKK’dan yeni ilke kararı : Reklam yaparken iki kere düşün!

Kişisel Verileri Koruma Kurulu, ilgili kişilerin e-posta adreslerine veya cep telefonlarına izinsiz bir şekilde reklam bildirimi/ aramaları yapılmasının önüne geçmek adına bir ilke kararı aldı.

Veri sorumluları ve işleyenlerinin Kanun kapsamında geçerli bir hukuki sebebe dayanmaksızın ilgili kişilere reklam içerikli yönlendirme yaptığı hususunda kendisine Kurum’a pek çok başvuru yapıldığını vurgulayan kararda;

  • İlgili kişilerin rızalarını almadan veya Kanun’un 5. maddesinde hüküm altına alınan işleme şartları sağlamadan gerçekleştirilen veri işleme faaliyetlerinin derhal durdurulması gerektiği,
  • Söz konusu işleme faaliyetinin veri işleyen tarafından gerçekleştirilse dahi veri sorumlularının bu durumdan müştereken sorumlu olduğu,
  • Bu tip geçerli bir hukuki sebebe dayanmayan işleme faaliyetleri hakkında Kanun’un 18. maddesi çerçevesinde işlem tesis edileceği,
  • İlgili işleme faaliyetinin ayrıca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca ihbaren ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirileceği,

sonuçlarına ulaşılmıştır.

Dolayısıyla gerek veri sorumluları gerekse veri işleyenlerin geçerli bir hukuki sebebe dayanmayarak ilgili kişilerle iletişim kurma hususunda iki kere düşünmelerinde ve bir profesyonele danışmalarında fayda var.

İlgili karar metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Kişisel verilerin korunması alanına ilişkin tüm gelişmeleri blogumuz üzerinden sizlere aktarmaya devam edeceğiz.

Sercan Sağmanlıgil

Yine Uber! Bu sefer Data Protection ihlali

Bu yazıda içlerinde 600,000 sürücünün de bulunduğu 57 milyon müşterinin etkilendiği bir siber sızıntıyı ele alacağız. Söz konusu sızıntı dünyaca bilinirliği olan uluslararası ulaşım şebekesi Uber nezdinde gerçekleşti.

Şirket, 2016 yılında, müşterilerin isimleri, e mail adresleri, telefon numaraları, sürücülerin ehliyet bilgileri gibi verilerin de içinde yer aldığı bir veri hırsızlığı olayıyla karşı karşıya kalmıştı. Fakat şirketin o dönemki CEO’sunun, sızıntıdan 2016 Kasım’da haberdar olduktan sonra zarar gören ilgili kişilere bildirimde bulunmadığı anlaşıldı. Bunun yerine verileri çalan hackerlarla olayı gizli tutmaları ve çalıntı verileri silmeleri için $100,000’a anlaştığı ortaya çıktı. Yaklaşık bir yıl boyunca üstü örtülen bu olayı Şirketin yeni CEO’su Dara Khosrowshahi’nin olaydan haberdar olur olmaz açığa çıkardığı haberlere yansıdı.
Bunun üzerine İowa eyaleti yerel mahkemesi Uber’i 50 eyalet ve Washington DC’nin savcılarına ödeme yapmaya hükmetti. Eyalet savcılarının tutar hakkındaki görüşmeleri sonucu ödenecek en büyük meblağ 26 milyon dolarlık talebiyle Kalifornia eyaleti savcısına oldu. Bunu takiben sırasıyla İllinois ve New York eyaletlerinin 8.5 milyon dolar ve 5.1 milyon dolar elde ettikleri, İowa’nın ise 612,950 dolar edindiği biliniyor. Bu farklı tutarların belirlenmesindeki koşulun İowa eyalet savcısı Tom Miller’ın açıklamasına göre etkilenen sürücü sayısıyla alakalı olduğu tespit edildi. Böylelikle verileri korumak adına yeterli tedbirleri alamaması ve yetkili mercilere ihbarda bulunmaması Uber’e 148 milyon dolara mal oldu.

Bu nakit uzlaşmaya ek olarak Uber, daha çetin veri koruma politikaları benimseyerek gelecekte olması imkan dahilindeki sızıntıları engelleme, ayrıca düzenli olarak güvenlik durumları hakkında yetkili mercilere rapor verme yükümlülüğü altında.

Çok yakın zamanda yaşanan bu siber saldırı ve ardından gelen ilgililerin zararlarını tazmin süreçleri gösteriyor ki veri korunma alanı tüm dünyada gittikçe daha da önem kazanıyor. Şirketlerin yeni yasalara yeterli uyumu sağlayamaması hem maddi hem itibari olarak büyük zararlara sebep olmakta. Hızlanan süreç, Türkiye’de de önemli kararları yavaş yavaş görmeye başlayacağımıza bir işaret.

Sare Goluoğlu

Duymayan kalmasın: VERBİS Açıldı

Bugün itibariyle Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik kapsamında VERBİS – Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi açılmıştır. Sicile kayıt sisteminin nasıl işlediğini hatırlayacak olursak VERBİS, veri sorumlularının veri siciline başvurularını ve sicille ilgili diğer işlemlerinde kullanacakları, internet üzerinden erişilebilen bir sistemdir. Kişisel Verilerin Korunması Kurumu’nun sitesinden VERBİS bölümüne tıklanmasıyla sisteme erişilebilmektedir.

Sistemde “Veri Sorumlusu Yönetici Girişi”, “Sicile Kayıt” ve “Sicil Sorgulama” bölümleri bulunmakta, bir de Sistem hakkında hazırlanan detaylı bir kılavuza ulaşılabilmektedir. Bu kılavuz veri sorumluları için Sistem’e giriş, kayıt, yurtiçinde / yurtdışında yerleşik gerçek ve tüzel kişi veri sorumlusu için bilgi formları ve nasıl düzenlenecekleri, veri sorumlusu yöneticisi bakımından irtibat kişisinin nasıl atanacağı ve bu kişinin sisteme nasıl giriş yapabileceği, son olarak da sicil sorgulama işlemleriyle ilgili ayrıntılı bilgilere yer vermektedir.

Sisteme ilişkin daha detaylı bilgileri en kısa sürede sizinle paylaşacağız.

Sare Goluoğlu

 

Paylaşım Ekonomisi: Rekabet Hukuku Perspektifinden Uber’in İşleyişi

Mark Anderson ve Max Huffman tarafından kaleme alınan The Sharing Economy Meets the Sherman Act: Is Uber a Firm, a Cartel, or Something in Between? adlı makale kuşkusuz geçtiğimiz yılın rekabet hukuku alanında yayınlanan en başarılı çalışmalarından biri. Yazarlarımızdan Sercan Sağmanlıgil, bu makalenin ana başlıklarını sizler için özetliyor.

Teknoloji ve internet hızla gelişmeye, bu gelişme ise piyasaları etkilemeye devam ediyor. Önü alınmaz değişimin sonuçlarından bir tanesi de paylaşım ekonomisi kavramı. Özünde herhangi bir üçüncü kişiye ihtiyaç duyulmaksızın satıcı ve alıcının doğrudan iletişim kurması ile bir hizmetin ifa edilmesi anlamına gelen bu yeni kavram, geleneksel ticari model yapılarından önemli ölçüde ayrılıyor. Daha yalın bir dil ile ifade etmek gerekirse, paylaşım ekonomilerinde bireysel kişiler sermaye ve emeği koyarken, ana platform pazarlama faaliyetlerini ve yapısına göre farklılık gösterebilen kontrol mekanizmasını işletiyor. Bu farklılık ise geleneksel ticari modellere göre dizayn edilmiş rekabet hukuku kurallarının bu yeni trende nasıl uygulanacağını sorunsalı ile bizi karşı karşıya bırakıyor.

Bu çerçevede ilgili makalede söz konusu ticari modellerin rekabet hukuku kurallarının temelini oluşturan Sherman Act altında incelenmesine yer veriliyor. Bilindiği üzere, Sherman Act, davranışları rekabet hukuku altında doğrudan hukuka uygun veya olmayan şeklinde ayırabiliyorken, bazı davranışların hukuka uygunluğunun tayin edilebilmesi için ilgili pazardaki ekonomik etkilerinin incelenmesi gerektiğini ifade ediyor. Bu doğrultuda, bir sonraki aşama ise inceleme altına alınan davranışın bir anlaşma neticesinde doğup doğmadığının tespit edilmesi üzerinde yoğunlaşıyor. Nitekim anlaşmanın varlığının tespit edilmesi için birtakım şartlar aranmasının yanında, anlaşmanın varlığı halinde de söz konusu anlaşmanın Sherman Act altında nasıl sınıflandırılacağı ayrıca önem arz ediyor.

Bununla birlikte, anlaşmanın rekabet hukuku bakımından uygunluğunun tespiti bakımından ikili bir ayrıma gidiliyor. Bazı anlaşmalar içeriği itibariyle per se (kendiliğinden) rekabet hukuku ihlali oluştururken, diğerleri rule of reason (haklı sebep) incelemesine tabi tutularak piyasada yaratmış olduğu etki çerçevesinde mercek altına alınıyor. Per se rekabet hukuku ihlaline sebebiyet veren anlaşmalara örnek olarak ise fiyat tespiti veya pazar paylaşımı içeren anlaşmalar örnek gösterilebiliyor.

Uber örneği üzerinden yapılan analizde ise, Uber ve sürücülerinin hukuken ayrı kabul edilmesi gerektiği ifade edilirken, öncelikle uber sürücüleri arasında bir “anlaşmanın” varlığından söz edilip edilemeyeceği mercek altına alınıyor. Yapılan incelemenin sonunda ise sözleşme hukuku bakımından söz konusu ilişkinin anlaşma niteliğine haiz olduğu belirtiliyor. Anlaşmanın varlığının tespitini takiben, bu anlaşmanın Sherman Act altında hangi sınıflandırmaya tabi olacağı inceleniyor. Makalede Uber ve sürücüleri arasındaki ilişki rekabet hukuku kapsamında dörtlü bir sınıflandırmaya tabi tutuluyor. Vertical restrictions on distribution, membership organizations, horizontal joint ventures ve joint sales agencies kategorileri altında yapılan incelemenin sonucunda, Uber ve sürücüleri arasındaki ilişkinin bu anlaşma tiplerinden, “membership organizations” ve “joint sale agencies” ile benzerlik taşıdığı belirtiliyor. Buna göre, membership organizations’larda olduğu gibi taraflar ortak hüküm ve koşullara tabi iken, joint sale agencies’de olduğu gibi ürün sürücüler tarafından üretilirken, pazarlama Uber platformu tarafından gerçekleştiriliyor. Bu durumda makalede, Uber sürücüleri arasında yatay bir anlaşma olduğu kabul ediliyor.

Söz konusu yatay anlaşmanın rekabet hukuku incelemesi bakımından önem arz eden hususun ise anlaşmanın per se ihlal oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi olduğu ifade ediliyor. Yapılan analizin sonunda, Uber sürücüleri arasında nihai fiyatlara ilişkin işbirliğinin Uber platformunun kendi algoritmasından kaynaklandığı, bu yönüyle söz konusu anlaşmaların per se ihlal olarak kabul edilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Buna göre bir ihlal iddiası olduğunda paylaşım ekonomisini benimseyen platformun söz konusu inovatif yatırımı çerçevesinde ilgili pazarda ne gibi bir pro-rekabetçi etki yarattığını ortaya koyması; söz konusu rekabetçi etkinin ise ilgili algoritmadan kaynaklanan fiyat birliğiyle ilişkilendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Sonuç olarak ilgili makalede özetle, Uber özelinde sürücülerin ilgili pazara giriş rahatlığı ile fiyat belirleme algoritması arasında organik bir bağ kurulması ve olası bir ihlal iddiası nezdinde bu bağın ortaya konulması gerektiği ifade ediliyor.

Makalenin tam metni için tıklayınız.