Genel Mahkeme’den Deutsche Telekom’un cezasına indirim!

Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz yıllarda Avrupa Birliği Komisyonu, Deutsche Telekom ve iştiraki Slovak Telekom hakkında 40 milyon euroya yakın para cezası verilmesine karar vermişti. Slovak Telekom için öngörülen cezadan müteselsilen sorumlu olan ana teşebbüs Deutsche Telekom hakkında ise ayrıca 30 milyon euroya yakın para cezası verilmesi öngörülmüştü. Bunun sebebi ise Slovak Telekom’un, beş yıldan fazla bir süre boyunca, yerel şebekeye erişim sağlamaktan imtina etmek suretiyle Slovakya genişbant hizmetleri pazarındaki hakim durumunu kötüye kullanmasıydı. Bu süreçte en çok dikkat çeken, Deutsche Telekom’un daha önce de Almanya pazarındaki hakim durumunu kötüye kullanması nedeniyle idari para cezasına çarptırılmış olmasıydı.

Öncelikle 2014 yılındaki bu süreç hakkında biraz bilgi verelim. Yetkilendirilmiş işletmeci Slovak Telekom, aynı zamanda ülkedeki en büyük işletmeci ve genişbant hizmet sağlayıcısı konumunda. Bu zamana kadar yasal tekel durumunda olan Slovak Telekom, ilk defa 2000 yılında Slovakya telekomünikasyon pazarlarının rekabete açılması ile diğer teşebbüslerin baskısını hissetmeye başlıyor ve pazara yeni giren alternatif işletmeciler ile yerel ağını paylaşmak durumunda kalıyor.

Komisyon yürüttüğü soruşturma sonucunda iki firmanın devam eden tek bir ihlalin parçası olduğuna, bu nedenle iki firma için ortak ve ana teşebbüs Deutsche Telekom’a özel olmak üzere iki ayrı para cezası öngörülmesine karar veriyor.

Bahse konu firmalar ise vakit kaybetmeden yüksek miktarda ceza öngören komisyon kararını temyiz ediyor. İşte geçtiğimiz günlerde söz konusu süreç sonuçlandı ve Genel Mahkeme (General Court), Deutsche Telekom hakkında öngörülen ilave idari para cezasının ve her iki firma için öngörülen ortak cezanın indirilmesine karar verdi. Önemle belirtmek gerekir ki Genel Mahkeme, büyük ölçüde Komisyon tarafından ileri sürülen iddiaları kabul ediyor ve bahsi geçen firmaların ilgili pazardaki hakim durumunu kötüye kullandığını vurguluyor. Ancak Genel Mahkeme, Komisyon kararını kısmen iptal ederek cezanın indirilmesine hükmediyor. Henüz yalnızca basın açıklamasını görebilsek de bu kısmi iptal kararının dayanakları kısaca şu şekilde:

  • Pazar gücü yüksek teşebbüslerin yerel şebekeye erişim sağlama yükümlülüğü regülasyonlarla düzenlendiği için Komisyon, diğer teşebbüslerin bu ağa ulaşımının elzem olduğunu kanıtlamakla yükümlü değildir.
  • Söz konusu firmalar tarafından yapılan fiyat sıkıştırmasının dışlayıcı etkilerini kanıtlamakla yükümlü olan Komisyon, bu yükümlülüğünü tam olarak yerine getirememiştir.
  • Daha önce aynı ihlal nedeniyle ceza almış ana teşebbüs için ilave ceza öngörülmesi makul karşılansa da, Deutsche Telekom’un cirosu incelendiğinde bu teşebbüsün tek başına hareket ettiği açıkça anlaşılmamaktadır. Genel Mahkeme’nin Deutsche Telekom’un cirosunu inceleyerek bu sonuca nasıl ulaştığını ise henüz tam olarak bilmiyoruz.

Bu doğrultuda Genel Mahkeme, her iki firma için öngörülen ortak cezanın yaklaşık olarak 800 bin euro’luk kısmının, yalnızca Deutsche Telekom için öngörülen cezanın ise 11 bin euro’luk kısmının indirilmesine karar veriyor. Basında yer alan açıklamalardan ise Deutsche Telekom’un söz konusu karardan tam anlamıyla memnun olmadığı ve kararı temyiz etmeyi düşündüğü anlaşılıyor. Önümüzdeki yıl Deutsche Telekom’un, kararı Avrupa Birliği Adalet Divanı (European Court of Justice) nezdinde temyiz edip etmeyeceğini hep beraber izleyeceğiz.

OECD Üyelerinde Özel Sektör Temsilcileri Avukat-Müvekkil Gizliliği Hakkında Neler Söylüyor: Türkiye bu işin neresinde?

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Çalışma Gruplarının toplantısı 26 Kasım 2018 tarihinde Paris’te gerçekleşti. 3. Çalışma Grubu’nun gündeminde, Türkiye’deki Rekabet Hukuku süreçleri bakımından da son derece büyük önem taşıyan avukat-müvekkil gizliliği müessesesi vardı. Her yıl olduğu gibi bu sene de toplantıdan önce, rekabet otoritelerinin yanı sıra özel sektör temsilcilerinin de (Business at OECD (BIAC)) görüşleri[1] alındı.

Gelen yorumlara göre avukat-müvekkil gizliliğinin çoğu üye ülkede gereğince uygulanmadığı anlaşılıyor. Bunun ana sebeplerinden biri ise gizlilik müessesinin temelini Rekabet Hukukundan almıyor olması. Diğer bir  deyişle, temel bir hak olan savunma hakkının uzantısı olarak ortaya çıkan gizlilik, uluslararası düzenlemeler, ülkelerin anayasası ve ceza kanunlarıyla düzenleniyor. Rekabet düzenlemelerinde açıkça yer almaması nedeniyle söz konusu müessesinin rekabet süreçlerinde uygulanması bakımından çoğunlukla mahkemeler belirleyici oluyor.

Özellikle günümüzde rekabet otoritelerinin geniş soruşturma yetkileri kullanması nedeniyle özel sektör temsilcileri, avukat-müvekkil gizliliğinin daha etkin uygulanıyor olması gerektiğini savunuyor.

Bilgi taleplerinin sıklığı ve talep edilen bilginin kapsamı artıyor!

Özel sektör raporu, avukat-müvekkil gizliliğinin önemini savunurken temel olarak günümüzde rekabet otoriteleri tarafından gönderilen bilgi taleplerinin sıkılığına ve talep edilen bilginin hacminin her geçen gün artıyor olmasına dikkat çekiyor. Talep edilen bilgilerin sağlanması için tanınan sürenin de kısa olması nedeniyle istenen tüm bu belgeler için detaylı bir gizlilik analizi yapılmasının teşebbüsler için büyük bir iş yükü yarattığına dikkat çekiliyor. Örneğin DG Competition nezdindeki süreçler bakımından belgelerin üzerinde “Avukat-müvekkil gizliliği” veya “Ticari Sır İçeren Belge” ifadesi yer alması yeterli görülmüyor. Teşebbüs tarafından sağlanan her türlü belge ve bilgi açısından teker teker gizlilik değerlendirmesi yapılması ve talep edilen gizliliğin dayanağının belirtilmesi gerekiyor (privilege log). Bu noktada dahi DG Competition belge ve bilgileri inceleyerek gizlilik talebini reddetme yetkisini elinde tutuyor.

Rapor bu durumun adli bilişim (Forensic IT) yoluyla bilgi toplama yöntemlerinin yaygınlaşması ile daha da ciddi bir hal alacağına dikkat çekiyor. Bu yöntemlerin kullanıldığı durumlarda alınan bilgi ve belge sayısının da artması nedeniyle teşebbüsler tarafından, kısa bir zamanda sağlıklı bir gizlilik değerlendirmesi yapılması neredeyse imkansız hale gelecek. Bu durum aynı zamanda teşebbüslerin uyum programları yürütmekten vazgeçmesi veya dışarıdan hukuki danışmanlık almaktan imtina etmesi gibi istenmeyen bazı sonuçlara da yol açacak.

Bu noktada özel sektör raporu, yarışan iki menfaat olarak rekabet otoritelerinin sağlıklı bir soruşturma yürütebilmesi için ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşması ile kişilerin temel savunma hakkını vurguluyor. Özel sektör bu iki menfaatin karşı karşıya geldiği durumlarda, söz konusu temel hakkın korunması için orantılı her türlü önlemin alınması gerektiğini ileri sürüyor. Buna göre rekabet otoritelerinin daha hedef odaklı bilgi taleplerinde bulunması ve otorite ile teşebbüs arasında düzenli ve sağlıklı bir iletişim sağlanması önem taşıyor.

Hangi durumlarda gizlilik korumasından feragat etmiş sayılıyoruz?

Özel sektör raporunda vurgulanan temel noktalardan bir diğeri de günümüzde pek çok teşebbüsün, faaliyetlerinin uluslararası niteliği nedeniyle birden fazla ülkenin hukuk sistemine tabi olması.

Avukat-müvekkil gizliliğine yönelik ortak bir uygulama bulunmaması özellikle pek çok farklı hukuk sistemi kapsamında faaliyet gösteren teşebbüsler açısından büyük sorun yaratıyor. Buna göre bir hukuk sisteminde gizlilik kapsamında değerlendirilen bilgi ve belgeler için söz konusu gizlilik, diğer bir hukuk sisteminde tanınmıyor. Örneğin, Amerikan hukuk sistemi kurum avukatı (in-house counsel) ile iletişimlerin de gizlilik hükümlerinden faydalanacağını kabul ederken Avrupa Komisyonu gizliliği yalnızca bağımsız ve Avrupa hukuk sistemi kapsamında meslek icra etmeye yetkili, baroya kayıtlı avukatlarla yapılan iletişimler açısından tanıyor.

Birden fazla hukuk sistemine tabi olan teşebbüsler hakkında yürütülen incelemeler bakımından rekabet otoritelerinin işbirliği yapması da söz konusu olabiliyor. Bu gibi durumlarda bir ülkede gizlilik kapsamına girmeyen ve bu nedenle teşebbüsten elde edilen bir bilgi ve belgenin, bu bilgi ve belgeler açısından gizlilik tanıyan bir rekabet otoritesi ile paylaşılmasında özellikli bir durum ortaya çıkıyor. Söz konusu belgelerin, gizliliği tanımayan rekabet otoritesi ile zorunlu olarak paylaşılması, bu belgelere gizlilik tanıyan Rekabet Hukuku nezdinde bu haktan feragat edildiği anlamına geliyor mu? Aralarında FTC’nin de bulunduğu birkaç rekabet otoritesi, bu durumlarda paylaşımın zorunlu olduğu ve bu nedenle feragat niteliğinde olmadığı yönünde açıklama yapmış durumda. Özel sektör temsilcileri, diğer rekabet otoritelerini de benzer açıklamalarda bulunmaya ve teşebbüsler bakımından gerekli güvenceleri sağlamaya davet ediyor.

Kurum avukatları (in-house counsels) Rekabet Hukuku kurallarına uyum sağlamakta büyük rol oynuyor!

Özel sektör raporunda avukat-müvekkil gizliliğinin kurum avukatları bakımından tanınmaması da eleştiriliyor. Buna göre bağımsız avukatlar hukuki danışmanlık için tek yetkili olamayacağı gibi, kurum avukatları teşebbüslerin özellikle Rekabet Hukuku kurallarına uyum sağlaması bakımından son derece önemli rol oynuyor. Günümüzde pek çok teşebbüsün rekabet kurallarına uyumu sağlamak amacıyla bir kurum avukatı atadığı ve kişilerin hukuki danışmanlık alacağı kişiyi seçmek konusunda serbest olduğu dikkate alındığında, söz konusu gizliliğin kurum avukatları açısından tanınmıyor olması mantıklı görünmüyor. Hukuki danışmanlığın yalnızca bağımsız ve harici kaynaklardan temin edilmesi de teşebbüsler üzerinden büyük mali yük yaratıyor.

Avrupa’daki yargı mercilerinin şu zamana kadar oturmuş uygulaması kurum avukatlarının gizlilikten yararlanamayacağı yönünde olmakla birlikte özel sektör temsilcileri, Komisyon’un yeni bir düzenleme ile bu avukatlar açısından da avukat-müvekkil gizliliğinin tanınmasına karar verebileceğini vurguluyor.

Anlaşılacağı üzere özel sektör temsilcileri, avukat-müvekkil gizliliğinin kapsamının baroya kayıtlı kurum avukatlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini savunuyor. Bununla birlikte, bilgi ve belgelerin gizlilikten yararlanıp yararlanamayacağına yönelik uyuşmazlıkların mahkemeler gibi bağımsız bir karar merci tarafından çözümlenmesi gerektiği savunuluyor.

Peki biz ne aşamadayız?

Hatırlayacağınız üzere, bu yılın başlarında bir teşebbüs hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Rekabet Kurumu, teşebbüsün ofisinde yerinde inceleme gerçekleştirmiş ve teşebbüsün

harici avukatları tarafından hazırlanan Rekabet Hukuku ile ilgili bir raporunun kopyasını almıştı. Daha sonra İdare Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda, Rekabet Hukukunda açık bir düzenleme olmamasına rağmen bu belgelerin de avukat-müvekkil gizliliğinden faydalanacağı açıklığa kavuşturulmuştu. Bizler de sürecin tüm detaylarını makalemiz ile sizlerle paylaşmıştık.

Göreceğiniz üzere uluslararası boyutta gizlilik müessesinin kurum avukatlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi ve Rekabet Uyum Programlarının önemi konuşulurken biz hala gizliliğin Rekabet Hukukunda uygulanabilir olup olmadığını ve uyum programlarının kanunu dolanma yolu olarak kullanılıp kullanılmadığını tartışıyoruz. En kısa zamanda uluslararası düzeyde tanınan korumaya erişebilmek ve temel bir hak olarak avukata erişim ve savunma hakkını güvence altına alabilmek dileğiyle.

OECD toplantısında tartışılan diğer konular hakkında bilgi sahibi olmak için yazılarımızı takip edin…

 

[1] Özel sektör temsilcileri tarafından hazırlanan rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Çevrimiçi Platformların Rekabet Hukuku’ndaki Yerini Tartışıyoruz

TÜSİAD, Rekabet Hukuku Çalıştaylarına bir yenisi ile devam ediyor. Bu sefer E-Ticaret konusunda değerli konuşmalara ve tartışmalara ev sahipliği yapacak “Nasıl Bir Rekabet Hukuku?” isimli çalıştay, 2 Ekim 2018 tarihinde 13.30- 17.00 saatleri arasında TÜSİAD konferans salonunda gerçekleşecek.

E-ticaret ve perakende sektörünün temsilcileri ile Rekabet Hukuku uzmanlarının bir araya geleceği bu etkinlikte Balcıoğlu Selçuk Akman Keki Avukatlık Ortaklığı (BASEAK) ortaklarından Av. Şahin Ardıyok, çevrimiçi platformların davranışlarını hâkim durumun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirecek. Ardıyok’un “Platformlara 6. madde İncelemesi : İktisadi ve Hukuki Görüşler” başlıklı sunumunu kaçırmamak için siz de hemen kaydolabilirsiniz.

Program hakkında ayrıntılı bilgi almak ve kayıt yaptırmak için https://etkinlik.tusiad.org/index.php?option=com_eventbooking&view=event&id=195&catid=1&Itemid=101  adresini ziyaret edebilirsiniz.

Duymayan kalmasın: gun jumping’e ilişkin kriter açıklandı!

Duymayan kalmasın: gun jumping’e ilişkin kriter açıklandı!

Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız yazımız ile Avrupa Komisyonu’nun Altice kararı hakkındaki basın açıklamasını ve bu açıklama kapsamında hangi davranışların gun jumping olarak değerlendirildiğini aktarmıştık. Komisyon’un gerekçeli kararı ise geçtiğimiz günlerde yayınlandı ve karar gun jumping ihlallerine ilişkin olarak son derece bilgilendirici nitelikte.

İzinden/bildirimden önceki süreçte devralan şirketin, devralınan şirket tarafından verilen kararlarda veto hakkına sahip olmasının, şirketin pazarlama faaliyetleri ve bilgi değişimine yönelik politikaları hakkında söz sahibi olmasının Komisyon tarafından gun jumping olarak değerlendirildiğinden bahsetmiştik. Söz konusu kararı incelediğimizde ise, ihlal teşkil eden davranışların tespitine ilişkin bir kriter belirlendiğini ve davranışların Komisyon tarafından bu doğrultuda değerlendirildiğini görüyoruz.

Komisyon kriterini belirliyor, ona göre değerlendiriyor!

Bahsettiğimiz kriter ise devralınan şirket üzerinde “kontrol sağlayan davranışların” bu şirketin değerini korumak için kesinlikle gerekli olup olmadığı şeklinde karşımıza çıkıyor. Başka bir deyişle, devralan şirkete sağlanan yetkilerin, devre konu şirketin işlemin tamamlandığı tarihte değer kaybetmemiş olması için ne derece gerekli olduğu inceleniyor.

Bu kapsamda Komisyon Altice’in, PT Portugal’ın (i) yöneticilerine, (ii) fiyatlandırma politikasına ve (iii) sözleşmeye girme, sözleşmeyi feshetme ve değiştirme serbestine müdahalesini, söz konusu yetkilerin PT Portugal’ın değerinin korunması için ne kadar gerekli olduğu süzgecinden geçiriyor. Komisyon, devre konu şirketin faaliyetleri için vazgeçilmez olan bir çalışanın şirket bünyesinde muhafaza edilmesi için yapılan genel nitelikli gözetimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini, ancak herhangi bir çalışanın sözleşmesinde yer alan şartlara ilişkin veto hakkına sahip olmak gibi geniş yetkilerin “kontrol sağlayan davranış” olarak değerlendirileceğini söylüyor. Benzer şekilde Komisyon, teşebbüslerin, belirlediği ticari koşullar açısından bağımsız olmasına yönelik en önemli koşulun fiyatlandırma politikalarına yönelik bağımsızlık olduğunu vurguluyor. PT Portugal’ın, Altice’in onayı olmaksızın bu politikalarda değişikliğe gidemiyor olması, Altice’e bu konularda da veto hakkı tanınmış olmasını devre konu şirketin ticari bağımsızlığının sınırlanması olarak değerlendiriyor ve bu tür bir yetkinin şirketin değerinin korunması açısından zaruri olmadığını vurguluyor. Son olarak Komisyon, devre konu şirketin imzalayacağı anlaşmalar ve vereceği taahhütlere ilişkin olarak genel bir gözetim yetkisini orantılı bulurken, Altice’in düşük olduğu değerlendirilen bir eşiğin üzerindeki her türlü ticari işlemde veto yetkisine sahip olmasını şirketin değerinin korunması için gerekli olandan geniş bir yetki olarak değerlendiriyor. PT Portugal’ın değerinin, imza tarihinden kapanışın gerçekleştiği tarihe kadar korunması için elzem olmayan bu tür yetki transferleri ise gun jumping olarak değerlendiriliyor.

Bilgi değişimine ilişkin önemli tespitler!

Soruşturma sürecinde Altice’in düzenli olarak PT Portugal’dan hassas ticari bilgi talebinde bulunduğunu tespit eden Komisyon, devralma işlemleri açısından taraflar arasında belirli ölçüdeki bilgi paylaşımının işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli olabileceğini vurguluyor. Ancak burada da söz konusu bilgi paylaşımının devralan şirkete izinden/bildirimden önce devre konu şirkete ilişkin konularda karar alma yetkisi tanıyıp tanımadığını değerlendiriyor. Bu doğrultuda Altice tarafından düzenli olarak bilgi talep edilmesinin ve PT Portugal tarafından bu tür stratejik bilgilerin güncel ve detaylı olarak paylaşılmasının rekabeti, işlem açısından gerekli olandan fazla sınırladığına karar veriyor.

Kararda yer verilen önemli bulgulardan bir tanesi ise Komisyon’un yerinde incelemelerde elde ettiği dokümanlardan, Altice’in gun jumping ihlallerine yönelik bilince sahip olduğunu tespit etmiş olması. Söz konusu dokümanlarda gun jumping’in ne olduğu, gun jumping teşkil edebilecek davranışlar ve bunlardan kaçınmanın ne kadar önemli olduğu ve aksi takdirde yüksek miktarda para cezalarının söz konusu olabileceğine ilişkin ifadeler yer alıyor. Komisyon bu belgeleri de dikkate alarak Altice’in söz konusu ihlali en azından ihmali davranışlarla işlediğine karar veriyor.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) 3 Ağustos 2018 tarihinde üç adet yeni karar özeti yayınladı.

Karar özetlerine kısaca göz atacak olursak:

İlk kararın bir gerçek kişinin adının geçtiği köşe yazısının silinmesine ilişkin olduğu görülüyor. Bu kişinin kamuyu ilgilendiren bir konumda olduğu belirtilerek, adının köşe yazısında geçmesi ifade özgürlüğünün yansıması olan basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiş.

İkinci karar ise özel nitelikli kişisel verilerin kanuna aykırı şekilde internet ve sosyal medya mecralarında paylaşılmasıyla ilgili. Özel nitelikte kişisel veri olarak değerlendirilen sağlık raporunun internette ve sosyal medyada paylaşılması sonucu veri sorumlusuna uygun güvenlik düzeyini temin edemediği için idari para cezası uygulanması söz konusu.

Son kararın ise iş başvurusu sürecinde işlenen kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde paylaşılmasıyla ilgili olduğu görülüyor. Kararda iş başvurusu yapan kişinin kişisel bilgilerinin diğer işe başvuranlarla paylaşıldığı tespit edilerek idari para cezası uygulanmış. Ayrıca şirketler topluluğu bünyesindeki şirketlerin bu kişisel bilgileri ilgili kişinin rızası olmaksızın kendi aralarında paylaşması da ihlal kapsamında değerlendirilmiş.

Kararların özetlerini aşağıda yer alan linkte bulabilirsiniz:

https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/5262/Kisisel-Verileri-Koruma-Kurumu-Karar-Ozetleri

Sertaç Yüksel

Çift taraflı pazarların rekabet hukuku değerlendirmesinde yöntem değişiyor!

AT&T – Timer Warner işlemi hakkında verilen karara ilişkin yazımızda kararın,  kararı günümüz gerçeklerinden uzak bulan kişilerce eleştirildiğinden bahsetmiştik. Yine benzer eleştirilerle karşılaşan bir karar da Amerikan Yüksek Mahkemesi’nden geldi. Söz konusu karar American Express (“Amex”) tarafından uygulanan  yönlendirme karşıtı (“anti-steering”) hükümlere ilişkin.

Yine süreci kısaca anlatmakta fayda görüyoruz. 2010 yılının Ekim ayında American Express, Visa ve Master Card tarafından uygulanmakta olan anti-steering hükümlerine karşı dava açılmıştı. Bu süreçte Master Card ve Visa söz konusu hükümleri sözleşmelerinden çıkarırken Amex bunları uygulamaya devam etti. Bu hükümlerin ne işe yaradığını ve kredi kart veren bankaların neden bunu tercih ettiğini de kısaca anlatalım.

Daha önce alışverişe çıktığınızda, kasada ödeme yaparken birden fazla kredi kartı ile ödeme yapma seçeneğiniz olduğunu siz de daha önce fark etmişsinizdir. Kasaya geldiğiniz bu anda aslında bir satış noktası (“point of sale”) rekabeti gündeme geliyor. Farklı bankaların kredi kartları arasında bir rekabet. Bu noktada anti-steering hükümleri satıcıların, belirli bir bankanın kartı ile ödeme yapmak isteyen müşterileri çeşitli indirim veya teşvikler sunarak farklı bir kredi kartını kullanmaya yönlendirmesini engelliyor. Örneğin, kasada American Express ile ödeme yapmaya hazırlanan bir müşteriyi fiyatı indirmeyi önererek Master Card ile ödemeye teşvik etmek, satıcının kendisine POS makinesini veren banka ile sözleşmesine (bu sözleşmede yer alan anti-steering hükmüne) aykırı olacağından mümkün değil.

Peki satıcılar, müşterilerin hangi bankanın kartı ile alışveriş yaptığını neden önemsiyor? Çünkü bir tarafta kredi kartını kullanan müşterilere hizmet veren ve çeşitli ödüller sunan bankalar diğer yandan ise POS makinesi verdikleri satıcılara hizmet veriyor. Bunun karşılığında ise satıcılardan, her satış işlemi için belirli miktarda ücret alıyor. Yani söz konusu kredi kartlarının kullanımı açısından tam anlamıyla bir çift taraflı pazar söz konusu.

İşte satıcılara uygulanan bu ücret, bankadan bankaya değiştiği için satıcılar genelde daha düşük ücret uygulayan bankaların kredi kartlarının kullanılmasını tercih ediyor. Amex ise bu bankalar arasında en yüksek ücreti uygulayan banka. Bu süreçte diğer bankalar söz konusu uygulamayı sonlandırırken Amex’in sonlandırmamasının sebebi de bu gibi.

Peki satıcılar neden doğrudan “Amex kabul etmiyoruz” demiyorlar? Çünkü çift taraflı pazarın diğer tarafından banka, müşterilere çeşitli promosyonlar, ödüller  sunuyor, puan kazandırıyor. Amex ise diğer bankalarla karşılaştırıldığında müşterilerine çok daha avantajlı bir program sunuyor. Anladığımız kadarıyla, sırf Amex tarafından sağlanan bu avantajlar nedeniyle Amex kabul eden mağazalardan alışveriş yapmayı tercih eden bir müşteri grubu oluşmuş durumda. Yani satıcılar kolay kolay Amex kartı kabul etmekten vazgeçemiyor.

Yüksek Mahkeme, pazarın iki tarafının da birlikte ele alınması gerektiğini belirterek pazarın bir tarafındaki fiyat artışının tek başına rekabete aykırı değerlendirilemeyeceğine karar verdi. Mahkeme, Amex tarafından uygulanan bu hükümlerin rekabet hukukuna aykırı olmadığına karar verirken diğer yandan da eleştiriler yağmaya başladı. AT&T kararına benzer şekilde mahkemenin günümüz ekonomisin gerçeklerinden uzak bir karar verdiği tartışılıyor. Amex müşterilerine en avantajlı şartları sunduğu için pazarın bu tarafı da dikkate alınarak söz konusu hükümlerin rekabeti engellemediğine karar verilmesi yerinde mi? Amex’in anti-steering hükümleri ve yüksek ücretler ile elde ettiği kazancın hepsini müşterilerine sunduğu imkanlar için harcamıyor olması bu durumu değiştirir mi? Her şekilde karar, çift taraflı pazarların söz konusu olduğu olayların rekabet hukuku değerlendirmesini büyük ölçüde etkileyecek gibi. Görünen o ki Mahkeme, bu olaylar açısından bir uygulamanın rekabete aykırı olup olmadığının belirlenmesinde pazarın her iki tarafını da dikkate alarak karar verecek.

Birbiri ardına yayımlanan kararnameler ne söylüyor?

2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimini takiben Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ve Kanun Hükmünde Kararnameler birbirini ardına Resmi Gazete’de yayımlanmaya başladı. Peki bu kararnameler atamalar ve görev süreleri hakkında ne diyor? Biz sizlere, aralarında Rekabet Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ve Kişisel Verilerin Korunması Kurumu’nun (“KVKK”) da bulunduğu kamu kurum ve kuruluşlarının atama usul ve esaslarına önemli değişiklikler getiren düzenlemeleri kısaca aktaralım.

Öncelikle 9 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (“KHK”) ve onu takip eden gün yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile söz konusu atama usullerinde son derece büyük ve önemli değişiklikler yapıldığını belirtmekte fayda görüyoruz. Söz konusu KHK’nın doğrudan Rekabet Kanunu’nda değişiklik yapması nedeniyle önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu değişiklikleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

  • Önceden Bakanlar Kurulu tarafından, çeşitlik bakanlıklar ve kuruluşların gösterdiği adaylar arasından seçilen Başkan, İkinci Başkan ve Rekabet Kurulu üyeleri artık doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Değişen maddede söz konusu atamalar için bakanlıklar veya kurumlar tarafından aday gösterileceğine ilişkin düzenlemeye de yer verilmiyor.
  • Eski düzenlemeye göre üye olarak atanma şartı kabul edilen, “mesleki açıdan yeterli bilgi ve deneyime sahip olma” kriterine yeni düzenlemede yer verilmemiş. “Meslekleri ile ilgili olarak kamu veya özel sektörde 10 yıl çalışmış olma” şartı ise bir gün sonra yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile meslek ile ilgili bir sektör olması aranmaksızın 5 yıl olarak değiştirildi.
  • Kurul üyeleri için önceden 6 yıl olarak öngörülen görev süresi sonraki gün yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile 4 yıl olarak değiştirildi.
  • Ücret ve diğer mali haklar, emeklilik ve hizmet süresi ve Rekabet Kurumu bütçesine ilişkin konularda ise karar merci yine Cumhurbaşkanı olarak değiştirildi.
  • Kurulca hazırlanacak yönetmeliklerin Bakanlar Kurulu yerine Cumhurbaşkanı tarafından yürürlüğe konulmasına karar verildi.

10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Rekabet Kurulu üyelerinin yanında, RTÜK ve KVKK dışındaki düzenleyici ve denetleyici kurum başkan ve üyelerinin de görev süresi 4 yıl olarak değiştirildi. Bu değişikliği takiben hâlihazırda görev yapmakta olan başkan ve üyelerin görev sürelerinin ne zaman biteceği sorusunun cevabı ise KHK’da saklı. Buna göre aşağıdaki kurumların başkan ve üyeleri, atama tarihi itibariyle görevde dördüncü yılını doldurmuş ise görevleri KHK’nın yayımlandığı 9 Temmuz 2018 tarihinde sona eriyor:

  • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu
  • Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu
  • Sermaye Piyasası Kurumu
  • Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
  • Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
  • Kamu İhale Kurumu
  • Rekabet Kurumu
  • Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu
  • Kişisel Verileri Koruma Kurumu

Henüz görevde dördüncü yılını doldurmamış olan başkan ve üyelerin görevi ise bu sürenin dolması ile sona eriyor.

Rekabet Kurulu üyelerinin atanma şartları bahsi geçen kanun değişikliği ile düzenlenirken, 10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile RTÜK ve KVKK dışındaki düzenleyici ve denetleyici kurumların başkan ve üyelerinin atanma şartlarına ilişkin genel hükümler belirlendi. Bu kurumların başkan ve üyelerinin atamalarında kısaca aşağıdaki şartlar aranacak:

  • Devlet Memurları Kanunu ile öngörülen genel şartları sağlamak,
  • En az dört yıllık yükseköğretim mezunu olmak ve
  • Kamuda, uluslararası kuruluşlar ile özel sektörde veya serbest olarak en az beş yıl çalışmış olmak.

Kararnamede bahsi geçen tüm bu kurum ve kuruluşlar açısından da atamaya yetkili kişinin Cumhurbaşkanı olması öngörülüyor. Bu hükmün düzenleyici ve denetleyici kurumlar açısından uygulanmayacağı belirtilse de belirli kurum ve kuruluşların üyelerinin, görev süresi bitmeden de Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınması mümkün.

Biz atama ve görev sürelerine ilişkin değişiklikleri sizlere kısaca aktarmaya çalıştık. Uygulamada ise karşımıza neler çıkacağını tahmin etmek güç. Ancak bu yeni dönemde soru atama ise, cevap Cumhurbaşkanı olacak gibi…