Rekabet Hukukunun Geleceği Tartışıldı: OECD Rekabet Forumu – 3

OECD Global Rekabet Forumu’na yönelik yazı dizimizin sonuncusu olan bu yazımızda Global Rekabet Forumu üzerinde gözlemlerimizi sizlerle paylaşıyoruz…

Global Forum on Competition genellikle daha genel rekabet hukuku politikalarının tartışıldığı paneller şeklindeki oturumlar ile gerçekleştirilmektedir. İki gün süren bu etkinliğe de yarım gün katılım gösterdik. Katıldığımız bölümde “Rekabet hukuku daha adil bir toplumsal düzene nasıl katkıda bulunabilir?” (“How can competition contribute to fairer societies?”) konusu tartışıldı ve Avrupa Komisyonu’ndan Margrethe Vestager “keynote speech” verdi.

Panelde, DG Comp Direktörü Johannes Laitenberger, University of Leeds öğretim üyesi Pınar Akman, American University Washington College of Law öğretim üyesi Jonathan Baker, Filipinler Rekabet Kurumu Başkanı Arsenio Balisacan, OECD Rekabet Komisyonu Başkanı Frederic Jenny konuşmacı olarak yer aldı.

Pınar Akman konuşmasında aşağıdaki konulardan bahsetti.

  • Rekabeti temin eden politikalar adaletsizliğin azaltılmasına katkıda bulunacaktır. Ancak bu başlı başına rekabet hukuku politikasının adaletsizliği ortan kaldırmayı hedeflemesi gerektiği anlamına gelmemektedir.
  • Rekabet politikası içerisinde adalet; usuli adalet ve devlet yardımlarına yönelik adalet konularında ve kuralların kendisi adaletsizlik konusunda bir değerlendirme yapılmasını gerektiriyorsa devreye girmelidir.
  • Bunun haricinde rekabet politikasında adalet temelli kaygılar hiçbir  zaman etki temelli analizlerin yerini almamalı ve rakiplerin rekabetten korunmasına hizmet etmemelidir.
  • Rekabet politikası içerisinde “adalet” kavramına yer verilmesi halinde, neyin adil olduğu, buna kimin karar vereceği, buna ne zaman karar vereceği, buna neye göre karar vereceği gibi soruların cevaplanması gerekecektir. Bu da objektif bir faaliyet olmayacaktır. 
  • Hukuki öngörülebilirlik bütün modern hukuk düzenlerinin en önemli özelliğidir. Bu nedenle, rekabet politikası kapsamı belli olmayan “adalet” kavramını içermemelidir. Bunun yerine uygulamaların ve kuralların “adaletli” olup olmadığına bakmak yerine refah üzerindeki etkileri dikkate alınmalıdır.
  • Pazarların rekabetçi şekilde işlemesi güvence altına alındığında bu kendiliğinden adaletli sonucu doğuracaktır.

Jonathan Baker konuşmasında aşağıdaki hususlardan bahsetti.

Artan toplumsal adaletsizlik duygusu ve artan pazar gücünün maliyeti vardır.

  • Ekonomik büyüme yavaşlar
  • Politikaların yalnızca varlıklıların çıkarlarını koruyacak şekilde şekillenmesine sebep olur
  • Sosyal düzenin bozulmasına neden olur
  • Varlık transferleri yoluyla pazar yapısı bozulur
  • Tahsis etkinliği açısından kayıplara yol açar
  • İnovasyonu yavaşlatır

Artan pazar gücü artan adaletsizliği beraberinde getirmektedir. Adaletsizliği azaltmak için rekabet politikası ne şekilde kullanılmalıdır?

  • Otoritelerin bütçesini artırmak ve daha sıkı bir rekabet hukuku uygulaması gerçekleştirerek caydırıcılığı artırmak genel olarak rekabet hukuk uygulamasını kuvvetlendirilebilir.
  • Otoritelerin uygulama önceliklerinin adaletsizlik dikkate alınarak oluşturulması söz konusu olabilir (örn. Uygulama sonucunda orta veya alt gelir grubunun faydalanacağı dosyaların öncelikli olarak seçilmesi, aynı şekilde dosya sonucunda verilecek yaptırımların orta veya alt gelir grubu etkileyecek şekilde oluşturulması vb.).
  • Adaletsizliğin azaltılmasını açık bir rekabet hukuku politikası haline getirecek şekilde rekabet hukuku politikası hedeflerinin güncellenmesi düşünülebilir.

Frederic Jenny konuşmasında aşağıdaki hususlardan bahsetti.

  • Uluslararası ticaretin yaygınlaşması pek çok pazarda “bozulma” (disruption) yarattı.
  • Bu bozulmalar işgücü piyasasına da yansıdı ve istihdam sayısı azalmaya, maaşlar düşmeye başladı.
  • Bununla birlikte, uluslararası ticarete açık olan pazarlarda yaşanan işgücü kaybı ile uluslararası ticarete açık olmayan pazarlarda yaşanan işgücü kazanımının birbirine dengelediğine yönelik bir veri de yok.
  • Bu nedenle de özellikle işgücü piyasalarında gitgide tahsis etkinliği kaynaklı problemler baş göstermeye başladı. Bu da bize işgücü piyasalarının ekonomik teorinin öngördüğü şekilde kendilerini değişen dinamiklere adapte edemediğini gösterdi. Uluslararası düzeyde yaşanan bu rekabetin kazananı sermaye, kaybedeni ise işçiler oldu.
  • Bu nedenle, rekabet politikası ile adaletsizlikle mücadele edilmek istenirse, iş gücü piyasalarındaki “adam ayartmama” düzenlemeleri daha ciddiyetle incelenebilir, işgücü piyasalarının (coğrafi olarak ve sektörel olarak) daha esnek hale getirilmesi düşünülebilir, açıkça adaletsiz uygulamalardan kaynaklanan rekabet hukuku problemlerine uygulama önceliği tanınabilir, yapılan rekabet hukuku incelemelerinin işgücü pazarındaki etkilerine daha önem verilerek bu etkilerin olumsuz olması halinde bunları ortadan kaldıracak çözümleri uygulamak taraflara yüklenebilir.