Yazıyor yazıyor! Resmi Gazete elektrik piyasasını baştan yazıyor!

2019 yılının enerji ve özellikle elektrik piyasaları için oldukça hareketli başladığı, geçtiğimiz hafta sonu Resmi Gazete’de peş peşe yayınlanan değişikliklerle bir kez daha kanıtlandı. Sektör oyuncuları henüz Cumhurbaşkanlığı Kararı ile gelen değişikliklere adapte olmaya çalışırken bir de Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği (“Yönetmelik”) yayınlandı. Biz de Cuma’dan Pazar’a elektrik sektöründe yaşanan gelişmeleri sizler için kaleme aldık.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi Neler Getirdi?

Mayıs ayında elektrik piyasasındaki ilk değişim rüzgarı 10 Mayıs tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile esti. Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim faaliyeti gösteren tesisler için uygulanacak fiyat ve süreler ile yerli katkı ilavesine ilişkin karara eklenen madde ile Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) tarifeleri düzenlendi. Getirilen değişiklik ile kendi ihtiyacı için elektrik üreten kişilerin ürettiği ihtiyaç fazlası elektrik enerjisinin alımına uygulanacak tarife belirlendi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (“EPDK”) tarafından ilan edilen ve tesis için gösterilen perakende abone grubuna ait tek zamanlı aktif enerji bedeli, tesisin işletmeye giriş tarihinden itibaren 10 yıl boyunca uygulanacak.

Kararname ile getirilen ikinci ek madde ise Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında lisanssız faaliyet yapabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesislerinin kurulu güç sınırlamasını esnetti. Eskiden azami 1 megavatlık kurulu güce sahip olabilen üretim tesisleri için yeni üst sınır 5 megavat olarak belirlendi. Bu maddeyi uzun zamandır beklenen mahsuplaşma sistemi için bir yeşil ışık olarak görenler ise, pazar günü yapılan değişiklikle haklı çıktı.

Yeni yönetmelikle neler değişti?

EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın Nisan ayında yaptığı açıklamalarla da sinyallerini verdiği yeni Yönetmelik ile birlikte yeni lisanssız elektrik üretimi sistemi 12 Mayıs 2019 tarihli ve 30772 sayılı Resmi Gazete ile yürürlüğe girdi ve Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği ilga etti. Elektrik piyasasında tüketicilerin elektrik ihtiyaçlarını tüketim noktasına en yakın kendi üretim tesisinden karşılaması, arz güvenliğinin sağlanmasında küçük ölçekli üretim tesislerinin ülke ekonomisine kazandırılması ve küçük ölçekli üretim kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması ile elektrik şebekesinde meydana gelen kayıp miktarlarının düşürülmesini amaçlayan yönetmelik ile lisans alma ve şirket kurma yükümlülüğü olmaksızın elektrik enerjisi üretebilecek gerçek veya tüzel kişilere uygulanacak usul ve esaslar belirlendi.

Aylık mahsuplaşma sistemi gelen yönetmelik ile resmileşmiş oldu. Peki mahsuplaşma neyi değiştirdi? Mahsuplaşma ile serbest tüketici olup olmama ayrımına gidilmeksizin herkesin hafta içi veya gece tükettiği elektriği, gündüz veya hafta sonu ürettiği elektrikten karşılama imkanı olacak. Konu ile ilgili açıklamasında Başkan Yılmaz da “Güneşimiz her hane için, her ticarethane için, her sanayici için bir enerji kaynağı olsun istiyoruz. Yeni düzenleme ile her tüketicinin kendi enerjisini üretebilmesinin de yolunu açıyoruz. Güneş çatılarda yükselmeye devam ettikçe hem tüketici kazanacak hem de ülkemiz.”[1] diyerek yeni düzenlemeden beklentilerini dile getirmişti.

Konu ile ilgili Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu – Türkiye Bölümü (“GÜNDER”) de bir açıklama yaptı[2]. GÜNDER Başkanı Kutay Kaleli’nin imzasını taşıyan açıklamada mahsuplaşmada sürenin aylık olarak belirlenmesinin faydasına dikkat çekildi. Sürenin aylık olarak belirlenmesi, vatandaşlar ve işletmelerin şirket kurma veya lisans alma zorunluluğu olmaksızın daha fazla elektrik üretebilmelerine imkan tanıyor.  

Unutulmaması gereken bir nokta şu ki, yönetmeliğin amacı tüketiciye en fazla enerjiyi üretmeye yönlendirmek değil, kendi tüketimini karşılayacak ve aynı zamanda en hesaplı olacak tesisi kurdurmak. Bu sebeple, sürecin etkinleşmesi adına yeni düzenlemede birçok adım atıldığı görülüyor. Bunlardan ilki lisanssız elektrik üretimine ilişkin tüm tebliğ ve yönetmeliklerin tek bir mevzuat altında yürütülmesi iken, başvuru süreçlerinde bürokratik adımların azaltılması, başvurunun kurumlarda geçirdiği sürenin azaltılması ve tüketim tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünün tüketicinin tüketimini en az maliyetle karşılayacağı şekilde düzenlenmesi de başkaca örnekler olarak karşımıza çıkıyor.

Arazi tipi GES projeleri tarihe mi karışıyor?

Uygulama bir yandan beklentileri karşılarken, diğer yandan bazı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bunlardan ilki ise güneş enerjisi santralleri (“GES”) özelinde karşımıza çıkıyor. Yeni yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrası, kurulacak üretim tesisinin güneş enerjisine dayalı çalışacak olması halinde, bunun ancak çatı veya cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebileceğini düzenliyor.[3] Söz konusu hükme ilişkin farklı görüşler ise şimdiden tartışılmaya başlandı.[4]

Her ne kadar hemen bir sonraki fıkrada tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama yapmak amacıyla bir üretim tesisi kurulabileceğine ilişkin istisnaya yer verilse de[5], söz konusu üretim tesislerinin de kurulu güçleri bakımından bağlantı anlaşmalarındaki sözleşme gücü ile sınırlı tutulduğu görülüyor.

Bu haliyle yeni yönetmeliğin arazi tipi GES projelerini tamamen rafa kaldırdığını söylemek mümkün gözükmese de, uygulama alanının oldukça daraldığı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Hangi yönetmeliğe tabi olacaksınız?

Başvurusunun farklı aşamasında olan üretim tesisleri için akıllara gelebilecek bir soru da tesisin hangi düzenleme kapsamında işletileceği olabilir. Özellikle başvuru süreci yeni Yönetmelik’ten önce başlayan tesisler için, tesisin yeni Yönetmelik kapsamında mı yoksa mülga Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliği kapsamında mı olacağı hususu önem arz ediyor. Yayınlanan yeni yönetmeliğin geçici maddeleri başvuru sahiplerine bu konuda ışık tutuyor.

Geçici Madde 1 uyarınca çatı ve cephe uygulamalı elektrik üretim tesislerine aylık mahsuplaşmadan yararlanma imkanı getiriliyor. Ürettiği enerjinin tamamını iletim veya dağıtım sistemine vermeden kullanan, üretimi ve tüketimi aynı ölçüm noktasında olan GES projeleri ile 21 Haziran 2018 tarihinden sonra bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu düzenlenen ve 10 kilovata kadar projelendirilmiş çatı tipi GES projeleri, Yönetmeliğin yürürlük tarihini takip eden 60 gün içerisinde başvuruda bulunulması halinde Yönetmelik kapsamına girecek ve aylık mahsuplaşmadan yararlanabilecek.

Henüz çağrı mektubu düzenlenmemiş ancak bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu almaya hak kazananların yardımına ise Geçici Madde 2 koşuyor. Bu madde uyarınca, yürürlükten kalkan yönetmelik kapsamında çağrı mektubu almaya hak kazanan, alan veya bağlantı anlaşması imzalayan kişilerin bundan sonraki aşamalardaki işlemleri de yeni Yönetmelik kapsamında devam ettirilecek.

Sonuç

Elektrik piyasasındaki değişim rüzgarları bir süre daha esmeye devam edecek gibi gözüküyor. Lisanssız elektrik üretimi kurulu güç sınırlamasının esnetilmesi ve mahsuplaşmaya ilişkin gelişmeler, Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ile dağınık üretim sisteminin güçleneceği sinyallerini veriyor. Merkezi enerji santrallerini odağına koyan klasik anlayıştan uzaklaşan ve küçük ölçekli ama son tüketiciye daha yakın santrallerde üretime geçen yeni sistemden piyasanın beklentisi büyük. Enerji ihtiyacını yerinde, daha etkin ve daha verimli bir şekle büründürmesi amaçlanan yeni düzenlemenin uygulamanın ihtiyaçlarına cevap verip veremeyeceğini ise zaman gösterecek.


[1] https://www.epdk.org.tr/Detay/Icerik/2-4827/epdk-baskani-mustafa-yilmaz-“her-tuketicinin-ken

[2] https://www.enerjigunlugu.net/kaleli-vatandas-daha-fazla-lisanssiz-elektrik-uretebilecek-32362h.htm

[3] (3) Bu Yönetmelik kapsamında faaliyet göstermek isteyen kişiler, bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünü ve 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca belirlenecek kurulu gücü geçmeyecek şekilde tüketim tesisi ile aynı ölçüm noktasında, dağıtım tesisi niteliğinde tesis teçhiz etmeden, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisi kurabilir. Güneş enerjisine dayalı üretim tesisleri ancak çatı ve cephe uygulaması olarak gerçekleştirilebilir.

[4] https://www.enerjiportali.com/lisanssiz-elektrik-uretiminde-yeni-donem-basladi-hasan-yigit/

[5] (4) İlgili diğer mevzuat hükümlerine uygun olması halinde, tarım arazilerinin bir kısmında tarımsal sulama amacıyla bu Yönetmelik kapsamında üretim tesisi kurulabilir. Ancak ilgili üretim tesisinin kurulu gücü söz konusu sulama tesisinin bağlantı anlaşmasındaki sözleşme gücünden fazla olamaz. 

Elektrik Piyasasında Perşembenin Gelişi…

Geleneksel olarak elektrik piyasaları dikey bütünleşik firmaların üretimden tedarike birçok piyasa faaliyetini yürüttüğü ve yoğun regülasyonların olduğu piyasalar olmakla birlikte bilhassa son 30-35 yılda elektriğin üretim ve tedarikinde birçok ülkede devlet tekelinden aşamalı olarak rekabetçi piyasa yapılarına geçiş temayülünün olduğu görülmektedir.  Ülkemizde de benzer bir eğilim gözlenmiş ve halihazırdaki piyasa yapısının kanuni çerçevesi 2001 yılında yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 2013 yılında yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile çizilmiştir.

Bununla birlikte, liberalleşme rüzgarları her zaman elektrik piyasalarında olumlu sonuçlar vermeyebilmekte ve ister istemez birtakım problemler ile karşılaşılmaktadır. Bilhassa 2010 sonrasında Avrupa, ABD ve Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde düşük marjinal maliyetli elektrik üretimi, düşük doğalgaz maliyetleri ve talebin durağan olması nedeniyle toptan elektrik satış piyasalarında oluşan elektrik fiyatlarında önemli oranda bir düşüş ile karşılaşılmakta. Her ne kadar düşük karlılığın rekabetçi piyasaların olağan bir sonucu olduğu ileri sürülebilecek olsa da yatırıma ihtiyaç duyulan bir piyasada düşük karlılığın olması elektrik arz güvenliğini tehdit edebileceğinden bu noktada “düşük karlılığın” piyasa yapısının yeniden değerlendirilmesi gerektiği hususunda bir sinyal olarak algılanması mümkün.[1] Bu bakımdan gelecekte oluşturulacak piyasa yapısının üretim santralleri, enerji depolama sistemleri ve talep tarafı yönetimini gibi sistemin işleyişine ilişkin tüm bileşenlerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurularak kurgulanması gerekebilecektir. Son yıllarda Avrupa Birliği ve ABD’de elektrik satışlarından elde edilen gelirin elektrik üretim maliyetlerini karşılanma oranında önemli düşüşler görülmektedir. Dahası, yeni enerji hizmet sağlayıcılarının ve yenilikçi teknolojik gelişmelerin de destekleyeceği sıfıra yakın marjinal maliyetli elektrik üretim santrallerinin sisteme girmeleriyle birlikte, orta ve uzun vadede toptan elektrik fiyatlarında aşağı yönlü baskının devam edeceğini tahmin etmek mümkündür. Netice itibariyle, yukarıda belirtmiş olduğumuz ülkelerde; politika yapıcıların, düzenleyici kurumların ve elektrik piyasasındaki paydaşların elektik piyasasına geçiş sürecindeki değişimleri idrak etmeleri, enerji arz güvenliğini ve sistem güvenilirliğini sağlarken aynı zamanda düşük karbonlu piyasa yapısına geçiş sürecinin gerektirdiği çözümler ve piyasa tasarımının ön koşulunu teşkil etmektedir.[2]

Diğer yandan, aşağıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere ülkemizde elektrik fiyatları yukarıda sayılan gelişmiş ülkelerden farklı olarak ülkemizde düşüş göstermemiş aksine 2018 yılında PTF Aritmetik Ortalamasının 231,636. TL/MWh[3] olarak zirve yaptığı göz önüne alındığında ciddi anlamda artmıştır. Buradan yola çıkarak ülkemiz elektrik piyasasının yapısal problemleri ile Avrupa Birliği, ABD ve Avustralya örneklerinde gözlemlenebilecek ülkelerin yapısal problemlerinin nitelikleri itibariyle birbirlerinden farklı olduğunu ileri sürebilmek mümkün.

Grafik 1: Yıllar itibariyle PTF (Piyasa Takas Fiyatı)[4]

Elektrik kurulu gücü yaklaşık olarak 88.550 MW[5] olan ülkemiz elektrik piyasasında her ne kadar yukarıda değinmiş olduğumuz gelişmiş ekonomilerde elektrik üretim maliyetlerinde düşüş nedeniyle karşılaşılan problemler ile karşılaşılmasa da, heybemizdeki problemler bizim de piyasa yapısının yeniden gözden geçirilmesini ve gerekirse yeniden yapılandırılmasını kaçınılmaz kılacak raddeye erişmiş durumdadır.

Öncelikle, ülkemizde son zamanlarda yüzleşmek zorunda kaldığımız yüksek enflasyonun ve döviz kurumda gözlemlenen yukarı yönlü değişkenliğin elektrik piyasasını olumsuz etkilediğine hiç şüphe yok. Yine bu gelişmelerle paralel olarak Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizmasının (“YEKDEM”) toplum üzerinde ciddi maliyet baskısı oluşturduğu da bir gerçek. Tedarik piyasasının teknolojik gelişmelere paralel olarak dijitalleşmesi için daha radikal adımlar atılması, üretimin artık belirli lokasyonlarda öbekleşmek yerine dağıtık ve hatta tüketicilerin de üretici olabileceği kurgulara evrilmesi için gerekli yasal zeminin hazırlanması, enerji sektöründe dövizle borçlanmış şirketlerin yaratmış olduğu riskin dağıtılması, iletim sisteminin üretim ve tedarikte olması gereken gelişmelere ayak uydurabilmesi, bugün elektrik üretiminde  yüzde 34 civarında olan kamu payının düşürülmesi, gün öncesi piyasalarda oluşan fiyatların gerçek maliyetleri yansıtacak şeklide piyasa yapısının yeniden kurgulanması, ulusal tarifeler, piyasada şeffaflığın ve öngörülebilirliğin arttırılması, iyi yönetişim ilkelerinin benimsenmesi gerekliliği, tüketicilerin bilinçlendirilmesi ve tüketici haklarının korunması konuları yüzleşmemiz gereken problemlerden yalnızca bir kaçını oluşturmaktadır.

Tüm bu yapısal problemlerin neticesi olarak, üreticilerden tedarikçilerin sektörün tüm oyuncuları birçok problem ile boğuşmakta ve bu problemlere çözüm üretebilmek için yapılan devlet müdahaleleri (teşvikler, alım garantileri vs.) ise ister istemez piyasa yapısını bozucu etkiler doğurmaktadır. Dolayısıyla, Avrupa Birliği ve ABD’de elektrik üreticilerinin karşılaştığı “düşük karlılığın” piyasa yapısının yeniden değerlendirilmesi gerektiği hususunda bir sinyal olarak algılanması gerektiğinin ileri sürüldüğü bir ortamda, ülkemiz elektrik piyasasında karşılaşılan problemleri “piyasa yapısının yeniden değerlendirilmesi gereken bir sinyal olarak nitelemek” bunları çok hafife almak olacaktır.

Netice itibariyle, elektrik piyasasında karşılaştığımız problemler yukarıda değinmiş olduğumuz gelişmiş ülke örnekleri ile karşılaştırdığımızda yapısal olarak ciddi farklılıklar arz etmektedir. Bu itibarla, piyasanın kendine özgü nitelikleri ve dünyadaki gelişmelerin de göz önünde bulundurarak birtakım yapısal değişikliklerin yapılması kaçınılmaz görülüyor. Bu noktada iki alternatif ortaya çıkmaktadır. Birincisi, her bir problemi tek tek ele alarak bunlara çözüm üretmeye çalışmak. Diğeri ise, piyasa yapısını bozan tüm etmenler göz önünde bulundurularak piyasa yapısının gerekirse yeniden kurgulanması yoluyla rekabetçi bir piyasanın önün açmak. Politika yapıcıların ve düzenleyici kurumun konuya ilişkin tavrını merakla takip etmekteyiz.

Her halükarda, önümüzdeki süreçte elektrik piyasasında radikal değişikliklerin olması kaçınılmaz gözükmektedir. Zira, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir…


[1] https://www.iea.org/newsroom/news/2018/december/how-will-the-electricity-market-of-the-future-work.html

[2] İbid.

[3] https://rapor.epias.com.tr/rapor/xhtml/ptfSmfGunluk.xhtml

[4] EPDK: Elektrik Piyasası 2017 Yılı Piyasa Gelişim Raporu, sy. 51

[5] https://www.enerjiekonomisi.com/turkiye-elektrik-enerjisi-kurulu-gucu-88-550-mw/5082/ Erişim tarihi 07.05.2019

YEKDEM’den yararlanacaklar dikkat: Zaman daralıyor!

Yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretiminin teşvik edilmesi amacıyla getirilen Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması (“YEKDEM”) yeniden enerji piyasasının gündeminde. 2020 sonrasında uygulanacak teşvik mekanizmasının nasıl şekilleneceği de merak konusu. Bununla birlikte, geçtiğimiz Şubat ayında 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun’un (“YEK Kanunu”) 6/C maddesine eklenen fıkra ile kapasite artışı lisans tadili Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (“EPDK”) tarafından uygun görülen üretim tesislerinde bahse konu kapasite artışları için YEKDEM’den yararlanılmayacağını hatırlatmakta fayda var.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesisleri için zaman daralıyor. YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim tesislerinin işletmeye girmeleri için son tarih 31 Aralık 2020. Oysa, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim 2019. Hal böyle olunca uygulamada YEKDEM’den faydalanmak isteyen tesislerin akıllarında soru işaretleri oluşabiliyor. Bu yazımızda, uygulamanın son senesi olan 2020 yılında ilgililerin karşılaşması muhtemel birtakım problemlere ve bunlara ilişkin EPDK’nın yaklaşımlarına değineceğiz.

YEKDEM’den yararlanmak isteyen üretim tesislerini nasıl bir süreç bekliyor?

Yerli aksam kullanan tesisler için süreç 1 Ağustos’ta Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelik’te (“YEKDEM Yönetmeliği”) yer alan belgelerin Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’ne sunulması ile başlıyor. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, bir sonraki takvim yılı için YEKDEM’den faydalanmak isteyen üretim lisansı sahiplerinin başvuru evraklarını EPDK’ya sunmaları için ise son tarih 31 Ekim.

Başvuru evraklarının sunulmasını takiben Kasım ayının ilk on günü içerisinde EPDK internet sitesinde yayınlanacak ön YEK listesi için yapılacak itirazlar ise bu listenin yayınlanmasını takip eden beş gün içerisinde EPDK’ya yazılı olarak bildirilecek. 30 Kasım’da nihai YEK listesinin EPDK’nın internet sitesinde yayınlanması üzerine nihai listede yer alan üretim lisansı sahipleri için bir senelik YEKDEM’de yer alma zorunluluğu başlayacak.

10 yıllık süre ne zaman başlayacak?

YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık süre ne zaman başlayacağı, uygulamada özellikle kurulu gücünün bir kısmı için geçici kabul yaptırmış tesisler için merak konusu. Burada altını çizmek istediğimiz husus YEKDEM’den faydalanabilmek için kısmen dahi olsa 31 Aralık 2020 öncesinde işletmeye girilmesi suretiyle YEKDEM mekanizmasına dahil olunması. 10 yıllık süre ise, geçici kabul yapılmış kısmın YEKDEM’den faydalanmaya başladığı tarih esas alınarak hesaplanmakta.

YEKDEM Yönetmeliği’nin 8.maddesi uyarınca 31 Aralık 2020’ye kadar kısmen veya tamamen işletmeye girmiş veya girecek olan üretim tesisler için 10 yıllık süre, lisansına derç edilen ilk kurulu gücün;

  • Tamamının işletmeye giriş tarihinden,
  • Tamamı işletmeye girmeden YEKDEM’e katılması halinde, YEKDEM’e ilk katıldığı tarihten

itibaren işlemeye başlayacaktır.

Bu halde geçici kabul tarihi aslen, üretim tesisinin YEKDEM’e başvuracağı tarihin belirlenmesinde rol oynamaktadır. Ancak, YEKDEM’den yararlanılacak 10 yıllık sürenin başlangıç tarihine esas teşkil etmemektedir. Zira, mezkur sürenin başlangıç tarihi YEKDEM’e ilk katıldığı tarihtir. Bu noktada önem arz eden ayrım tesisin tamamının işletmeye girmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse, 15 MW’lık kurulu gücünün 10 MW’ı için kısmi geçici kabul alan ve bu dönemde YEKDEM’e katılan bir tesis, 10 yıllık yararlanma süresinin başlaması için YEKDEM’e ilk ünitesinin katıldığı tarihi esas almalıdır. Bu örnekte 15 MW’ın tamamının işletmeye giriş tarihinin dikkate alınması isabetsiz olacaktır. Geriye kalan 5 MW’lık kapasite ise, bu kapasite için alınacak geçici kabul ve işletmeye girişini takiben YEKDEM’den faydalanmaya başlayacak, ancak yararlanma süresi bakımından 10 MW’lık kapasite için tanınmış 10 yıllık süreye tabi olacaktır.

Kapasite artışı YEKDEM’den yararlanma süresini etkiler mi?

Üretim tesislerinde kurulu güç artışı uygulamalarının hayata geçirilmesi de YEKDEM’den yararlanma süreleri konusunda soru işaretleri yaratabiliyor. Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir husus, YEKDEM uygulamasının kapasite üzerinden değil, tesis üzerinden işlediğidir. Dolayısıyla, bir üretim tesisinin YEKDEM’den faydalanabilmesi için 31 Aralık 2020 tarihinden önce kısmen de olsa geçici kabulünün yapılması suretiyle kendisini YEKDEM sistemine atması yeterli olacaktır. Bir başka örnekle açıklamak gerekirse, kurulu gücü 5 MW olan üretim tesisi için geçici kabulün 2020 yılında alındığını ve daha sonra tesisin kurulu gücünün 15 MW’a çıkarıldığı (konuya ilişkin tadilin YEK Kanunu 6/C’de yapılan değişiklikten önce olması koşuluyla) ve ek 10 MW’lık bölüm için 2022 yılında geçici kabulün tamamlandığı bir senaryoda, tesisin tamamının YEKDEM’den faydalanacağı zaman aralığı 2021-2030 yılları olacaktır. Çünkü tesisin YEKDEM’e dahil edildiği ilk tarih 2021 olacaktır.

EPDK’dan yeni karar

EPDK’nın 10 Nisan 2019 tarihli ve 30741 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile 2011 yılı YEKDEM uygulamasının kapsamı genişletildi ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den yararlanmasının önü açıldı. EPDK karar kapsamında;

  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer almayan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılında YEKDEM’den yararlanabileceğine ve
  • 1 Kasım 2010 ile 21 Ağustos 2011 tarihleri arasında işletmeye giren ve 2011 Nihai YEK Listesi’nde yer alan tesislerin YEKDEM’den son yararlanma yılını takip eden ilk takvim yılının 11 ayında YEKDEM’den yararlanabileceğine

hükmetmiştir. İlgili karara buradan ulaşabilirsiniz.

Diğer yandan, YEKDEM’den faydalanabilmek için son tarihin 31  Aralık 2020 olduğu buna mukabil YEKDEM başvurularının ise en son 31 Ekim 2020 tarihine kadar yapılması gerektiği göz önüne alındığında, 31 Ekim 2020-31 Aralık 2020 tarihleri arasında işletmeye girecek tesislerin (Kısmen dahi işletmeye girmeleri yeterlidir.) YEKDEM’den faydalanacaklarına şüphe bulunmamakla birlikte, bunların başvuru süreçlerine ilişkin olarak herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için EPDK tarafından konuya ilişkin olarak düzenleme yapılması yerinde olacaktır.

Geleneksel Bilgi Üniversitesi Uygulamalı Rekabet Hukuku Seminerlerine Hazır Mısınız?

Türkiye’de rekabet hukuku alanındaki usta isimlerin katkılarıyla 2011 yılından bu yana süren Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku Seminerleri, 19 Şubat’ta başlıyor!

Piyasa ekonomisinin rekabet hukuku kuralları çerçevesinde nasıl evirildiğini deneyimler üzerinden anlatan ve 12 hafta sürecek seminerlere, BASEAK Rekabet ve Regülasyon ekibinden tanıdık simalar 8. ve 9. haftalarda konuşmacı olarak katılacak.

8. haftada ekibimizin lideri Av Şahin Ardıyok yanı sıra ekibimizin iktisatçılarından Evren Sesli, “Rekabet Hukuku Bakımından Elektrik Tedarik Piyasalarında Davranışsal Ekonomi ve Kamu Politikaları: Rekabet Kurulu’nun Son Dönemdeki Soruşturmaları” konusunu ele alacak. Uzun yıllardır “Regülasyon Ekonomisi ve Hukuk” ile “Enerji Hukuku ve Politikası” derslerini veren Ardıyok ve son dönemde Enerjisa ile Bereket Soruşturmalarında hem hukuki hem iktisadi savunmalar sunan ekipte bulunan ve Rekabet Kurumu geçmiş olan Evren Sesli elektrik piyasalarına dair tüketici menfaati ile yatırımcı motivasyonunu kamu yararı ve davranışsal iktisat perspektifinden değerlendirecek. Sunumda halihazırda yeni başlatılan Sektör Araştırmasına yönelik düşüncelere de yer verilecek.

9. haftada ise ekibimizin Of-Counsel iktisatçısı Doç Dr. Emin Köksal ile Counsel’ı Av. Bora İkiler, son zamanlarda rekabet hukuku camiasında en dikkat çekici alanlardan biri olarak öne çıkan dijital platformları inceleyecek. Platform ekonomisi alanında oldukça önemli bir bilgi birikimine ve know-how’a sahip Köksal ve İkiler, bu konuyu “Dünyada ve Türkiye’de Platformlara Yönelik Güncel Rekabet Politikaları: ABD’de Amex, AB’de Google Shopping ve Türkiye’de Sahibinden Kararları” adlı sunumlarında hem hukuki hem de iktisadi bakış açısıyla irdeleyecek.

19 Şubat -14 Mayıs tarihlerinde her Salı saat 19:00 -21:30 arasında Bilgi Üniversitesi Santral Kampüs’te gerçekleşecek olan seminerlere herhangi bir ücret ödemeden genel katılım sağlayabilir ya da sertifika programına kayıt olabilirsiniz. Aman sertifikalı katılım için erken indirim tarihini kaçırmayın, sonrasında pişman olursunuz – 25 Ocak 2019 tarihine kadar %40 oranında erken kayıt indiriminden yararlanabilirsiniz!

Daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Dünyanın En Büyüğü Olacak: Türkiye’nin İlk Deniz Üstü Rüzgar Santrali Yarışmasına Başvuru İçin Son Günler

Deniz üstü (offshore) rüzgar elektrik santralleri yenilenebilir enerji çevrelerinde en ilgi çekici konulardan biri. Özellikle geçtiğimiz haftalarda dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali Walney Extension’un İrlanda açıklarında faaliyete başlaması, bunun yanında dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali olma iddiasında olan rüzgar santrali için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından yarışma açılması ile birlikte konu gerek global gerek yerel anlamda sıkı takip ediliyor.

Fosil yakıtların tükenebilir özellikte olmaları ve çevreye olan olumsuz etkileri, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan eğilimi artırıyor. Özellikle tükenme ihtimalinin olmaması rüzgarı tercih edilir bir yenilenebilir enerji kaynağı haline getirirken, bakım ve işletme maliyetlerinin düşük olması ve kısa sürede faaliyete başlayabilmesi gibi etkenler de yatırımcıların işletmesel kararlarında rüzgardan yöne karar alma ihtimallerini kuvvetlendiriyor.

Dünya geneli rüzgar elektrik santrali kurulu güç toplam rakamı, 2018 yılının başı itibariyle geçmiş yıla oranla %10,8 artarak 539.291 MW’a ulaştı. Büyük kapasiteli rüzgar tarlalarının elektrik üretimi amacıyla endüstriyel anlamda kullanılmaya başlandığı 20. yüzyılın sonlarından itibaren en düşük dünya geneli kurulu güç artış oranı gözlenen 2017’de Türkiye, geçmiş yıla oranla %14,8’lik bir büyüme göstererek kurulu gücünü 6.981 MW’a çıkardı[1]. Elektrik üretiminin %33’ünü yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılayan Türkiye’de hidroelektrik santrallerinin ardından en yüksek oranda enerji üretimi sağlanan yenilenebilir enerji kaynağı %6’lık bir oranla rüzgar[2] olmuştur.

Deniz üstü rüzgarlarının daha güçlü olması ve karasal rüzgar santrallerinin bazı dezavantajlarından dolayı 90’lı yılların başından itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde deniz üstü rüzgar santralleri kurulmaya başlandı[3]. 2017 sonu itibariyle dünya genelinde deniz üstü rüzgar santralleri kurulu gücünün toplam rüzgar santralleri kurulu gücüne oranı %3,4.  Her ne kadar dünya genelinde karasal rüzgar santrallerinin kullanımı deniz üstü rüzgar santrallerine göre çok daha yüksek olsa da, bu durum ilerleyen süreçte değişebilir. 2011 yılında 4.117 MW olan deniz üstü rüzgar santrali kurulu gücü 2017 sonu itibariyle 18.814 MW’a ulaşarak[4] toplam rüzgar içindeki payını artırırken, toplam rüzgar santralleri kurulu gücündeki artış hızı ise yavaşladı. Toplam rüzgar santrali kapasitesindeki artış hızının yavaşlamasıyla deniz üstü rüzgar santrali kapasitesinde yüksek oranlı artış gözlenmesi, deniz üstü rüzgar santrallerinin toplam kapasitedeki payının ilerleyen dönemlerde artabileceğine işaret ediyor.

Dünya genelinde en yüksek deniz üstü rüzgar santrali kurulu gücüne sahip olan ülke %36’lık bir payla Birleşik Krallık. Özellikle deniz üstü rüzgar potansiyelinin yüksek olmasından yararlanan Birleşik Krallık ve Danimarka bu potansiyeli deniz üstü santraller ile enerjiye dönüştürüyor. Dünya genelinde büyük yankı uyandıran Walney Extension deniz üstü rüzgar santrali de bu durumun örneklerinden. Birleşik Krallık’tan SSE ve Danimarka’dan Ørsted’in ortaklığı ile kurulan Walney rüzgar tarlasının son aşaması olan Walney Extension’ın yapımına Şubat 2017’de başlandı ve 659 MW’lık bir kurulu güç ile Haziran 2018’de tamamlandı. Halihazırda Walney Extension, faaliyete alınmış olan dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali ünvanına sahip.

Dünya genelinde deniz üstü rüzgar santralleri ile ilgili olarak bu kadar gelişme yaşanırken, henüz faaliyette deniz üstü rüzgar santrali bulunmayan Türkiye’nin de elbette bu sürece katılması kaçınılmazdı. Bir yıla yakın süredir enerji çevrelerinin gündeminde olan deniz üstü rüzgar santrali projesi için 21 Haziran’da Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlık ilanı ile başlayan yarışmaya başvuru süresi 23 Ekim 2018’de sona eriyor. Saros, Kıyıköy ve Gelibolu’nun aday bölgeler olduğu ve Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgar santrali olacak projenin öne çıkan özelliği ise 1.200 MWe ile dünyanın en büyük deniz üstü rüzgar santrali ünvanına talip olması.

Bakanlığın Resmi Gazete’den yaptığı ilana göre deniz üstü rüzgar santrallerinin kurulacağı yenilenebilir enerji kaynak alanlarının (“YEKA”) tahsisi ve bağlantı kapasitelerinin kullanılması için açılan yarışmaya her türlü gerçek ve tüzel kişiler ile iş ortaklıkları ve konsorsiyumlar başvurabilecek. Başvurucular tarafından öncelikle Bakanlığa 20.000 TL tutarında şartname bedelinin ödenmesi gerekiyor. Şartnameye göre başvurularına devam etmek, YEKA ve bağlantı kapasitesi tahsisi yarışına girmek isteyenler başvuru aşamasında kesin ve 1 yıl süreli, tamamen ve kısmen nakde çevrilebilir, limit dışı 20 milyon USD tutarında teminat mektubu sunmak zorunda. Başvurucunun yarışmayı kazanması halinde ise sözleşme imzalanmadan önce 10 yıl süreli 100 milyon USD tutarında teminat mektubunun Bakanlığa verilmesi gerekecek.

Yarışma başlangıç tavan fiyatı ise kWh başına 8 USD olarak belirlenmiş durumda; başvurucular eksiltme usulüyle yarışmaya katılıyor olacaklar. Yarışmayı kazanarak Bakanlık ile sözleşmeyi imzalayacak olan başvurucuya, deniz üstü rüzgar santralinin ilk geçici kabulü tarihinden itibaren üretilen ilk  50 TWh’ye kadarlık zaman için elektrik alım taahhüdü veriliyor.

Her ne kadar Türkiye’nin rüzgar potansiyeli daha çok kara rüzgarı ağırlıklı olsa da, denizlerin rüzgar potansiyeli de azınsanamayacak ölçüde. Kara rüzgar potansiyeli 131.756,4 MW olan ülkemizde deniz rüzgar potansiyeli 17.393,2 MW ile toplam rüzgar potansiyelinin %11,6’lık bir bölümünü oluşturuyor[5]. Karalardaki rüzgarın yanında denizlerdeki bu rüzgar potansiyelinin kullanımı için oldukça büyük bir ilk adım olacak deniz üstü rüzgar santralimiz için düzenlenen yarışmaya gösterilecek katılım, yatırımcıların yeni deniz üstü rüzgar santrali projelerine ilgisi bakımından da bir projeksiyon oluşturacak. Yenilenebilir enerji ile ilgilenen herkes gibi bizler için de ilk deniz üstü rüzgar santrali projesinin gidişatı, denizlerdeki rüzgar potansiyelimizin realize edilmesi açısından heyecan verici. Deniz üstü rüzgar santralleri için yeni YEKA’ların belirlenmesini dört gözle bekliyoruz.

[1] Wind Power Capacity Reaches 539 GW, 52,6 GW Added in 2017, World Wind Energy Association 2017 Statistics, https://wwindea.org/blog/2018/02/12/2017-statistics/ (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

[2] Turkey – Energy System Overview, International Energy Agency, https://www.iea.org/media/countries/Turkey.pdf (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

[3] Özdilim, Ahmet Mert: Türkiye’de Kurulabilecek Deniz Üstü Rüzgar Santrallerinin Teknik ve Ekonomik Analizi, s. 2, Makine Mühendisliği Anabilim Dalı Enerji Programı Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2017.

[4] GWEC Global Wind 2017 Report – A Snapshot of Top Wind Markets in 2017: Offshore Wind, Global Wind Energy Council, sa. 1, http://gwec.net/wp-content/uploads/2018/04/offshore.pdf (Son erişim tarihi: 07.10.2018)

[5] Dünyada ve Türkiye’de Rüzgâr Enerjisi Durumu – Genel Değerlendirme, Prof. Dr. Erdem Koç, Arş. Gör. Mahmut Can Şenel, Mühendis ve Makina, C. 56, S. 663, sa. 52, https://www.mmo.org.tr/sites/default/files/8453498933681d8_ek.pdf (Son erişim tarihi: 07.10.2018)