Dijital Ekonominin Piyasa Oyuncularına Bundeskartellamt’tan Kaçış Yok! – Alman Rekabet Yasası’nda değişiklikler öngören 10. yasa değişikliği taslağını inceledik…

Alman Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’nın (The German Federal Ministry for Economic Affairs and Energy – BMWi) Alman Rekabet Yasası’nda (German Competition Act – Gesetz gegen Wettbewerbsbeschränkungen (GWB)) önemli değişiklikler öngören 10. Yasa değişikliği taslağı (ARC – Digitalization Act), 7 Ekim 2019’da yayımlandığından itibaren rekabet hukuku çevrelerinin gündemini meşgul ediyor. Dijitalleşen ekonominin rekabet hukuku penceresinden ele alınmasında öncü karar ve çalışmaları ile dikkat çeken Almanya, platform pazarları ile ortaya çıkan yeni iş modellerinin, yaratıcı dijital ürün ve hizmetlerin rekabet hukukunda da değişiklikler gerektirebileceğini ortaya koyan ilk ülkelerden…

Özellikle Alman Rekabet Otoritesi’nin (“Bundeskartellamt”), Şubat 2019’da açıkladığı Facebook Kararı, Almanya’nın dijital platformlar, bu platformların faaliyet gösterdikleri pazarların nasıl tanımlanacağı, yeni ekonominin getirdiği iş modelleri, bu iş modelleri açısından verinin önemi gibi konuların düzenlenmesinde öncü olacağının işaret fişeğii niteliğindeydi.

Gelin 2020’nin ilk yarısında Parlamento’dan geçerek yasalaşması beklenen değişiklik taslağının dikkat çeken unsurlarına bir göz atalım…

Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Dijitalleşiyor

Taslakta öncelikle dikkati çeken düzenlemeler hâkim durum ve kötüye kullanma konularına ilişkin. Bu bağlamda, platform ve dijital ekonomilerinin getirdiği zorluklarla başa çıkabilmek amacıyla bu düzenlemelerin çok geniş bir kapsamda ele alındığı ve birçok yeni dijital kıstasın ortaya konduğu görülüyor. Yayınlanan taslağa göre:

  • Hâkim durumu belirleyen kriterlerden biri “rekabetle bağlantılı veriye erişim” imkanı olarak kabul ediliyor. Ayrıca, çok taraflı pazarlarda işlem tarafları arasında aracılık eden ve veriye erişim gücüne dayanarak diğer teşebbüslerin tedarik ve satış pazarlarına erişimini etkileyebilen şirketlerin de denetime tabi tutulabilmeleri için pazar paylarından bağımsız bir “aracı güç” konsepti getiriliyor.
  • Hâkim durumdaki teşebbüslerin, zorunlu unsurları paylaşıma açmalarını sağlayan mal vermenin reddi yasağının kapsamına veri erişimi de ekleniyor. Bu vesileyle, veri setine bağlı ekonomik aktiviteleri olan teşebbüsler gerekli veriye ulaşabilmek bakımından ilk defa hukuki bir talep imkânına sahip oluyorlar ve ayrıca Avrupa Birliği içtihatlarıyla geliştirilen ‘zorunlu unsur doktrini’nin kapsamı da açıkça genişletilmiş oluyor.
  • Alman Rekabet hukukunda yalnızca hâkim durumdaki teşebbüsler değil; ‘göreli pazar gücü’ne (relative market power) sahip yani KOBİ’lerin tedarikçi veya alıcısı olmak suretiyle kendisine bağlı bulunduğu teşebbüsler de hakim durum kurallarına tabi tutuluyor. Yasa taslağı ile göreli hâkim durum tespit için gereken KOBİ’nin varlığı ön koşulu kaldırılarak sadece KOBİ’leri pazar gücüne sahip dijital gruplardan korumanın yeterli olmadığı, dolayısıyla büyüklüğünden bağımsız olarak her teşebbüsün veriye ulaşımının zorunlu olabileceği kabul edilmiş oluyor.
  • Alman otoritelerinin özellikle ve doğrudan Google, Apple, Amazon gibi süper-hâkim durumdaki teşebbüsleri hedef alan bir düzenlemesi de pazar gücünün yeni bir göstergesi olarak ortaya koyduğu ‘pazarlar genelinde rekabet için olağanüstü önemli’ olma esası. Buna göre, tek bir pazarda hâkim duruma ve/veya göreli pazar gücüne sahip olmayıp ve fakat ağ etkileri, veri erişimi, kaynakları sayesinde diğer pazarlardaki teşebbüslerin faaliyetlerini de etkileyebilecek olan teşebbüsler de rekabet otoritesinin yetki sahasına dahil ediliyor. Söz konusu kritere uyan teşebbüsler, Bundeskartellamt tarafından sundukları hizmetlere ilişkin tercihlerinin kısıtlanmasına maruz kalabilecek ve örneğin, hâkim durumda olmasalar da aracı şirketlerin toplanan veriler yoluyla pazara giriş engeli veya hakim durum yaratmalarının önüne geçilmesi sağlanmış olacak.

Birleşme ve Devralma Kuralları Küçük İşletmelere Nefes Aldırıyor

Bakanlık ilk defa 9. Yasa değişikliğinde platformları karakterize eden veri erişimi, ağ etkileri gibi özelliklerini yasaya entegre etmiş ve özellikle Facebook/Whatsapp devralmasını yakalamak için ilk kez ‘işlem tutarını esas alan’ bir birleşme ve devralma eşiğini (400 milyon Euro) getirmişti. Yeni değişiklik taslağındaki düzenlemeler, ikinci teşebbüsün yerel cirosu bakımından öngörülen 5 milyon Euro sınırını 10 milyon Euro’ya çekerek rekabet otoritesinin odağını küçük ve orta ölçekli işletme işlemlerinden daha karmaşık birleşme işlemlerine doğru kaydırıyor.

Ayrıca, birleşme ve devralmalar hakkında bildirim üzerine yapılacak incelemenin süresi de 4 aydan 5 –gerekli hallerde 6- aya çıkarılarak incelemelerin detaylandırılabilmesine imkân tanındığı görülüyor. 

Buna karşılık start-up şirketleri ile yüksek büyüme gösteren şirketlerin gerçekleştirdiği sistematik devralmalar (killer acquisitions) bakımından 10. Yasa değişikliği taslağında herhangi bir düzenleme yer almıyor.

Kartel Üyeleri de Yasa Koyucunun Gözünden Kaçamıyor

Kartel üyesi bir teşebbüs ile gerçekleştirilen bir işlemin tarafı olan tedarikçi ve doğrudan alıcılar bakımından aksi kanıtlanabilir bir karine kabul edilerek rekabet ihlali mağdurlarının kartelin etkisine maruz kaldıklarını kanıtlamaları bakımından kolaylık sağlanıyor. Karinenin kapsamı ise sadece tedarikçiler ve doğrudan alıcılar ile sınırlı kalmayıp, zararın kendilerine yansıdığını iddia ve ispat eden dolaylı alıcıları da içine alıyor.

Öte yandan, kartel üyelerinin dâhil olduğu işlemlerin tarafı olmayan teşebbüslerin, bu işlemlerden zarar gördüklerini iddia etmeleri (şemsiye etkisi) halinde bu karinenin işletilmeyeceği taslağın açık lafzından anlaşılıyor.

Böylelikle, iddialarını kanıtlamaları kolaylaştırılan rekabet ihlali mağdurlarının, özel hukuk kapsamında tazminat davası açma motivasyonlarının artacağına; bunun da piyasa aktörleri için ödemek zorunda kalacakları yüksek tazminatlar düşünülerek önemli bir caydırıcılık teşkil edeceğine yönelik görüşler ileri sürmek mümkün.

Usul Kuralları Geniş Yetkilere Eşlik Ediyor

Hızla değişen dijital pazarda mevcut tehlikelere müdahale edebilmek için rekabet otoritelerinin de hızlı inceleme, karar alma ve uygulama imkânlarına sahip olmaları gerektiği tartışmasız bir gerçek. Buna paralel olarak dijital piyasalardaki aktörlerin de her geçen gün hem konu hem de kişi bakımından daha geniş çerçevelerde ve giderek kuvvetlenen etki ve sonuçlar doğurmaya başladıkları da su götürmez. Tüm bu farklı düzlemlerde rekabetin etkin bir şekilde korunabilmesini sağlamak adına Alman Yasa taslağı da Bundeskartellamt’a geçici önlemler almasını sağlayacak enstrümanlar sunuyor.

Bunlardan  dikkat çeken bir tanesi telafi edilemez bir zararın ortaya çıktığını ispat etmelerine gerek kalmaksızın teşebbüslerin, ihlalin gerçekleştiğine dair ‘kuvvetli olasılığın’ mevcudiyetini kanıtlamak suretiyle Bundeskartellamt’ın ihtiyati tedbir almak için harekete geçmesini sağlayabilecek olmalarıdır.

Sonuç

Özetle, Alman otoritesi iddialı bir yasa değişikliği sürecine girmiş bulunuyor. Prosedürler, içerik ve yetki bakımından getirilen birçok kurala rağmen yine de en dikkat çeken değişiklikler hâkim durum ve kötüye kullanmanın esaslarına yönelik getirilen kapsamlı değişiklikler.

Öngörülen kuralların platform ekonomileri ve dijital ekonominin belirleyici unsurlarını ele alarak düzenlemesi ve rekabetin kısıtlanması için en elverişli unsurlardan biri olan veri erişiminin bu düzenlemelerin birçoğunun belkemiğini oluşturması, Bundeskartellamt’ın başkanı Andreas Mundt’un da yakın zamanda bir röportajında belirttiği üzere yasalaşması beklenen taslağın temel hedefinin “veri hazinelerine odaklanmak” olduğuna dair önemli bir işaret teşkil ediyor[1].

İlgili taslağın İngilizce metnine buradan ulaşabilirsiniz.

İşbu yazı öğrenci stajyerimiz Aslı Üstündal’ın katkıları ile hazırlanmıştır.


[1]https://www.bundeskartellamt.de/SharedDocs/Publikation/DE/Interviews/2019/190916_FAZ.pdf?__blob=publicationFile&v=2

Veri Koruma Hukuku’nun İhlali Tek Başına Rekabet Hukuku’nun İhlali Anlamına Gelir mi? : Düsseldorf Bölge Mahkemesi’ne Göre Hayır!

Hatırlanacağı üzere bu yılın başında Almanya Rekabet Otoritesi Bundeskartellamt, Facebook hakkındaki soruşturmasını neticelendirmişti. Soruşturma neticesinde Facebook’un rekabeti ihlal ettiği tespit edilmiş, herhangi bir para cezası uygulanmadan ihlale neden olan davranışlara son verilmesi yönünde bazı tedbirlerin uygulanmasına karar verilmişti.

Bundeskartellamt tarafından verilen kararda Facebook’un, kullanıcıların verilerini ölçüsüz bir şekilde topladığı ve başka internet siteleri üzerindeki eklentileri sayesinde kullanıcıların bilgisi olmaksızın veri toplayabildiği belirtilmişti. Bundeskartellamt Facebook’un bu davranışlarını Alman Rekabet Kanunu GWB’nin (Gesetz gegen Wettbewerbsbeschränkungen) hakim durumun kötüye kullanılmasını düzenleyen  hükmüne aykırılık olarak değerlendirmişti. Kararda Facebook’un bu davranışları AB Genel Veri Koruma Tüzüğü GDPR (General Data Protection Regulation) ekseninde de değerlendirilmişti.

Bundeskartellamt’ın Şubat ayında açıkladığı bu Facebook kararı pek çok eleştiriye hedef oldu. Eleştirilerin başında ise Facebook’un karara konu davranışlarının rekabet hukukundan ziyade veri koruma hukuku ile ilişkili olduğu, bu nedenle Bundeskartellamt’ın düzenleyici kurum olarak kendisine tanınan yetki alanının sınırlarını aştığı gelmekteydi. Facebook da hakkında verilmiş karara karşı aynı eleştiriyi getirmiş ve Bundeskartellamt’ın kararına karşı itiraz sürecini işleteceğini belirtmişti.

Geçtiğimiz günlerde Facebook’un itirazı ilk meyvesini verdi. Karara karşı itiraz mercii olan Düsseldorf Bölge Mahkemesi, Bundeskartellamt’ın Facebook hakkında verilmiş kararının yürütmesini durdurdu ve rekabet otoritesinin kararındaki tedbirlerin uygulanmamasına karar verdi. Düsseldorf Bölge Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararında, Bundeskartellamt’ın kararında açık bir hukuka aykırılık olduğu konusunda ciddi şüphelerinin bulunduğunu belirtti ve “Facebook’un uygulamalarının veri koruma hukukuna aykırı oluşu doğrudan bir rekabet ihlaline işaret etmez” ifadeleriyle karara yönelik eleştirilerle benzer bir tavır sergiledi. Facebook’un davranışlarının yeni rakiplerin piyasaya girişine engel olduğuna yönelik herhangi bir değerlendirmenin Bundeskartellamt tarafından yeterince yapılmadığına dikkat çekilen yürütmeyi durdurma kararında, Google’ın nezdinde çok kapsamlı veriler barındırmasına karşın sosyal medya platformu Google+’ın piyasada tutunamayarak kapanması verinin tek başına rekabetçi avantaj sağlamayabileceği argümanına örnek olarak yer verildi.

Bundeskartellamt, Düsseldorf Bölge Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararının ciddi hukuki eksikliklerinin bulunduğunu belirterek kararın kaldırılması için temyiz merciine müracaat edeceğini açıkladı.

İşlem Tutarı Esasına Dayalı Birleşme ve Devralma Bildirimi Yükümlülüğü: Cermenler Neler Söylüyor?

Modern rekabet hukuku uygulamasında “hakim durum yaratan ya da mevcut hakim durumu güçlendiren” birleşme ve devralma işlemlerine rekabet otoritelerince cevaz verilmez. Ancak piyasadaki her türlü birleşme ve devralma işlemini rekabet otoritelerinin izlemesinin mümkün olmaması nedeniyle, teşebbüslere belirli şartları taşımaları halinde bu işlemleri bildirme zorunluluğu getirilir. Rekabet uygulamasında merger control olarak andığımız bu rekabet otoritesi denetimine tabilik, neredeyse dünyanın her yerinde ciro eşiklerine bağlanmış durumda. Ülkemizde de birleşme ve devralma işlemlerinin zorunlu bildirime tabi olması, işleme taraf olan teşebbüslerin yıllık net satışları yani ciroları üzerinden belirleniyor. Hukukumuzda, Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’e (“Birleşme ve Devralma Tebliği”) göre birleşme ve devralma sayılan işlemlerde

(i) işlem taraflarının Türkiye ciroları toplamının 100 milyon TL’yi ve işlem taraflarının en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı 30 milyon TL’yi aşması halinde veya

(ii) devralma işlemlerinde devre konu varlık ya da faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun 30 milyon TL’yi ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun 500 milyon TL’yi aşması

hallerinde, söz konusu işlem zorunlu bildirime tabi olur ve geçerlilik kazanabilmesi için Rekabet Kurumu’nun onayına ihtiyaç duyulur.

Avrupa’da da 139/2004 sayılı Konsey Tüzüğü ile biraz daha yüksek rakamlarla da olsa ciro esaslı bildirim eşiğinin benimsendiğini görüyoruz.

Esasen bildirim eşiklerinin ciro üzerinden belirlenmesinin altında yatan bir mantık var. Bir teşebbüsün cirosu, onun ilgili pazardaki faaliyetinin yoğunluğunu ve pazardaki payını belirlemek için kullanılan en önemli kriterlerden biri. Pazardaki güç, bu gücün hakim düzeye ulaşması, monopol (ya da oligopol) piyasaların meydana gelmesi gibi hususlar birleşme ve devralmaların rekabet hukuku denetimine tabi olmasının esas nedeni.

Ciro bazlı bildirim eşiği uygulaması devam etse de (ve uzun süre de devam edecek gibi görünse de) son zamanlarda yeni bir sistemin, işlem tutarı bazlı birleşme ve devralma bildirim yükümlülüğünün ayak sesleri geliyor Cermenlerden.

Almanya ve Avusturya, 2017 yılı içinde bir süredir üzerinde ortak çalıştıkları düzenlemelerle mevcut rekabet hukuku mevzuatlarında değişikliğe gitti[1]. Bu değişikliğin esası, birleşme ve devralma işlemlerinde ciro bazlı işlem bildirimi yükümlülüğünün yanına, bir de işlem tutarı bazlı işlem bildirimi yükümlülüğünün getirilmesiydi.

GWB 35(1a) düzenlemesi ile Almanya’da mevcut ciro eşikleri sistemi değiştirilmeksizin işlem tutarı bazlı bildirim yükümlülüğünün şartları şu şekilde belirleniyor:

(i) İşlem tarafı tüm teşebbüslerin dünya geneli ciroları toplamı 500 milyon Avroyu geçiyorsa,

(ii) İşlem taraflarından herhangi birinin yurtiçi cirosu 25 milyon Avroyu geçiyorsa,

(iii) İşlem tutarı 400 milyon Avroyu geçiyorsa,

(iv) Devralınan teşebbüs Almanya’da kayda değer faaliyet yürütüyorsa.

KartG ile Avusturya da aynı sistemi benimsemiş durumda, farklı yönü ise parasal eşikler için belirlenen rakamlar.

Tahmin edileceği üzere, işlem tutarı bazlı bildirim yükümlülüğü sisteminin düzenlenmesi, beraberinde bir yığın soruyu da gündeme getirdi. Özellikle birleşme ve devralma işlemlerinde devralana ödenecek bedelin karmaşık yöntemler kullanılarak hesaplanması nedeniyle işlem tutarı kavramının içine hangi kalemlerin dahil edileceği ve izin istenen ülkede kayda değer faaliyet yürütmenin nasıl yorumlanacağı soruları uygulamada tartışmalara neden oldu. Uygulamada ortaya çıkan bu sorunların giderilmesi amacıyla, Almanya ve Avusturya rekabet otoriteleri Bundeskartellamt ve Bundeswettbewerbsbehörde, ortak yürüttükleri çalışma sonucunda hazırladıkları İşlem Tutarı Eşiklerine Dayalı Birleşme Bildirimi Kılavuzu’nu (“Kılavuz”) geçtiğimiz aylarda yayınladı. Kılavuz’da, özellikle hangi kalemlerin işlem tutarının hesaplanmasında dikkate alınacağı ve izin istenen ülkede kayda değer faaliyet yürütme kavramının ne anlama geldiği hususları somut olay örnekleriyle açıklığa kavuşturuluyor.

İşlem tutarına neler dahil?

Kılavuz’da tanımlandığı üzere işlem tutarı, satıcının birleşme ya da devralma karşılığında alıcıdan temin ettiği bütün varlıkların ve para ile ifade edilebilen her türlü menfaatin toplamına tekabül ediyor.

Bu noktada Kılavuz önemli bir ayrımın yapılması gerektiğine işaret etmekte; devralınan şirketin değeri ile işlem tutarı farklı kavramlar. İşlem tutarına kontrol primi ya da benzer adlar altında satıcıya sağlanan diğer mali menfaatler de dahilken, şirket değeri devralınan şirketin varlıklarının değerine işaret ettiğinden, neredeyse her halde şirket değeri işlem tutarından daha düşük bir rakam çıkıyor.

Kılavuz ayrıca işlem tutarının hesaplanması sırasında yalnızca o anda gündemde olan birleşme veya devralma projesinin dikkate alınacağını, daha önceden devredilmiş olan payların ve bunlar karşılığında yapılan ödemelerin işlem tutarına dahil edilmeyeceğini belirtmekte. Ancak Kılavuz bu anlayışın mutlak olmadığın belirtiyor. Buna göre, art arda yapılan pay devirlerinin süreç içindeki yerine, bu devirlerin bir devralma programı çerçevesinde yapılıp yapılmadığına ve ekonomik bir bağlılığın mevcut olup olmadığına bakılması gerek. Böyle bir durumda önceki tarihli pay devirleri de işlem tutarının hesaplanmasında dikkate alınacak ve bu işlemler silsilesi tek işlem gibi muamele görecek.

Kılavuz ile çeşitli örnekler verilerek bunların da işlem tutarının hesaplanması sırasında toplam tutara dahil edileceği öngörülüyor:

Nakit,

Paylar,

Sermaye piyasası araçları,

Maddi veya gayrimaddi her türlü varlıklar,

Rekabet etmeme yükümlülüğü karşılığında yapılan ödenen tutarlar,

Alıcının yüklendiği borçlar.

Ayrıca hangi kalemlerin işlem tutarına dahil olmayacağına ilişkin örnekler de verilmiş durumda:

İşlemin tamamlanması için yapılan masraflar,

Hukuki danışmanlık hizmeti alınması karşılığında yapılan ödemeler,

Yatırım bankalarına yapılan komisyon ödemeleri,

Resmi makamlara yapılan ödemeler.

Gelecekte yapılacak ödemelerde işlem tutarına ilişkin olarak belirlenmiş eşiklerin aşılması ihtimalini de göz önüne alan Kılavuz, işlemin kapanış tarihindeki toplam işlem tutarının dikkate alınması gerektiğini öngörüyor. Sermaye piyasası araçlarının ödeme yöntemi olarak belirlenmesi halinde bu gibi problemlerle karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğuna değinen Kılavuz, kapanış öncesinde eşiklerin aşılmayacağının düşünülmesine rağmen kapanış anında eşiklerin aşılmış olmasının bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını belirtiyor. Buna göre teşebbüslerin, kapanış anında öngörülen eşiklerin aşılması ihtimalini göz önüne alarak temkinli davranmaları ve ilgili rekabet otoritesine bildirimde bulunmaları tavsiye ediliyor.

İzin istenen ülkede kayda değer faaliyet yürütmek nasıl yorumlanacak?

Kılavuz’da, izin istenen ülkede kayda değer faaliyet yürütmek kavramının tanımlanmasında üç hususun dikkate alındığı belirtiliyor.

Göstergeler: Ciro, teşebbüsün yurtiçindeki faaliyetlerinin yoğunluğunu ölçmekte kullanılan iyi bir araç olsa da, yalnız ciroya bağlı değerlendirme yapılmıyor. Her bir sektör özelinde ayrı bir inceleme yapılması gerekiyor. Örneğin dijital sektörde, aylık kullanıcı sayısının ya da web sitesine bağlantı sayısının gösterge olarak ele alınması gerekiyor. Avusturya’da teşebbüsün fiziki olarak ülke içinde varlıklarının bulunması bir gösterge olarak kabul ediliyor. Almanya’da teşebbüsün varlıklarını ticari faaliyetlere özgülenmiş olarak kullanıyor olması ayrıca aranan göstergelerden.

Yerel bağlantı: Yerel bağlantı ile çeşitli kavramlar ele alınıyor. Özellikle teşebbüsün sunduğu servislerin ilgili ülkedeki tüketicilere sunuluyor olması yerel bağlantıya örnek olarak gösteriliyor. Teşebbüsün AR-GE faaliyetlerinin ilgili ülke içinde yürütülüyor olması da yerel bağlantının belirlenmesi için bir kriter olarak ele alınıyor. Ayrıca ilgili ülkede faaliyete başlama hazırlıkları, örneğin bir ilacın dağıtımı için ruhsat alınmış olması, yerel bağlantının oluştuğuna delalet kabul ediliyor.

Yerel faaliyetlerin pazarlanabilir oluşu: Teşebbüsün faaliyetlerinin ilgili ülkede pazarlanır nitelikte olup olmadığı, yani teşebbüse ilgili ülkeden herhangi bir menfaat temin edip etmediği kayda değer faaliyetin tanımlanmasında bir kriter olarak kabul ediliyor. Bu durum, teşebbüsün hizmetlerinin bedel karşılığında sağlanması noktasında açık olsa da ücretsiz sunulan hizmetler de pazarlanabilir olarak kabul edilebiliyor. Örneğin tüketiciler tarafından ücretsiz olarak indirilebilen bir mobil aplikasyon üzerinden teşebbüs ilgili kişilerin verilerini elde ediyor ve bunları ticari faaliyetleri için kullanıyorsa pazarlanabilirlik niteliği mevcut sayılıyor.

Görüldüğü üzere izin istenen ülkede kayda değer faaliyet yürütmek unsurunun varlığının tespitinde her bir sektör ve hatta teşebbüs nezdinde ayrı bir inceleme yapılması gerekiyor.

Kuralların dijital dünyaya adapte olması

Zaten ciro bazlı bildirim ve izin eşikleri var, ne gerek vardı şimdi bu zahmetli işlem tutarı eşiklerine diye soranlar var elbette. Gerek düzenleme öncesinde ilgili rekabet otoriteleri, gerek Kılavuz, ciro eşiklerinin dijital dünyada yeterli korumayı sağlayamadığını belirtiyor. İşlem tutarı bazlı eşiklerin esas uygulanacağı alan da zaten ciro yapmayan ya da cirosu çok düşük olan ancak yüksek teknolojisi sayesinde barındırdığı potansiyele yüksek bedeller teklif alan teşebbüslerin devri işlemleri. Nitekim Avrupa’da bunun örneğini Facebook’un WhatsApp’i devralması işleminde görmüştük. Facebook, Whatsapp’i 22 milyar Amerikan Doları karşılığında devralacağı sırada, bu işlem Almanya’da ciro eşiklerinin altında kalmıştı. Üç ülkede ciro eşiklerinin aşılması sonucunda ancak Avrupa Komisyonu’nun kontrolünden geçen bu işlem Cermen rekabet otoritelerinin de aynı şekilde dikkatini çekmiş görünüyor. Yapılan yeni düzenlemelerle gelecekte bu tür işlemlerin de takılacağı bir ağ oluşturma isteği de buradan kaynaklı.

Özellikle Alman rekabet otoritesi Bundeskartellamt’ın dijital dünyada rekabet politikalarının yeniden yazılması gerektiği yönünde eğiliminin bu yeni düzenlemelerin hayata geçişini hızlandırdığını söyleyebiliriz. Ancak dijital dünyaya kuralları adapte etmek görüşünün henüz Avrupa genelinde kabul gördüğünü, ilerleyen süreçte Türk rekabet hukuku sisteminde de benimseneceğini kesin olarak söylemek mümkün değil.

[1] Almanya GWB 35(1a), Avusturya KartG 9(4) düzenlemeleri ile işlem tutarı bazlı birleşme ve devralma bildirimi yükümlülüğü getirildi.