Rekabet İktisadı Yükselişini Sürdürüyor: ACE Konferansı’ndan Notlar – 2

Print Friendly, PDF & Email

Rekabet İktisadı Birliği’nin (Association of Competition Economics – “ACE”) yıllık konferansına ilişkin ikinci yazıda, geçtiğimiz yıl farklı ülkelerin rekabet otoriteleri tarafından alınan ve karar süreçlerinde iktisadi analizin önemli rol oynadığı çeşitli kararların tartışıldığı oturumlara yönelik izlenimlerimi aktaracağım. Öncesinde, söz konusu oturumların işleyişi hakkında kısa bir bilgi vermenin faydalı olacağını düşünüyorum. Söz konusu oturumların ve genel olarak konferansın güzel yanı, bir önceki yılın öne çıkan ve sayısal analiz kullanılan kararlarının düzenlenen paralel oturumlarda rekabet otoritelerinde, özel sektörde ve üniversitelerde çalışan iktisatçılar tarafından tartışılması.  Bu oturumlarda, kararı alan rekabet otoritesinin temsilcisi yaptıkları iktisadi analizi, diğer tarafta yer alan özel sektör temsilcisi (RBB, Oxera, Compass gibi iktisat alanında çalışan danışmanlık şirketleri) yaptıkları savunmaya yönelik analizi veya rekabet otoritesi tarafından yapılan analizi nasıl eleştirdiklerini anlatırken akademisyenler de değerlendirmelerini ve varsa konuya ilişkin çalışmalarını anlatıyor. Böylelikle, tartışılan konuya ilişkin olarak bütüncül bir bakış açısı oluşturma ve tüm taraflara soru yöneltme imkânı oluşuyor.

Bu sene de konferansta eşzamanlı yürütülen paralel oturumlarda, rekabet otoritelerinin aldığı çeşitli kararlar iktisatçılar tarafından farklı perspektiflerden ele alındı. Ben bu paralel oturumlardan önemli olduğunu düşündüğüm, bu senenin ve muhtemelen önümüzdeki birkaç yılın tartışmalı konularından biri olacak “aşırı fiyat” ile birlikte, “uyumlu eylem” ve “ilgili coğrafi pazar tanımı”na yönelik oturumlara katıldım. Bu yazıda da sizlere söz konusu oturumlarda tartışılan ve dikkat çekici olduğunu düşündüğüm tespitlere yer vereceğim.

“Aşırı Fiyat”a ilişkin oturumdan öne çıkanlar başlıklar

Bu panelde İtalya Rekabet Otoritesi’nin Aspen hakkında vermiş olduğu aşırı fiyat kararı, Mike Walker (İngiltere Rekabet Otoritesi) moderatörlüğünde İtalya Rekabet Otoritesi Baş Ekonomisti Antonio Butta, Paolo Buccirossi (Lear) ve Yossi Spiegel (Tel-Aviv Üniversitesi) tarafından tartışılmıştır.

İtalya Rekabet Otoritesi’nin değerlendirmesi

  • Aspen dosyası, İtalya’daki üçüncü aşırı fiyat soruşturması ve ilk defa ceza kararı verildi.
  • Aspen tarafından üretilen ilaçlar özellikle belirli yaşın üzerindeki hastalar için gerekli kanser ilaçları. Söz konusu ilaçlar A kategorisinde kabul edilerek fiyat konusunda çeşitli düzenlemelere tabi ve bu ilaçların alıcısı İtalya SGK’sı. Aspen şirketi öncelikle ilaçlarının A kategorisinden çıkartılması için müzakereler yürütüyor. Ancak, başarılı olamayınca İtalya’da ürün satışı yapmamakla tehdit ediyor. Bu süreçte yaşanan fiyat artışları ise İtalya Rekabet Otoritesi tarafından inceleniyor ve aşırı fiyat tespiti yapılarak şirkete yaklaşık 5 milyon Euro’luk bir ceza veriliyor.
  • İtalya Rekabet Otoritesi; Aspen’in giriş engeli olmayan, inovasyonun olmadığı yarı-regüle bir pazarda tek sağlayıcı olduğunu, İtalya SGK’sının fiyatlar üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ve aslında Aspen’i dengeleyecek bir alım gücünün bulunmadığını tespit ederek şirketin hâkim durumda olduğunu belirtiyor.
  • Fiyatın aşırı olup olmadığının tespitini yaparken ise brüt kar marjı katkısı ve fiyat-maliyet marjını inceliyor ve farklı ürünler için belirli (aşırı) artış oranları tespit ediyor. Ki bu oranların %100’ün üzerinde hatta bazı durumlarda %250 düzeyinde olduğunu görüyoruz. Ancak, Aspen’in gerçekleştirdiği artışlar bu rakamların da üzerinde.
  • Bu artışın adil olup olmadığı değerlendirilirken ise aynı şirketin fiyatlarının zaman içerisindeki seyri (eski fiyatların da maliyetleri karşıladığı görülüyor şeklinde bir çıkarımda bulunuluyor), fiyat artışı için ekonomik bir gerekçenin olmaması, hastalara ve/veya İtalya SGK’sına yansıtılan bir faydanın olmaması, ürünün ve şirketin özellikleri ile SGK ile yapılan görüşmelerdeki tehditkâr tavırlar dikkate alınıyor.
  • “Ekonomik değer” tespitinde ise maliyet bazlı benchmark yaparken p=mc’nin beklenmediği ama bunun çok üzerinde bir tablo ile karşılaşıldığı, talep yanlı faktörlerin (tüketici bu ürüne ne kadar ödemek istiyor) dikkate alındığı ve çeşitli fiyat benchmarklarının yapıldığı görülüyor.
  • Fiyat karşılaştırmalarında zamansal karşılaştırma, diğer ülkelerdeki Aspen fiyatları, benzer diğer ürünlerin fiyatları ve normal şartlar altında ve etkin rekabetin varlığı halinde fiyatların nasıl olması gerektiği dikkate alınmış.
  • İhlal kararının ardından İtalya Rekabet Otoritesi, sadece bu uygulamayı durdurması yönünde şirkete bilgi vermiş. Ancak, rekabet otoritesinin düzenleyici bir rol üstlenmek istemediği ve bu nedenle, Aspen’e hangi fiyatı uygulaması gerektiğini söylemekle yükümlü olmadığı belirtildi. Son olarak, İtalya Rekabet Otoritesi temsilcisi soruşturma sonrası fiyatların düştüğünü belirtti.

Danışmanlık şirketinin değerlendirmesi

  • Aspen, 1950’li-1960’lı yıllarda kar amacı gütmeyen bir şirket olarak faaliyet göstermiş olup aslında fiyatlarının seyrine bakıldığında o günden bu yana önemli bir değişim olmadığını görüyoruz. Hatta o günkü fiyatlar sadece enflasyon oranında bile artırılsaydı bugünkü fiyatların çok daha üzerinde olması gerekirdi. Dolayısıyla, bu fiyat düzeyinin aşırı fiyat olarak nitelendirilmesi mümkün değil.
  • Aspen dosyasında tersine selofan yanılgısı[1] durumu söz konusudur ve bu durum pazarın olması gerekenden çok daha dar tanımlanmasına yol açmıştır. Ayrıca, hem rekabet otoritesi hem de Aspen’in yaptığı mülakat sonuçları, uzmanların/doktorların aynı içerikte başka ürünler olduğunu kabul ettiğini, bu ürünlerin sadece daha pahalı olduğunu gösteriyor. Öte yandan, yaşlı ve güçsüz hastalar için Aspen ürünlerinin ikamesinin olmadığı doğru ama bunlar marjinal sayıda ve dolayısıyla pazar tanımında belirleyici oluşturamaz.
  • Tek alıcının olduğu bir piyasa yapısında bu oyuncunun alım gücü olmadığını söylemek mümkün değil. Ayrıca, piyasada başka oyuncu olmamasının ve inovasyon yapılmamasının nedeni ürünün fiyatının çok ucuz olması.
  • Ekonomik değer kavramının ne olduğu tartışmaya çok açık bir konu ve belirttiğimiz gibi bu ürünlerin zaman içerisindeki fiyat seyrine bakmak bile bunu görmek için yeterli.
  • Maliyet üstü yaklaşımı oldukça tartışmalı ve Aspen özelinde maliyet üstünde kalan bölümün yıllar içerisinde yapılan yatırımların doğru şekilde dağıtılması ile oldukça azaldığını görüyoruz.
  • İtalya Rekabet Otoritesi’nin fiyattaki oransal artışı nasıl yorumladığını değerlendirmek oldukça güç. Zira rekabet otoritesi bir ürün için %232’lik fiyat artışını normal karşılarken başka bir ürün için %257’lik artışı aşırı olarak değerlendiriyor.

Akademisyenin değerlendirmesi

  • İsrail’de aşırı fiyatın olmadığını belirten akademisyen bu konunun daha çok mahkemelere yapılan başvurularda konu edildiğini belirtiyor.
  • Başlangıç için belirli bir ölçekte yatırım gerektiren işlerde daha sonra teknolojik gelişmeler ve öğrenme eğrisinin etkisi ile bu maliyetlerin düşmesi olağanken maliyetin doğru şekilde dağıtılması konusunun beraberinde birçok tartışma getirebileceğini ifade ediyor. Bu noktada aslında incelenen şirketin yıllar içerisinde hiç zarar açıklamamasının fiyatlarının maliyet üstü olduğunu göstermek için yeterli olduğunu söylüyor. İlaveten, Aspen’in yaptığı %300 ila %1500 arasında değişen fiyat artışlarının bir şeylerin ters gittiğinin bir göstergesi olarak kabul edilebileceğini ifade ediyor.
  • Öte yandan, Aspen’in bu süreçte herhangi bir ürün geliştirmemesi, doğrudan GSK’dan aldığı ürünleri satması, SGK ile yaptığı müzakerelerden memnun kalmaması sonrası kanser hastalarına ürün tedarik etmemekle tehdit etmesinin tip 1 hatadan kaynaklanabilecek olası bir hatanın yol açacağı sonuçları göğüslemek için yeterli görülebileceğini ve rekabet otoritesinin bu incelemeyi yapmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor.
  • Aspen’in öne sürdüğü marjinal tüketici tanımının bu ürün özelinde geçerli olamayacağını ve fiyat artışını bu oranda bu kadar hızlı bir şekilde yapabilmesinin de Aspen’in piyasadaki gücünün bir göstergesi olduğunu belirtiyor.
  • Bu dava özelinde aslında bir tekel ile monopsonun karşı karşıya geldiğini ama SGK’nın konunun kanser hastaları olması nedeniyle risk alamadığı tartışılıyor.
  • “İktisadi değer” kavramı aslında hukukçuların icat ettiği bir kavram bunun iktisatta teorik düzeyde bir karşılığı yok. Aspen’in iddia ettiği gibi bunu fiyata eşitlemek mümkün değil belki rekabetçi fiyat düzeyine eşitlenmesi konuşulabilir ama tekelin fiyatını nasıl konumlandıracağız sorusu cevaplanmamış olur veya dikey ürün farklılaştırmasının olduğu piyasalarda bu sorunun cevabı nasıl verilecek.
  • Aşırılık kadar adalet kavramı da önemli. Bu gibi kavramları tartışırken tam teşhisi koymak zor ama adili tanımlayamasak bile bir şeyin adil olmadığını anlayabiliriz.

Sunum sonrası tartışmalar

  • Aşırı fiyat bugüne kadar çok fazla uygulanmamış bir ihlal türü olabilir ama rekabet kanunlarında yer alan bir ihlal tanımı yokmuş gibi yapamayız. Bu nedenle tartışmalı olsa bile herhangi bir rekabet otoritesinin bu şekilde bir fiyat artışına müdahale etmemesi çok güç. Peki, aşırı olmayan fiyat nasıl belirlenecek, mahkemelere zarar temin için gidildiğinde nasıl bir hesaplama yapılacak konuları hala belirsizliğini koruyor.
  • Genelde tüketici ürünlerinde aşırı fiyat örneğini çok fazla göremiyoruz. Çünkü bu ürünlerde aşırılık kadar hakkaniyet konusu hem tüketici hem de şirket prestiji için önemli. Bu noktada adil fiyatlama kavramı ekonomik değerin ötesinde bir önem taşıyor.
  • Bu tarz müdahalelerin artmasının inovasyonu caydırmayacağını söyleyemeyiz. Fiyat artışlarına müdahale sadece bu incelemenin muhatabını değil yatırım yaparak bu işe girmek ve kazanç elde etmek isteyen diğer şirketleri de caydıracaktır.

“Uyumlu Eylem”e ilişkin oturumdan öne çıkanlar başlıklar

Bu panelde Sırbistan Rekabet Otoritesi’nin ayçiçek yağı pazarındaki uyumlu eyleme ilişkin yaptığı iktisadi analiz Alexis Walckiers (Belçika Rekabet Otoritesi) moderatörlüğünde Sırbistan Rekabet Otoritesi’nden Sinisa Milosevic, Jelena Popovic Markopoulos, Dragan Loncar (Peterhof Danışmanlık) ve Paolo Buccirossi (Lear) tarafından tartışılmıştır.

Sırbistan Rekabet Otoritesi’nin değerlendirmesi

  • Sırbistan’da sadece iktisadi delillere dayalı olarak ihlal tespitinde bulunulan ilk dosya.
  • Sırbistan ay çiçek yağı üretiminde dünyada dokuzuncu sırada ve bu pazarda faaliyet gösteren beş şirketten ikisi aralarında yaptıkları bir anlaşma ile üretimi outsource Sırbistan’da hala muafiyet başvurusu zorunluluğu olmasına rağmen bildirilmeyen bu anlaşma, rekabet otoritesinin gündemine geliyor ve anlaşma yoluyla taraflar arasında stratejik konularda bilgi değişimi olup olmadığına bakmak üzere bir inceleme başlatılıyor.
  • Anlaşma öncesi-anlaşma dönemi-anlaşma sonrasını kapsayan dört yıllık veriler taraflardan alınarak yapılan analizlerde kullanılıyor. Maliyet-fiyat seyri, fiyat artışlarının enflasyon odaklı artırılması durumunda ne olacağı ve yapılan regresyon ile taraflar arasında anlaşma olmaması halinde oluşacak fiyatlar ile anlaşma sonrası mevcut fiyatlar inceleniyor. Yapılan analiz sonuçları anlaşma sonrası fiyat artışlarının daha yüksek ve belirgin olduğunu gösteriyor.
  • Fiyat dışı etkilere bakıldığında ise anlaşma sonrası tarafların üretim düzeylerinin düştüğü ve bu durumun da kaçınılmaz olarak fiyat artışı şeklinde tüketiciye yansıtıldığı belirtiliyor.
  • Yine temel hammadde kalemi olan tohumda anlaşma öncesi-anlaşma-anlaşma sonrası dönemlerde artış olmasına rağmen ayçiçek yağı fiyatlarının sadece bu dönemde tohum fiyatlarındaki artışın iki katı kadar arttığı görülmüş.

Danışmanlık şirketinin değerlendirmesi

  • Pazarı tespit etmek üzere rekabet otoritesi tarafından yapılan piyasa araştırması, hayvansal yağ üretiminin daha çok geleneksel yöntemlerle yapılması ve geleneksel satış kanallarının kullanılması nedeniyle hatalı sonuç verdi ve pazardaki ikame ilişkisi doğru bir şekilde tespit edilemedi.
  • Yine pazar tanımında ve pazarın özellikleri değerlendirilirken ürün özellikleri, ortak kullanım amaçları ve perakende düzeyindeki fiyatların seyri yeterince dikkate alınmadı. Ayrıca fason yapılan üretimler ve private label markalar pazarda önemli yer tutarken yapılan analizlerde bunların etkisinin göz ardı edilmesi yanıltıcı sonuçlara yol açtı.
  • Pazarın bütününde inceleme konusu dönemde gerçekleşen genel fiyat artış seyrinin ayrıştırılması gerekirdi.
  • Anlaşmanın diğer tarafının maliyet yapısı ve fiyat seyri dikkate alınsa, yapılan işbirliği neticesinde önemli etkinlik kazanımları olduğu tespit edilecekti.

Akademisyenin değerlendirmesi

  • Rekabet otoritesinin amaç değil etki bazlı bu ihlal tespiti oldukça cesur bir müdahale ancak sunulan bilgilerden görülebildiği kadarıyla iki tarafın analizlerinde de temel bazı sıkıntılar söz konusu.
  • Öncelikle, pazar tanımı konusunda iki tarafın da yeterince güçlü olduğunu göremiyoruz. Bunun temelinde ise ikame ilişkisinin sadece fiyat analizlere dayandırılması var. Salt fiyat seyri ve ürünler açısından eş zamanlı hareketler ikame ilişkisini ortaya koymak için yeterli değil. Kaldı ki bu incelemede ilgili pazar tanımı üzerinde bu kadar durmak gerekli değildi.
  • Rekabet otoritesinin kararı incelendiğinde bilgi değişimi, uyumlu eylem, kısmi uyumlu eylem ve hatta rakip sayısının azalmasına bağlı olarak tek taraflı etkiler kavramlarının hangisinin ne şekilde kullanıldığını veya aslında bu kavramlardan hangisinin incelendiğini tam olarak anlayamıyoruz. Bu da incelemenin teorik çerçevesini belirlemek açısından sıkıntılı bir duruma yol açıyor.
  • İhlal tespiti-uyumlu eylem ilişkisine baktığımızda ise homojen ürün kavramının tam olarak doğru bir şekilde kullanılmadığını görüyoruz. Tek bir ürün var ancak birçok farklı marka ve bunların belirlediği farklı fiyatlar söz konusu.
  • Yine piyasadaki tüm şirketler için benzer maliyet yapılarına sahipler tespitinde bulunmak zor görünüyor. Çünkü temel maliyet kalemi tohumun maliyetlerdeki yeri %70 ila %90 arasında değişiyor ki bu aynı maliyet yapısından söz etmek için oldukça geniş bir aralık.
  • Anlaşmanın fiyatlar üzerindeki etkisini incelerken fiyat artışlarının maliyet artışlarından daha yüksek olması tek başına yeterli kabul edilemez. Maliyet dışı kalemlerin bu artışları açıklayıp açıklamadığına daha dikkatli bakılmalı.
  • Yapılan regresyonda oto-korelasyon sıkıntısı olabilir. “But-for” fiyatlar sadece geçmiş fiyat verisi üzerinden regresyonlarda kullanıldığından o dönem için geçerli fakat bugün etkili olmayan faktörlerin etkisi yanıltıcı şekilde sonuçlara yansıtılabilir ve bunun sonucunda ulaşılan taraflar arasında yapılan anlaşma fiyat artışına neden oldu sonucu doğru olmayabilir.
  • Piyasada hem rekabet otoritesi hem savunma tarafından tespit edilen ve anlaşma taraflarından daha yüksek fiyat artırmış şirketlerin varlığı daha dikkatli incelenmeli. İhlal olduğu iddia edilen fiyat artışının tek gerekçesi şirketler arasındaki anlaşma değil, piyasanın geneline etki eden bir gelişme olabilir.

“İlgili Coğrafi Pazar”a ilişkin oturumdan öne çıkanlar başlıklar

Bu panelde Almanya Rekabet Otoritesi’nin çimento pazarındaki devralma işlemine ilişkin yaptığı iktisadi analiz Bojana Ignjatoviv (RBB) moderatörlüğünde Arndt Chritiansen (Almanya Rekabet Otoritesi), Rainer Nitsche (E.CA) ve Kai-Uwe Kuhn (CRA, East Anglia Üniversitesi) tarafından tartışılmıştır.

Almanya Rekabet Otoritesi’nin değerlendirmesi

  • Çimento pazarında faaliyet gösteren Opterra ve Schwenk arasındaki devralmayı incelemek üzere ilgili coğrafi pazar tanımında kullanılan klasik çemberlere[2] alternatif bir yöntem kurgulandı. Böylelikle, inceleme konusu devralma işleminden doğrudan etkilenecek müşteriler belirlenmeye çalışıldı.
  • Tüm çimento fabrikalarının 2014-2015 yılına ait sevkiyat verileri incelendi. Beş basamaklı posta kodları oluşturularak coğrafi işaretleme yapıldı. Daha sonra tarafların tek tek veya birlikte en az %20 pazar payına sahip olduğu bölgeler aynı harita üzerinde farklı renk kodları ile işaretlendi. İncelemede, her şirketin ayrı ayrı %20 paya sahip olduğu yerler öncelikle dikkate alınarak farklı renklendirildi. Bu işaretlenen alanların bir kısmı klasik çember yöntemiyle yapılan analizle ötüşürken bazı noktaların farklılaştığı görülüyor ancak, mevcut analiz üzerinden değerlendirmeye devam ediliyor.

Süreç içerisinde çimento şirketleri tarafından önerilen taahhütler ile belirli müşteriler için rekabet etmeme yükümlülüğüne, uzun dönemli sözleşme yapma zorunluluğuna ve müşterilerin taleplerinin karşılanması konusunda belirli şartların kabul edilmesine yönelik öneriler getiriliyor. Ancak, rekabet otoritesi tarafından yapılan incelemeler sürerken taraflar işlemden vazgeçiyorlar.

Danışmanlık şirketinin değerlendirmesi

  • Çimento pazarı açısından mesafe ve müşterinin konumu gibi yerleşik birçok uygulamada dikkate alınan önemli özellikler bu çalışmada Almanya rekabet otoritesi tarafından göz ardı ediliyor.
  • Örneğin, belirli bir fabrikanın doğusundaki müşterinin batısındakine göre daha fazla alternatif üretici seçeneğine sahip olduğu gerçeği bu görüşte ve hatta zaman zaman klasik çember yaklaşımındaki hesaplamalarda dikkate alınmıyor.
  • %20’lik pazar payı eşiğinin sektörün veya oyuncuların hangi özellikleri dikkate alınarak hesaplamalara dâhil edildiğini göremiyoruz.
  • İşlem taraflarının tek başına veya birlikte sahip oldukları bu pazar paylarının rekabet otoritesi tarafından hangi gerekçelerle farklı değerlendirmelere tabi tutulduğunu da tespit etmemiz mümkün olmadı.

[1] Rekabet otoriteleri tarafından çimento sektörüne yönelik yapılan ilgili coğrafi pazar değerlendirmelerde kullanılan fabrikanın bulunduğu noktadan itibaren belirlenen 250-300 km ile çevrelenen bölgeler.

[2] İlgili pazar tanımlamalarında ürün fiyatında meydana gelecek “küçük ama önemli ve kalıcı” artışın etkisi değerlendirilirken dikkate alınması gereken kavramlardan biri olan “selofan yanılgısı” kavramı, 1956 yılında ABD’deki DuPont davasında ortaya çıkmıştır. Buna göre hâlihazırda piyasadaki fiyatın rekabetçi seviyenin çok üstünde olması durumunda, ürünler arasında gerçek bir ikame ilişkisi olup olmamasından bağımsız olarak herhangi bir fiyat artışı, talepte diğer ürünlere doğru bir kaymaya yol açacak ve ilgili pazarın olması gerekenden daha geniş tanımlanmasına yol açacaktır.