Rekabet soruşturmalarında ses kayıtlarının delil niteliği nedir?

Rekabet Otoritelerinin teşebbüsler hakkında yürüttüğü soruşturmalar kapsamında telefon görüşmelerinin delil olarak kullanılmasına yönelik uygulamalar artarken biz de Rekabet Kurumu’nun bu konudaki tutumunu araştıralım istedik. Telefon görüşmelerine yönelik ses kayıtlarının yürümekte olan bir soruşturmada delil olarak kullanılmasına yönelik uygulama en yakın zamanda kurumsal krediler pazarında faaliyet gösteren 13 banka hakkında yürütülen soruşturmada karşımıza çıkmıştı. Hatırlayacağınız üzere Rekabet Kurulu 2017 yılında, pişmanlık başvurusu üzerine başlayan soruşturma kapsamında bankaların kredi sözleşmelerine ilişkin faiz, vade gibi koşullara dair rekabet açısından hassas bilgilerin değişiminde bulunduğu iddiaları incelenmişti. 2017 yılının Kasım ayında gerekçeli kararını yayınlayan Rekabet Kurulu bu kararıyla, iki banka hakkında idari para cezası verilmesine hükmederken, dosya kapsamında dikkate aldığı deliller nedeniyle ilgi çekmişti.

Rekabet Kurulu ilgili bankacılık kararında, işyerindeki masa telefonuyla yapılan görüşmelerin kayıtlarını delil olarak kabul etti

Pişmanlık başvurusunda bulunan banka ile hakkında soruşturma yürütülen bankalardan birinin çalışanı arasında gerçekleşen telefon görüşmesi, bu çalışanın bilgisi dışında kayıt edilmiş ve ardından pişmanlık dosyası kapsamında delil olarak Rekabet Kurulu’na sunulmuştu. Ses kaydından habersiz teşebbüsün, bu kayda onay vermediği, bu nedenle söz konusu kayıtların hukuka aykırı olduğu, hukuka aykırı delillere dayanarak karar verilemeyeceği ve bu delillerin zehirli ağacın meyvesi teorisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine yönündeki savunmalar Rekabet Kurulu tarafından kabul edilmemişti. Aksine Rekabet Kurulu, Rekabet Kanunu’nun 14. ve 15. maddesi kapsamındaki geniş bilgi toplama yetkilerini de hatırlatarak, “bankacılık sektöründe, görüşmelerin kayıt altına alınması ve yazılı iletişimlerin uyum programları çerçevesinde taramaya tabi tutulmasının yaygın uygulamalar” olduğu belirtilerek delillerin hukuka uygun olduğuna karar vermişti[1].

O halde Rekabet Kurulu hukuka aykırı yollardan elde edilen ses kayıtlarını delil olarak kabul ediyor mu?

Bu soruya “evet” yanıtıyla cevap vermek pek mümkün değil. Nitekim Rekabet Kurulu’nun benzer bir delilin değerlendirildiği kararında ilgili delillere yönelik benimsediği tutum incelendiğinde, Kurul’un son kararında geçmiş içtihadına bağlı kalmadığı görülecektir. Bilindiği üzere Rekabet Hukukunun da bir parçası olduğu İdare Hukukunda içtihat büyük önem taşımakta olup, bu hukuk dalına aynı zamanda içtihat hukuku da denilebilmektedir[2].

Şölen Çikolata’nın birtakım ürünlerin yeniden satış fiyatına müdahale ettiği iddialarının incelendiği dosya kapsamında Rekabet Kurulu, benzer delillerin hukuka uygunluğunu değerlendirmek durumunda kalmıştır. Bu dosya açısından da hakkında soruşturma yürütülen teşebbüs çalışanı ile yapılan bir telefon görüşmesinin kaydının alınması söz konusudur. İlgili teşebbüs çalışanları “görüşme esnasında alınan ses kaydından görüşme sonunda haberdar olduklarını, dolayısıyla söz konusu kayıt için rızalarının bulunmadığını dile getirmişlerdir”[3]. Görüleceği üzere, bankacılık kararından farklı olarak bu olayda telefon konuşmasının tarafı, ses kaydından görüşmenin sonunda haberdar olmuş ve kayda rıza vermemiştir.

Rekabet Kurulu ilgili kararında Anayasa’nın kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kullanılamayacağına yönelik 38. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak söz konusu Anayasa hükmünün, yalnızca ceza yargısı bakımından değil, tüm yargı çeşitleri bakımından geçerlilik taşıyan bir düzenleme konumunda olduğunu belirtmiştir. Bu doğrultuda “rıza dışı alınan ve dolayısıyla hukuka aykırı yoldan elde edilen söz konusu kaydın ispat gücü bulunmadığı değerlendirilmiştir[4].

Görüleceği üzere Rekabet Kurulu, hukuka aykırı olarak elde edilen delillere yönelik tutumu 2014 yılında bu şekilde belirlemiş olmakla birlikte 2017 yılında içtihadından ayrılmış, görüşmenin tarafının haberi ve dolayısıyla rızası olmaksızın elde edilen ses kayıtlarının delil olarak kullanılabileceğine karar vermiştir. Bu yönde bir yaklaşım, içtihadın son derece önem taşıdığı Rekabet Hukuku kapsamında Kurul’un içtihadından ayrılmasının yanı sıra, Anayasal hükümlerin Rekabet Hukuku bakımından uygulanabilirliğinin sorgulanması sonucunu da doğurmaktadır. İleride başka bir dosya kapsamında ses kayıtlarının delil niteliğinin tartışma konusu olması halinde Rekabet Kurulu’nun nasıl bir tutum takınacağını hep birlikte göreceğiz.


[1] Rekabet Kurulu’nun 28.11.2017 tarih ve 17-39/636-276 sayılı Bankacılık Soruşturma Kararı, para. 301.

[2] Turgut Tan, İdare Hukuku, Ankara 2011, s.86.

[3] Rekabet Kurulu’nun 16.01.2014 tarih ve 14-02/35-14 sayılı Şölen Önaraştırma Kararı, para. 22. 

[4] Şölen Kararı, para. 39.


İtalya Rekabet Otoritesi’nden Otomotiv Firmaları ve Finansman Kuruluşlarına Rekor Ceza

İtalya Rekabet Otoritesi (Autorità Garante della Concorrenza e del Mercato), Mercedes, Volkswagen, Toyota, Renault, General Motors, Ford, BMW, Fiat-Chrysler ve bu şirketlerle aynı grupta yer alan 12 finans kuruluşu hakkında yürüttüğü soruşturmayı geçtiğimiz ay sonuçlandırdı. Hakkında soruşturma yürütülen teşebbüslerin, üretilen yeni otomobillerin finansman ve kiralama koşullarını birlikte belirlemek amacıyla kartel kurduklarını tespit eden İtalya Rekabet Otoritesi,  teşebbüsler hakkında 678 milyon Euro idari para cezasına hükmederek şimdiye kadarki en yüksek kartel cezasına imza attı.   

Kimilerinin hatırlayacağı üzere 2014 yılında Mercedes, soruşturmaya konu davranışlar hakkında pişmanlık başvurusunda bulunmuştu. Ancak Rekabet Otoritesi, İtalyan İdare Hukuku kapsamında aranan yeterli delili toplamak amacıyla beklemiş ve Nisan 2017’de bankaların ofislerine baskın düzenlemişti. Söz konusu baskınlarda pişmanlık başvurusunda Mercedes tarafından sunulan belgelere ek bulgulara ulaşan İtalya Rekabet Otoritesi, soruşturma açılmasına karar vermişti.

İtalya Rekabet Otoritesi yürüttüğü soruşturma kapsamında, aynı şirketler grubu içerisinde faaliyet gösteren otomobil üreticileri ile finans kuruluşlarının, yeni üretilen otomobillerin finansmanı ve kiralama koşulları konusundaki davranışlarını inceledi. Hemen belirtilelim, hakkında soruşturma yürütülen finans kuruluşları, otomobil üreticileri ile aynı şirketler grubu bünyesinde yer alıyor ve bu kuruluşlarının faaliyet alanı, kendilerini kontrol eden ana şirketin ürünlerinin satın alınabilmesi için tüketicilere finansman sağlamakla sınırlı. Söz konusu teşebbüsler bu yönüyle, bankacılık piyasasında faaliyet gösteren kuruluşlardan farklılaşıyor.


Geçtiğimiz günlerde yayınlanan karardan görüldüğü üzere İtalya Rekabet Otoritesi, 2003-2017 döneminde söz konusu finans kuruluşlarının faiz oranları, otomobil fiyatları, satış hacimleri ve maliyet konularında bilgi paylaşımı içerisinde bulunduğunu tespit ediyor. Ayrıca ilgili kuruluşların, doğal afetler ve Avrupa Merkez Bankası’nın değişen faiz oranları gibi piyasa koşullarını etkileyen ve şirketler tarafından öngörülmesi güç olan konularda bilgi değişimi içerisinde bulunmalarını ihlalin bir diğer dayanağı olarak ileri sürüyor. Rekabet Otoritesi sonuç olarak söz konusu finans kuruluşlarının, ana şirket konumundaki otomobil üreticileri ile işbirliği içerisinde otomobil finansman ve kiralamasına yönelik ticari koşulları belirleyerek piyasadaki rekabeti ihlal ettiğine karar veriyor.

Söz konusu karar finans kuruluşlarının, rakipleri ile daha kolay iletişime geçebilmek ve otomotiv finansman ve kiralama pazarını etkileyecek stratejilerin sistematik bir şekilde paylaşılmasına imkân vermek için ticaret odaları ile işbirliği yaptığının da tespit edilmesi nedeniyle ilgi çekici nitelikte. Nitekim bu tespit ışığında ticaret odaları Assilea’ya yaklaşık 11 bin Euro ve Assofin’e ise yaklaşık 96 bin Euro idari para cezası verilmesine karar veriliyor.

Yürütülen soruşturmada, finans kuruşları arasındaki bilgi değişimine konu olan unsurların, otomobil fiyatlarının belirlenmesinde temel değişkenler olduğuna ve taraflar arasındaki işbirliğinin İtalya’daki otomobil fiyatlarını doğrudan etkilediğine vurgu yapılıyor.

Kısaca belirtelim, rekabete aykırı davranışların tespit edilmesi halinde verilecek ceza oranlarını belirleyen İtalya Rekabet Otoritesi’nin Ceza Yönetmeliği, kartel gibi ağır ihlaller açısından % 15 ila 30 arasında idari para cezası verilebileceğini öngörmekte. İtalya Rekabet Otoritesi, söz konusu ihlalin 2003-2017 yılları arasında, yani nerden baksanız 14 yıl boyunca, devam ettiğini tespit etmekle birlikte, hakkında soruşturma yürütülen tarafların cirolarının %4’ü oranında idari para cezasına hükmedilmesine karar veriyor. Ceza Yönetmeliği ile öngörülen oranlardan oldukça düşük bir oranın öngörülmesinin temel nedeni olarak tarafların hâlihazırda Rekabet Uyum Programı uyguluyor olmasının gösterilmesi dikkat çekiyor.

Bu doğrultuda, pişmanlık başvurusunda bulunan Mercedes dışında hakkında soruşturma yürütülen taraflar ve iki ticaret odası hakkında toplamda 678 milyon Euro idari para cezasına karar veriliyor. Bu para cezası, daha önce de belirttiğimiz gibi, İtalya Rekabet Otoritesi’nin kartel ihlallerine yönelik olarak bugüne kadar verdiği en yüksek idari para cezası olarak karşımıza çıkıyor.

Tarafların söz konusu kararı 60 gün içinde Lazio Bölge İdare Mahkemesi’nde temyiz etme hakları bulunmakla birlikte, ilgili kararda temyize konu olabilecek birkaç ilgi çekici mesele hakkında da bilgi vermek istiyoruz.

Görüleceği üzere, finans kuruluşları tarafından rekabet açısından hassas bilgi paylaşımının incelendiği soruşturma kapsamında, bu kuruluşların ana teşebbüsü konumundaki otomotiv firmaları hakkında da idari para cezasına hükmediliyor. Ancak söz konusu cezanın, ana teşebbüsün sorumluluğu ilkesi (parent liability) nedeniyle mi yoksa söz konusu otomotiv firmalarının da bilgi değişiminde rol oynadığı gerekçesiyle mi verildiğine ilişkin kararda herhangi bir açıklama bulunmuyor. Zira otomotiv firmalarının ihlalde rol oynadığının tespit edilmesi halinde ilgili otomotiv dağıtım pazarının da ilgili pazar olarak tanımlanması gerektiği kararla ilgili eleştirilen hususlardan biri.

İtalya Rekabet Otoritesi tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ileri sürülen iddia, rakipler arası rekabete hassas bilgi değişimine dayalı olduğu için söz konusu kuruluşların gerçek anlamda rakip olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de ihlal tespiti açısından önem taşıyor. Daha önce de belirttiğimiz üzere, hakkında soruşturma yürütülen finans kuruluşlarının yegâne faaliyet konusu, ana teşebbüs konumundaki otomotiv firmasının ürünlerine yönelik finansman sağlamak. Bu durumda söz konusu kuruluşların tüketici kredisi veya otomotiv kiralama pazarında faaliyet gösteren rakip kuruluşlar olduğunu ileri sürmek pek mümkün görünmüyor. Her bir finans kuruluşunun, aynı çatı altında faaliyet gösterdiği otomotiv markasına yönelik pazardaki menfaatler doğrultusunda hareket ettiği dikkate alındığında, muhtemel temyiz başvurularında İtalya Rekabet Otoritesi tarafından yapılan pazar tanımına da itiraz edilmesi mümkün görünüyor.

Özellikle AB ülkelerinin rekabet otoriteleri tarafından başlatılan soruşturmalar, Türkiye’de Rekabet Kurumu tarafından yürütülen incelemeleri tetikleyebiliyor. İtalya Rekabet Otoritesi’nin oldukça fazla ses getiren bu kararından sonra, Rekabet Kurulu’nun 2011 yılındaki otomotiv soruşturmasına veya 2017 yılında sonuçlanan bankacılık soruşturmasına benzer bir inceleme başlatıp başlatmayacağını hep beraber göreceğiz.

Bilgi Rekabet Hukuku Sertifika Programı’na kayıt olmak için son günler !

Doç. Dr. Kerem Cem Sanlı koordinatörlüğünde İstanbul Bilgi Üniversitesi Rekabet Hukuku ve Politikası Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından sekizincisi düzenlenecek Rekabet Hukuku Sertifika Programı’nın tarihi yaklaşıyor! 3 Kasım-15 Aralık 2018 tarihleri arasında Cumartesi günleri 09.30-12.30 / 13.30-16.30 arasında gerçekleşecek programa ekibimizin liderlerinden Şahin Ardıyok, iktisatçı uzmanlarından Dr.Emin Köksal yanı sıra değerli Dr. Pınar Artıran’ın da konuşmacı olarak katılıyor.

Rekabet dünyasının gözde isimlerinin pek çok konuda deneyimleri ile beraber teorik ve akademik yaklaşımları paylaşacağı bu programa kayıtlı olmak için son günler sizleri bekliyor. Kış soğuğunda haftasonumu verimli değerlendirmek, biraz da network ağımı genişletmek isterim diyenler Cuma gününe kadar (21 Eylül 2018) programa kaydolarak erken kayıt indiriminden (%40) faydalanabilirsiniz.

Programa dair detaylı bilgilere aşağıdaki linklerden erişim sağlayabilirsiniz:

https://www.bilgi.edu.tr/tr/etkinlik/8143/rekabet-hukuku-sertifika-programi/

https://rhm.bilgi.edu.tr/media/2018/8/17/Program%20v2.pdf

Çift taraflı pazarların rekabet hukuku değerlendirmesinde yöntem değişiyor!

AT&T – Timer Warner işlemi hakkında verilen karara ilişkin yazımızda kararın,  kararı günümüz gerçeklerinden uzak bulan kişilerce eleştirildiğinden bahsetmiştik. Yine benzer eleştirilerle karşılaşan bir karar da Amerikan Yüksek Mahkemesi’nden geldi. Söz konusu karar American Express (“Amex”) tarafından uygulanan  yönlendirme karşıtı (“anti-steering”) hükümlere ilişkin.

Yine süreci kısaca anlatmakta fayda görüyoruz. 2010 yılının Ekim ayında American Express, Visa ve Master Card tarafından uygulanmakta olan anti-steering hükümlerine karşı dava açılmıştı. Bu süreçte Master Card ve Visa söz konusu hükümleri sözleşmelerinden çıkarırken Amex bunları uygulamaya devam etti. Bu hükümlerin ne işe yaradığını ve kredi kart veren bankaların neden bunu tercih ettiğini de kısaca anlatalım.

Daha önce alışverişe çıktığınızda, kasada ödeme yaparken birden fazla kredi kartı ile ödeme yapma seçeneğiniz olduğunu siz de daha önce fark etmişsinizdir. Kasaya geldiğiniz bu anda aslında bir satış noktası (“point of sale”) rekabeti gündeme geliyor. Farklı bankaların kredi kartları arasında bir rekabet. Bu noktada anti-steering hükümleri satıcıların, belirli bir bankanın kartı ile ödeme yapmak isteyen müşterileri çeşitli indirim veya teşvikler sunarak farklı bir kredi kartını kullanmaya yönlendirmesini engelliyor. Örneğin, kasada American Express ile ödeme yapmaya hazırlanan bir müşteriyi fiyatı indirmeyi önererek Master Card ile ödemeye teşvik etmek, satıcının kendisine POS makinesini veren banka ile sözleşmesine (bu sözleşmede yer alan anti-steering hükmüne) aykırı olacağından mümkün değil.

Peki satıcılar, müşterilerin hangi bankanın kartı ile alışveriş yaptığını neden önemsiyor? Çünkü bir tarafta kredi kartını kullanan müşterilere hizmet veren ve çeşitli ödüller sunan bankalar diğer yandan ise POS makinesi verdikleri satıcılara hizmet veriyor. Bunun karşılığında ise satıcılardan, her satış işlemi için belirli miktarda ücret alıyor. Yani söz konusu kredi kartlarının kullanımı açısından tam anlamıyla bir çift taraflı pazar söz konusu.

İşte satıcılara uygulanan bu ücret, bankadan bankaya değiştiği için satıcılar genelde daha düşük ücret uygulayan bankaların kredi kartlarının kullanılmasını tercih ediyor. Amex ise bu bankalar arasında en yüksek ücreti uygulayan banka. Bu süreçte diğer bankalar söz konusu uygulamayı sonlandırırken Amex’in sonlandırmamasının sebebi de bu gibi.

Peki satıcılar neden doğrudan “Amex kabul etmiyoruz” demiyorlar? Çünkü çift taraflı pazarın diğer tarafından banka, müşterilere çeşitli promosyonlar, ödüller  sunuyor, puan kazandırıyor. Amex ise diğer bankalarla karşılaştırıldığında müşterilerine çok daha avantajlı bir program sunuyor. Anladığımız kadarıyla, sırf Amex tarafından sağlanan bu avantajlar nedeniyle Amex kabul eden mağazalardan alışveriş yapmayı tercih eden bir müşteri grubu oluşmuş durumda. Yani satıcılar kolay kolay Amex kartı kabul etmekten vazgeçemiyor.

Yüksek Mahkeme, pazarın iki tarafının da birlikte ele alınması gerektiğini belirterek pazarın bir tarafındaki fiyat artışının tek başına rekabete aykırı değerlendirilemeyeceğine karar verdi. Mahkeme, Amex tarafından uygulanan bu hükümlerin rekabet hukukuna aykırı olmadığına karar verirken diğer yandan da eleştiriler yağmaya başladı. AT&T kararına benzer şekilde mahkemenin günümüz ekonomisin gerçeklerinden uzak bir karar verdiği tartışılıyor. Amex müşterilerine en avantajlı şartları sunduğu için pazarın bu tarafı da dikkate alınarak söz konusu hükümlerin rekabeti engellemediğine karar verilmesi yerinde mi? Amex’in anti-steering hükümleri ve yüksek ücretler ile elde ettiği kazancın hepsini müşterilerine sunduğu imkanlar için harcamıyor olması bu durumu değiştirir mi? Her şekilde karar, çift taraflı pazarların söz konusu olduğu olayların rekabet hukuku değerlendirmesini büyük ölçüde etkileyecek gibi. Görünen o ki Mahkeme, bu olaylar açısından bir uygulamanın rekabete aykırı olup olmadığının belirlenmesinde pazarın her iki tarafını da dikkate alarak karar verecek.

Rekabet Hukuku Üç Kat Kartel Tazminat Davaları SMS Dünyasında!

Rekabet hukuku dünyasında son zamanların en çok konuşulan konularından biri bankaların kendi aralarında kartel oluşturmaları ve bu bankaların birinden konut, ihtiyaç ya da taşıt kredisi çekenlerin uğradıkları zararın üç katını, açacakları bir tazminat davası ile geri alıp alamayacağına ilişkin.

Rekabet Kurulu’nun bankalar aleyhine karar vermesiyle kimi banka müşterileri bu karara dayanarak dava açtı. Müvekkilleri adına dava açacak olan avukatlık ve danışmanlık hizmeti verenler de, tüketicileri dava açmaları için cesaretlendirmeye başladı. Bu konuyla ilgili özellikle kartel tazminat davalarında tazminat miktarlarının nasıl hesaplanacağına dair otomatik hesaplama yapan siteler kuruldu. Yine kartel tazminat davaları ile ilgili tüketiciye bilgi vermek üzere danışmanlık şirketlerinin internet sayfalarında “bilgi hattı” adı altında telefon numaralarını da paylaştığı görülüyor. Son zamanlarda bu konunun suistimal edildiğini söylemek de mümkün.

Kartel tazminat davaları ile tüketiciler, kendilerine uygulanan yüksek faiz oranlarının üç katının geri alınması amacıyla dava açmanın ötesinde sadece ticari amaçla değil dolandırıcılık amacıyla dahi teşvik ediliyor. Dahası, tüketicilere bu davaları açmaları için çeşitli mesajlar gönderiliyor ve hizmetin sağlanması için “müşteri hizmet hattı” adı altında iletişim numaraları paylaşılıyor. Gerçekten de hukuki açıdan ciddiyetini koruyan bir konunun bu kadar basitleştirilerek mesajlarla tüketicilere ulaştırılmaya çalışılması, işin ne kadar da farklı bir boyuta taşındığının göstergesi.

Bu tarz yapılanmalarla da açılan davaların sayısında artış yaşandığını söyleyebiliriz. Ancak hukuk sistemimiz içerisinde bu davaların sayıca çok fazla olması hâlihazırda ağır yükü olan mahkemelerin yükünü daha da arttırıyor. Bankalardan kredi kullananların sadece %10’unun üç kat kartel tazminat davası açmasının dahi, sistemin işlemesinde aksaklıklar oluşması için yeterli olduğu ifade ediliyor[1]. Ayrıca, bu konuda mahkemelerin yaklaşımlarının ne olacağı netlik kazanmadı. Bunun nedenlerinden birkaçı da tazminat miktarının nasıl hesaplanabileceği, faizin davanın açıldığı tarihten itibaren mi yoksa haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren mi işleyeceği, esas alınacak olan zamanaşımının ne olması ve nasıl hesaplanması gerektiğinin tam olarak netleşmemiş olması. Bu konudaki belirsizliğin yanı sıra rekabet hukukunun mahkemeler için yeni bir konu olması da başka bir handikap. Bir anda çok fazla sayıda dava açılmasının  sadece mahkemelerde yoğunluğa sebep olması değil, zaman ve emek kaybına da yol açabileceğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte, bankalar açısından sürecin nasıl devam edeceği ya da bankalara karşı açılan bu tazminat davalarında bankaların karşı karşıya kalabileceği riskler de cabası…

 

 

[1] www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1318025-faizde-kartel-magdurlari-icin-komisyon-onerisi Erişim Tarihi 21.02.2018.

Rekabet Kurulunun 12 Banka Kartel Kararına İlişkin Yeni Yayın

İdare ve rekabet hukuku alanındaki değerli birikimleriyle ekibimizde Of-Counsel olarak değerli katkılarını sunan Reşit Gürpınar’ın “Rekabet Kurulunun 12 Banka Kartel Kararının Rekabet Hukuku Çerçevesinde Değerlendirilmesi” isimli yeni kitabı okurlarla buluştu.

12 Banka Kartel Kararının Rekabet Hukuku Çerçevesinde DeğerlendirilmesiHatırlanacağı üzere, Rekabet Kurulu 2013 yılında verdiği kararı ile 12 mevduat bankasının 2007-2011 yılları arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde kartel oluşturduğu sonucuna varmış ve ilgili bankalara toplamda 1.1 milyar lira idari para cezası verilmişti. Karar, bankalarca İdare Mahkemesi’ne ve daha sonra ise Danıştay’a taşınmış ve nihai olarak Danıştay tarafından onanmıştı. Danıştay’ın onama kararını takiben gündeme gelen ve soruşturulan tarih aralığında ilgili bankalardan mevduat, kredi ve kredi kartı hizmeti alan tüketici, tacir ve kamu kurumlarına 3 kat tazminat davası açma imkanı nedeniyle ilgili karar uzun bir süre gündemdeki önemini korudu ve hakkında farklı yorumlar geliştirildi.

Birçok kişiyi yakından ilgilendiren bu konuya ilişkin bilgi kirliliğinin karşısında, rekabet hukukunun önemli isimlerinden olan Reşit Gürpınar’ın öncülüğünde Önder Perçin ve Hüseyin İlik’in de katkılarıyla “Rekabet Kurulunun 12 Banka Kartel Kararının Rekabet Hukuku Çerçevesinde Değerlendirilmesi” isimli kitap, söz konusu karara istinaden davanın nerede açılacağı, zamanaşımı, zararın nasıl hesaplanacağı gibi birçok güncel konuya ışık tutmaktadır.

Kendisini rekabet hukuku dünyasına yaptığı bu önemli katkıdan dolayı kutlarız.

Kartel Tazminatı Meselesi

Yirmi yıl kadar önce Rekabet Kanunu’nun kabulü ve Kurul’un kurulmasıyla ülke olarak tanıştığımız, ancak sokaktaki insanların belki de hiç ilgisini çekmeyen rekabet hukuku, şu sıralar popülerliğinin doruklarını yaşıyor. Bunu yalnızca biz söylemiyoruz, Google’ın arama istatistiklerine göre “rekabet hukuku”, “rekabet kurulu” gibi ifadelerin arama trendinde şöyle bir durum söz konusu:

graf

Bu sıçrayışın nedeni, sizlerin de tahmin edeceği üzere, Eylül ayı ortasında verilen Danıştay’ın onama kararı. Tabi ki Kurul’un banka karteli kararına ilişkin onamadan bahsediyoruz.

Hatırlanacağı gibi, Rekabet Kurulu 2013 yılında verdiği kararı ile 12 mevduat bankasının 2007-2011 yılları arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerinde kartel oluşturduğuna karar vermiş, 1.1 milyar lira idari para cezası verilmiş, karar bankalarca İdare Mahkemesi’ne ve ardından Danıştay’a taşınmıştı. Şimdi 2016 yılının sonuna geldiğimizde, karar olağan kanun yollarını geride bırakmış ve büyük ölçüde kesinleşmiş olarak karşımıza çıkıyor. Ve halkımızın birden rekabet hukuku hakkında yazıp çizmesine yol açan nokta sonunda gündeme geliyor: üç kat tazminat için dava açmak.

Bu sıralar internete, özellikle hukuk bürolarının sayfalarına, bloglara, hatta sosyal medya hesaplarına baktığınızda “12 BANKAYA KARŞI 3 KAT TAZMİNAT (KARTEL TAZMİNATI) DAVASI!” biçiminde, soru-cevap formatında çok fazla yazılıp çizilene denk gelmeniz mümkün. Ancak çok da fazla uzmanı bulunmayan bu alanda birden herkes yazmaya başladığı vakit, ortaya ciddi bir bilgi kirliliği çıktığını da görmüş bulunuyoruz. Davanın nerede açılacağı, zamanaşımı, zararın nasıl hesaplanacağı gibi sürüyle soru işaretinin olduğu bu güncel konuda bilgi kirliliğinin önüne geçmek gerekiyor.

Son zamanlardaki trendden bağımsız olarak, 20 yıldır uzmanı olduğumuz, yüzlerce uluslararası müvekkile danışmanlık sunduğumuz, onlarca soruşturmada görev aldığımız, rekabet uyum programları yürüttüğümüz, dava süreçlerinde destek sunduğumuz rekabet hukuku alanında, hukukçu, iktisatçı ve akademisyenlerden oluşan ekibimizle, daha önce pek çok benzer durumda olduğu gibi, bu süreçte de doğru bilinen yanlışların karşısında olacağız.

Geçmişte, özel hukuk tazminatı davalarında verdiğimiz hukuki desteğin yanında tazminat hesaplaması konusunda iktisadi uzmanlık çalışmaları da yürütmüş bulunmamızdan yola çıkarak, hukuk ve iktisat perspektifiyle, bankacılık sektörünün uzun yıllardır içinde bulunmamız dolayısıyla sektör dinamiklerine de vakıf olarak, ilerleyen günlerde biz de bu popüler konuda yazıp çiziyor olacağız.