Kişisel Verileri Koruma Kurumu’ndan İki Yeni Tebliğ!

Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından hazırlanan Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (“Aydınlatma Yükümlülüğü Tebliği”) ve Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ (“Veri Sorumlusuna Başvuru Tebliği”) 10 Mart 2018 tarihli Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu iki tebliğ ile kişisel verilerinizin korunmasına ilişkin oldukça önemli düzenlemeler getirildi.

Bu tebliğler hakkında detaylı bilgiler anlatılmadan önce veri sorumlusu ve veri sahibinin kimler olduğu konusunda kısa bir bilgi vermekte fayda var. Veri sorumlusu, kişisel verileri işleyen ve tüm sürecin merkezinde bulunan; veri sahibi, kişisel verileri işlenen toplanan kaydedilen kişiler olarak açıklanabilir.

Öncelikli olarak Aydınlatma Yükümlülüğü Tebliği kapsamında, yapılacak olan bilgilendirmenin içermesi gereken zorunlu hususlar açıklığa kavuşturuldu. Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, kişisel verinin işlenme amacı, kimlere hangi amaçla aktarılabileceği, bunların toplama yöntemleri, hukuki sebepleri ve veri sorumlusuna başvuru yapıldığı takdirde ilgili kişinin bilgi alabilmesine ilişkin düzenlemeler getirildi.

Bunun yanı sıra veri sorumlularına ilişkin aydınlatma yükümlülüğünün nasıl yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin detaylı ve oldukça önemli düzenlemelere yer verildiği de görülüyor. Veri sahibinin veri işleme amacı hakkında belirli ve açık, muğlak ifadelere yer vermeyecek şekilde aydınlatılması, veri işleme amacı değiştiğinde veri sahibinin bu değişikliğe istinaden ayrıca ve tekrar bilgilendirilmesi gerekliliği yer alıyor. Öte yandan, veri sorumlusuna aynı veri sahibine ilişkin bilgilerin birden fazla amaç için işlendiği durumlarda da her bir amaç için ayrı ayrı aydınlatma yükümlülüğü getirdiği anlaşılıyor. Böylelikle alınan veriler sadece belirli bir amaç dâhilinde kullanılabilecek.

Tebliğ kapsamında belki de en çok üzerinde durulması gereken düzenleme, kişisel veri işleme faaliyetinin açık rıza şartına dayalı olarak yapılması durumunda aydınlatma yükümlülüğü ve açık rızanın alınması işlemlerinin veri sorumlusu tarafından ayrı ayrı gerçekleştirilmesi gerekliliğine ilişkin düzenlemedir. Bir başka deyişle, kişisel verilerin işlenmesine ilişkin olarak alınan rızanın aydınlatma metninin içerisine yedirilmeksizin, ayrı bir sekmede açıkça alınması gerekiyor.

Tebliğ’de aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin son düzenleme ise, kişisel verilerin veri sahibinden elde edilmemesi durumunda veri sorumlusuna yüklenen bir sorumluluğa ilişkin. Buna göre, kişisel veri doğrudan veri sahibinden elde edilmiyorsa bu verilerin elde edilmesinden itibaren makul bir sürede bir başka deyişle mümkün olan en kısa sürede veri sorumlusunun veri sahibine karşı aydınlatma yükümlülüğü doğuyor.

Öte yandan Veri Sorumlusuna Başvuru Tebliği ise adından da anlaşılacağı üzere kişisel verileri işlenen gerçek kişilerin veri sorumlusuna başvuruyu nasıl yapacağına ilişkin düzenlemeleri içeriyor. Başvuru dilinin Türkçe olması şartının yanı sıra başvurunun yazılı olarak veya kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da ilgili kişi tarafından veri sorumlusuna daha önce bildirilen ve veri sorumlusunun sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresini kullanmak suretiyle veya başvuru amacına yönelik geliştirilmiş bir yazılım ya da uygulama vasıtasıyla veri sorumlusuna iletileceği düzenleniyor. Bu konuda belirtilmesi gereken noktalardan bir diğeri ise veri sorumlusunun gerekli her türlü idari ve teknik tedbirleri almakla yükümlü olmasıdır. Böyle bir düzenlemeye yer verilmesinin nedeni ise başvuruların etkin bir şekilde sonuçlandırılması olarak açıklanıyor. Ancak veri sorumlusu, veri sahibinin talebini yerine getirirken sınırsız bir süreye sahip olmayıp 30 günlük bir süreyle sınırlandırılıyor.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu bu iki tebliğ ile veri sahibinin haklarını mümkün olduğunca güvence altına alarak kendisi hakkında oluşturulan her türlü verinin kullanımı ile ilgili bilgilendirme yükümlülüğünü veri sorumlusuna yüklediğini, veri sahibine de dilediğinde bilgi alma hakkını tanıdığını ayrıntılarıyla açıklıyor. Ayrıca bu düzenlemeler, Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun kişisel verilerin korunmasına yönelik çalışmalarını tam gazla sürdürdüğünü gösteriyor. Bakalım bu alanda Kurum tarafından ilerleyen dönemlerde ne gibi yeni düzenlemeler getirilecek…

Rekabet Hukuku Üç Kat Kartel Tazminat Davaları SMS Dünyasında!

Rekabet hukuku dünyasında son zamanların en çok konuşulan konularından biri bankaların kendi aralarında kartel oluşturmaları ve bu bankaların birinden konut, ihtiyaç ya da taşıt kredisi çekenlerin uğradıkları zararın üç katını, açacakları bir tazminat davası ile geri alıp alamayacağına ilişkin.

Rekabet Kurulu’nun bankalar aleyhine karar vermesiyle kimi banka müşterileri bu karara dayanarak dava açtı. Müvekkilleri adına dava açacak olan avukatlık ve danışmanlık hizmeti verenler de, tüketicileri dava açmaları için cesaretlendirmeye başladı. Bu konuyla ilgili özellikle kartel tazminat davalarında tazminat miktarlarının nasıl hesaplanacağına dair otomatik hesaplama yapan siteler kuruldu. Yine kartel tazminat davaları ile ilgili tüketiciye bilgi vermek üzere danışmanlık şirketlerinin internet sayfalarında “bilgi hattı” adı altında telefon numaralarını da paylaştığı görülüyor. Son zamanlarda bu konunun suistimal edildiğini söylemek de mümkün.

Kartel tazminat davaları ile tüketiciler, kendilerine uygulanan yüksek faiz oranlarının üç katının geri alınması amacıyla dava açmanın ötesinde sadece ticari amaçla değil dolandırıcılık amacıyla dahi teşvik ediliyor. Dahası, tüketicilere bu davaları açmaları için çeşitli mesajlar gönderiliyor ve hizmetin sağlanması için “müşteri hizmet hattı” adı altında iletişim numaraları paylaşılıyor. Gerçekten de hukuki açıdan ciddiyetini koruyan bir konunun bu kadar basitleştirilerek mesajlarla tüketicilere ulaştırılmaya çalışılması, işin ne kadar da farklı bir boyuta taşındığının göstergesi.

Bu tarz yapılanmalarla da açılan davaların sayısında artış yaşandığını söyleyebiliriz. Ancak hukuk sistemimiz içerisinde bu davaların sayıca çok fazla olması hâlihazırda ağır yükü olan mahkemelerin yükünü daha da arttırıyor. Bankalardan kredi kullananların sadece %10’unun üç kat kartel tazminat davası açmasının dahi, sistemin işlemesinde aksaklıklar oluşması için yeterli olduğu ifade ediliyor[1]. Ayrıca, bu konuda mahkemelerin yaklaşımlarının ne olacağı netlik kazanmadı. Bunun nedenlerinden birkaçı da tazminat miktarının nasıl hesaplanabileceği, faizin davanın açıldığı tarihten itibaren mi yoksa haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren mi işleyeceği, esas alınacak olan zamanaşımının ne olması ve nasıl hesaplanması gerektiğinin tam olarak netleşmemiş olması. Bu konudaki belirsizliğin yanı sıra rekabet hukukunun mahkemeler için yeni bir konu olması da başka bir handikap. Bir anda çok fazla sayıda dava açılmasının  sadece mahkemelerde yoğunluğa sebep olması değil, zaman ve emek kaybına da yol açabileceğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte, bankalar açısından sürecin nasıl devam edeceği ya da bankalara karşı açılan bu tazminat davalarında bankaların karşı karşıya kalabileceği riskler de cabası…

 

 

[1] www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1318025-faizde-kartel-magdurlari-icin-komisyon-onerisi Erişim Tarihi 21.02.2018.

Uber: Bildiğin Taksi!

Uber, akıllı telefonlara indirilebilen alternatif ulaşım hizmeti sağlayan bir uygulamadır. Bu uygulama, öncelikle kullanıcının talebe bağlı olarak lokasyonu saptayıp o bölgede yer alan uygun sürücülere bildirim gönderiyor; sonrasında ise hizmet sağlamaya hazır olan sürücülerin profili hakkında kullanıcıyı bilgilendiriyor. Hizmet tamamlanır tamamlanmaz da uygulamadan yararlanırken kullanıcının ödemiş olduğu bedel, Uber’e doğrudan transfer ediliyor.[1] Herkesin kendi aracı ile taşımacılık hizmeti verebildiği bu sistem UberPop olarak adlandırılıyor.

İlk bakışta Uber’in günlük hayatımızda faydalandığımız taksi hizmetinden biraz daha farklı olduğunu düşünebiliriz. Ancak verilen hizmetin niteliği açısından bir değerlendirme yapıldığında hizmetin çok da farklı olmadığı sadece hizmete ulaşma yolunun fark yarattığını söylemek mümkün. Uzun zamandan beri çeşitli ülkelerde Uber’in faaliyetlerine ilişkin birtakım tartışmalar ve açılan davalar mevcut. Bunlardan biri de İspanya’da 29 Ekim 2014 tarihinde Asociacion Profesional Elite Taxi (“Elite Taxi”) adı altında lisanslı taksi sürücülerinin üyesi olduğu birliğin Barcelona 3. Ticaret Mahkemesi’nde  yer alan Uber Systems Spain SL ’e (“Uber İspanya”) karşı açtığı davadır.

Elite Taxi, Uber’in halihazırda yürürlükte bulunan  yasaları ihlal ettiğini, yanıltıcı uygulamalarının olduğunu ve İspanya’nın yasaları kapsamında pazardaki uygulamaları ile haksız rekabete neden olduğunu iddia ediyor.[2] Haksız rekabete ilişkin iddiasının temelinde yatan neden ise, Uber İspanya’nın mobil uygulamalar ve internet aracılığıyla grup içinde yer alan şirketlere talebe bağlı rezervasyon hizmetlerini sağlaması[3] ve Uber Ispanya’nın UberPop uygulaması sürücülerinin, taksi sürücülerine uygulanan yönetmelik kapsamında gerekli lisans ve belgelerinin bulunmaması. Bu kapsamda Elite Taxi, Uber tarafından UberPop uygulaması adı altında verilen taksi hizmetinin yasaklanmasını mahkemeden talep ediyor.

Mahkeme, ilk olarak Uber tarafından sağlanan hizmetin bilgi toplumu hizmetleri mi yoksa taşımacılık alanında veyahut da her ikisinin de yer aldığı bir pazarda faaliyet gösterip göstermediğinin analizinin yapılması gerektiğini ifade ediyor.[4] Bu kapsamda Barcelona 3.Ticaret Mahkemesi, Avrupa Birliği Adalet Divanı’dan (“ABAD”) Uber’in faaliyet alanına ilişkin görüş talep etmiştir. Her ne kadar ABAD Hukuk Sözcüsü Maciej Szpunar, bu konuya Barcelona 3. Ticaret Mahkemesi’nin karar vermesi gerektiğini belirtmiş olsa da hizmetin başka bir Avrupa ülkesi olan Hollanda’da kurulan bir şirket aracılığıyla sağlanmasından dolayı ön araştırma talebinin kabul edilebilir olduğunu belirtmiş ve ilgili pazara ilişkin görüşünü açıklamıştır.[5]

ABAD Hukuk Sözcüsü Maciej Szpunar, tartışmalı olanın Uber’in faaliyet gösterdiği pazarın karma bir yapıya sahip olmasından kaynaklı olduğunu ifade ederek başlıyor. Öncelikle, aracı hizmet ile akıllı telefonlarda bulunan uygulama sayesinde ulaşım imkânı sağlayan sistemin, bilgi toplumu hizmetleri alanında faaliyetlerinin bulunduğunu; ancak normal taksi sürücülerinin sınıflandırılmasına bakıldığında ise bunların doğrudan taşımacılık alanında faaliyet gösterdiğini belirtiyor. Başka bir deyişle, Uber’in sadece bilgi toplumu hizmetleri alanında tanımlanamayacağını, hizmetin tamamının aracı platform tarafından sağlanmadığını ve asıl önemli olan hizmetin taşımacılık olduğunu bunun da sürücüler tarafından sağlandığını belirterek saf bilgi toplumu hizmetleri alanında sınıflandırmıyor.[6] Bu açıklamalardan yola çıkarak Szpunar, Uber’i taşımacılık alanında faaliyet gösteren bir hizmet kapsamında nitelendirip sağlanan bu hizmet için İspanya’da yer alan yönetmelik uyarınca bu hizmeti sağlayan sürücülerin diğer taksi sürücüleri gibi lisans ve gerekli diğer belgelere sahip olması gerektiğine ilişkin yönünde görüşü mevcut.

Amerika’da O’Connor v. Uber Technologies[7] kararında doğrudan Uber’in faaliyet gösterdiği alanın tanımına tam anlamıyla yer verilmiş olmasa da Szpunar’ı destekleyen bir bakış açısına yer verilmiştir. İlgili kararda, Uber’in kendisini teknoloji şirketi olarak nitelendirmesinin yerinde olmadığına, asıl verdiği hizmet kapsamının taşımacılık hizmeti olduğu ve Uber’in günlük hayatımızdaki taksilerden farksız olduğu ifade ediliyor.[8]

Daha önce, Fransa’da Uber’e ilişkin Szpunar yine aynı konuda aynı görüşü beyan etti.[9] Ayrıca, Fransız Ceza Mahkemesi Uber’i profosyonel olmayan sürücülerinin varlığı ve hukuka aykırı taşımacılık hizmeti nedeniyle de 800.000 Euro ile cezalandırdı.[10]Fransa’nın bu uygulamasından yola çıkarak Uber Ispanya’nın da para cezasına hükmedilmesi muhtemel görünüyor.

Türk hukukunda Uber’in faaliyetlerinin bilgi toplumu hizmetlerinde mi yoksa taşımacılık alanında mı nitelendirildiğine ilişkin bir kararı bulunmuyor. Ancak benzer nitelikte olduğu değerlendirilebilecek olan Rekabet Kurulu’nun Bitaksi kararı[11] incelendiğinde ilgili ürün pazarı “mobil taksi uygulamaları pazarı” olarak nitelendiriliyor. Bu bağlamda Avrupa’da yapılan tanım dikkate alındığında daha dar bir yorum yapıldığı ve Bitaksi ulaşım hizmetine erişimin online bir platform üzerinden mümkün olduğu göz ardı edilmeksizin karar verildiği anlaşılıyor; ancak bu konuda görüş değişikliği gündeme de gelebilir. Son dönemde Uber’in hukuki niteliğine dair yapılan tartışmalara bakılacak olursa ülkemizde de sadece taşımacılık alanında faaliyet gösteren bir firma olarak nitelendirilmesi kuvvetle muhtemel görünmekte.

[1] https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2017-05/cp170050en.pdf Erişim Tarihi 12.01.2018.

[2]Advocate General’s opinion in Case C-434/15.

[3]Ibid3.

[4]Ibid3.

[5]Ibid4.

[6]Ibid4.

[7] Douglas O’Connor v. Uber Technologies Inc. No. C-13-3826 EMC.

[8]Ibid para44.

[9]Advocate General’s Opinion in Case C-320-16.

[10]http://www.bbc.com/news/business-36491926 Erişim Tarihi 12.01.2018.

[11] Rekabet Kurulu’nun 14-23/462-00 sayılı ve 02.07.2014 tarihli kararı.

Broadway’den Kast Şirketlerine Kartel İddiası

Broadway League Inc. (“Broadway League”); tiyatro sahipleri, birlikler, yöneticiler ve oyuncular da dâhil olmak üzere 700’den fazla kişiyi bir araya getiren bir birlik. Son zamanlarda ise kast şirketleri ile aralarındaki anlaşmazlıklarla gündemde.

Kast şirketleri, bir süre önce Broadway League’ten sağlık ve emeklilik hakları ile ilgili birtakım yeni düzenlemeler talep etti. Ancak, kast şirketlerinin bu talepleri, Broadway League tarafından pek de olumlu karşılanmadı. Broadway League, kast şirketlerinin bağımsız olduklarını, Broadway Yapımcıları (“Yapımcılar”) tarafından çalıştırılmadıklarını ve işçi sıfatına haiz olmadıklarını belirtti. Ayrıca, bu şirketlerin çalışma alanlarını kendilerinin bağımsız olarak belirlediğini ve bu nedenle ortaya çıkan parasal yükümlülükler ve tazminatların da yine kendileri tarafından düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.

Gerçekten de kast şirketlerinin kendi sisteminde kayıtlı oyuncuları ve diğer çeşitli görevlerde yer alan çalışanları bulunuyor; bu çalışanlar da kast şirketleri yararına faaliyet gösteriyor. Hiçbiri, Broadway League ile bir işçi-işveren ilişkisi içerisinde yer almıyor ve aslında bu hakların Broadway League tarafından da sağlanması gerekmiyor.

Her ne kadar Broadway League ile Yapımcılar arasında çıkan bu anlaşmazlık öncelikli olarak Ulusal İş İlişkileri Kurulu aracılığıyla çözülmeye çalışılsa da bu konuda pek başarılı olunamadı. Bu uygulamadan rahatsız olan tiyatro birlikleri ve sahiplerini temsil eden Broadway League, yedi kast şirketine (Telsey, Tara Rubin, Caparelliotis, Jim Carnahan, Calleri, Cindi Tolan and Stewart/Whistley Casting), Amerika Kast Topluluğu’na ve Local 817 of Theamsters’e karşı izlemiş oldukları politikalardan dolayı 5 Aralık 2017 tarihinde ABD Güney Bölge New York Mahkemesi’nde dava açtı[1].

Açılan davada Broadway League, öncelikle kast şirketlerinin ileri sürdüğü taleplerin göstermelik olduğunu belirtiyor ve kast şirketlerinin aralarındaki koordinasyonla fiyat belirlediklerini;böylelikle Sherman Yasası’nın 1. Bölümü’nün ihlal edildiği iddia ediyor. Bu ihlalin, rekabetin ortadan kaldırılması ve kast şirketlerinin sunulan hizmetler bakımından fiyatı sabitleyerek kendi şartlarını kabul etmeyenleri boykot etmeleri amacıyla şirketler arasındaki gizli bir anlaşmayla yapıldığı belirtiliyor.

Broadway League, kast şirketlerinin bir araya gelerek fiyatları sabitlemesinin bir başka sebebi olarak ise Yapımcıların kast şirketlerini seçmesinde fiyatın belirleyici rolüne değiniyor.  Aslında, her ne kadar yoğunlaşmanın fazla olduğu bir piyasadan bahsedilse de düşük fiyatlar sunan yeni kast şirketleri piyasaya girebilmekte; hatta pazar paylarını dahi arttırabilmekte. Bu riski azaltmak isteyen önde gelen kast şirketlerinin piyasadaki rekabeti azaltmak amacıyla çareyi kartel anlaşmalarında bulduğu da iddialar arasında.

Şikâyet dilekçesinde ayrıca, Broadway League’in makul fiyatlar karşılığında izleyicilerin bilet almasını sağlamaya çalıştığı ancak Yapımcıların daha önce uzlaşılmış olan gösterimler için dahi %29 oranında fiyat artırımında bulunmasının Yapımcıları zor duruma düşürdüğü belirtiliyor. Bu nedenle dava başvurusunda, Broadway League’in toplu olarak yükseltilen ücretlerin indirimine ve ihtiyati tedbir kararı uygulanmasına ilişkin talepleri mevcut.

ABD Güney Bölge New York Mahkemesi’nin bu konuda ne karar vereceği ise merak konusu. Sherman Yasası’nın 1.birinci bölümü, birden fazla teşebbüs arasında yapılmış olan her türlü anlaşma, yoğunlaşma veya gizli anlaşmaları yasaklıyor. Bu anlaşmaları yapanların teşebbüs olması halinde ihlali gerçekleştiren teşebbüslere yüz milyon doları geçmemek üzere para cezası öngörülüyor.

ABD’de de Türk rekabet hukukunda olduğu gibi yatay anlaşmalar ve rakipler arasında fiyat belirlenmesi konusunda katı bir yaklaşım sergilenmekte. Bu tür anlaşmaların rekabet açısından olumlu bir etki doğurmayacağından hareketle anılan anlaşmalar per se ihlal olarak kabul edilmekte. Dolayısıyla, mahkemenin, fiyat tespitini ve kast şirketlerinin aralarında kartel oluşturduklarını tespit etmesi halinde kast şirketlerine yönelik güçlü bir yaptırım uygulayacağı kuvvetle muhtemel görünmekte.

 

 

 

 

 

 

[1] https://www.broadwayleague.com/static/user/admin/media/complaint.pdf son erişim tarihi 05.01.2017.