Ticaret Savaşında Yeni Cephe: Naylon ve Poliamid İplikler

Burak Bedük

Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (“ABD”) Başkanı seçilmesinden bu yana dünya “ticaret savaşları” alanına doğru evrilmeye başladı.  Bir taraftan ABD’nin çelik ve alüminyum ürünlerine ek vergileri diğer taraftan Çin’in misillemeleri Dünya Ticaret Örgütü’nün (“DTÖ”) temel prensibi olan ticareti liberalleştirmeye sekte vurmakta. Dünyanın en büyük ekonomilerinin savaşında her ülke en az yarayı almak adına hiçbir zaman olmadığı kadar korumacı önlemleri göz önünde bulundurmakta. Ülkeler DTÖ hukuku kapsamında korunma önlemleri, damping ve sübvansiyona karşı önlemler ve diğer enstrümanlar kapsamında gümrük duvarlarını yükseltmeye başladı. Türkiye ise küresel ticaret savaşında ateş hattında kalan demir – çelik ürünlerine 1 Ekim 2018 tarihi itibariyle korunma önlemi kapsamında %25 ek gümrük vergisi uygulamaya başladı.[1]  Ticaret savaşının yansımaları devam ederken Türkiye 30 Aralık 2018 tarihinde yeni bir korunma önlemi soruşturmasına daha başladı. Resmi Gazetede yayınlanan tebliğ[2] ile naylon ve poliamidlerden oluşan iplikler (“İplik”) hakkında korunma önlemi soruşturması (“Soruşturma”) açıldı.

Olası bir korunma önleminin etkileri neler olacak?

Soruşturma, 5402 Gümrük Tarife Pozisyonu (“GTP”) altında yer alan 5 farklı naylon ve poliamidlerden oluşan iplik hakkında yürütülmekte. Türkiye 2017 yılı rakamları göz önünde bulundurulduğunda 5402 GTP altında 1,684 milyar dolar değerinde ürün ithal ederek dünyada bu GTP altında en çok ürün ithal eden ülke sıfatını kazandı.[3] Bu GTP altındaki ihracatta ise dünyadaki 16,179 milyar dolarlık ihracat içerisinde Türkiye 605 milyon dolarlık bir payla dokuzuncu sırada.[4] Rakamlar incelendiğinde Türkiye’deki iplik ihtiyacının 2017 yılında yerel üreticiler tarafından karşılanamadığı açıkça görülmekte. Dolayısıyla Soruşturma sonucunda koruma önlemi uygulanması kararı verilir ise zaten iplikleri ülke dışından ithal etmek zorunda kalan yerel üreticiler iplikleri pazarda daha yüksek fiyatlardan almak zorunda kalacaklardır.

Olası bir korunma önlemi kararı bu iplikleri kullanan tekstil, halı, mobilya sektörü gibi birçok sektörü etkileyecektir. Korunma önlemi sonucunda uygulanacak ek gümrük vergilerinden bu ürünleri Türkiye’ye ithal eden yerli – yabancı şirketler doğrudan etkilenecektir. Ayrıca Türkiye’de bu iplikleri satın alarak ürün üreten firmalar ise yükselen iplik fiyatlarından dolaylı olarak etkilenecektir. Olası bir korunma önlemi uygulanması, Türkiye’de bu iplikleri üreten yerli üreticilere piyasada büyük bir rekabet avantajı sağlayacaktır.

Nedir bu korunma önlemi?

Korunma önlemleri en basit tanımıyla aşırı ithalattan etkilenen yerel üreticileri korumak için ithal mallara getirilen ekstra yükümlülükleri ifade etmektedir. Türkiye’nin taraf olduğu Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması[5] (“GATT”) ve DTÖ Korunma Önlemleri Anlaşması (“KÖA”)[6] uluslararası ticaret sistemini geliştirmek ve güçlendirmek için korunma önlemlerinin uygulanmasına ilişkin ana ilkeleri ortaya koymaktadır. Ayrıca KÖA altındaki uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi kapsamında yayınlanan İthalatta Korunma Önlemleri Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı ve İthalatta Korunma Önlemleri Yönetmeliği ilgili ulusal mevzuat olarak uygulamaya esas teşkil etmektedir.

KÖA madde 2.1 ve GATT madde XIX uyarınca taraf devletler, öngörülemeyen bir şekilde mutlak ya da nispi olarak artış gösteren ithalat sonucunda ithal edilen mala benzer veya doğrudan rakip ürünleri üreten yerli üreticilerin ciddi zarar görmesi ya da bu yönde bir tehdit oluşması durumunda, söz konusu ürünleri korumak için korunma önlemi uygulama hakkına sahiptir. Bu hak uyarınca taraf devletler, normal şartlar altında GATT madde II kapsamında aşılması ihlal teşkil eden gümrük vergisi hadlerini aşarak ek gümrük vergisi uygulama hakkı kazanmaktadır. Ancak korunma önlemi uygulanması için temel olarak üç şart aranmaktadır: (i) ithalatta öngörülemeyen bir artış, (ii) ciddi zarar veya tehdidi ve (iii) artan ithalat ve zarar arasında illiyet bağı olması gerekmektedir. Bahsi geçen şartların her birinin İplik Soruşturmasında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir aksi takdirde Türkiye’nin korunma önlemi uygulaması DTÖ nezdinde şikayete konu olabilir.

İlk olarak ithalatta öngörülemeyen bir artışın yaşanması gerekmektedir. ABD- Çelik Korunma Önlemi[7] davasında Temyiz Organı ithalattaki artışın güncel, ani, keskin ve kayda değer olması gerektiğini belirtmiştir. Söz konusu değerlendirme yapılırken ithalat rakamlarının yerel üretimle kıyaslaması yapılması gerekir, nitekim aynı zamanda artan yerel üretim korunma önlemi uygulanmasının gerekli olmadığını ifade ediyor olabilir. Bu sebeple Soruşturmada güncel rakamların ekonomistler tarafından etraflıca analiz edilmesi gerekmektedir.

İkinci koşul ise bir zarar analizini gerekli kılmaktadır. KÖA madde 4 ciddi zararı yerli sanayinin durumunda belirgin genel bir bozulma olarak nitelendirmektedir. Ciddi zarar tehdidi ise mevcut bilgilere dayanarak açıkça öngörülebilen zarar tehdidi olarak değerlendirilmektedir.  ABD – Kuzu[8] davasında Temyiz Organı ciddi zarar veya zarar tehdidini değerlendirilmesi yapılırken ilgili her türlü unsurun incelenmesi gerektiğini aksi bir durumun KÖA 4. maddesinin ihlali olarak değerlendirileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla Soruşturmada Türkiye’de İplik üreten yerli üreticilerin ciddi zarara maruz kaldıkları ya da ciddi zarar tehdidi altında kalıp kalmadıkları değerlendirilirken ithalat dışı unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Son olarak ise illiyet bağı değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir. Bu doğrultuda söz konusu ürünlerin Türkiye’ye ithalatında artış olsa bile bu artış ile zarar veya zarar tehdidi arasında doğrudan bir ilişki olması gerekir. . ABD – Buğday Gluteni [9]davasında Temyiz Organı artan ithalatın tek başına yerel üreticileri ciddi tehdit edecek potansiyelde olması gerektiği ve zarara yol açan diğer unsurların bu değerlendirmeden ari tutulması gerektiğini belirtmiştir.. Benzer şekilde İplik Soruşturmasında da yerel üreticileri zor duruma sokan dövizdeki artış, ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik durum gibi ithalat dışında gelişmelerin değerlendirmede dikkate alınması gerekir.

Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü her soruşturmada yapmak zorunda olduğu gibi naylon ve diğer poliamidlerden iplikler hakkında yürütülen soruşturmada da esasa ilişkin Korunma Önlemleri Anlaşmasında öngörülen şartların varlığını gözetecektir.  Nitekim bu şartlar Türkiye tarafından küresel ticareti liberalleştirmek amacıyla Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca yürürlüğe konulmuştur.

Diğer yandan, esasa ilişkin beyanda bulunmak isteyen kişilerin Soruşturmada ilgili taraf sayılabilmeleri için 28 Ocak 2018’e kadar gerekli belgeleri sunmaları gerekmekte olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz.


[1] 138 sayılı ve 1 Ekim 2018 tarihli Demir – Çelik Ürünleri İthalatında Geçici Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı. Buradan ulaşılabilir.

[2] 30641 sayılı ve 30 Aralık 2018 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 2018/9 numaralı İthalatta Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ. Buradan ulaşılabilir.

[3]https://www.trademap.org/tradestat/Country_SelProduct_TS.aspx?nvpm=1%7c%7c%7c%7c%7c5402%7c%7c%7c4%7c1%7c1%7c1%7c2%7c1%7c2%7c1%7c1 Son erişim 9 Ocak 2019

[4]https://www.trademap.org/tradestat/Country_SelProduct_TS.aspx?nvpm=1%7c%7c%7c%7c%7c5402%7c%7c%7c4%7c1%7c1%7c2%7c2%7c1%7c2%7c1%7c1 Son erişim 9 Ocak 2019

[5] The General Agreement on Tariffs and Trade, https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/gatt47_01_e.htm, Son erişim 9 Ocak 2019

[6] Agreement on Safeguards, https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/25-safeg_e.htm, Son erişim 9 Ocak 2019

[7] Appallate Body Report, United States – Definitive Safeguard Measures on Imports of Certain Steel (2003), para. 390.

[8] Appallate Body Report, United States – Safeguard Measures on Imports of Fresh, Chilled or Frozen Lamb Meat from New Zeland and Australia (2001), para. 103.

[9] Appallate Body Repot, United States – Definitive Safeguard Measures on Imports of Wheat Gluten from the European Communities (2001), para. 70.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’ndan Kamuoyu Duyurusu

Kişisel Verileri Koruma Kurulu 5 Aralık 2018’de yeni bir kamuoyu duyurusu yayınlanmıştır. Söz konusu duyuruda Marriott International, Inc tarafından gerçekleşen veri ihlaline ilişkin bilgiye yer verilmektedir.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na göre kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirmelidir. Yine aynı maddede ifade edildiği üzere Kişisel Verileri Koruma Kurulu, bu durumu kendi internet sitesinde ilan edebilmektedir.

Starwood ağına (konuk rezervasyon veri tabanı) yetkisiz erişimin tespit edilmesi üzerine Marriott International, Inc söz konusu ihlali Kişisel Verileri Koruma Kurulu’na bildirmiştir. Veri tabanında 500 milyon konuğun kişisel verilerinin bulunduğu belirtilmektedir. Çeşitli kişisel verilerin yanında bazı konukların kredi kartı bilgilerinin de veri tabanında olduğu ancak bunlara erişimin sağlandığı konusunda bir netlik olmadığı belirtilmiştir. İhlale ilişkin detaylı bilgi info.starwoodhotels.com internet sitesinde bulunmaktadır. Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından yayınlanmasına karar verilen duyuru metnine ise https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/5322/Kamuoyu-Duyurusu-Veri-Ihlali-Bildirimi- linkinden ulaşabilirsiniz.

Ticaret Savaşının Ortasında Avrupa’dan Reform Sesleri

Avrupa’da dış ticaret kuralları 15 yıldır yaşadığı en büyük değişimini yaşıyor. Dış ticaret politikasında uzun süredir yapılmak istenen reform Haziran ayında yürürlüğe girdi. Daha etkili bir dış ticaret politikasıyla Avrupa pazarında çevresel ve sosyal standartların da korunması amaçlanıyor. Daha önce “Avrupa Birliği’nin Yeni Düzenlemesi Neyi Değiştiriyor?” adlı yazımızda bahsettiğimiz üzere yeni sistemde damping ve telafi edici vergilerin hesaplanmasında farklı yöntemler benimsenecek. Ülke ve sektör bazlı hazırlanacak raporlar yapılan incelemeleri oldukça kolaylaştıracak ve soruşturmalara dayanak oluşturacak. Bu kapsamdaki çalışmaları “AB’den Çin’e “Genel” Müdahale” isimli yazımızda anlatmıştık. Gerçekten  de reformların kaynağında Çin ile olan ilişkiler kadar küresel ticaret savaşlarına sağlam bir zırhla çıkma isteği yatıyor. Henüz yapılmamış olsa da Türkiye’de de bazı sektörlerin mercek altına alınması işten değil. Özellikle süper teşviklerden yararlanan teşebbüslerin AB Komisyonu’nun hazırlayacağı raporları dikkatle takip etmesi gerekiyor.

Diğer bir önemli husus ise yeni dönemde Avrupa’nın sosyal ve çevresel standartlarının soruşturmalarda daha çok göz önünde tutulacak olması. Bu sayede Avrupa sanayisinin katlanmak zorunda olduğu sosyal ve çevresel düzenlemelerin, onların yabancı rakipleriyle rekabette geriye düşürmemesi sağlanacak. Bu doğrultuda örneğin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi kuruluşların standartları göz önüne alınacak.

Değişiklikle birlikte Avrupa’nın uzun zamandır kabul etmiş olduğu “daha düşük vergi kuralı” da esnetiliyor. Dünya Ticaret Örgütü düzenlemelerinde, damping marjına kadar ek vergi öngörülmesi mümkün kılınmışken Avrupa Birliği bugüne kadar zararı ortadan kaldıracak miktarda önlemlerin alınması yoluna gitmişti. Yeni düzenleme ile birlikte daha yüksek ek vergilerin öngörülmesi mümkün olacak. Geçici önlemlerin de bu oranlar üzerinden alınması sağlanarak AB sanayisinin soruşturma döneminde zarar görmesinin önüne geçilecek. Soruşturmanın sonunda tedbir alınmasına gerek olmadığına karar verilirse, teşebbüsler ödedikleri geçici önlemlerin geri ödemesini talep edecekler. Reform çalışması içinde ayrıca soruşturmaların işleyişi de değişiyor. Dokuz ay olan soruşturma süresi yedi aya düşürülüyor. Bu süreçte alınacak geçici önlem ve tarife kontenjanları üç hafta öncesinden açıklanacak. Geçici önlemlerin yürürlüğünden önce Avrupa pazarında stok yığılmasının da önüne geçilecek. Bu sayede soruşturmalarda şeffaflık ve öngörülebilirliğin arttırılması amaçlanıyor.

Yeni dönemde, soruşturmalara katılımın da artırılması hedefleniyor. Bu doğrultuda ticaret birliklerinin soruşturmalara katılımının önü ilk kez açılıyor. Ayrıca küçük ve orta ölçekli Avrupa firmalarının soruşturmalara katılımını artırmak için özel bir organizasyon hazırlanmış durumda.

ABD’den Türkiye’yi DTÖ’de Şikâyet: Bizi de es geçmediler

Uluslararası ticarette karmaşa devam ediyor. Ticaretin doğası gereği sorun sadece bir bölgede değil, tüm dünyada etkisini gösteriyor. Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden (“AB”) ayrılma süreci (Brexit) tartışmaları devam ederken, Atlantik’in öte yakasında NAFTA’nın yenilenmesiyle ilgili tartışma sürüyor. Ticaret savaşlarının başrol oyuncularından biri Asya’yı temsilen Çin Halk Cumhuriyeti (“Çin”). Çin’in pazar ekonomisinin tanınıp tanınmayacağı konusunda DTÖ panelinde halen tartışılırken; bu bekleme sürecinde gerek Avrupa gerek Amerika’nın dış ticaret pratiğini şimdiden değiştirmiş bulunuyor. Ülkelerin zırhlarını giyip kılıçlarını kuşandıkları günümüzde savaşın bir kazananı olmayacağı açık. Tam tersine yaşanan sıkıntılar domino etkisiyle bir ülkeden ötekine geçip büyüyor.

Son dönemde çelik ve alüminyum, otomobil ve otomobil parçaları gibi pek çok ürüne karşı ithalatı kısıtlayan önlemler almaya başlayan Amerika Birleşik Devletleri (“ABD”) geçtiğimiz gün Çin, Kanada, AB, Meksika ve Türkiye’yi Dünya Ticaret Örgütü’ne şikâyet etti. ABD’den ithal edilen bazı ürünlerine karşı ek mali yükümlülük getiren bu beş üyenin anlaşmalara aykırı davrandığı iddiası ile yapılan şikâyet sonrasında istişare süreci başlatıldı. 60 günlük istişare süreci sona erdikten sonra uyuşmazlığın çözümü için panel kurulması söz konusu olacak.

Türkiye’nin şikâyet edilmesinin sebebi 25 Haziran 2018 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan 11973/2018 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ABD’den gelen belirli ürünlerin ithalatında ek mali yükümlülük kararlaştırılmış olması. Bunlar arasında pirinç, sert kabuklu meyveler, yaprak tütün ve tütün dökümleri, binek otomobiller gibi pek çok çeşitli ürün bulunuyor. ABD, düzenlemenin ayrımcı niteliğinden dolayı 1994 tarihli Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’nın (“GATT”) 1/1 ve 2/1 (a) ile (b) maddelerine aykırı olduğunu iddia ediyor.

İki İleri Bir Geri: AB İlerleme Raporu – Gümrük Birliği

 

Türkiye’nin Avrupa Birliği (“AB”) adaylık statüsüyle ilgili olarak Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan 2018  İlerleme Raporu yayımlandı. İlerleme raporu bilindiği gibi Türkiye’nin Birlik müktesebatına (acquis communautaire) uygunluğunu değerlendiriyor. AB Delegasyonu, sivil toplum kuruluşları ve Türkiye’deki kamu kuruluşlarından edinilen resmi bilgi ve belgelerden yararlanılarak oluşturulan Raporda Gümrük Birliği bölümü büyük önem taşıyor.

AB’nin her şeyden önce bir ekonomik birlik olduğu ve “ortak pazar” kavramı üzerine kurulduğu düşünülünce şüphesiz önce Gümrük Birliğinde uyumun sağlanması gerekiyor. Tüm üye devletlerin parçası olduğu Gümrük Birliği aynı gümrük kural ve  usullerinin yeknesaklaşmasını hedefliyor. Bu kapsamda uygulama yeterliliği, yürütme kapasitesi ve ortak gümrük sistemlerine bilgisayarlı erişim gibi geliştirilmesi bekleniyor.

Gümrük Birliği ile ilgili Türkiye’nin geçtiğimiz dönemde bir ilerleme kaydetmediğini belirtiyor. Gümrük konusunda uyum büyük ölçüde sağlanmış olsa da Gümrük Kanunumuzun hala AB Gümrük Kodunun son değişikliklerini içermediği kaydediliyor. Tarife kotalarına ilişkin az sayıda sıkıntının giderildiği buna karşın sorunların devam ettiği söyleniyor.  Özellikle;

  • vergi muafiyeti,
  • serbest bölgeler,
  • gözetim tedbirleri,
  • tarife kotaları yönetimi

düzenlemeleri alanlarında Gümrük Birliği ile tam uyum sağlanamadığı belirtiliyor.

İlerleme Raporunda Türkiye’nin risk-temelli kontrol sistemlerini ve basitleştirilmiş usulleri geliştirmesi gerektiği vurgulanmış. Türkiye’deki ithalat ve ihracat kısıtlamaları sonucunda malların etkin şekilde serbest dolaşıma giremediğine de vurgu yapılıyor.

Türkiye’nin AB’den farklı olarak üçüncü ülkeler için ilave gümrük vergileri öngörmesi;

  • kırtasiye ürünleri,
  • tekstil ve deri ürünleri,
  • kozmetik ve kişisel hijyen ürünleri,
  • bazı çelik borular, motorlar,
  • pompalar, elektrikli motorlar ve traktörler,
  • gözlük çerçeveleri ve araç içi gözlük tutacakları,
  • motorsikletler

gibi ürünlerin serbest dolaşıma girmesini zorlaştırıyor. Hatta bazı ürünler AB’de serbest dolaşımda olsalar bile ilave gümrük vergisi alınıyor. Bu durum Birliğin doğasına ve temel ilkelerine aykırı düşüyor. Rapor, bazı deri ürünlerinde ihracat kısıtlaması yapılması gibi başka Gümrük Birliği ihlalleri olduğuna da dikkat çekiyor. Öte yandan Türkiye tatlı mısırda tarımsal bileşen oranını orantısız derecede yüksek tutmayı sürdürüyor.

Serbest dolaşımdaki mallar için ihtisas kapısı belirlenmesi veya menşe beyanının sunulması zorunluluğu getirilmesi gibi kurallar ise genel sistematik ve amaçlar ile açık bir tezatlık oluşturuyor.

Hal böyle olunca AB İlerleme Raporunda Gümrük Birliği faslının durumu çok iyi görünmüyor. Gümrük mevzuatında uyum sağlanması ve ortak bir ticaret politikası sürdürülmesi sadece AB’ye giriş sürecini hızlandırmayacak aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası arenada daha aktif olmasını sağlayacak.

Buna karşın Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliğine ilişkin ortaklığın halihazırdaki şekliyle bekleneni veremediğini de unutmamak lazım. Nitekim AB ile serbest ticaret anlaşması yapan ülkelerin Türkiye ile anlaşmaya yanaşmaması başta olmak üzere pek çok aksaklık mevcut. Bu halde Türkiye, Gümrük Birliğinin mevcut yapısından beklentisi olan ve arzu ettiği faydaları sağlayamıyor. Samimi bir işbirliğinin sağlanması iki tarafında da lehine gibi görünüyor. Aksi halde ilişkilerde yaşanacak gelişme hep iki ileri bir geri şeklinde kalacak.

Pınar Artıran Birleşik Krallık Parlamentosu’nda

Uluslararası ticaret hukuku alanında birikimleriyle ekibimize Of-Counsel olarak değerli katkılarını sunan Dr. Pınar Artıran, davet edildiği Birleşik Krallık Parlamentosu’nda 21 Şubat 2018 tarihinde bilirkişi olarak tanıklık yaptı. Uluslararası ticaret hukuku konusunda 20 yılı aşkın tecrübeye sahip olan Dr. Pınar Artıran, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi DTÖ Kürsü Başkanlığı, Milletlerarası Özel Hukuk Kürsüsü Öğretim Üyeliği ve Uluslararası Ticaret ve Tahkim Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürütüyor.

Brexit olarak adlandırılan Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması sürecinde, ülkenin AB Gümrük Birliğinde kalıp kalmaması veya yeni bir Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması imzalaması tartışılmaya başlanmıştı. AB ile bu şekilde ekonomik ilişkilerini yeniden şekillendirmek zorunda olan Birleşik Krallık için Türkiye örneği ise büyük önem arz ediyor. Bilindiği üzere 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile AB ve Türkiye arasında bir ortaklık sağlanmış, 1995 yılında ise Gümrük Birliği Kararı ile işlenmiş tarım ürünleri ve sanayi malları için taraflar arasında gümrük vergileri ve miktar kısıtlamaları tamamen kaldırılmıştı. Bu kapsamda Birleşik Krallık, AB ile Gümrük Birliği bulunan Türkiye tecrübesini yakından inceliyor. Konuyu en iyi bilenlerden biri olan akademisyen Pınar Artıran bu doğrultuda İngiltere’ye davet edildi.

Dr. Artıran, Birleşik Krallık parlamentosunda yaptığı bilirkişi tanık konuşmasında AB ile Gümrük Birliği’nin Türkiye için ne ifade ettiğini, bu doğrultuda yaşanan sorunları ve güncel hukuki durumu anlattı. Konuşması İngiliz Parlamenterler Komitesi tarafından dikkatle takip edilen Artıran’a özellikle uygulamada karşılaşılan sorunlara ilişkin çeşitli sorular soruldu.

Tanıklık oturumunda; AB ile serbest ticaret anlaşmaları olan ülkelerin Türkiye pazarına kolayca girmesine karşın Türkiye’nin bu üçüncü ülkelerle ticaret anlaşması kuramadığını ve böylece taraflar arasında asimetrik bir ilişki ortaya çıktığı ifade edildi. Bunun yanında işlenmemiş tarım ürünleri ve hizmetler ticaretinin de Gümrük Birliği kapsamının dışında bırakılmasının yarattığı sıkıntılar üzerinde duruldu. Türkiye’nin AB üyesi olmaması nedeniyle Avrupa Birliği Adalet Divanı yargı yetkisi altında olmamasına rağmen, Gümrük Birliği’nden kaynaklanın ihtilaflarda son karar merci olarak Divan’ın yetki kazanması olasılığının hukuki sonuçlarına ve Türk tır taşımacılarının çeşitli AB ülkeleri tarafından transit geçişlerde kota ve ücretlendirme gibi çeşitli engellerle karşılaşmasına ilişkin olarak Avrupa Birliği Adalet Divanı’nda yürütülmekte olan davaya dikkat çekildi. Bu anlamda Dr. Artıran, AB ile olan ilişkilerde kalıcı ve kurumsal bir uyuşmazlıkların halli mekanizmasının getirilmesi gerektiğini vurguladı. İlgili konuşmanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Dr. Artıran, ayrıca son dönemde uluslararası ticaretin geçtiği süreç hakkında medyada pek çok konuşma gerçekleştirdi. Ülkeler arası dış ticaret anlaşmazlıklarını betimlemek için kullanılan ticaret savaşları hakkında kendisine yöneltilen sorular karşısında hukuki çerçeveyi anlatan Artıran; ABD – AB, ABD – Çin ilişkileriyle bu ilişkilerin Türkiye üzerinde nasıl etkiler doğuracağı konusunda analizlerini aktardı. Konuşmalarında Dünya Ticaret Örgütü hukuku açısından son gelişmeleri yorumlayan Pınar Artıran, sorunların arkasında yatan unsurlara dikkat çekti. Dr. Artıran birçok ülkenin nasıl etkileneceği hakkında da örnekleriyle konunun önemine dikkat çekti. İlgili konuşmaların bir kısmına yazının içine eklenmiş linklerden ulaşabilirsiniz.

Kanada’dan Türk Makarnacılara Ağır Müdahale

Uluslararası ticaret için zor zamanlardan geçiyoruz. Konuya karşı az çok bilgi sahibi herkesin ağzında bir ticaret savaşları lafı almış gitmekte. Amerika Birleşik Devletleri’nin çelik ve alüminyum için gümrük vergilerini artıracağını açıklamasıyla başlayan süreçte her gün yeni pazarlıklar gündeme geliyor. Yükselen korumacılık akımına karşın pek çok ülkenin önlemleri artırıp ticaret sistemini kilitlemesi son gelişmelerle birlikte artık bir korku senaryosu olmaktan çıkıyor ve aslında ülkelerin 1947 yılında Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasını, 1994 yılında Dünya Ticaret Örgütü’nü (“DTÖ”) kuran anlaşmaları imzalamasının altında yatan nedenler görmezden geliniyor. Ticaret ilişkilerinin kopması ile ekonomik ve politik sorunların da giderek artacağı söylemek  geldiğimiz noktada öngörülemez değil. Keza halihazırda ticaretin zorlaştırılması hakkında zımni bir anlaşma gizliden gizliye yürütülüyor gibi.

Devletler korumacı politikalar konusunda yarışa dursun, sistemin işlemesinde önemli bir rol de tabi ki ticaretin vazgeçilmez oyuncusu olan özel teşebbüslere düşüyor. Her gün dünyanın çeşitli yerlerinde uygulanan ticaret politikası savunma önlemleri ile doğrudan muhatap olan ve aslında doğrudan etkilenen onlar. İlgili oldukları soruşturmalarda teşebbüslere gönderilen çok sayıda bildirim, firmalar tarafından ciddiye alınmıyor veya ciddiye alınsa da bu doğrultuda ne yapılacağı konusunda bir kararsızlık yaşanıyor. “Bizim zaten o ülkeye ihracatımız çok az” düşüncesiyle soruşturma maliyetlerinden kaçan teşebbüsler aslında DTÖ kurallarının çiğnenmesine göz yummuş oluyor. Özel teşebbüslerin itiraz etmekteki motivasyon eksikliği  düşünüldüğünde,ihracat birlikleri ve/veya sektör derneklerinin yapacağı itirazlar gittikçe önem kazanıyor. Bu birlik veya derneklerin (teşebbüs birliği) soruşturmayı takip etmesi, bu konuda kendisi bir aksiyon alamıyorsa bile en azından Ekonomi Bakanlığı’nı bu doğrultuda harekete geçmesi için yönlendirmesi gerekiyor.

Pek çok ülkenin mevzuatında DTÖ kurallarına paralel olarak “işbirliği yapan teşebbüs” için özel bir takım avantajlar yer almakta.  Ancak teşebbüslerin damping ve telafi edici vergi soruşturmalarına katılma konusundaki çekingen tavırları sebebiyle; oldukça elzem olan soruşturma makamları ile işbirliği şartı gerçekleştirilmemiş oluyor ve bu doğrultuda söz konusu makamlar eksik verilerle analiz gerçekleştiriyor. Üstelik şikayetçiye bir itiraz da olmadığından damping marjları oldukça yüksek hesaplanabiliyor.

Bu sıkıntılı durumun en yakın örneği Kanada’da yürüyen makarna soruşturmasında gerçekleşti. ABD’den sonra Türk makarnasına karşı anti-damping soruşturması başlatmış olan Kanada’da geçtiğimiz günlerde Türk makarnası için %200 üzerinde ek gümrük vergisi kararlaştırıldı. Henüz ön karar aşamasında olan soruşturma neticesinde Türkiye’nin Kanada’ya makarna ihracatı sona erecek gibi görünüyor.

 

Özellikle Kanada’ya ihraç edilen makarna üretimin bir kısmında Kanada’dan ithal edilen unun (durum) kullanıldığı dikkate alındığında; Kanada iç pazarında üretim etkinliğinin başarısız olduğu görünüyor. Buna karşın Türk üreticisinin bu denli etkin üretimi ancak devlet teşvikleri ile yapabileceği iddia ediliyor.

Kanada’da soruşturma mekanizması iki başlı şekilde yürütülüyor. Kanada Gümrük Servisi Ajansı (“CBSA”) soruşturmayı başlatmak ve sonraki sürecin tamamında damping marjını hesaplamak için inceleme yürütüyor. Bununla birlikte Kanada Uluslararası Ticaret Mahkemesi (“CITT”), tespit edilen damping iddiasının yerli endüstriye zarar verip vermediğini araştırıyor.

Söz konusu soruşturma dahilinde CBSA, Türk firmaları için damping marjını %201.8, telafi edici vergi oranını ise %5.8 olarak belirtmiş. Toplam %207.6’ya denk gelen bu oran oldukça dikkat çekici. Uluslararası ticaret sisteminde %100’e yakın veya %100’ü aşan vergiler yabancı ürünün piyasada istenmediği göstermekte, fiilen o ürüne piyasayı kapatmakta. İlginç olan ise soruşturma kapsamında sadece bir firma özelinde ayrı damping marjı (%27.3) hesaplanması. Dolayısıyla bu durum bizi firmanın soruşturma otoritesiyle işbirliğine geldiği sonucuna çıkarıyor.

İlerleyen süreçte CBSA’nın damping marjı üzerine nihai kararını açıklaması ve CITT’in yerli sanayi üzerindeki zararın tespitine yönelik nihai kararını vermesi bekleniyor. CITT’in yaptığı inceleme ardından 25 Haziran 2018 tarihinde kamu dinleme toplantısı yapılacak. Bugün itibariyle firmaların, CITT’in yerli endüstrinin uğradığı zarara ilişkin nihai incelemesine katılma talebinde bulunması hala mümkün. Başvuruların 12 Nisan 2018 tarihine kadar iletilmesi gerekiyor. Buna ek olarak firmaların, CITT nezdinde (eğer şartlarını taşıyorsa) kendi ürünlerinin ilgili otoritenin kapsam dışı bırakma şartlarını taşıması kaydıyla (örneğin ürünün sınıflandırılmasıyla ilgili esaslı bir farklılık göstermesi) soruşturma kapsamından çıkarılmasını talep etme şansı var.

Son olarak soruşturmanın ardından kamu menfaati incelemesi yapılması talep edilebilecek. Kamu menfaati incelemesi isteyen tarafların şimdiden harekete geçip CITT kararı üzerinde olabildiğince etki yaratması gerekiyor.